Kur’an ve Sünneti ameliyat masasına yatırmak

Mehmet Göktaş
İslami bir çalışma ve hareket içerisinde yer alan bir Müslümanın yapacağı bir yanlış, sadece kendi hanesine kaydedilen bir hata olarak kalmaz, hatanın büyüklüğüne göre harekete de zarar verir.
İslami bir çalışma ve hareket içerisinde yer alan bir Müslümanın yapacağı bir yanlış, sadece kendi hanesine kaydedilen bir hata olarak kalmaz, hatanın büyüklüğüne göre harekete de zarar verir. Özellikle Kur’an ve Sünnet’e yanlış bir yaklaşım, dolayısıyla Kur’an ve Sünnet’ten uzaklara savrulmak, söz konusu çalışmayı ve hareketi bir anlamda güdük bırakır ve bitirir.

Müslüman bir toplum içerisinde yaşadıkları halde Allah Teâlâ’nın Kitabından ve Rasulünün (s.a.v) Sünnetinden uzaklara savrulanları kendi aralarında iki kısma ayırabiliriz.

Birincisi, ta baştan beri Kur’an’a ve Sünnete hiç yaklaşmayanlar, onlardan hep yüz çevirenler, uzak duranlar.

İkinci grup ise, bir anlamda hep Kur’an’la ve Sünnet’le meşgul oldukları halde, vakitlerini hep Kur’an ve Sünnet’le geçirmelerine rağmen onlardan uzaklara savrulup gidenler. Biz bu ikinci grup insan üzerinde birazcık durmak istiyoruz.

Evet, adamın işi gücü Kur’an-ı Kerim’dir. Her gün sabahtan akşama kadar Allah’ın Kitabıyla birlikte, Onunla uğraşıyor, Onu okuyor, üzerinde çalışmalar yapıyor, incelemelerde bulunuyor, akademik kariyer yapıyor.

Fakat gelin görün ki, adamın yüzünde hiç Kur’an’ın nûru yok, adamın hayatında Kur’an’dan hiçbir eser ve kalıntı yok. Onu gören hiç kimse, bu kişinin devamlı bir şekilde Kur’an-ı Kerim’le birlikte olduğuna asla inanamaz. Neden biliyor musunuz? Çünkü adamın Kur’an’a yaklaşma usulü ve niyeti bambaşka…

Kur’an-ı Kerim’i ameliyat masasına yatırmış, kendisi de ameliyata giren doktorlar gibi baştan ayağa sterilize olmuş, “Aman bu Kur’an’dan bana hiçbir şey bulaşmasın, hiç bir şey beni etkilemesin, ameliyathaneye nasıl girmişsem o şekilde çıkayım” diye ağzını, burnunu, elini yüzünü o yeşil örtülerle örtüvermiş sanki. Hayret doğrusu, akşamlara kadar Allah (cc)’ın Kitabıyla uğraştığı halde, üzerinde Kur’an’dan hiçbir eser göremiyorsunuz. Bunlar Kur’an-ı Azîmüşşan’ı ameliyat masasına yatırma işini genellikle Oryantalist ağabeylerinden öğreniyorlar. Çünkü Batılı Oryantalistlerin yaptığı tek şey budur. Kur’an-ı Kerim’i ve Allah Rasulünü (s.a.v) masaya yatırıp ameliyat etmektir. Bir başka deyişle, indirgemek veya parçalarına ayırıp buharlaştırmak veya işlevsiz hale getirmektir. Bizimkiler de, yani Müslüman bir toplum içerisinde yaşayan, İslami ilimlerin tahsil edildiği fakültelerde bulunan bu tiplerin yaptığı da aynı şeydir.

Sünnet-i Seniyye ile uğraşan, Hz. Peygamber Aleyhisselam’ı ve Onun sünnetini, siyretini kendisine meslek edinen, yani geçim kaynağı edinen nice akademisyen ve araştırmacı da aynı durumdadır. Adamların işi gücü Hz. Muhammed Aleyhisselam olmasına rağmen simalarında hiç Hz. Muhammed Aleyhisselam’ı göremiyorsunuz, hatta Ondan ufacık bir ize bile rastlayamıyorsunuz, yaşantılarında Onun siyretinden hiç bir eser yok.

Bu durum neye benziyor biliyor musunuz? “Bülbül nedir?” diye size bir soru sorulsa, siz de “Bülbül, şu kadar gram ettir, şu kadar gram kemiktir, şu kadar gram kandır ve şu kadar gram tüyden ibarettir…” deseniz… Bir Mercedes otomobilin ne olduğu sorulduğunda, “Mercedes şu kadar kilogram demir, şu kadar kilogram çelik, şu kadar kilogram sac, şu kadar kilogram bakır, şu kadar kilogram plastik ve şu kadar kilogram şundan şundan ibarettir” deseniz ve bu söylediklerinizi laboratuvar tahlilleriyle de ispatlasanız, elbette yalan söylemiyorsunuz.

Fakat siz bu durumda bülbüle ihanet ediyorsunuz. Çünkü bülbül gerçek anlamda asla sizin söylediğiniz şey değildir. Bülbül asırlar boyunca insanoğlu için kütüphaneler dolusu kitaptır, ciltler dolusu şiirdir, bestelenmiş binlerce şarkıdır, türküdür aşkın ve âşıkların sembolüdür.

Siz bu tanımınızla Mercedes’e de ihanet ve hakaret etmektesiniz. Her ne kadar Mercedes sizin söylediğiniz maddelerden meydana gelmiş olsa da, sizin de bildiğiniz gibi Mercedes insanoğlunun ortaya koyduğu en büyük sanat ve teknoloji ürünlerinden birisidir. Bülbülü bu şekilde tarif edenleri bir mezbahaya kilitleyeceksiniz ve “Madem öyle, buyur işte sana tonlarca et, kemik, tüy vs. Haydi bunlardan kaç tane bülbül çıkaracaksan çıkar görelim” diyeceksiniz.

Aynı şekilde Mercedes’i tarif edenleri de söz konusu maddelerin tonlarca bulunduğu hurdalıklara veya depolara tıkacaksınız ve aynı şeyi söyleyeceksiniz. “Madem öyle, haydin bir Mercedes meydana getirin!”

Siz bu yaklaşım biçimine ister indirgeme deyin, ister parçalarına ayırma deyin. Kur’an-ı Azimüşşan’a ilim ve araştırıcılık adına bu şekilde yaklaşmak da ona ihanet etmektir, onu işlevsiz kılmaya yönelik haince bir yaklaşımdır.

Tarihselcilik adına Kur’an-ı Kerim’in bir kısım ayetlerini indiği güne hapsetmek ve günümüze getirmemek, Kur’an’da önemli bir yer tutan Peygamber kıssalarını ve diğer bir kısım kıssaların gerçekliğini tartışmak, onu parçalara ayırmak ve indirgemek asla bir Müslümanın izleyeceği yol değildir.

Rasulüllah (s.a.v)’ın sünnetini ve siyretini de aynı şekilde ameliyat masasına yatırmak, Ondan bize gelenleri yok efendim zayıftı, uydurmaydı, haberi vahid idi, sahih ve mütevatir değildi iddiasıyla bize ulaşma yollarını bahane etmek Sünnetten ve dolayısıyla Rasûlullah (s.a.v)’tan uzaklara savrulmaktır.

Aynı şekilde Rasûlullah (s.a.v)’ı parçalara ayırmak, şunlar Onun bir komutan olarak söyledikleriydi, şunlar bir devlet başkanı olarak söyledikleriydi, şunlar Onun şahsi içtihatlarıydı, şu anda biz Onun askerleri ve yönetimindeki teb’ası olmadığımıza göre bizi bağlamaz demek, Allah’ın Rasûlünden çok çok uzaklara savrulup gitmektir.

Bu tür kişiler istedikleri kadar kendilerini geliştirsinler, girdikleri bu yolda istedikleri kadar yükselsinler, mesafe alsınlar, Müslümanların genel kitlesini asla yanlarında bulamayacaklardır, yalnız kalmaya mahkûmdurlar. Daha önce etraflarında birileri varsa onlar da dağılıp gidecektir veya bir avuç yandaşıyla baş başa kalacaklardır.

Kur’an ve Sünnet karşısında Müslümanın izleyeceği bir tek yol vardır, onlara kayıtsız şartsız teslim olmaktır. Kur’an ve Sünnet Müslümanlar için Nuh’un gemisidir. Okyanusun orta yerinde, azgın dalgaların arasında durmakta olan gemidir. Yapılması gereken bir tek şey, varıp o gemiye binmektir. Biz şuna yakinen şahid olmuşuzdur ki, Kur’an ve Sünnet’e karşı soğuk ve mesafeli olanlar, bir de bu yaptıklarının doğruluğunu ispatlamak için uğraşanlara samimi ve sıcak insanımız asla iltifat etmemiştir, bunların oluşturmaya çalıştığı yapılanmalara asla dönüp bakmamıştır.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
 
17-04-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.