Kutlu Hicretin Yol Arkadaşı; Hz. Ebubekir - 4

Mehmet Sait Çimen
Bedir Savaşında yakalanan esirlerin durumu Müslümanlar arasında tartışma konusu oldu. Rasulullah aleyhissalatu vesselam esirlerin durumunu sahabe arasında istişare edince Hz. Ömer ve Sa`d b. Muaz esirlerin öldürülmeleri, Hz Ebubekir ise fidye karşılığında serbest bırakılmaları yönünde görüş bildirdi. Rasulullah da Hz Ebubekir`in görüşünü benimsedi ve fidyede karar kılındı.
Kutlu Hicretin Yol Arkadaşı Hz. Ebubekir (4)

Medine esenlik yurdu, Medine kardeşlik yurduydu mazlum muhacirler için.

Mekke`de şirkin kara bulutlarından uzaklaşmış, Medine`de bir bahar serinliğinde bulmuşlardı kendilerini. Medine, sığınak olmuş, destek olmuş, Ensar olmuştu.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam hicret sonrası ilk iş olarak bin yıllara örneklik teşkil edecek şekilde Muhacirler ve Ensar arasında kardeşlik tesis etmişti.

Hz. Ebubekir radıyallahu anh, Ensardan Hârice b. Zeyd el-Ensari ile kardeşti artık.

Ensarın kardeşliğine, fedakârlığına söylenecek söz yoktu; ama Hz. Ebubekir gibi bazı muhacirler ticari faaliyetler yürüterek kardeşlerine yük olmak istemediler. Kimi muhacirler kervanlarla ticaret yaptı, kimileri de pazarda bir şeyler kazanmaya çalıştı. Hz. Ebubekir de bir dükkân tutarak kumaş satmaya başladı.

Dükkânı olmasına rağmen Hz. Ebubekir`in zamanının çoğu Allah Rasulü aleyhissalatu vesselamın yanında geçiyordu.

Hz. Ebubekir, sevgili dostunu hiç yalnız bırakmadı.

FURKAN SAVAŞI

Hicretin 2. Yılında (Miladi 624 yılı Mart ayı) Bedir Gazvesi yaşandı.

Tevhid ve şirkin, iman ve küfrün savaş meydanında karşı karşıya geldiği ve Allah`ın meleklerle müminleri desteklediğini beyan buyurduğu Bedir Savaşı…

Bu bir “Furkan Savaşı” idi.

Akrabaların, kardeşlerin hatta baba ile oğulun karşı karşıya geldiği dehşet verici bir savaştı bu. Hz. Ebubekir radıyallahu anh, Bedir ovasında düşman safları arasında oğlu Abdurrahman`ı gördü. Baba-oğul karşı karşıya geldi ve vuruştu

Biri iman ehliydi, diğeri küfür ehli.

Biri hak ve adaleti, diğeri zulüm ve cehaleti istiyordu.

Allah`a iman edenler O`nun buyruklarına teslim olmuştu.

Rabbimiz yüce kitabında şöyle buyuruyor:

“De ki: `Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah`tan, O`nun Resûlü`nden ve O`nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah`ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (Tevbe/24)

Bedir Savaşında yakalanan esirlerin durumu Müslümanlar arasında tartışma konusu oldu. Rasulullah aleyhissalatu vesselam esirlerin durumunu sahabe arasında istişare edince Hz. Ömer ve Sa`d b. Muaz esirlerin öldürülmeleri, Hz Ebubekir ise fidye karşılığında serbest bırakılmaları yönünde görüş bildirdi. Rasulullah da Hz Ebubekir`in görüşünü benimsedi ve fidyede karar kılındı. Rasulullah, buna gerekçe olarak amcası Abbas ve Ebu`l Bahteri gibi istemeden savaşa katılan ve esir edilenlerin bulunduğunu söyledi. Ama sonra gelen ilahi emir fidye alanları kınadı: “Bir peygamberin savaşta/yeryüzünde kâfirlere karşı ezici bir üstünlük sağlamadıkça esir alması ve esirleri fidye karşılığı serbest bırakması söz konusu olamaz. (Ey Müminler!) Siz gelip geçici dünya menfaatlerine tamah ediyorsunuz. Oysa Allah ahiretteki mükâfata nail olmanızı ve bunun için çalışmanızı istiyor. (Unutmayın ki) Allah üstün kudret sahibidir; her hükmü ve fiili mutlak isabetlidir. Allah`ın önceden takdir ettiği Kitabı/hükmü olmasaydı esirleri serbest bırakma karşılığında aldığınız fidye sebebiyle müthiş bir azaba uğrardınız.” (Enfal/67,68)

TESLİMİYET

Bedir Savaşından kısa bir süre sonra Hz. Ebubekir radıyallahu anh için çok önemli bir gelişme yaşandı. Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam, Hz. Ebubekir`in kızı Hz. Aişe ile evlendi ve böylece Hz. Aişe “mü`minlerin annesi”, Hz. Ebubekir de Aziz Peygamber`in kayınpederi olma şerefine nail oldu.

Vahye, Rasulullah`ın “Yürüyen Kur`an” oluşuna çok yakından şahitlik etti Hz. Ebubekir. Peygamber`e olan yakınlığı ona saygınlık kadar ilim ve hikmet de kazandırmıştı. Rasulullah`ın açtığı yolda yürümeye gayret eder, fevri hareketten kaçınırdı. Hudeybiye ve sonrası ile ilgili izlenimlerini şöyle anlatmıştır:

“İslâm`da Hudeybiye fethinden daha büyük bir fetih yoktur. Fakat insanlar o gün Hz. Peygamber`le Rabb`i arasında olan şeyleri göremediler. Kullar işi acelece istiyorlardı. Cenab-ı Hak ise kulların acele etmesiyle acele etmez, ta ki işler Allah`ın irade ettiği noktaya varırlar. Andolsun, Veda Haccında Suheyl bin Amr`a baktım. Kurban kesilen noktanın yanında ayakta duruyordu. Hz. Peygamber`in kurbanlık develerini yaklaştırıyor, Rasûlullah da onları kendi eliyle kesiyordu. Hz. Peygamber berberi çağırdı. O da peygamberin başını traş etti. Baktım ki Suheyl, Hz. Peygamber`in kesilen kıllarından topluyor, onları iki gözünün üzerine koyuyordu. Bir de Hudeybiye gününde müşriklerin elçisi olduğu zamanda, besmeleyi kabul etmeyişini, Rasûlullah kelimesini reddedişini de görmüştüm. O zaman onu hidayete erdiren Allah`a hamd ettim.”

Hz. Ebubekir radıyallahu anh, bütün seferlerde Allah Rasulü ile beraber oldu. Her zaman Peygamberin en yakınındaydı ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam birçok meselede ona danıştı. Gördüğü rüyaları tabir etmesi için Hz Ebubekir`e anlattı, o da tabir etti. Taif muhasarası esnasında Peygamber Efendimiz şöyle bir rüya görmüştü: Müslümanların getirmiş olduğu bir tabak kaymak bir horoz tarafından gagalanmış ve çanak delinerek kaymak yere dökülmüştü Hz. Ebu Bekir bu rüyayı şu şekilde tabir etti: “Göreceksiniz ki, bu kuşatma ile Taif`i alamayacağız”

Peygamber Efendimiz, bu tabir üzerine muhasarayı kaldırttı.

MAĞFİRET KOŞUSU

Sıcak yaz gününde gölgelenmek varken bir çağrıyla zorlu bir sefer için hazırlık yapmak…

Arabistan sıcağı yakıyordu ve ağaçların meyve verdiği bir dönemdi. Rasulullah`ın emriyle Müslümanlar Bizans`ın üzerine yürümek için sefer hazırlığı yaptılar.

Savaş için teçhizat ve azık gerekirdi; ama maddi imkânlar yetersizdi.

Allah yolunda cihada çıkmak isteyip ne silaha ne de bineğe sahip olan gençlerin üzüntüsü gözyaşları şeklinde kendini gösteriyordu.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam, sahabeden infak etmelerini istedi.

“Zorluk ordusunu donatana cennet vardır” diye buyurdu Aziz Peygamber.

Sahabe arasında bir yarış başladı. Zaten Allah, Kur`an`da şöyle buyurmuyor muydu?

“Rabbinizin bağışına (mafirete) ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için infak ederler; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah ihsanda bulunanları sever.” (Al-i İmran/133-134)

Gerçekten de sahabeler Allah`ın bağışına, takva sahipleri için hazırlanmış cennete, Peygamber`in çağrısına koştular. Hz. Ömer, malının yarısını getirdi. Efendimiz aleyhissalatu vesselam ona: "Kendi ehline herhangi bir şey bıraktın mı?" diye sorunca Hz. Ömer: "Evet, ya Rasulallah, malımın yarısını!" diye cevap verdi. Abdurrahman b. Avf iki yüz ukiye altın, Asım b. Adiy yetmiş deve yükü hurma getirdi. Hz. Osman ise sıkıntı içindeki ordunun üçte birini techiz etti. Bazı tarihçilerin bildirdiğine göre Osman b. Affan bu sefer için öyle bir yardım etti ki, o zamana kadar hiç kimse bu kadar infakta bulunmamıştı.

Hz. Ebubekir radıyallahu anh bu konuda herkesin önüne geçti. Zorluk ordusunu donatmak için rivayetlere göre malının tamamı olan 40 bin dirhem altın getirdi. Resulullah aleyhissalatu vesselam müminlerin infak ile arınmalarını, cenneti kazanmalarını istiyordu; ama onlar kadar belki daha da çok onların ailelerini de düşünüyordu.

Hz. Ebubekir`e sordu: "Kendi ehline herhangi bir şey bıraktın mı?"

"Onlara Allah ve Resulünü bıraktım" diye cevap verdi Hz. Ebubekir.

Bu, teslimiyetin, takvanın, imanın zirvesiydi.

HAC EMİRİ

Rasulullah aleyhissalatu vesselam, miladi 631`de Hicretin dokuzuncu yılında haccetmeleri için Hz. Ebubekir`i Müslümanlara “Hac Emîri” olarak tayin etti.

Hz. Ebubekir, üç yüz Müslümanla birlikte kutlu vazifeyi yerine getirmek için Medine`den yola çıktı. Zülhuleyfe denilen yere varınca orada ihrama girdi ve haccın gereğince telbiye getirdi. (Lebbeyk Allahümme Lebbeyk lâ şerike leke Lebbeyk. İnne`l hamde ve`n-ni`mete leke ve`l-mülk. Lâ şerike leke)

Üç yüz kişilik mümin kafilesi Medine`den ayrıldıktan kısa bir süre sonra “Tevbe Suresi” nazil oldu. Surenin özellikle ilk ayetleri Hicaz için önemli emir ve nehiyler içeriyordu. Mekke`ye giden kafilenin de bundan haberdar olması gerekiyordu. Ashab, konunun Hz. Ebubekir`e iletilmesi ve onun da bunu müminlere duyurmasından söz edince Efendimiz şöyle buyurdu: “Bu tebliği ya ben ya da ehlimden birisinin yerine getirmesi lazımdır.”

Rasulullah bu iş için Hz Ali radıyallahu anhı görevlendirdi ve ona şu talimatı verdi:

“Kurban kesme günü Mina`da toplandıkları zaman halka yüksek sesle ilân et ki:

Hiç bir kâfir Cennete giremez.

Bu yıldan sonra hiç bir müşrik hac yapmayacak!

Hiç bir çıplak Beytullahı tavaf etmeyecek!

Kimin Resulullah ile anlaşması varsa, onun anlaşması, müddeti bitinceye kadar geçerli olacaktır. Müddetsiz anlaşmalar için dört ay müddet tanınacaktır.”

Hz. Ali, aldığı emir üzerine Medine`den ayrıldı. Kısa süre içerisinde Hz. Ebubekir`e yetişti.

Hz. Ebubekir, “Âmir misin, memur mu?” diye sordu.

Hz. Ali, “Memurum” dedi ve şöyle devam etti:

“Rasulullah aleyhissalatu vesselam beni, insanlara Tevbe Suresini okumam ve ahd sahibine ahdinin tamamlanacağını haber vermem için gönderdi.”

Mekke`ye girdiler.

Hz. Ebubekir, insanları toplayıp haccın nasıl yapılacağı ile ilgili onlara bir konuşma yaptı. Ardından Hz. Ali ayağa kalktı ve “Ey insanlar! Ben Rasulullah`ın size gönderdiği elçisiyim” dedi. Sonra Tevbe Suresinin ilk otuz veya kırk ayetini okudu.

Daha sonra Hz. Ali, Allah Resulünden aldığı talimat gereği insanlara dört önemli maddeyi bildirdi.

PEYGAMBER RAHATSIZ, EBUBEKİR ÜZGÜN

Rasulullah aleyhissalatu vesselam Veda Haccından dönüşünde rahatsızlandı.

Geçici rahatsızlıklardan olduğu düşüncesiyle birçok kişi hastalığı önemsemedi ya da en azından panik yapmadı. Efendimiz de normal hayatına rahatsızlığının ilk günlerinde devam etti. Uhud şehidlerinin bulunduğu yeri ziyaret etti, gece Cennetü`l Baki mezarlığına gitti.

Ancak hastalık, şiddetli baş ağrısı ve yüksek ateş şeklinde kendini göstermeye başladı. Mescid-i Nebevî`ye zorlukla, birilerinin yardımıyla gelip namaz kıldırıyordu.

Bir gün minbere çıktı ve şöyle buyurdu: “Allah kulunu dünya ile kendisine kavuşmak arasında muhayyer kıldı ve kulu da ona kavuşmayı tercih etti.”

Bu sözleri duyan Hz. Ebubekir “Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah!” diyerek ağlamaya başladı. Söz konusu olan kişinin Aziz Peygamber olduğunu anlamıştı. Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam, Hz. Ebubekir`i teskin etti.

Müminlerin annesi Hz. Aişe şunları anlattı:

“Hz. Peygamber öleceği hastalığa tutulduğunda namaz vakti geldi. Bilal ezan okudu. Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam şöyle buyurdu:

“Ebubekir`e söyleyiniz, halkın önünde namaz kıldırsın.”

Onu caydırmaya çalıştık.

“Ebubekir çokça üzülen ve ağlayan bir kişidir. Senin yerine geçerse kesinlikle halkın önünde namaz kıldırmaya gücü yetmeyecektir” dedik.

Hz. Peygamber, üçüncü defa emir verdikten sonra, “Siz Hz. Yusuf`un kadınları gibisiniz. Ebubekir`e söyleyiniz halka namaz kıldırsın” buyurdu. Bunun üzerine babam namazı kıldırdı. Babamın namaz kıldırdığı sıralarda Hz. Peygamber`in rahatsızlığı hafifledi. İki kişinin omuzlarına dayanarak namaza çıktı. Halsizlikten ayakları yerde sürünüyordu. Hz. Peygamber mescide girince babam mihrabdan çekilmek istedi. Fakat Hz. Peygamber yerinde kalması için işaret etti. Gidip babamın yanına durdu.”

Efendimiz`in hastalığı şiddetleniyordu.

Ashap üzgün, Medine üzgündü.

Rabbin takdir ettiği sürenin dolmasına az bir zaman kalmıştı.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Nisan 2017 (151. Sayı)
 


 
23-04-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.