Kulluk Süresi Boyunca İman-Amel İlişkisi:

Mehmet Şenlik
Kullukta, süreklilik ve düzenlilik esastır. Kulun hayatı, sürekli bir gözetim ve denetim altındadır. Kul Ef`ali mükellefe denilen İslam`ın vecibelerini hayatında yaşayıp yaşamadığının sınavını vermektedir. Bu vecibeler, kulun isteğine, keyfine ve zevkine göre değil, her zaman ve her zeminde mutlaka yapılması ve uyulması gereken esaslardır. Dolayısıyla imandan sonra Ef`ali mükellefe denilen bu vecibeleri yaşamanın zorunluluğu vardır.
"Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat: 56)
 
Bu ayeti kerime, Allah`u Teâlâ`nın, kâinatta var olan mahlûkları arasında sadece insanlarla cinleri muhatap alarak onları emir ve yasaklarına karşı mükellef tuttuğunu göstermektedir. Bu iki sınıf, Allah`ın; yapın dediklerini yapmakla, yapmayın dediklerini de yapmamakla sorumludurlar. Şeriatta, bu sorumluluğun, bu mükellefiyetin adı kulluktur.
 
Kullukta, süreklilik ve düzenlilik esastır. Kulun hayatı, sürekli bir gözetim ve denetim altındadır. Kul Ef`ali mükellefe denilen İslam`ın vecibelerini hayatında yaşayıp yaşamadığının sınavını vermektedir. Bu vecibeler, kulun isteğine, keyfine ve zevkine göre değil, her zaman ve her zeminde mutlaka yapılması ve uyulması gereken esaslardır. Dolayısıyla imandan sonra Ef`ali mükellefe denilen bu vecibeleri yaşamanın zorunluluğu vardır.
 
Haddi zatında imanla amel birbirinden ayrılması mümkün olmayan bir bütündür. Kur`an-ı Kerim`de bunlar: "gerçekten iman eden ve güzel amel işleyenler" veya "onlar ki, iman eder ve güzel amel işlerler" şeklinde hep bir arada zikredilmektedir. Şu var ki, önce iman, sonra da amelden söz edilir. Kur`an`da nerede imandan bahsediliyorsa akabinde hemen amelden de bahsedilir.
 
Bazı kelamcılara göre amel imanın bir parçasıdır. Yani imanı tarif ederlerken: "El imanu; ikrarun bil lisani, tasdikun bil kalbi ve amelün bil erkani" demişlerdir. Zira imanı besleyen ameldir. Amelsiz iman sönmeye, yok olmaya mahkûmdur. Her şeyin bir gıdası vardır, imanın da gıdası salih ameldir. İmanı kuvvetlendiren, sağlamlaştıran, onu çepeçevre sararak koruyan salih ameldir. Amelsiz iman hafif bir sarsıntıda savrulur gider.
 
Salih amel, imanın tabii bir semeresidir. Eğer bir kalpte iman yerleşmiş ise, kaçınılmaz olarak imanın gerektirdiği hareketler, kendiliğinden tezahür etmeye başlar. Çünkü iman sadece dil ile ikrar edilen mücerret bir ifadeden ibaret değil, dil ile ikrarın yanında kalp ile de tasdik edilmesi ve amellerde etkisini göstermesi gereken bir gerçektir. Filhakika kâmil iman, kalbe yerleştikten sonra, Salih amelde de yer edinerek vakit kaybetmeden kendini dış dünyaya açıklar.
 
İşte iman, bu şekilde salih amelle olgunlaşıp tamamlanır. İmanın pasif kalmaya asla tahammülü yoktur. Onun müminin içinden çıkıp dışına aksetmesi gerekir. Eğer bir iman, bu tabii hareketi sağlayamıyorsa, ya sahtedir ya da ölüdür. İman, güneşten uzak kapalı bir kutuda yetiştirilmeye çalışılan çiçek misali, sadece kişinin iç dünyasında gizlenip kalamaz. Böyle bir iman yok olmaya ve ölüme terkedilmiş demektir. İman salih amel ile beslendikçe kuvvet kazanır ve hayat bulur.
 
Şu halde, bir Müslümanın kulluk vecibelerini hakkıyla yerine getirmesi için sadece onlara inanmakla olmuyor. Bilakis imanını salih amelle bütünleştirmesi, dünya ve ahiret hayatına bağlı olarak bütün davranışlarını düzeltmesi güzelleştirmesi gerekir. Kur`an-ı Hakim`in müminlerden istediği iman ve salih amel budur işte. Nitekim Rabbimiz (c.c), Asr Suresi`nde kurtuluşa erebilecek kimseleri iman ve amel bütünlüğünde tanımlıyor:
 
"Asr`a yemin olsun ki, hiç şüphesiz insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna." (Asr, 1-3)
 
Ayeti kerimelerden anlaşıldığı gibi imanın yanında mutlaka salih amel gerekir. Bu da İslam`ın bütün emir ve yasaklarının yeryüzünde uygulanması, insanların hayatına hâkim kılınması için gereken ameli ve sözlü tebliğle olur. Allah`ın emirlerini uygulayıp bunları kendi nefisinde yaşayarak toplumda yerleşmesi için çalışmak ameli salihtir.
 
Salih amel, ister istemez ihlâsı çağrıştırır. Amelin salih olması ancak Allah rızasının gözetilmesi ile gerçekleşir. Amel, Allah rızası için olacak ve insan bu amelinin karşılığını yalnız Allah`tan isteyip bekleyecektir. İnsanların hoşnutluğunu ve beğenisini kazanmak için yapılan ameller asla ameli salih değildir. Zira buradaki niyet bozukluğu insanı riyaya götürür. Riya ile yapılan amellere ise Allah (c.c) hiç iltifat etmez ve karşılığını vermez.
 
Şunu da belirtmek isteriz ki, imanda olduğu gibi salih amelde de süreklilik esastır. "Amellerin en hayırlısı az da olsa devamlı olanıdır" buyuran efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bu noktaya dikkatimizi çekmiştir. Şüphesiz devamlı olan amel hareket; hareket ise bereket getirir. Hareketin olmadığı yerde bereket yoktur. Bilakis uyuşukluk, dağınıklık, tembellik ve pısırıklık vardır.
 
Eskiden medrese Seydalarımızın, talebeleri yarıştırmak, gayretlerini kamçılamak için sıklıkla kullandıkları bir tabir vardı: "durmadan sürekli hareket halinde ol!" açıklamasını da şöyle yaparlardı: Bir hayırlı işten sonra ikincisine, üçüncüsüne... İlmi bir ihtisas alanından bir başkasına... Mesleki bir aşamadan sonra hemen bir başkasına geçmek için hep fırsat kolla ve hareket halinde ol. Bu hal insanda enerji üstüne enerji toplar ve gücüne güç katarak dinamik yapar. Böylece biriken her bir enerji, kaydedilen her bir başarı bir yenisini tetikleyecek yeni alanlara kapı açacak, sahibini güçlü ve diri tutacaktır. Durmadan onu bir başarıdan diğer bir başarıya koşturacaktır.
 
Ama bir durgunluk, bir rehavet ve dağınıklık yeni bir enerjiyi kazandırmak şöyle dursun, mevcut olanı dahi silip sıfırlayabilir. Bazen amelde yaşanan bir gevşeklik, bir hoşnutsuzluk kişinin kalbindeki iman lezzetini ve iman ehlinin muhabbetini yok ettiği gibi, en iğrenç günahları sıradan işler ve alışkanlıklar haline getirebilir.
 
Bu itibarla mümin, sürekli dikkatli olmalı, her an kendisini bir belaya uğratmak üzere pusuda fırsat kollayan insi ve cinni şeytanlara karşı uyanık ve teyakkuzda olmalıdır. Çünkü insan, sürekli Allah`ın murakabesi ile şeytanın fitneleri arasında bir yol izlemektedir. Bu yol imtihan yoludur. Bu yolun adı kulluk çilesidir. Bu yolun sonunda kişinin kendini ispat etmesi veya kaybetmesi söz konusudur. "yoksa insanoğlu başıboş bir yaratık olarak mı yaratıldığını zannediyor?" Bilakis onun hayatı sürekli bir disiplin, bir gözetim ve denetim altındadır. Kulluk, mevsimlik elbise gibi bazen giyilir, bazen de çıkarılır tarzdan bir şey değildir.
 
Şu halde, Ramazanı Şerifte alıştığımız düzenli hayatı, elde ettiğimiz değerli kazanımları ve güzel melekeleri, Ramazan`dan sonra da devam ettirmeye çalışalım. Bazı gafillerin yaptığı gibi ibadete, namaza, niyaza: "bir dahaki ramazanda buluşmak üzere eyvallah" dercesine her şeyi bir yerde bırakmayalım, ramazana elveda ettiğimiz gibi namaza-niyaza da elveda etmeyelim. Sürekli rabbimizin gözetimi ve murakabesi altında olduğumuzu, kul olduğumuzu unutmayalım.
 
Bize şah damarımızdan daha yakın olan ecelimizdir. Onun da ne zaman ve nerede geleceği meçhul olduğuna göre daima tedbirli ve tedarikli olmamız gerekir. İşte Kur`an-ı kerim, gafil olarak Allah`ın huzuruna gitmeyelim diye, fırsat elden gittikten sonra boş yere yakınanlardan olmayalım diye bakınız nasıl bizi uyarıyor:
 
"Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! Demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin. Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." (Münafıkun: 10–11)
 
Evet, bu nedamet günü gelmeden ve bu boş yere yalvarmanın yakınmanın zamanı gelmeden önce ne yapmamız gerektiğine bakalım. Ve şu hadisi şerifi kulaklarımıza küpe edercesine iyi dikkat kesilelim:
 
"Akıllı olan; nefsini (dinin emirlere tabi kılarak) aşağılayan ve ölümden sonraki hayat için güzel amel işleyen kimsedir. Ahmak olan da; nefsini hevasına tabi tutan ve (bir hayırlı amel işlemeden) Allah`a karşı boş temennilerde bulunan kimsedir." (Deylemi)
 
Rabbim cümlemizi, imanını salih amelle güzelleştirenlerden ve hesap günü gelemeden salih amele acele edenlerden eylesin. Âmin. 
 
Mehmet Şenlik | İnzar Dergisi | Temmuz 2017 | 154. Sayı
 
10-07-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.