Mal ve Can ile Cihadın Güzel Örneği

Mehmet Sait Çimen
Dünya hayatında kimi insanlar fakirlikle, kimi de zenginlikle imtihan edilirler. Sabır ve şükür insanın vahyi mi, nefs ve şeytanı mı esas aldığını ve Allah’ın karşısındaki derecesini ortaya koyar.
Mal ve Can ile Cihadın Güzel Örneği

ABDURRAHMAN B. AVF

“Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.” (Bakara/261)

“Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Bakara/274)

Dünya hayatında kimi insanlar fakirlikle, kimi de zenginlikle imtihan edilirler.

Sabır ve şükür insanın vahyi mi, nefs ve şeytanı mı esas aldığını ve Allah’ın karşısındaki derecesini ortaya koyar.

Nice insan vardır ki, fakirlik onu küfre ve isyana götürmüş ve nice zengin vardır ki, malının çokluğu onu azdırıp cehenneme sürüklemiştir.

Ve sözünde sadık olan, sabrın ve şükrün gereklerini gereğince yerine getiren niceleri…

Peygamberin Ashabından söz etmek istiyoruz. Yolumuzun kandillerinden…

Sahabenin önde gelenlerinden Abdurrahman b.  Avf’ı anlatacağız.

Asıl ismi Abdulamr’dı. Bir rivayete göre ise ismi Abdulkabe idi.

Müslüman olunca Rasulullah aleyhissalatu vesselam adını “Abdurrahman” diye değiştirdi.

Hz. Ebubekir’in davet ve teşvikiyle iman dairesine girdiği için Müslümanların ilklerinden olduğunu biliyoruz.

Cennetle müjdelenen on kişiden biriydi.

Hem Habeşistan’a hem de Medine’ye hicret ettiği için iki kez “muhacir” olmuştu.

İyi bir tüccardı ve büyük bir mal varlığına sahipti. İman ettiğinde müşriklerin zulüm ve baskılarına maruz kaldı; ama sebat etti. Müslümanların gizli toplanma yeri olan Daru’l Erkam’da Rasulullah aleyhissalatu vesselamın çevresinde toplanan ilk Müslümanlardan olma ve Efendimiz’in  örnekliğiyle ilk karşılaşanlardan olma şerefini elde etti.

Rasulullah’ın Hicreti tavsiye etmesi üzerine tüm malını bırakıp gitti Medine’ye.

İmanı her şeye tercih etmiş, malının kendisini azdırmasına, Allah yolundan alıkoymasına izin vermemişti.

Abdurrahman, Medine’de hiçbir şeye sahip değildi; ama bu onun umurunda değildi. Malını bırakıp hidayeti satın almış olmanın ve Rasulullah ile birlikte olmanın huzurunu yaşıyordu.

“Mülk Allah’ın”dı ve Abdurrahman, “Allah’ın dilediğine rızkı yayıp genişlettiğine, dilediğine de kıstığına” iman etmişti.

Medine’de kardeşleriyle beraberdi.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam, Muhacirlerle Ensar arasında fiili bir kardeşlik tesis ettiğinde Abdurrahman b. Avf ile Sa’d b. Rebi’yi kardeş yapmıştı. İslam tarihinin en seçkin şahsiyetlerinden olan Sa’d’ın, Abdurrahman’a yaptığı teklifi maddiyatla kirlenmiş günümüz kafasıyla anlamak çok zordur.

Şöyle dedi Sa’d b. Rebi:

“Kardeşim! Ben Medine`nin zenginlerindenim. Benim iki bahçem ve iki hanımım var. Bak, bahçelerimden hangisini beğenirsen, onu sana vereyim. Hanımlarımdan hangisi senin yanında kalmaya razı olursa, onu senin için boşayayım.”

Abdurrahman, Ensar’ın bu yüce şahsiyetine gülümsedi:

“Allah aileni ve malını sana mübarek kılsın. Bana sadece pazar yerini göster, yeter.”

Sa’d, Abdurrahman`a pazarı gösterdi. Abdurrahman ticaretle uğraştı ve kazandı.

Allah, malına bereket verdi ve kısa sürede evlenecek kadar parası oldu.

Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam ile beraber savaşlara katıldı.

Meleklerin destek verdiği ve katılanların tebrik edildiği Bedir Savaşında bulundu ve müşriklerden Umeyr b. Osman’ı öldürdü.

Uhud imtihanında savaştı ve direndi Abdurrahman b. Avf.

Rasulullah’ın yaralandığı, sahabelerin paniğe kapılıp dağıldığı, çok sayıda şehidin olduğu zorlu Uhud imtihanı…

Sonunda Hz. Hamza gibi, Mus’ab b. Umeyr gibi, Sa’d b. Rebi gibi seçkin isimlerin şehid olduğu, müşriklerin vahşette sınır tanımadan şehid bedenlerini parçaladığı yürek parçalayıcı Uhud…

Abdurrahman b. Avf’ın bu savaşta vücudunda yirmiden fazla yara vardı ki, bunların bir kısmı oldukça ağırdı.

Ama o hem canıyla hem de malıyla Allah yolunda cihad etmeye devam ediyordu.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam bir seriyye hazırlığına girişti. Bunun için de Ashab-ı Kiramı infaka davet etti.

Abdurrahman b. Avf imanda öncü olduğu gibi infakta da öncü olduğunu gösterdi ve koşarak evine gidip döndü.

“Ya Rasulallah!” dedi. “Bende dört bin var. İki binini Rabbime borç verdim. İki binini de aileme bıraktım.”

Rasulullah aleyhissalatu vesselam memnun oldu ve şöyle buyurdu:

“Allah senin verdiklerini de bereketli kılsın, vermediklerini de bereketli kılsın!”

Ve sıcak yaz günlerindeki zorlu Tebük Seferi…

Münafıkların bir yerlere gizlendikleri ve mazeretler aradıkları, mü’minlerin imanlarının sınandığı “zorluk seferi”…

Karşıda çok güçlü Bizans ordusu vardı ve hedef Şam topraklarıydı.

Hem askere hem de askeri donatacak paraya ihtiyaç vardı.

Bazı müminler savaşa katılmak için çok istekliydiler; ama ne silahları ne de binekleri vardı. Her gün gelip Allah Rasulünden malzeme istiyorlar; ama bir şey bulamıyorlar ve yaşlı gözlerle geri dönüyorlardı.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam, ashabından “Zorluk ordusu” için infakta bulunmalarını istedi ve “Zorluk ordusunu donatana cennet vardır” diye buyurdu.

Ashab-ı Kiram infak için adeta bir yarışa girdi.

İnfakın öncülerinden biri yine Abdurrahman b. Avf idi. Rivayetlere göre o iki yüz ukiye altın infak etmişti ve bu birçok kişinin imreneceği bir servet değerindeydi. Hatta bundan dolayı Hz. Ömer onu Rasulullah’a şikâyet etti ve ailesine bir şey bırakmadığını söyledi.

“Abdurrahman! Ailene bir şey bıraktın mı?” diye sordu Efendimiz aleyhissalatu vesselam.

“Onlara Allah ve Resûlü`nün vadettiği rızık, hayır ve ecirleri bıraktım” diye cevapladı Abdurrahman b. Avf.

Allah onu ve ailesini cennet nimetlerinin en üstünleri ile rızıklandırsın!

Ve İslam ordusu “Zorluk seferi” için yola çıktı.

Ashab-ı Kiram insanüstü çabalarla sürdürdükleri bu seferde en güzel fedakârlık örneklerini ortaya koydu. Kardeşlik en canlı haliyle yaşandı.

İlginç olaylar da yaşandı.

Bir namaz vakti girdi ve Allah Rasulü ortalıkta görünmüyordu.

Ashab-ı Kiram namazı kılmaya karar verdi ve imamlık için Abdurrahman b. Avf öne geçirildi.

Abdurrahman, ashaba imamlık yaptı ve namaz kıldırdı; ama namazın birinci rekâtı bittiğinde ilginç bir şey oldu. Allah Rasulü geldi ve cemaate tabi olarak namaza durdu. Böylece Abdurrahman b. Avf, Tebük Seferinde Rasulullah aleyhissalatu vesselama imamlık yaparak sahabe içinde bir ilke daha imza atmış oldu. 

Rasulullah ile seferlerde bulundu, infak ve yardımlara da devam etti.

Efendimiz vefat ettiğinde dünya biraz daha önemsizleşti ve büyük miktarlarda infakta bulunmaya başladı. Özellikle Peygamber aleyhissalatu vesselamın eşleri olan annelerimize yardımda bulundu ve her işleri ile ilgilenmeye başladı.

Bir ara yine büyük miktarda altını fakirlere, muhacirlere ve Peygamberin eşlerine gönderdi.

Hz. Aişe’ye payına düşen miktar verildiğinde Aişe Annemiz sordu:

“Bu parayı kim gönderdi?”

“Abdurrahman b. Avf” dediler.

Hz. Aişe, şöyle söyledi:

“Rasulullah şöyle buyurmuştu: Benden sonra size ancak sabırlı olanlar merhamet eder.”

Bir defasında yine Abdurrahman b. Avf’a ait büyük bir kervan Medine’ye gelmiş ve o 700 deveden oluşan kervanın tümünü Allah yolunda infak etmişti.

Abdurrahman b. Avf, Kur’an’ın buyurduğu gibi hem açıktan hem de gizliden infak ediyor, İslam ordusunu donatmaya devam ediyordu. Bir seferinde beş yüz kısrak ve bin beş yüz deve ile yardım etmişti orduya.

Vefatı yaklaştığında daha fazla infak etmeye başladı. Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam, Abdurrahman b. Avf’ın malı için bereket duası etmişti ve o verdikçe malı artıyordu.

O hiçbir zaman malı ile kibre kapılmadı ve azmadı. 

Bir gün oruçluyken iftar için ona bir yemek getirilmişti. Yemeğe bakıp şöyle dedi:

“Mus`ab İbn Umeyr şehid oldu. Ona bir kefen bulduk; ama başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Daha sonra Allah, bize dünyadan vereceğini verdi... Ben sevabımızın peşin verilmiş olmasından korkuyorum.”

Boğazı tıkandı, ağladı ve yemeği yiyemedi.

Hz. Osman döneminde vefat etti.

Muhacirdi, Bedir Ashabındandı, Rıdvan Biatında bulunmuştu.

Allah onu rahmetiyle kuşatsın ve bizleri de ahdine sadık olanlardan eylesin.

Amin.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Haziran 2016 (141. Sayı
 
09-06-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.