Kürdistan`ın Hüseyn`i Şehit Şeyh Said

Sadullah Aydın
Bu topraklarda yaşayan Müslüman halkların tüm tarihsel ve inançsal birikimlerini yok sayıp Batı modernizmi adına İslam`a ve Müslümanlara, İslam kültür ve medeniyetine, İslami yaşam biçimine savaş açan laik rejime ilk ciddi itiraz ve karşı koyuş, ilk ciddi direniş hiç kuşkusuz Şeyh Said ve arkadaşları tarafından yapılmıştır.
Bu topraklarda yaşayan Müslüman halkların tüm tarihsel ve inançsal birikimlerini yok sayıp Batı modernizmi adına İslam`a ve Müslümanlara, İslam kültür ve medeniyetine, İslami yaşam biçimine savaş açan laik rejime ilk ciddi itiraz ve karşı koyuş, ilk ciddi direniş hiç kuşkusuz Şeyh Said ve arkadaşları tarafından yapılmıştır.  Laik, Kemalist rejimin kurulmasından sonra Türkiye topraklarında yaşanan İslam medeniyeti ile Batı modernizmi arasındaki hesaplaşmada İslam medeniyeti adına ortaya atılıp canını feda eden ilk topluluk Şeyh Said ve arkadaşlarıdır.
 
Şeyh Said önderliğindeki kıyam hareketi İmam Hüseyn`in Peygamberi misyonunu taşıyor yani. Nasıl ki İmam Hüseyn ve Peygamberin Ehl-i Beyti, yok olma tehdidi altındaki İslam şeriatını, Peygamberin aziz dinini tekrar ihya için tereddüt etmeden canlarını feda ettiler, mübarek kanlarının ıssız Kerbela çölünde mazlumca dökülmesine rıza gösterdiler; aynı şekilde Şeyh Said ve dava arkadaşları da İslam`ın izzetini korumak için korkusuzca ölüme atıldılar.
 
Bu anlamda Şeyh Said, Kürdistan`ın, hatta tüm Türkiye`nin İmam Hüseyni`dir dediğimiz zaman slogan olsun diye söylemiyoruz bunu. Bu gerçekten böyleydi. Türkiye`nin tüm Batıcıları, Kürt ve Türk laikler, Batıcılar bunu bildikleri için asla Şeyh Said`i sevmezler. Ondan nefret ederler. Laik Kürtler, halkın yanında çoğu defa Şeyh Said`i sahiplenmek zorunda kalsalar da gerçekte onu düşman olarak görürler. 
 
Evet, Şeyh Said buydu işte. İslami mücadelenin, İslami direnişin bir öncüsü, Müslüman Kürt halkı için bir özgürlük rehberi, yolumuzu aydınlatan bir meşale, bir ihya önderiydi. Cihat ve irfanın, silah ve tespihin bir araya gelmesiyle ne harikaların ortaya çıkacağını, nasıl destanların yazılacağını gösteren bir tarikat büyüğüydü.
 
Şeyh Said`i ve kıyamını halkımıza, gençliğimize anlatmalıyız. Bu kıyamı tartışmaya açmalıyız. Sebep ve sonuçları üzerinde kafa yormalıyız. Gerçi Müslüman halk her geçen gün Şeyh Said ve kıyamını daha iyi anlıyor. Müslüman halk şimdiye kadar verilen yanlış bilgilere itibar etmiyor ve sorguluyor artık. Şeyh Said kıyamının hedefi ve büyüklüğü her geçen gün daha da aydınlığa çıkıyor. Kıyam esnasında yaşanan destansı direniş, mukaddes hedefler uğruna katlanan fedakârlıklar, rejim güçlerinin vahşi katliamları, kadın çocuk denilmeden Müslüman Kürt halkının toplu kıyımlardan geçirilmesi, yakılan köyler, şehirler, kirletilen ırzlar, ağaların ve sözde bazı Kürt büyüklerinin dünyevi menfaat için yaptıkları ihanetler hepsi gün yüzüne çıkıyor artık. Dökülen mübarek kanlar tüm karanlık yüzleri ifşa etmeye devam ediyor.
 
Şeyh Said kesinlikle ümmetçiydi. Onun tek amacı İslam`ın tekrar hayata hâkim olmasıydı. Onun için en büyük namus İslam`dı. Tek derdi, tek amacı İslam`ın hayata hâkimiyetiydi. Kızı perişan bir şekilde zindanda ona şöyle seslenmişti: “Babacığım namuslarımız talan edildi, ırzlarımıza geçildi! Keşke bu kıyama kalkışmasaydın! Belki bunlar başımıza gelmeyecekti.” “ Yavrucuğum!” diye seslenmişti ciğerparesine aziz şehit. “Yavrucuğum! En büyük namus İslam`dır, Şeriat-i Muhammediye`dir! İslam namus-u ekberdir! Şeyh Said`in namusu, İslam`ın namusuna feda olsun!”
 
 
Evet, yukarda da belirttiğimiz gibi Şeyh Said de İmam Hüseyn gibi İslam için dünyasını feda etti. Ayaklarının önüne serilen dünyevi nimet ve imkânları elinin tersiyle iterek Allah`ın dinini yüceltmek için direniş ve şehadeti seçti. O isteseydi, rejimle anlaşsaydı önüne dünyalar serilirdi.
 
Şeyh Said, Cumhuriyet rejiminin kurulduğu yıllarda Hınıs`ta yaşayan çok meşhur bir Şeyh`ti. Binlerce müridi, yüzlerce talebesi olan, birçok dil bilen, büyük ilim sahibi, ilmiyle âmil bir tarikat önderi… Yaşadığı dönemde çok geniş bir çevresi vardı, onunla ölüme gidecek yüzlerce âlim ve abid insan vardı. Dünyevi olarak da çok zengindi. Komşu ülkelere yönelik hayvan ihracatı yapıyordu. Emrinde çalışan birçok insan onun vasıtasıyla geçimlerini sağlıyordu. 
 
Şeyh Said, Kürdistan`daki bu ağırlığını kullanarak rejimle anlaşabilir, rejimden birçok taviz kopararak dünyevi anlamda rahat rahat yaşayabilirdi. O dönemde birçok kişinin yaptığı gibi… Ama o bir Allah dostuydu. Onun için hayatın hedefi Rabbinin rızasıydı. Kendisini mutlu edip huzura kavuşturacak tek şey dinine, davasına hizmet, mazlum halkının İslami ve insani kurtuluşuydu. Dini tehdit altındayken, İslam`a savaş açılmışken, halkı zalimlerin zulmü altında inim inim inliyorken o arkasını dönüp gidemezdi. Nitekim öyle de yaptı. Her şeyi bırakıp şehitliği tercih etti. O büyük zatın değerini bilip onu genç nesillere tanıtmalıyız.
 
Genç nesil bu büyük önderi, direniş ve özgürlük önderini tanımalı. Bir asırdır okullarda okutulan Şeyh Said isyanı masalını, Kürt milliyetçisi, İngiliz ajanı safsatasını gerçek İngiliz ajanlarının yüzüne çarpmalı. Adalete, onura, özgürlüğe, barışa susamış gönüller, idam sehpasında biten destansı direnişin öyküsünü her yönüyle bilmeli. İdama kahramanca yürüyen, Amed`in göğünün, ağaç ve taşlarının şahitliği altında onur ve özgürlüğün destanını yazan bu kahramanı ve kahraman dava arkadaşlarını iyi tanımalı. Tanımalı ki sahte kahramanları da bilsin. Kürt halkının özgürlük kahramanı geçinip de kendini Batıya satan şarlatanları da bilsin.
 
Evet, idam sehpalarını zillete tercih etmişlerdir Şeyh Said ve yarenleri. Önce yarenleri, Müslüman Kürd halkının yetiştirdiği büyük âlimler, İslam`ın aziz evlatları birer birer idam edilmişlerdir Kemalist cunta tarafından. 47 can Şeyh`in gözleri önünde boğazlarındaki ilmikle sallanmaktadır mütebessim çehreleriyle. Amed mateme bürünmüştür evladını kaybeden bir ana gibi. 
 
Cellatlar Şeyh`in metaneti karşısında panik içinde, ilahi gazaptan korkuyorlar. Büyük bir Allah dostunu öldüreceklerini biliyorlar çünkü. Onurla cellâtlarına bakıyor Kürdistan`ın yiğit evladı. Serbılınd! Sakin ve mütebessim… Kâğıt ve kalem istiyor, yolunu sürdürecek evlatlarına son mesajını vermek için. Ölüme gülümseyip idama yürürken İslami hareketin büyük önderi, son sözler olarak arkasında şunu bırakıyor: “Değersiz dallarda asılmaya pervam yoktur! Muhakkak ki mücadelem Allah ve din içindir!”
 
Kürdistan`ın İmam Hüseyn`i izzetle Rabbine doğru giderken bize bıraktığı en önemli mesajı şu olmuştur kanaatimce: “Müslüman`ca yaşamanın mümkün olmadığı bir yerde elbette Müslüman`ca ölmenin bir yolu vardır.”
 
Sadullah Aydın | İnzar Dergisi | Haziran 2017 | 153. Sayı
 
24-06-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.