Kutlu Hicretin Yol Arkadaşı; Hz. Ebubekir - 5

Mehmet Sait Çimen
Bir gün şöyle buyurdu: “Allah bir kulunu dünya ile kendi katı arasında özgür bıraktı. Bu kul, Allah katında olanı tercih etti.” Kimse bundan kastedileni anlamadı; ama Hz. Ebubekir ağlamaya başladı. Sadece o kastedilen kulun Allah Rasulü olduğunu ve Aziz Peygamberin vefatının yaklaştığını anlamıştı.
Kutlu Hicretin Yol Arkadaşı HZ. EBUBEKİR (5)

Peygamber aleyhissalatu vesselam hastaydı. Hastalığı bazen çok şiddetleniyor, bazen hafifliyordu. Bu aralarda müminlere öğütlerde bulunuyor, onları haramlar konusunda uyarıyordu. Güzel örnekliğini son anlarında bile devam ettiriyordu.

Bir gün şöyle buyurdu: “Allah bir kulunu dünya ile kendi katı arasında özgür bıraktı. Bu kul, Allah katında olanı tercih etti.” Kimse bundan kastedileni anlamadı; ama Hz. Ebubekir ağlamaya başladı. Sadece o kastedilen kulun Allah Rasulü olduğunu ve Aziz Peygamberin vefatının yaklaştığını anlamıştı.

“Anam babam sana feda olsun” dedi hıçkırarak. Efendimiz aleyhissalatu vesselam onu teskin etti. Ama kalbindeki acı büyüdü Hz. Ebubekir`in. Büyük kederine rağmen yaklaşmakta olan mukadder güne hazır olması gerektiğini biliyordu.

BAKİ OLAN ALLAH`TIR

Miladi 632 yılının 8 Haziranı, Hicretin 11. Yılı Rebiülevvel ayının 12`sinde bir pazartesi günüydü.

13 günlük ağır hastalık sürecinden sonra, gözlerin nuru, kâinatın umudu olan Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselam dünya defterini kapatıp ruhunu Rabbine teslim etti.

Âlemlere rahmet olan, en güzel örnek kılınan, müminlerin sıkıntı çekmesi kendisine ağır gelen “şefkat ve merhamet deryasının” dünyadan gitmesi, geride tarif edilmesi zor bir hüzün, dağları sarsan bir ağırlık, bir büyük çaresizlik bıraktı.

Sadece Fatıma değil herkes yetimdi artık.

Ashab-ı Kiramdan kimi ağlıyor, kimi de ağlamayı başaramayacak bir şaşkınlık içinde...

Çelik gibi bir iradeye sahip olmasıyla bilinen Hz. Ömer radıyallahu anh büyük bir şok geçirdi.

“Rasulullah ölmedi!” dedi Hz. Ömer. “Münafıklar yok olmadıkça Rasulullah ölmez! Kimse öldü demesin!”

Haberi alan Hz. Ebubekir radıyallahu anh, Peygamber aleyhisslatu vesselamın olduğu yere geldi. Mübarek naaşın başına geldi. Gözlerinden yaşlar boşanırken Aziz Peygamberin alnından öptü. "Allah`a yemin olsun ki, Rasulullah vefat etmiş! İnnâ lillâh ve innâ ileyhi raciun” dedi. “Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah`a yemin olsun ki; Allah sana hiçbir zaman iki kere ölüm acısı tattırmayacak!” dedi.

“Vah dostum!” diye inledi Hz. Ebubekir. Bir kez daha alnından öptü dostunun.

Acı ve zor bir zamandı; ama büyük adamlar da böyle zamanlarda büyüklüklerini göstermeliydiler. Herkes acıların peşinden sürüklense, ümmetin hali nice olurdu?

Toparlandı Hz. Ebubekir ve dışarı çıktı. Tarihi sorumluluğu yerine getirmek gerekiyordu. Gözyaşlarının dur durak bilmediği, keder denizlerinin peş peşe dalgalar savurduğu bir ortamda kalabalığa hitap etti:

“Sizden kim Muhammed`e kulluk ediyor idiyse, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Ve kim Allah`a kulluk ediyor idiyse, bilsin ki Allah bakidir ve O`nun için ölüm yoktur. Allah, Kur`an-ı Kerimde şöyle buyurur: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler gelip geçmiştir. Demek eğer o ölür veya öldürülürse geri mi döneceksiniz? Kim geri dönerse Allah`a hiçbir surette zarar veremez. Allah ise şükredenlere karşılık verecektir” (Al-i İmran/144)”

Bu hitap insanların toparlanmasına sebep oldu. Hz. Ömer dahil birçok sahabe sanki bu ayeti o anda ilk kez işittiklerini söyleyecekti sonraları.

Sözlerini bu şekilde bitiren Hz. Ebubekir, halen ayakta olan Hz. Ömer`e döndü ve “Ey Ömer, artık otur!” dedi.

AĞIR YÜK

Peygamber aleyhissalatu vesselamın vefatından dolayı yaşanan ilk şaşkınlığın atlatılmasından sonra Müslümanlar ciddi bir sorunla yüzleştiler: İslam devletini kim yönetecekti? Yönetimde birinin olmaması bir kaosa neden olabilirdi. Bir kaosun çıkmasını bekleyen çok sayıda kişi ve topluluk da mevcuttu.

Müslümanların çok acil bir şekilde Peygamber aleyhissalatu vesselam sonrasında bir “Halife” belirlemeleri gerekiyordu.

Ensar içinde Sad b. Ubade ismi ön plana çıkarken muhacirler içinde ise Hz. Ebubekir ve Ebu Ubeyde b. Cerrah ismi ön plana çıktı. Hz. Ali radıyallahu anh o esnada Peygamber aleyhissalatu vesselamın mübarek cenazesinin teçhiz ve tekfiniyle uğraşıyordu.

Medine`de Beni Saide sakifesinde toplanan Müslümanlar bu konuda uzun uzun tartıştılar. Hz. Ebubekir`in ismi üzerinde genel bir uzlaşı söz konusu olunca müminler rahatladılar. İnsanlar akın akın gelip Peygamber aleyhisslatu vesselamdan sonraki ilk halifeye biat ettiler.

Peygamberin aziz dostu Hz. Ebubekir, ağır bir sorumluluk yüklendiğini biliyordu. Önünde çok zorlu günler vardı. İslam`ın ilk halifesi Hz. Ebubekir radıyallahu anh, verdiği ilk hutbede şunları söyledi:

“Başınıza geçmiş olmam, içinizde benden iyisi yoktur demek değildir. Fakat Kur`an-ı Kerim nazil olmuş, Allah Rasulü, dinin hükümlerini açıklamış ve bize aklın en üstününün takva olduğunu, akılsızlığın en koyusunun da fasıklık olduğunu bildirmiştir. Şunu bilin ki, en kuvvetliniz; benim yanımda mazlumun hakkını kendisinden alıncaya kadar en zayıfınızdır. En zayıfınız da, yanımda hakkını zalimden alıncaya kadar en kuvvetlinizdir.

Ey insanlar! Ben ancak Rasulullah`ın yoluna tabiyim. Ben aklıma ve arzuma göre hareket etmeye yetkili değilim. Şu halde ben, eğer iyilik edersem bana yardım ediniz. Ve eğer doğru yoldan, çıkarsam beni doğru yola çağırınız. Bu sözümü söyler, kendim ve sizler için Allah`tan mağfiret dilerim.”

PEYGAMBERİN İZİNDE

Hz. Ebubekir radıyallahu anh, daha ilk hutbesinde Rasulullah aleyhissalatu vesselamın yoluna tabi olduğunu ve o yolu takip edeceğini beyan etmişti. Halifelikte yaptığı ilk iş de Allah Rasulü`nün hazırladığı orduyu sefere göndermek oldu. Evet, Efendimiz, vefat etmeden önce Üsame b. Zeyd komutasında bir ordu hazırlatmış; ama ordu daha sefere çıkmadan vefat etmişti. Hz. Ebubekir`in talimatıyla ordu sefere çıktı ve başarılı işlere imza atarak görevini tamamladı.

Sıra irtidat hareketlerine, baği ve asilere karşı alınacak önlemlerde idi.

Peygamber aleyhissalatu vesselamın vefatında bir boşluk olduğunu düşünen ve aslında İslam`ın gücüne teslim olmak zorunda kalmış; ama mümin olmamış kişiler, dinden çıktıklarını söyleyip İslam devletine karşı isyan bayrağı açtılar. Fethedilmiş İslam beldelerini ele geçirip meydan okudular. Kimileri de artık zekât vermeyeceğini söyleyip rest çekme yoluna gitti.

Bir de daha Peygamber`in sağlığında başlamış olan ve vefatıyla da sayısı artan “Yalancı Peygamberler” meselesi vardı.

Hz. Ebubekir bu topluluklarla savaşma niyetinde olduğunu söyledi.

Sahabenin bir kısmı bu şekilde sert bir davranışın uygun olmayacağını dile getirdi. Buhari`nin naklettiğine göre Hz. Ömer itirazını şu sözlerle dile getirdi: “Rasulullah, “insanlar ‘lailahe illallah` deyinceye kadar onlarla savaşmaya emrolundum. Bunu söylediler mi, benden mallarını ve nefislerini korurlar. (İslam`ın) hakkı hariç artık hesapları da Allah`a kalmıştır!” demiş iken, sen nasıl insanlarla savaşırsın?” Hz. Ebubekir şöyle dedi: "Allah`a yemin olsun, namazla zekâtın arasını ayıranlarla savaşacağım. Zira zekât, malın hakkıdır. Vallahi, Resulullah`a vermekte oldukları bir oğlağı vermekten vazgeçseler, onu almak için onlarla savaşacağım."

Hz. Ömer sonradan demiştir ki: “Allah`a yemin ederim, anladım ki, Ebubekir`in bu görüşü, Allah`ın savaş meselesinde ona ilhamından başka bir şey değildi. İyice anladım ki, bu karar hakmış.”

Ardı ardına çıkan “yalancı peygamberler” bulundukları bölgelerde ifsada ve Müslümanları katletmeye başladılar. Hz. Ebubekir onların üzerine “Allah`ın kılıcı” olarak bilinen Halid b. Velid`i gönderdi.

Halid b. Velid, yüksek savaş kabiliyetine sahip cesur bir komutandı.

Halid, Halife Ebubekir radıyallahu anhın emriyle bir ordu oluşturup önce Tulayha b. Huveylid`in üzerine yürüdü. Şiddetli bir savaşın sonunda İslam ordusu galip geldi ve yenilen Tulayha tekrar Müslüman oldu.

Halid b. Velid bu kez ordusunu “yalancı peygamber”lerden Secah adındaki kadına tabi olan Malik b. Nuveyre`nin üzerine sürdü. Malik, Peygamber Efendimiz aleyhisslatu vesselamın zekât toplamakla görevlendirdiği; ama ihanet içerisinde olan, imanı kalbine içirmemiş bir kişiydi. Şiddetli bir savaşın sonunda Malik öldürüldü, Secah ise peygamberlik iddiasında bulunan “Yalancı Müseyleme”nin yanına sığındı ve onunla evlendi.

İslam ordusu, Halid b. Velid komutasında bu kez de büyük bir güce ulaşmış olan Müseyleme`nin üzerine yürüdü. Yemame`de büyük bir savaş vuku buldu. Müseyleme ve yirmi bin askerinin ölümüyle sonuçlanan savaştan sonra İslam devleti rahat bir nefes aldı.

Sonra fetihler dönemi başladı.

Hz. Ebubekir, İslam ordusunu birkaç parçaya ayırarak, Irak, Suriye ve Filistin üzerine gönderdi. Kısa süre içerisinde Aziz Peygamber`in getirdiği ilahi mesaj birçok yere yayılmış, insanlar vahyin nuruyla tanışmıştı.

KUR`AN HADİMİ

Kur`an-ı Kerim`in bir araya getirilmesi, Hz. Ebubekir döneminde gerçekleştirilen en önemli işlerden biridir. Kısa halifelik süresine sığdırdığı önemli işlerin başında gelir Kur`an`ın bir “Mushaf” halinde toplanması.

Kur`an`ı Kerim, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın 23 yıllık risaleti boyunca parça parça nazil olmuş, sahabenin bir kısmı tarafından ezberlenmiş ya da “Vahiy kâtipleri” olarak adlandırılan kişiler tarafından kemik, kumaş ve deri parçaları üzerine yazılmıştı.

Aziz Peygamberin sağlığında kimse Kur`an`ı bir “Mushaf” halinde yan yana getirmeyi düşünmemiş ve teşebbüste bulunmamıştı. Peygamberin vefatıyla vahiy kesilmişti; ama sahabe arasında çok sayıda hafızın bulunması rahatsızlığın önüne geçiyordu.

Yalancı Müseyleme`ye karşı gerçekleştirilen “Yemame Savaşı”ndan sonra işin rengi değişti. Bu savaşta sahabenin önde gelenlerinden ve hafız olan 70 kadar kişinin şehid olması Müslümanları ciddi biçimde sarstı.

Hz. Ebubekir, Müslümanlara danıştıktan sonra kararını verdi. Kur`an-ı Kerimi bir mushafta toplamak amacıyla vahiy kâtiplerinden Zeyd b. Sabit başkanlığında bir heyet oluşturdu. Zeyd b. Sabit de heyetiyle yaptığı titiz bir çalışmanın sonunda “Mushaf”ı oluşturdu. Bu Mushaf, Hz. Ebubekir`den Hz. Ömer`e, ondan da Hz. Osman`a kalmış, Hz. Osman döneminde Mushaflar çoğaltılmış ve Müslümanların yaşadığı bölgelere gönderilmiştir.

DOSTA KAVUŞMA

İki yıl üç ay süren; ama dolu dolu geçen bir hilafet süresinin sonunda Hz. Ebubekir rahatsızlandı. Hastalığında “dostuna kavuşmanın” belirtilerini sezdi ve yapması gerenleri bitirmeye çabaladı.

Sahabeden bazılarına danıştı ve Hz. Ömer`i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer`in huyu itibariyle sert olduğu yönünde gelen itirazlara karşı onun dirayetinden ve faziletlerinden söz etti. Bundan sonra kimse bu tavsiyenin aksi bir görüş belirtmedi ve davranışta bulunmadı.

Hz. Ebubekir, “hicretteki yol arkadaşı” ve sevgili dostu Allah Rasulü gibi 63 yaşında vefat etti. Müslümanlar vasiyetinin gereğini yerine getirip cenazesini Rasulullah`ın yanına defnettiler.

Rasulullah`a en yakın kişilerden biriydi. O yüzden de verdiği her kararda Kur`an`a ve Rasulullah`ın uygulamasına bakardı. “Ben ancak Rasulullah`a tâbiyim, birtakım esaslar koyucu değilim” sözü, onun duruşunu göstermesi açısından önemlidir.

Allah onu rahmetiyle kuşatsın. (Âmin)

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi –Mayıs 2017 (152. Sayı)
 


 
23-05-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.