Medrese Eğitimi ve Okul

Mehmet Şenlik

Şüphesiz medrese; uzun asırlar İslam ümmetinin fikri, siyasi, hukuki ve sosyal temellerini üreten bir müessese olmuştur. Gerek Selçuklu ve gerek Osmanlı Devletinin yükselişinde İslam medeniyetinin meydana gelmesinde medresenin önemi çok büyüktür.
Şüphesiz medrese; uzun asırlar İslam ümmetinin fikri, siyasi, hukuki ve sosyal temellerini üreten bir müessese olmuştur. Gerek Selçuklu ve gerek Osmanlı Devletinin yükselişinde İslam medeniyetinin meydana gelmesinde medresenin önemi çok büyüktür. Medrese, toplumun hayata bakışını, kimliğini, bilgi sistemini, dünya görüşünü, resmî ve toplumsal örgütlenme biçimini şekillendiren en temel kurumdu. Tanzimat`a kadar adeta Osmanlı düşünce sistemine, maarifine ve sosyal yapısına hayat ve vücut veren canlı bir organizmaydı.

Medreseler, devletin doğrudan kontrol ve sorumluluğundan bağımsız öğretim müesseseleriydi. Hemen hemen tamamı çeşitli vakıfların deruhte ettiği kurumlardı. Varlıklı aileler, herhangi bir menfaat gözetmeksizin, yalnızca dini ve manevi duygularla mülklerini toplum yararına medreselere bağışlıyor, vakfediyordu. Fakat 17. yüzyıldan itibaren devletin zayıflamaya, sosyal ve ekonomik düzenin bozulmaya başlamasıyla, evvela vakıf müessesesi, sonra da ona bağlı olarak eğitim ve öğretim sistemi çökmeye yüz tutmuştur.

Medreseler, devletin sorumluluğundan ve müdahalesinden bağımsız olduğu için "dinî ve sosyal" yönü ağır basan kuruluşlardı. Bu itibarla da şevket dönemlerinde güçlüydüler. Devlet güçlü olduğu için toplum da istikrarlıydı. Bu toplumsal istikrarın önemli bir nedeni de toplumsal dayanışma duygusunun, dini ve manevi bağların güçlü olmasındandı. Ancak zamanla -özellikle de 17. yüzyıldan sonra- iç ve dış amillerin menfi tesirleriyle devlet düzeni bozulmaya, toplumsal dayanışma duyguları zayıflamaya maruz kalınca vakıflar da sosyal önemini yitirmeye başladı. Varlıklı aileler, bozulan ekonomik ve siyasal istikrarsızlık nedeniyle geleceklerini güvende hissetmemeye başladılar. Bundan dolayı da ya vakfetmeye yanaşmıyor ya da özel şartlarda vakıflar kurmaya yöneldiler.

İşte bu yüzden vakıf müessesesi giderek "dinî ve sosyal" niteliğini kaybederek, hedefinden uzaklaştı. Aile vakıfları, medrese sistemini çökerten unsurlardan birisi oldu. Medreselerde imtiyazlı sınıflar ve kadrolar hâkim olmaya başladı. Ehliyetsiz kimseler vakıf mütevellilerince müdür ve müderris tayin edilmeye başlanınca, medreseler de ilim üretilen yer olmaktan çıkarak, ilim tarihi okutulan ve eskinin tekrar edildiği yer haline geldi. Sonra da giderek medrese siyasete bulaşmaya, siyaset de medreseye girmeye başlayacaktı.

Bu durum, medreseye muhtariyetini kaybettirdi. Oysaki medresenin, dini, sosyal ve kültürel nüfuzu, bağımsız olduğu dönemlerde zirvedeydi. Ama bu şekilde çökmeye yüz tutan medrese, kendisiyle birlikte devleti ve toplumu da çöküşe sürükledi. Medrese bu durumu fark edemedi. Edemediği için de ne edenlere fırsat verdi, ne de kendisini yeniliklere açabildi.

Şüphesiz medresenin çöküşünü hazırlayan siyasî, sosyal ve kültürel diğer nedenler de vardı. Batılı devletlerin üstünlüğünün açık olarak ortaya çıkması, Batılılaşma hareketlerinin Tanzimat`la birlikte devlet politikası haline gelmesi, Batı birikiminin ve düşünce sisteminin ithal ve ikame edilmesi çabaları, değişen toplumsal ve sosyo-kültürel hayat... Gibi daha pek çok gelişme, medrese eğitim ve öğretim sisteminin yeniden gözden geçirilmesini zarurî kılmıştı."

Ne var ki, kendini yenilemeyen ve hızla değişen toplumun gerçeklerinden uzaklaşan medrese, giderek zemin kaybetti; toplum üzerindeki şevketini kaybetti. Osmanlının son dönemlerinde ağır basan batı kültürünün savunucuları (ittihad ve Terakkiciler) bunu fırsat bilerek tolumu menfi yönde etkilemeye, zehirlemeye başladılar. İkide bir medreseyi geri kalmışlığın nedeni olarak göstererek toplumu manipüle ettiler.

İşte bu zihniyetten gelen cumhuriyet kadroları, özellikle Mustafa Kemal ve arkadaşları, bunu fırsat bilerek başta tekke, zaviye, türbe ve medreseleri kökten kapatma yoluna gittiler. Dahası (1928) de harf inkılâbını yaparak Müslüman bir toplumu tamamen ana kültüründen, öz değerlerinden kopardılar. Bir gecede âlimi cahil, cahili âlim yerine koydular.

Böylece Türkiye Cumhuriyeti Eğitim Tarihinde yeni bir dönem başladı. Artık medrese ve medrese eğitimi yok, okul ve modern eğitim vardır. Bu dönemde "yaşasın batı kültürü, yaşasın batı medeniyeti; kahrolsun geleneksel eğitim, kahrolsun gericilik" naralarıyla batı kültürüne, batı eğitimine bir hayranlık yanında medrese eğitimine ve İslami değerlere savaş açıldı.

Ancak bütün bu çabalara rağmen bir türlü bu kültür kabul edilmedi, özümsenmedi; belki dayatıldı, kabul ettirildi. Buna karşın medrese de bir türlü toplum bünyesinden koparılamadı, atılamadı. Yasaklı haliyle bile bir şekilde varlığını sürdürebildi. Bu gün ise yeniden ona özlem duyulmakta, toplum yine onu aramaktadır. Zira medrese ile okul arasında kıyas edilmeyecek kadar bariz farklar vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

Medrese geleneksel eğitim, okul ise modern eğitim sembolüdür. Modern eğitim hiyerarşik, tepeden inmecidir; medrese eğitimi ise, geleneksel ve dairevidir. Modern eğitimin mekânı (okul) resmi ve askeridir. Geleneksel öğretimin kurumları medreseler ise, özerk ve sivildir.

Okulun devlete ait veya özel olması onun mahiyetteki resmi karakterini değiştirmez. Okul dikey yol takip ederek eğitir, bilgiyi üstten empoze eder; medrese ise bilgiyi dairevi tarzda sohbet halkasında müzâkereyle aktarır.

Okul; modernizmin öngördüğü yeni insan tipini yaratmayı hedefler. Medrese ise; insandaki manevi entellektüel potansiyelleri ve ahlaki normları aktif hale getirmeyi amaçlar. Kutsal kitaplar bile insanı elinden tutup hidayete götürmez, hidayet üzerinden Hakikate işaret eder, Hakikat bilgisi ve sevgisini kazandırır, doğru Yolu gösterir. "işte kendisinde şüphe olmayan bu kitap, takva sahiplerini doğru yola iletir" (Bakara, 2)

Medrese modeli Hz. Peygamber (sav)`in sohbet meclisidir. Meclis halka şeklinde kurulur, en büyük öğretici (muallim) sıfatıyla Hz. Peygamber`in oturduğu noktayı esas alırsak, öğrenciler -sahabe, ilim talebeleri- sağında, solunda sıralanır. Herkes hem muallimin hem öğrencilerin yüzünü görür. Yeni bir bilgi hâsıl olduğunda bunun ruhlardaki etkisini halkada yer alanların yüzüne bakarak hemen hissedebilirsiniz. Sadece kelimeler değil, sohbete katılanların yüz ifadeleri, reflekssiz tepkileri dahi öğrenme sürecine katılır. Abdullah İbn-i Mübarek`in dediği gibi, "bazen susmak bile müzâkereye katılmaktır." Bu sadece halka şeklindeki sohbet meclislerinde olur. Bu yönüyle medrese geleneği olan sohbet yöntemi müzakereci; modern okul sistemi ise otoriter ve emredicidir.

Tarih boyunca ana çerçevesi itibariyle medreseler bu sistemi takip ettiler. Bu sistemde öğrenci hocasını, hoca öğrencisini seçme özgürlüğüne sahiptir. Bilgi sivil olduğu gibi, kurum da sivildir. devletlerin ve siyasi iktidarların müdahalelerinden azami ölçüde uzak ve özerk olarak gerçekleşir. Devletin müfredat programını belirleme yetkisi yoktur, müfredatı Seydalar tayin ve tespit eder. Devlet sadece kurumsal olarak müessesenin fiziki standartlara uygun olup olmadığını denetler.

Okul düzeni kışla düzenidir. Sabahleyin erkenden gencecik çocuklar sırtlarında yaklaşık 4-5 kilo ağırlığında çantalarıyla okula seferber olurlar. Çocuklar Okul bahçesinde düzgün saflar halinde içtima olunur ve nizami olarak sınıflara girerler. Öğretmen gelince komutan girmiş gibi herkes ayağa kalkar. Öğretmen komutan gibi ayakta ders anlatır, üstten ve amirane bakar. Öğrenciler birbirlerinin yüzlerini görmez, çünkü öğretmene bakacak şekilde dizilmişlerdir.

Medrese eğitiminde esas olan en faydalı ilimlerin tahsilidir. Okulun ise, öğrenimden ziyade resmi statükoyu koruma bilincidir. Bu dolaylı bir eğitim işlemidir; üç temel ders var ki, balmumu halindeki öğrenciyi özel işlemden geçirmeye matuf olarak düşünülmüştür: "İnkılâp tarihi", resmi ideolojiyi aktarır; "Beden Eğitimi" "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" ilkesinden hareketle öğrenciyi izci yetiştirir; "Müzik", ulus devletin ulusal marşını ve diğer marşları düzgün okumalarını sağlar.

Medreselerde eğitimci ve öğrenci ilişkisi, saygı ve muhabbete dayalı Seyda-talebe ilişkisidir. Cibril`i Emin`in, Resulüllahın dizi dibinde diz çökmesi gibi saygı ve edep doludur. Modern eğitimde öğretmen öğrenci ilişkisi, okulda komutan ve asker ya da amir ve memur, dışarıda da arkadaş ilişkisidir. Bu ise, saygı ve heybeti kırdığı gibi, özgürlük adı altında başıboşluğu getiriyor.

Medrese, insanın aklına da fikrine de düzen verir, insanı insan yapar, kişilik kazandırır. Okul ise aklını çalıştırır, maddeye hâkim olma yollarını öğretir, ama ahlaki ve fikri olgunluktan yoksun bırakır. Modern eğitimin getirdiği karma eğitim şekli, zaten ne ahlak bırakır, ne de talîm ve terbiye! Bunu getiren batılılar dahi zararını gördükten sonra kaldırmışlarken bizimkiler hala diretmeye devam ediyorlar.

Hâsılı yapılması gereken iş, okul ile medrese arasındaki açığı kapatmak, yakınlaştırmaktır. Diğer bir ifadeyle madde ile manayı birleştirmek, bütünleştirmektir. Böylelikle ancak hem okulu ıslah eder, hem de medreseyi yeniden revize edip ayağa kaldırabiliriz. Bu konuda "İTTİHAD" yani âlimler ve medreseler birliği, ciddi bir adım atmıştır. Duyarlı herkesin buna sahip çıkması ve desteklemesi gerektiğine inanıyoruz. Allah her hayırlı işte yardımcımız olsun. Âmin.

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Eylül 2015 (132 Sayı)
 


 
10-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.