Kurban; Allah`a Yaklaşmak

Abdulkuddus Yalçın
Hz. Aişe validemiz radiyallahu anha anlatıyor: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir kimse kurban bayramında, (kurban keserek) kan akıtmaktan Allah Teâlâ`ya daha sevimli bir amel işlememiştir.
cO kurban kıyamet gününde boynuzlarıyla, kıllarıyla ve toynaklarıyla gelecektir ve o kan daha yere değmeden Allah nezdinde yerini bulmuş (kabul olmuştur). Bundan dolayı kestiğiniz kurbanla sevinin" (Tirmizi)

İbn-u Abbâs’ın rivayetinde: “sıla-i rahim ha¬riç daha sevimli bir amel işlememiştir” (Taberanî) şeklinde zikredilmektedir.

Ali el-Karî, Zeyn-ul arab’ın bu hadisin şerhinde şöyle dediğini kaydetmiştir: Bu hadis ifade eder ki;  Kurban bayramı gününde ibadetlerin en faziletlisi kurban kanının akıtılmasıdır. Ve bu verilen kurban, kıyamet gününde dünyada olduğu gibi tüm azaları yerinde ve eksiksiz olarak gelecektir. Ta her bir azasına karşılık bir sevap olsun. Sırat köprüsü üzerinde ise onu veren kişinin bineği olur. (Tuhfet-ul ahvezî)

İbn-ul Arabî (boynuzlarıyla, kıllarıyla ve toynaklarıyla gelecektir) ibaresini açıklarken: "yani (kurban) bunlarla gelir ve kişinin terazisine konulur" demiştir.

Irakî de Tirmizî şerhinde (o kan daha yere değmeden Allah nezdindeki yerini bulmuştur.) cümlesi için şunları söylüyor: "Yani hazır bulunanlar her ne kadar o kanın yere düşüp gittiğini görseler ve hiç bir şeye yaramadığını tahmin etseler de aslında o kan zayi olmaz ve Allah Teâlâ nezdinde muhafaza altındadır. Hz. Aişe radiyallahu anha`nın hadisinde zikredildiği gibi: `O kan her ne kadar toprağa karışsa da bütünüyle Allah`ın koruması altındadır ve Kıyamet günü (sevabı) sahibine verilecektir.” (İbn-u Mace haşiyesi Sindî)

(Kestiğiniz kurbanla sevinin) yani Allah Teâlâ, o kurbanın kanı dökülmeden, henüz kesilmeden yani kesimi niyet edildiği andan itibaren onu kabul eder. Bu nedenle kurbanı vermekten kaçınmayın. İstemeyerek değil, severek verin. (Tuhfet-ul ahvezî)

Kurban Allah`a yaklaşmaktır

Kurban, arapça bir kelime olup sözlükte yaklaşmak manasına gelir.

İslam`da kurban: Allah Teâlâ`yı razı ederek yakınlığını kazanmak maksadı ile yapılan herhangi bir amel ve işe denir. Nitekim hadis-i şerifte "Namaz kurbandır" buyurulmuştur. (Müsned, Şuabül iman, ibnü Hibban).

İslam fıkhında ise: Belli bir vakitte; yani kurban bayramı günü bayram namazı kılındıktan sonra başlayıp üçüncü teşrik günü güneşin batması ile biten zaman diliminde, muayyen bir hayvanı ibâdet maksadıyla usûlüne uygun olarak kesmektir.

Allah`a yaklaşmayı, Allah yolunda malların feda edilebileceğini, Allah`a teslimiyeti ve şükrü ifade eder. Hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır.

Kurban kesmenin meşrûiyeti Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir.

Allah Teâlâ Kur`ân-ı Kerîm`de; "Rabbin için namaz kıl ve kurban kes" (Kevser, 2) buyuruyor.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de "İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın" (İbnu Mâce, Ahmed bin Hanbel) buyurmuştur.

Enes`den rivayet edilmiştir. Dedi ki: "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki beyaz ve boynuzlu koç kurban etti, onları kendi eliyle kesti, besmele çekti ve tekbir getirdi. Ayağını da boyunlarının üzerine koydu." (Müslim)

Mihnef bin Süleym (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)`ı işittim şöyle buyurdu: "Ey insanlar, her aile sâhibine her sene bir kurbanlık, bir de atîre borç olmuştur. Atîre`nin ne olduğunu biliyor musunuz? O, recebiye dediğiniz şeydir." (Tirmizî, Ebu Dâvud, Nesâî, İbnu Mace)

Abdullah bin Amr radiyallahu anh anlatıyor: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir adama: "Kurban gününü bayram yapmakla emrolundum. Allah Azze ve celle onu bu ümmete (Bayram olarak) tahsis etmiştir.” Buyurdu. Adam dedi ki ‘Şayet sütünden istifade ettiğim tek bir koyundan başka bulamazsam onu kurban edeyim mi?’ Efendimiz aleyhissalatu vesselam: “Hayır. Yalnız kendi saçından bir miktar alırsın, tırnaklarını kesersin, bıyıklarını kırparsın ve etek tıraşı olursun. İşte bu, Allah Azze ve celle nezdinde senin için kurban yerine geçer.” (Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî)

Kurban Allah`a yaklaşmak maksadıyla ve yalnız O`nun rızasını kazanmak için kesilir.

Kurbanın akıtılan kandan ve dağıtılan etten ibaret olduğu zannedilir. İnsanlar için durum böyle olabilir. Ancak Allah Teâlâ kurbanın ne etine, ne de kanına bakar. Onun için önemli olan, hayvanın sırf Allah rızâsı için kesilmesidir. Kurban edilen hayvan Allah rızâsı için kesilmiyorsa, o kurbanın hiçbir değeri yoktur. Cenâb-ı Hakk’ın değer verdiği, karşılığında mükâfat yazdığı şey insanın ihlâsı, iyi niyeti ve samimiyetidir. “Kurbanların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a sadece sizin ihlâs ve samimiyetiniz ulaşır.” (Hac sûresi: 37) Allah`tan başkası adına hayvan kesmek haramdır ve bu yola tevessül edenleri Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam "Allah`tan başkası nâmına hayvan kesene Allah lânet etsin"  (Müslim, Nesâî, Ahmed b. Hanbel) şeklindeki ifâdeleriyle uyarmıştır.

İnançtan dolayı kurbanda bulunmak, hemen hemen bütün dinlerde vardır. Tarih boyunca her millet, inancına göre nazarında kıymetli olan bir şeyi, inandığı İlah adına kurban etmeyi müesseseleştirmiştir. Kur`ân-ı Kerim, kurban müessesesinin Hz. Âdem aleyhisselam`ın çocuklarıyla birlikte başladığını haber verir:

"Onlara Âdem`in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Hani onlar (Allah`a) yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi ve ikisinden birininki kabul olunmuş, öbürününki kabul olunmamıştı..." (Maide 27).

Böylece ayet, Allah’a yaklaşmak maksadıyla kurban sunma ibadetinin insanlıkla birlikte başladığını gösterir. (Kutub-i sitte İ. Canan)

Hazret-i İbrahim aleyhissalatu vesselamın en sevdiği biricik oğlu İsmail aleyhisselamı Rabbini razı ederek ona yaklaşmak için kurban etmeyi göze alması hikâyesini bizzat Kur`an-ı kerim bize anlatmaktadır.

Tarih boyunca Allah`a yaklaşmak ve Allah`ın rızasını kazanmak için İslam şehitleri de Allah`a ve Allah yoluna canlarını kurban etmişlerdir.

Kurban’ın her bir kılına karşılık bir sevab ve her bir kan damlasına karşılık günahlara kefaret vardır.

Zeyd bin Erkam anlatıyor: Ashab Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: ‘Ya Resulallah! Bu kurbanlar nedir?’ dediler. Efendimiz aleyhissalatu vesselam: “Babanız İbrahim’in sünnetidir”  buyurdu. “Ey Allah’ın Resulü bizim için onda ne vardır?” dediler. “Her bir kıl karşılığında bir hasene (sevap) vardır” buyurdu. “Ya yün? (yün karşılığında da sevab varmı?) ya resulallah!” dediler. “Yünün her bir kılına karşı bir sevab var” buyurdular. (İbn-u Mace)

Ebû Saîd radiyallahu anh anlatıyor: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey Fâtıma! Kurbanın için kalk ve yanın¬da bulun. Zira kanının her damlasına karşılık senin geçmiş günahların bağışlanacaktır." Dedi ki: "Bu, sadece biz Ehl-i beyte mi mahsustur, yoksa bütün Müslümanlar da buna dâhil mi¬dir?" efendimiz aleyhi-s salatu vesselam: "Bilakis bize de tüm Müslümanlara da şa¬mildir." buyurdu. (Bezzâr)

Kurban kesmenin zamanı

Bera` radiyallahu anh’den rivayet edilmiştir. Dedi ki Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır. Sonra dönüp kurban kesmektir. Kim bunu yaparsa sünnetimize isabet etmiştir, kim daha önce kesmiş ise o sadece ehline verdiği bir ettir nüsük ile hehangi bir alakası yoktur" (Buhari)

Şafiîler bu hadisi delil göstererek: “Kurban kesme zamanı, kurban bayramı günü güneş doğup bir mızrak boyu yükseldikten sonra hafif iki rek’at namaz ve hafif iki hutbe miktarı geçtikten sonra başlar ve üçüncü teşrik günü güneşin batması ile biter.” demişler.  Hanefilere göre ise yine bu hadisin delaleti ile kurban kesme zamanı bayramın birinci günü fecrin doğmasıyla başlar ve üçüncü gün güneş batmadan biter. Ancak bayram namazı ile mükellef olan şehir halkı için birinci günde bayram namazını kılmadan veya namaz miktarı vakit geçmeden kurban kesmeleri caiz değildir. Bayram namazı ile mükellef olmayan köy halkı ise fecirden sonra kesebilirler. (İslam fıkhı Zuhaylî) 

Kurbanın İslam`daki hükmü hususunda âlimlerin değişik görüşleri vardır.

Bir kısmı vâcib demiş diğer bir kısmı ise sünnet-i müekkede demiştir. İbn-u Hazm "Sahâbeden hiçbirisi buna vâcib dememiştir" der. Cumhur da "Kurban vâcib değildir" demiştir. Ancak dinin teşriatından olduğu da kesindir.

Bir adam İbn-u Ömer (radiyallahu anh) e: "Kurban kesmek vacip mi¬dir?" diye sordu. Şu cevabı verdi: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ve Müslümanlar kurban kes¬mişlerdir." Adam soruyu tekrarladı. Bunun üzerine cevaben: "Anlamıyor musun? Allah Resulü ve Müslümanların kurban kestiklerini söylüyorum" dedi. Yani vacip değilse de Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabelerin yaptığı bir iştir. Müslümanların da buna uymaları ve bu sünneti her zaman canlı tutmaları gerekir.

Buhari`nin bir rivayetinde şöyle denilmiştir: İbn-u Ömer radiyallahu anhuma dedi ki: "o (kurban kesmek) maruf bir sünnettir". Yani Allah`a yaklaşmaya vesile ve halk için faydalı bir sünnettir.

Bunun üzerine; Cumhur, "Kifaye bir sünnet-i müekkededir" der. Kifaye sünnet, aileden bir kişinin kesmesi ile ailenin diğer fertlerinin üzerinden hükmün kalktığı sünnettir.

İmam Şafiî (rahimehullah) de bu görüştedir.

İmam Ebu Hanife (rahimehullah): "Zengin olan mukime vacibtir" diye hükmeder.

İmam Mâlik(rahimehullah) "mukim" kaydı koymadan vâcib hükmüne varır.

Hanefîlerden Ebu Yusuf, Mâlikîlerden Eşheb vâcib hükmüne muhalefet ederek Cumhur`un görüşüne katılmışlar.

Ahmed bin Hanbel (rahimehullah): "Gücü olanın terk etmesi mekruhtur" der ve vücûbuna hükmeder.

İmam Muhammed (rahimehullah): "Terkine ruhsat olmayan sünnettir" der.

Tahâvî: "Biz de bu görüşteyiz, âsârda vâcib olduğunu te`yid eden bir delil yok" der.

Kurbanın vâcib olduğunu söyleyenleri te`yid eden en kavî delil Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiği şu hadistir:  "Kurban kesecek güçte olup da, kesmeyen namazgâhımıza yaklaşmasın." (Kutub-i sitte İ. Canan)

Allah`ım! Rızan için kurban kesmeyi, kestiğimiz kurbanlarımızı rızana ve kurbiyyetine vesile kılmayı ve sana karîb ve yakın olmak için her şeyimizden vazgeçebilme fedakârlığını bize nasib ve müyesser eyle! Âmîn!.

Abdulkuddus Yalçın / İnzar Dergisi – Ağustos 2016 (143. Sayı)
 
11-08-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.