Kutlu Hicretin Yol Arkadaşı; Hz. Ebubekir - 1

Mehmet Sait Çimen
İslam Tarihindeki önemli olaylardan biridir İsra ve Mirac mucizesi. İman ehlinin gönüllerini coşturan, inkâr ehlinin alaya aldığı, kalbinde hastalık olanların hastalıklarını artıran büyük olay… Kur’an-ı Kerim bu konuya İsra Suresi 1. Ayette değinir: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Harâm’dan...
Yer Ukaz Panayırı…

Doksan yaşlarında bembeyaz sakallarıyla heybetli bir adam kızıl bir deve üzerinde konuşuyor.

Herkes pür dikkat kesilmiş dinliyor.

Bu adam şirkin hâkim olduğu Mekke’de bir muvahhid olan Kuss b. Saide’dir.

Yürekleri ürperten konuşmasında şunları söylüyor yaşlı adam:

“Ey insanlar!

Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz! İbret alınız!

Yaşayan ölür, ölen fena bulur.

Olacak neyse olur.

Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, annelerinin ve babalarının yerini alır.

Derken hepsi ölüp gider.

Hâdiselerin ardı arkası kesilmez.

Hepsi birbirini kovalar.

Kulak tutunuz, dikkat kesiliniz; gökte haber, yerde ibret alınacak şeyler var.

Yeryüzü bir büyük divan, gökyüzü bir yüksek tavan.

Yıldızlar yürür, denizler durur.

Gelen kalmaz, giden gelmez.

Acaba vardıkları yerden hoşnud olup da mı kalıyorlar?

Yoksa orada kalıp da uykuya mı dalıyorlar?

Yemin ederim, yemin ederim ki,

Allah`ın indinde bir din vardır ki, şimdi içinde bulunduğunuz dinden daha sevgilidir.

Ve Allah`ın gelecek bir peygamberi vardır ki, gelmesi pek yakındır.

Gölgesi başınızın üstüne geldi.

Ne mutlu o kimseye ki, ona iman eder; O da kendisine hidayet eyleye!

Yazıklar olsun Ona isyan ve muhalefet edecek bedbahta!”

Ukaz Panayırında dinleyenlerin arasında Muhammed aleyhissalatu vesselam da vardır.

Gerçekten de peygamberlik vazifesini yüklenmesine az bir zaman kalmıştır Aziz Peygamberin.

O panayırda Kuss b. Saide’yi dinleyenlerden biri de Abdullah b. Ebu Kuhafe idi. Kimi rivayetlerde adının Abdulkabe olduğu ve Müslüman olduktan sonra “Abdullah” diye değiştirildiği belirtilmiştir. Peygamber aleyhissalatu vesselamın ona ateşten azat olan anlamında “Atik” adını da verdiği rivayet edilmektedir.

Ama biz onu daha çok şöyle tanırız: Hz. Ebubekir radıyallahu anh…

“Gölgesi başlarına kadar gelmiş olan” peygamberin gelişi müjdesi onu da heyecanlandırmıştı.

Nerden bilsin o pak Rasul, o Son Peygamber, hemen yanlarında, yaşlı hatibi dinleyenler arasındaydı?

Çok zaman geçmeyecek ve Ebu Kuhafe’nin oğlu, sevgili dostu Muhammed aleyhissalatu vesselamın davetini kabul edecek ve Müslüman olacaktır.

Hz. Ebubekir olarak bilinecek, öyle tanınacaktır.

Ondan önce Hira Dağının gözleri vahyin parıltısıyla kamaşmalı ve Aziz Peygamber ağır dava yüküyle tanışmalıydı.

O esnada Mekke’de sıradan bir tüccardı Ebu Kuhafe’nin oğlu.

Beni Teym kabilesindendi Hz. Ebubekir ve Hz. Peygamberden 2 yaş küçüktü.

İyi ve dürüst bir tüccar olarak tanınıyordu. Öyle ki toplumda hak ettiği bir saygınlığa sahipti.

İlk Müslüman olan yetişkin erkek olarak tüm ümmetin saygınlığını kazandı.

Kureyş ailelerinin soy soplarını, nesep şecerelerini bilen ve bundan dolayı da saygı gören biriydi.

Müslüman olma hikâyesi çok güzeldi.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam vahye muhatap olmuş; ama daha açıktan davete başlamamıştı. Ona iman eden üç kişi vardı ve bu durum bile Mekke’de konuşulmaya başlanmıştı.

Hz. Ebubekir, Yemen tarafına yaptığı ticaret amaçlı bir seyahatten daha yeni dönmüştü. Müşriklerin önde gelenleri onu yoklamak için ziyaretine gittiler.

Mekke’nin durumu konuşulurken konuyu “yeni din”e getirdiler.

"Ey Ebubekir!" dediler. "Büyük bir olay var! Ebu Talib`in yetimi Muhammed, “Ben Peygamber’im” diyor. Biz de seninle konuşalım istedik. Artık, sen o dostuna git, ne yapacaksan yap!"

Hz. Ebubekir, hem şaşırdı, hem de heyecanlandı. Bu gerçekten de büyük bir olay, büyük bir haberdi. Hemen Peygamber aleyhissalatu vesselamı görmeye gitti.

"Ya Ebe`l-Kasım! Peygamber olduğunu söylediğin, kavminden ayrıldığın ve atalarının dinini kötüleyip, inkâr ettiğin doğru mu?" diye sordu.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam, bu heyecanlı; ama iyi niyetli olan dostuna tebessüm etti ve şöyle buyurdu:

"Ya Ebâ Bekir! Evet, ben, bütün insanlara gönderilmiş Allah`ın Elçisiyim. İnsanları bir tek olan Allah`a davet ediyorum. Sen de Müslüman ol!"

Hz. Ebubekir’in şaşkınlığı da tereddütleri de son buldu. Karşısındaki insan iyi bir dost idi evet; ama bundan ötesi hiçbir zaman yalan söylememiş, emin ve adil bir kişiydi. Ömrü boyunca kötülükten ve zulümden uzak durmuştu.

Doğru ve emin insanın mesajı, cahiliye toplumu içerisinde bile temiz kalabilmiş nadir insanlardan biri olan Hz. Ebubekir’de hemen karşılık buldu. İçten bir şekilde iman etti ve teslim oldu. Davete muhatap olunca tereddüt etmedi.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam bu konuda şöyle buyurdu:

"Ebubekir`den başka imana davet ettiğim herkes bir duraklama, bir tereddüt, bir şaşkınlık geçirdi. Fakat o, kendisine İslam’ı anlattığım zaman ne durakladı ve ne de tereddüt etti."

EBUBEKRİ’S-SIDDİK

İslam Tarihindeki önemli olaylardan biridir İsra ve Mirac mucizesi.

İman ehlinin gönüllerini coşturan, inkâr ehlinin alaya aldığı, kalbinde hastalık olanların hastalıklarını artıran büyük olay…

Kur’an-ı Kerim bu konuya İsra Suresi 1. Ayette değinir:

“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Harâm’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya (İsra -gece yürüyüşü- ile) götüren (Allah, her türlü noksanlıktan) münezzehtir. Şüphesiz ki Semî`(her şeyi işiten), Basîr (hakkıyla gören), ancak O’dur.”

Evet, kulu Muhammed aleyhissalatu vesselamı bir gecede Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, yüce ve münezzehtir.

Yaşanan, olağanüstü bir olaydı ve bu yüzden de ona “mucize” denmişti.

Akıllarıyla Allah’ın ilim ve kudretini kuşatabileceklerini sananların bu büyük mucizeyi anlaması zordu. Ama Aziz Peygamber bu harika olayı anlatmalıydı ki, imtihanın hikmeti bir daha anlaşılsın.

Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam, “Mirac” hadisesinin gerçekleştiği gecenin sabahında, evinden çıktı, Kâbe’nin Hicr denilen yerine gidip ayakta durdu, müşriklere yaşadıklarını anlattı. Kendilerini inanmamaya şartlandırmış müşriklerin hiçbiri tabii ki, inanmadı.

Alay ettiler.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam, üzgün bir halde bir tarafa çekilip oturdu. Bu sırada şirkin elebaşı durumundaki Ebu Cehil çıkageldi. Söylenenleri duymuştu. Peygamberle alay etmek istiyordu. Mescid-i Aksa’yı sordu. Efendimiz de Allah’ın bildirmesiyle en ince ayrıntısına kadar anlattı.

Fitneye ayarlanmış müşrik zihni bir zelzeleye tutulur gibi sarsıldı. Kin ve öfkeden kudurdular. Aşağılamak istedikleri kişinin verdiği bilgilerle aşağılandılar, rezil oldular.

Yoldaki kervanları sordular Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselamı zor durumda bırakma niyetiyle.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam, şöyle buyurdu: “Evet, vallahi filan oğullarına rastladım. Bir deve kaybetmiş, onu arıyorlardı. Onların kafilesi şu anda Ten‘îm yokuşundan iniyor. Kafilenin önünde de, siyah renkli erkek bir deve var.”

Şaşkınlık ve heyecanla koşarak Ten‘îm yokuşuna doğru gittiler. Kervanla ilgili verilen bilgilerin doğru olduğunu gördüklerinde bir şok daha yaşadılar.

İman ve ahlâktan nasipsiz bu zavallılar, gerçekler karşısında teslim olacaklarına “Bu bir sihir” dediler.

Rasulullah aleyhissalatu vesselamın getirdiği mesaja kör kesilen müşrikler, Mirac ile ilgili anlattıklarına da inanmadılar. Bununla birlikte iman edenlerin kafasını karıştırmak için ellerinden geleni yaptılar.

Kafası bulanan gençler de oldu; ama asıl hedef Hz. Ebubekir gibi tanınmış şahsiyetleri Peygamberden koparmaktı.

“Ey Ebubekir! Muhammed’in (a.s.v) söylediklerinden haberin var mı? Güya bu gece Mescid-i Aksâ’ya gitmiş, namaz kılmış ve dönmüş.”

Hz. Ebubekir, temkinliydi. Müşriklerin her türü yalan ve iftiraya başvurabileceklerinden haberdardı.

“Bunu kendisi mi söyledi yoksa siz mi uyduruyorsunuz?”

“Hayır, bunu kendisi söylüyor. Şimdi Kâbe’de ve insanlara anlatmaya devam ediyor.”

Net ve pürüzsüzdü Hz. Ebubekir. İmanın tadını almış ve içten bir şekilde teslim olmuştu.

Şirkin kalbine hançer gibi saplanan şu muhteşem sözleri söyledi Hz. Ebubekir:

“Vallahi, o bunu söylediyse muhakkak doğrudur.”

Kafaları karıştı, öfkeleri gözlerinden taştı.

“Sen onu doğruluyor ve kendisinin bir gecede Mescid-i Aksâ’ya gidip döndüğüne inanıyor musun?”

Müşrikler bilmiyordu ki, karşılarındaki kişi Peygamber aleyhissalatu vesselamın “Atik” (Cehennemden azad edilmiş kişi) diye isimlendirdiği Hz. Ebubekir’di. İmanının berraklığını gösteren bir cevap verdi:

“Evet, bunda şaşacak ne var? Gecenin, gündüzün herhangi bir saatinde kendisine semadan haber geldiğini bana haber veriyor; ben buna inanıyorken Mescid-i Aksâ’ya gittiğine mi inanmayacağım?!”

Hz. Ebubekir, müşrikleri öfke ve şaşkınlık girdabında bırakarak Aziz Peygamberin yanına geldi. Ona Mirac meselesini sordu. Cevabını alınca teslimiyetini ortaya koydu:

“Doğru söylüyorsun! Şehadet ederim ki, sen Allah’ın peygamberisin.”

“Ey Ebubekir!” diye buyurdu Efendimiz. “Sen de Sıddîk’sın (doğrunun tasdikçisi, doğrunun şahidisin)”

Ondan sonra Müslümanlar ondan Ebubekri’s-Sıddik” diye söz ettiler.

ALLAH’IN HİMAYESİ

Büyük hadis âlimi İmam Buhari’den naklen…

“Hz. Aişe şöyle anlatıyor: Ben anne ve babamı tanıdığımdan beri Müslüman olarak gördüm. Hz. Peygamber de her gün bize uğrardı. Bu arada müşriklerin baskısı da son haddine varmıştı. Nihayet babam Habeşistan’a hicret etmek üzere yola çıktı, Berke’l-Ğumad’a vardı. Orada İbn Dûğunne ile karşılaştı. İbn Dûğunne babama,

“Ey Ebubekir! Nereye gidiyorsun?” diye sordu.

“Kavmim beni Mekke’den çıkardı.” dedi babam. “Ben de yeryüzünde seyahat ederek Allah’a ibadet etmek istiyorum.”

İbn Dûğunne bunu hoş görmedi:

“Ey Ebubekir! Senin gibi bir insan ne yurdundan çıkar, ne de çıkartılır. Çünkü sen yoksul insanlara yardım eder, akrabalık bağlarını gözetir ve ağır yüklere göğüs gerersin. Misafirlere ikramda bulunur, felakete uğrayanların yardımına koşarsın. Ben seni himayeme alıyorum. Geri dön ve Rabb’ine memleketinde ibadet et!” 

Böylece babam geri döndü ve İbn Dûğunne ile beraber Mekke’ye geldi. İbn Dûğunne bir akşam Kureyş’in eşrafı ile beraber Kâbe’yi tavaf ederken onlara şöyle dedi:

“Ebubekir memleketinden kovulacak adam değildir. Fakirlere yardım eder, akrabalık bağlarını gözetir, ağır yükleri göğüsler, misafire ikramda bulunur, felakete uğrayanların yardımına koşar. Böyle bir adamı nasıl yurdundan çıkartırsınız?” dedi.

Kureyş de İbn Dûğunne’nin himayesini kabul etti. Fakat ona şu şartı koştular:

“Ebubekir’e söyle Rabb’ine evinde ibadet etsin. Orada namaz kılsın, istediğini okusun. Bunları açıktan yaparak bizi rahatsız etmesin. Çünkü biz, onun kadınlarımızı ve çocuklarımızı saptırmasından korkuyoruz.”

İbn Dûğunne bunu babama söyledi, o da bir müddet evinde Allah’a ibadet etti, namazını açıkta kılmadı. Ancak evinde Kur’an okuyordu. Sonra evinin avlusuna bir mescit yapmaya karar verdi. Artık orada namaz kılmaya ve Kur’an okumaya başladı. Babam çok içli bir insan olduğu için, Kur’an okurken ağlardı. Onun bu durumu kadınların ve çocukların dikkatini çekti. Kalabalıklar halinde gelip onu dinlemeye başladılar. Müşriklerin ileri gelenleri bu durumdan endişeye düştüler ve İbn Dûğunne’ye haber gönderip çağırdılar.

“Biz Ebubekir için evinde ibadet etmek şartıyla sana teminat vermiştik. Fakat o sınırı aştı. Evinin avlusuna mescit yaparak orada açıktan Kur’an okumaya, namaz kılmaya başladı. Onun bu durumu kadın ve çocuklarımızı yoldan çıkarıyor. Onu bundan alıkoy. Eğer sadece evinde ibadet edecekse, bunu yapsın. Fakat böyle yapmayıp açıktan ibadet etmeye devam edecekse, himayeni ondan geri al. Çünkü biz sana verdiğimiz sözden dönmek istemiyoruz. Ancak Ebubekir’in açıktan ibadet etmesine de müsaade etmeyiz.”

İbn Dûğunne, babama geldi:

“Seninle nasıl anlaştığımızı biliyorsun.” dedi. “Ya anlaşmamıza uyarsın yahut da ahdimi bana geri verirsin. Çünkü ben Arapların, ahid verdiğim bir kişiden; ahdimi geri aldığımı duymalarını istemiyorum.”

Babam da ona şöyle karşılık verdi:

“Ahdini sana geri veriyorum. Ben Rabbimin himayesine razıyım.”

Artık Hz. Ebubekir de diğer müminler gibiydi ve aynı eziyetlerle karşı karşıya gelecekti.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Ocak 2017 (148. Sayı)
 
15-01-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.