Kutlu Hicretin Yol Arkadaşı; Hz. Ebubekir - 2

Mehmet Sait Çimen
Mekke’de Müslümanlar, müşriklerin işkenceleri altında inliyordu. İman ehli imtihan ediliyor, bileniyor, çelikleşiyordu. Eziyetlerden paylarını almayanların sayısı çok azdı. Şirkin elebaşları öyle azmıştı ki, Aziz Peygambere ve Mekke’nin tanınmış şahsiyetlerine de saldırmaktan geri durmuyorlardı. Bir gün müşriklerin elebaşları Kâbe’nin yanında toplanıp içlerindeki pisliği sözleriyle ortalığa dökmeye başladılar. Peygamber aleyhissalatu vesselama hakaretler ediyor, atıp tutuyorlardı.
Mekke’de Müslümanlar, müşriklerin işkenceleri altında inliyordu. İman ehli imtihan ediliyor, bileniyor, çelikleşiyordu.

Eziyetlerden paylarını almayanların sayısı çok azdı.

Şirkin elebaşları öyle azmıştı ki, Aziz Peygambere ve Mekke’nin tanınmış şahsiyetlerine de saldırmaktan geri durmuyorlardı.

Bir gün müşriklerin elebaşları Kâbe’nin yanında toplanıp içlerindeki pisliği sözleriyle ortalığa dökmeye başladılar. Peygamber aleyhissalatu vesselama hakaretler ediyor, atıp tutuyorlardı.

O sırada Efendimiz aleyhissalatu vesselam da oraya geldi.

Hak ve hakikatten nasipsiz zavallılar güruhu, Aziz Peygamberin üzerine hücum ettiler. Niyetleri Efendimizi hırpalamak, belki de öldürmekti. Ukbe b. Ebi Muayt adındaki müşrik elebaşı, Peygamber aleyhissalatu vesselamın yakasını tutup çekiştirme küstahlığında bulundu. Boynunu o kadar sıktı ki, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın nefesi kesilir gibi oldu.

Bir anda Hz. Ebubekir radıyallahu anh orada belirdi. Dostu, rehberi olan Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın içinde bulunduğu sıkıntılı durumu görünce kan beynine sıçradı.

Müşriklere müdahale ederken bağırıyordu Ebubekri’s-Sıddiyk:

“Rabbim Allah`tır diyen bir kimseyi öldürecek misiniz? Oysa O size Âlemlerin Rabbinden ayet getirdi!”

Gözü dönmüş müşrik çete, Peygamber aleyhissalatu vesselamı bırakıp Hz. Ebubekir’e yöneldiler. Kin ve öfkeyle vurmaya başladılar. Müşrikler, elleri ve ayaklarıyla Peygamber dostunu şiddetli bir şekilde dövdüler.

Şirkin elebaşlarından Utbe b. Rebia da vardı orada.

Sonradan Bedir Savaşında Müslümanların eliyle cehenneme yollanacak olan bu şedit kâfir, ayakkabılarının demir tarafıyla Hz. Ebubekir’in yüzüne o kadar çok vurdu ki, öldü sandıkları için bıraktılar. 

Peygamber dostunun yüzü kandan tanınmayacak hale gelmişti.

Belki de Hz. Ebubekir’in kabilesi olan Teymoğulları yetişmeseydi onu öldürünceye kadar vuracaklardı. 

Teymoğullarının erkekleri Hz. Ebubekir’i bir çarşafa sarıp evine götürdüler. Kendi kabilelerinden birinin bu şekilde dövülmesini içlerine sindiremediklerinden dolayı hemen geri döndüler. Elleri kılıçlarında son sözlerini söylediler.

“Eğer Ebubekir ölecek olursa, yemin olsun ki, biz de Utbe`yi gebertiriz!"

Kureyş’in kin ve öfkesini anlamakta zorlanıyordu Beni Teym kabilesi. Özellikle de Ebubekir gibi iyi bir insanın böyle bir şiddete maruz kalması onlara anlamsız geliyordu.

Hz. Ebubekir, vücuduna ve özellikle kafasına isabet eden darbelerden dolayı uzun bir süre kendine gelemedi. Babası, annesi, çocukları ve Beni Teym kabilesinden onu yalnız bırakmayan kişiler ayılması için çok uğraştılar. Saatler sonra kendine gelebildi.

Gözlerini açtı. Minnettarlıkla baktı çevresine; ama dudaklarından ilk dökülen sözcükler şöyle oldu:

“Resulullah ne yapıyor? O nerededir, Ona eziyet ettiler mi?”

Herkes birbirine baktı. Kendisi acı içinde kıvranıyordu; ama bu halde bile önce Rasulullah’ı soruyordu. Ebubekir olmanın anlamı buydu herhalde. Rabbini, Peygamberini, inancını her şeyden üstün tutuyordu. Peygamber sıkıntı içindeyse Ebubekir’in rahatlaması hiç olacak şey miydi?

Annesi yeme-içme ihtiyacının olup olmadığını sordu; ama Hz. Ebubekir’in derdi Peygamber’in sağlığı idi.

Sordu:

“Rasulullah ne haldedir, ne yapıyor, sen onu söyle bana?”

Annesi Ümmü’l Hayr, gerçekten de bilmiyordu:

“Vallahi arkadaşın hakkında hiç bir bilgim yok!”

Hz. Ebubekir’in içi rahat değildi. Annesine yol gösterdi.

“Ümmü Cemil`e git! Hattab’ın kızı Ümmü Cemil. Rasulullah`ı ona sor, o sana bir şeyler söyler.”

Ümmü Cemil, Müslüman olmuş; ama Müslümanlığını gizleme gereği duyan biriydi. Hz. Ebubekir’in Ümmü Cemil ve eşinin Müslümanlığından haberi vardı.

Ümm-ül-Hayr, oğlunun ısrarı üzerine kalkıp, Ümmü Cemil`in yanına gitti, oğlunun başına gelenleri ve isteğini anlattı. Ümmü Cemil duydukları için üzüldü; ama bir şey söylemedi. Meselenin aslını öğrenmek istedi. Ümmü’l Hayr ile beraber Hz. Ebubekir`in yanına geldiler. Ümmü Cemil, Mekke’nin o kıymetli evladını, o saygın kişisini öyle yara bere içinde görünce kendini tutamadı ve gözyaşlarına boğuldu. Bir çığlık kopardı:

“Sana bunu yapan bir kavim, muhakkak azgın ve taşkındır. Allah’tan dileğim, bu yaptıklarının karşılığını bulmalarıdır.”

Hz. Ebubekir ise Rasulullah aleyhissalatu vesselamı düşünüyordu.

“Rasulullah ne yapıyor, ne haldedir, durumu iyi mi?”

Ümmü Cemil etrafına baktı ve kaygılı bir sesle cevap verdi.

“Burada annen var, söylediğimi işitir.”

Sıkıntılı ve ağır bir dönemdi Müslümanların yaşadığı. İman edenler tespit edildiklerinde ağır işkencelere uğratıldığı için birçok Müslüman, inandığını gizliyordu.

“Ondan sana bir zarar gelmez, sırrını yaymaz” dedi Hz. Ebubekir.

Rahatladı Ümmü Cemil. Artık gerekli bilgiyi verebilirdi.

“Rasulullah hayattadır, durumu iyidir. Şu anda Erkam`ın evindedir.”

Hz. Ebubekir’in sıkıntısı geçmedi. Ümmü Cemil’in sözlerini hastanın moralini bozmamak için söylenen sözlerden kabul etmiş olmalı ki, net konuştu:

“Rasulullah`ı gidip görmeden vallahi, ne yemek yerim, ne de bir şey içerim!”

Uygun bir zamanda Rasulullah’ı görmeye gitme konusunda anlaştılar.

Nihayet tenha bir vakitte Hz. Ebubekir, annesi ve Ümmü Cemil`in yardımıyla yavaş yavaş Resulullah`ın yanına vardı. Rasulullah’ı sıhhatli bir şekilde gören Hz. Ebubekir sevindi; ama onun durumunu gören Rasulullah çok üzüldü.

Zaten Yüce Kur’an, Aziz Peygamberi öyle tanımlamamış mıydı?

“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Tevbe/128)

Peygamberin dostları olan Ashab-ı Kiram da o “En güzel örnek” olan Aziz Peygamberi rehber edinip güzel ahlak örnekleri sundular.

Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselam, ashabının sıkıntı çekmesinden dolayı üzüldüğü gibi, ashab da kardeşlerinin sıkıntıda olmasından dolayı üzülüyordu.

Hz. Ebubekir’in içi kan ağlıyordu.

Evet, Müslümanlar sıkıntılarla karşılaşıyorlardı; ama kimsesiz olanların hali içler acısıydı.
Hele bir de köle ya da cariye olanlar…

Bilâl-i Habeşi’nin ismini duymayan Müslüman çok azdır mesela.

İmandaki sebatı, işkencelere direnişi ve “ahad” çığlıkları unutulacak gibi değil.

Şirkin elebaşlarından biri olan Ümeyye b. Halef’in kölesiydi Bilâl.


İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıkta öncülerden olan Ümeyye, Bilal’in Müslümanlığını haber aldığında öfkeden kudurdu.

Çıplak bir halde sokaklarda sürüklediler, kızgın çöl kumlarına yatırıp göğsüne sıcak kayalar bıraktılar.

Bilâl’i, İslam’dan vazgeçmeye, şirke geri dönmeye zorladılar.

Ama imkânsızdı istedikleri. Kalbi iman nuruyla aydınlanmış olan Bilâl’in şirkin karanlığına dönmesi olacak şey miydi?

Bilâl’in “ahad” çığlığı, şirkin örümcek ağı hükmündeki komplo ve hilelerini yerle bir etti ve müşrikleri kudurganlıkları ile baş başa bıraktı.

İşkencelerini arttırdılar.

Bir işkence seansına denk gelen Hz. Ebubekir’in içi yandı.

Zalimlere bu işkenceye bir son vermelerini söyledi.

Ümeyye, daha beter kudurdu:

“Onun ahlakını bozan, onu yoldan çıkaran sensin. Onu bizden uzaklaştıran da sensin!”
Hz. Ebubekir, Bilâl’i satın almak istediğini söyledi, Ümeyye de kabul etti. Ümeyye, normal değerinin üzerinde bir para alarak kâr ettiğini sandı; ama o ticaretinde zarar eden bir zavallıydı.

Asıl kârlı alışverişi yapan Hz. Ebubekir’di. Bilâl’i o zalim müşriğin elinden alarak azat etti.

Bilâl-i Habeşi, Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselamın çok değer verdiği biriydi. Peygamberin değer verdiği kişiye ashab da değer veriyordu. Nitekim Hz. Ömer, şöyle demiştir: “Efendimiz Ebubekir, efendimiz Bilâl’i azat etmiştir.”

 Hz. Ebubekir, zorlu Mekke günlerinde Hz. Bilâl gibi birçok mazlum Müslümanı satın alarak eziyetten kurtarmış, sonra da azat etmiştir.

Aşağıda ismi yazılı olanlar Hz. Ebubekir tarafından alınıp azat edilen Müslümanlardır:

Bilal Habeşi, (Bilal’in annesi Hamame), Zinnire ve kızı Ümmü Ubeys, Nehdiyye ve kızı, Beni Müemmel’in cariyesi Lübeyne, Amr b. Fuheyre, (Ebû Fukeyhe).

Hz. Ebubekir’in babası Ebu Kuhafe daha Müslüman olmamıştı. Cahili bakış açısından dolayı Hz. Ebubekir’in yaptıklarını anlayamıyor ve kendince ona nasihatte bulunuyordu:

“Ey oğlum! Ben senin hep zayıf ve işe yaramaz köleleri azat ettiğini görüyorum. Madem bu işi yapıyorsun, seni düşmana karşı koruyabilecek kuvvetli kişileri azat etsen olmaz mı?”

İmanı tüm azalarına içirmişti Hz. Ebubekir ve onun gündemi çok farklıydı:

“Ey babacığım! Ben bu yaptıklarımla ancak Allah’ın rızasını kazanmak istiyorum.”
Nitekim şu ayetlerin Hz. Ebubekir’den söz ettiği konusunda âlimler arasında neredeyse görüş birliği vardır:

“En çok korunan ise ondan (ateşten) uzak tutulur.
O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir.
Onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur.
O ancak Yüce Rabbinin rızasını aramak için verir.
Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.” (Leyl/17-21)

Müslüman olduğu zaman zengin bir tüccar olan Hz. Ebubekir’in kırk bin dir¬hemi vardı. Bu servetini sakınmadı, gizlemedi ve Mekkeli müşriklerin ağır iş¬kenceler altında eziyet çeken kadın erkek bütün Müslüman köleleri satın alıp azat etmek ve Müslümanları güçlendirmek için kullandı.

Hz. Ebubekir radıyallahu anh, Medine’ye hicret ettiği zaman yanında sa¬dece beş bin dirhemi kalmıştı.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Şubat 2017 (149. Sayı)

 
23-02-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.