Kurtuluş ve Yükselişin Yolu: İlim

Abdulkadir Turan
Ümmet, ilme sarılınca yol aldı; ilimden uzaklaşınca geri düştü. Nihayet Osmanlı günlerine geldiğimizde önce fende ve teknik bilimlerinde geri kalmıştı, daha doğrusu ümmetin o gün dünyadaki gelişmelerden bihaber kalmış “bilenleri”, ümmetin bu sahada geri kaldığını zannettiler, devlet idaresine bu yönde yardımcı olamayınca çaresiz bir şekilde Batı`dan fen ve tekniğin ithali için fetva verdiler.
Yüce Allah`ın insana verdiği en büyük nimet ilimdir, zira aklın vazifesini yapması ve hakikatin anlaşılması ancak ilimle mümkündür. İnsan, iman edince yücelir ancak iman da ilim gerektirdiği gibi mü`minin yeryüzünde yol alması, yükselmesi de ancak ilimle olur. 
 
Allah (c.c.) buyuruyor:
 
“Allah içinizde iman edenleri yüceltir; bunlardan kendilerine ilim verilmiş olanları ise kat kat derecelerle yükseltir.” (Mücadele Sûresi 11)  
 
İman ehli insan ile iman ehli olmayan insan asla bir olmadığı gibi, ilim ehli mü`min ile ilim ehli olmayan mü`min de asla bir değildir. Yüce Allah, ikisinin mertebesini farklı kılmıştır. 
 
“De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer Sûresi 9) 
 
İbn-i Abbas`ın bu ayet-i kerimenin tefsirinde ilim ehli ile ilim ehli olmayanlar arasında yedi yüz derece farkın bulunduğunu belirttiği rivayet edilir. 
 
“Zira kullar arasında Allah`tan en çok korkanlar âlimlerdir.” (Fatır Sûresi 28) 
 
Fahr-i Kâinat Hz. Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve selem; 
 
“Muhakkak ki hikmet, şerefli adamın şerefini artırır; köleleri de melikler seviyesine yükseltir.” (Gazzâlî, İhya, cilt:1, s. 17) buyurmuşlardır. 
 
Hz. Ömer radiyallahü anh, “Ey insanlar! İlim öğrenin. Allahu Teâla iyi niyetle ilim öğrenene yücelik hilati giydirir.”
 
Salim bin Cad “Ben, köle idim. Beni üç yüz dirheme satın alan bir zat azat edince kendime iş aradım ve okumayı tercih ettim. İlim sayesindedir ki aradan çok zaman geçmeden beni ziyarete gelen padişahı kabul etmedim” demişlerdir.  
 
Bu hikmetli sözler, hadis-i şerif ve ayet-i kerimelerle birlikte ümmetin içinde bulunduğu durumun nedenini verdiği gibi kurtuluş/yükseliş formülünü de açıkça vermektedir. 
 
Ümmet, ilme sarılınca yol aldı; ilimden uzaklaşınca geri düştü. Nihayet Osmanlı günlerine geldiğimizde önce fende ve teknik bilimlerinde geri kalmıştı, daha doğrusu ümmetin o gün dünyadaki gelişmelerden bihaber kalmış “bilenleri”, ümmetin bu sahada geri kaldığını zannettiler, devlet idaresine bu yönde yardımcı olamayınca çaresiz bir şekilde Batı`dan fen ve tekniğin ithali için fetva verdiler. 
 
Bize Batı`dan gelen ilk “okumuşlar”, gemi üretimi, top dökümü gibi askeri sahaya seslenen alanların teknik elamanlarıydı. 1830`larda bu gelişler, tıbbiyenin ihtiyaçlarını karşılamak için sürdü. Sonra bizzat biz Batı`dan fenni ve teknik ilimleri almak üzere öğrenci gönderdik. Ama ne Batı`dan gelenler ne Batı`ya gönderdiklerimiz bir adım yol almamızı sağlamadılar. Sadece bazı günlük ihtiyaçları karşılayarak esasta bizi Batı`ya bağımlı tuttular. 
 
Bu serüven gittikçe Batı`dan fen ve tekniğin gelişinin durmasına, onun yerine sosyal bilimlerin Batı`dan ithaline dönüştü. Bu ithal, 1930`lu yıllarda Liseler İçin Tarih Kitabı adlı okullarda okutulan İslam karşıtı esere kadar vardı. Esasında bu son hâl bir ithal falan değildi, tam anlamıyla bir taklitti. Birbirinden farklı iki saha için yapılan şuursuz bir taklit… 
 
Aradan geçen zamanla kıble Paris olmuştu, 1700`lü yılların Paris okumuşları nasıl ki Hıristiyanlığa saldırıyorlarsa bu ithali yapanlar da aynı söylemle İslam`a saldırıyorlardı, belki daha da ileri gidiyorlardı. 
 
Bunun neticesinde ilim ve irfanın yerini “eğitim” aldı; ilim ve irfan, bizi Sırat-ı Müstakim`de yüceltirken, yeryüzünün efendisi yaparken eğitim bizi eğdi, büktü Batı`nın köleleri hâline getirdi. 
 
Şimdi hep birlikte bu kölelikten kurtulmanın yolunu arıyoruz. Ama bu arada saf zihinler bunalmış, ilim kafalarda sentezlenmiş, ümmete ait olmanın gururu yerini kötüce bir kaprise bırakmıştır. 
 
Gün, o kapristen kurtulmanın, sentez sapmasından Sırat-ı Müstakim`e dönmenin günüdür. Bunun da yolu ancak eğitime teslim olmayıp ilme sarılmaktan geçer. 
 
Bugün, “Liseler İçin Tarih Kitabı” okullarda okutulmuyorsa da o kitabı okutanlar hâlâ övülmekte, örnek diye tarif edilmektedir. 
 
Bu vaziyet karşısında her Müslüman aile, bu çağda çocukları için bir ilim stratejisine sahip olmak durumundadır. Bunun ilk adımı, mal için ilim edinme amacının terkidir. 
 
Bu hususta zorluklarla karşılaşacağımız muhakkaktır. Zira bizde uzun dönem İslamî ilimlerin edinilmesinde bile mal edinmek, rahat bir geçime ulaşmak önde olmuştur. Okul söz konusu olduğunda ise tercihleri neredeyse tamamen mal edinmek, rahat bir geçime ulaşmak belirlemiştir. Halbuki niyetler amelleri belirler, sadece geçim derdine deva olsun diye edinilen ilim, ancak o derde deva olur ki bizim bugün ana sorunumuz geçim sorunu değildir, mesele karnını doyurma meselesi değildir. 
 
Öte yandan ilimle mal arasında bir tercih söz konusu olduğunda büyüklerin yol göstericiliğiyle tercih edilmesi gereken ilimdir. 
 
Hz. Ali radiyallahü anh, buyurmuşlardır: 
 
“Ey Kümeyl! İlim maldan hayırlıdır. Çünkü malı sen koruyacaksın fakat ilim seni korur. İlim hâkim, mal mahkûmdur. Mal, harcanmakla azalır; ilim sarf etmekle çoğalır.”
 
Çağın gerçekliği içinde Müslümanların mala ihtiyaç duydukları muhakkaktır ancak bu çağda mal edinmek ve malı artırmak da ilimle mümkündür. Çağın cahilleri, adları konmamış, köleleridir. Kölelikten kurtulmak ancak ilimle mümkündür. İlim, bizi cehaletten; cehalet, bizi yoksulluktan koruyacaktır. 
 
Ümmetin geleceğini teslim edeceğimiz çocuğu her gün geçim problemiyle korkutarak ilim yuvasına yolcu edersek onun zihninde sadece geçim problemi olur. Abdullah İbn-i Abbas radiyallahü anh buyurmuştur: 
 
“Süleyman aleyhisselam mal, hükümdarlık ve ilim arasında serbest bırakılmışken ilmi seçti, bu sayede diğer ikisine de malik oldu.”
 
İlim yolculuğunda ikinci mühim nokta, çocuğumuzun gerçek âlimin farkını bilmesidir. Gerçek bir alim, 
 
Allah`tan hakkıyla korkar, ilmi ile amel eder, bizi hakka iletir. Bunu yapmayana çağın literatüründe “okumuş”, “bilgin”, “bilge” diyebiliriz ama o, asla alim değildir. 
 
Zira çağın sözde bilgeleri(!)ni dinledikçe cehenneme yaklaşıyoruz. Oysa alimi dinleyen cennete yaklaşır. İki sınıf arasındaki fark bu kadar barizdir. Birine uydukça batar, diğerine uydukça bataklıktan çıkarız.  
 
Fakat sadece çağın, sözde okumuş, bilgin ve bilgelerinden uzak durmak yetmez. Çağa uyan alimlerden de uzak durmak gerekir. 
 
O âlimler ki okuduklarına, sözlerine ya da kimi zaman kıyafetlerine bakarak sizi çağın okumuş, bilgin ve bilgelerinden farklı bir yola iletmelerini beklersiniz. 
 
Hâlbuki onlar, çağın sözde okumuş, bilgin ve bilgelerinin yardımcısı, tellali, değnekçisi, hacibi, yardımcısıdırlar; sizi ve evladınızı hep onlara yöneltirler. Daima onları över, Allah`ın ayetlerini, Hz. Peygamberin nadide hadislerini, ashab-ı kiramın kavlini sizi o sözde okumuş, bilgin ve bilgelere yöneltmek için kullanırlar, siz onlara bakarak ilme gittiğinizi zannedersiniz, hâlbuki çağın ilim karşıtı müktesebatına gitmiş olursunuz. 
 
Çağımız Müslümanının sorunu işte bu iki sınıfladır: 1. Çağın sözde okumuşları, bilgin ve bilgeleri 2.Bizi ilme yöneltmek yerine o sözde okumuş, bilgin ve bilgelere yönlendiren sözde alimler.
 
Hayrete düşmek için bir neden yok. Bu sözde alimlerin çocukları, daima o sözde okumuşların, bilgin ve bilgelerin çocuklarına benzemiştir. Zira çocuğu nereye yönlendirirseniz oraya gider. 
 
Müslüman aile, çocuğunu sadece çağın sözde okumuş, bilgin ve bilgelerinden değil, bu sözde âlimlerden de koruyacak hatta öncelikle bunlardan koruyacaktır. 
 
Bu tür âlimlerden korunmak da yetmez. İlmi ile amel etmeyen şahıslar da kendimizi ve evladımızı korumamız gereken şahsiyetlerdir. 
 
Abdullah İbn-i Mübarek`e sordular: Kâmil insanlar kimdir? İbn-i Mübarek, “Âlimlerdir” diye cevap verdi. Bir daha sordular: “Melikler kimlerdir?”, “Zahidlerdir” diye cevap verdi. “Alçaklar kimlerdir?” diye sordular, “Din kisvesi altında dünya menfaati sağlayanlardır” dedi. 
 
Evladımız, bu tiplerden korunduğunda önünde hakiki âlimler kalır, çağa uyan “âlimler” değil; çağı Allah`ın rızasına uygun değiştirmek, ıslah etmek, ümmeti yeniden önder kılmak için çalışan alimler… Onların kim olduğunu, imalarla değil, açık seçik ifade etmek, çocuğumuz doğrudan onların yoluna iletmek gerekir. Onların hâli bellidir: 
 
“İki haslet var ki bunlar münafıkta bulunmaz: Güzel siret (yaşam) ve ahlak ile din ilmi” (Hadis-i Şerif-Tirmizi) 
 
İşte bu alimlerde ilim ve güzel bir yaşam öyküsü bir araya gelmiştir. Onlar ilimleri ile amel etmişlerdir. Evladımız, o alimlerin yolundan gittiğinde çağın eğitiminden korunacak, yükselecek ve ümmeti de yükseltecektir.
 
Biz, bir zamanlar Batı, bizde okudu, sonra biz Batı`da okuyanlardan olduk. Çağın alimi bizi ve hatta Batı`nın kendisini bu düştüğümüz hâlden koruyacak olan alimdir. Kurtuluş ve yükselişin yolu da onların izinden gitmektir.  
 
Abdulkadir Turan | İnzar Dergisi | Eylül 2017 | 156. Sayı
 
08-09-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.