Kudüs Aklın Değil Gönlün Kutsalıdır

Mehmet Zeki Ergin
"İyi bil ki ben, evet yalnız ben senin rabbinim; artık pabuçlarını çıkar, çünkü şu anda kutsal vadide, Tuvâ`dasın.” Diye buyurmuyor mu Allah Teâlâ… Dikkat çekmeye gerek yok. Allah açık açık pabuçlarını çıkar diye emrederken Hz. Musa (a.s)`ya, “sen kutsal vadidesin, Tuva`dasın,” illetini bildiriyor. Sen Benim mikatımdasın, öyle ise buna binaen pabuçlarını çıkar diye gerekçe iletmiyor Hz. Musa (a.s)`ya Allah Teâlâ…
سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ﴿١﴾
 


“Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm`dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ`ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.” (İsrâ, 1)

İnsan denilen âlemde sadece nefis ile ruhun, şeytan ile meleğin savaşı mı var acaba… Yani sadece iyi ile kötü, güzel ile çirkin, tahir ile habis olan mı savaş halinde… İyilerin de kendi aralarında bu kutsal memlekette daha etkin olmak için de rekabetleri yok mu? Mesela akıl ile kalp yani vicdanın da rekabetleri yok mu?

Akıl; kaza ve kadere açıklık(!) getirmeye çalışırken, fiilleri karşısında insanı mesul kılan iradesinden ördüğü ve Allah Teâlâ`nın “Adl” sıfatıyla tahkim ettiği duvar aslında kalp ve vicdanın önüne diktiği ve aşılmasın diye olabildiğince yükselttiği bir engel değil midir ve bununla kalbi, hakkı olan makamından etme çabası değil midir?

Ya da özgür cüzi iradeden yoksunluğu öne çıkararak zaman ve mekân arasında ayırım yapılmaması gerektiği hakikatini(!) avazının çıktığı kadar haykırması aklın insan denilen kutsal âlemi işgal etme girişimi değil midir acaba…

Belki uzun ve aklın avazını bastırıp onu ikna edecek açıklamalar getirmese de –ki onun görevi bu değil- “Sen nasıl oluyor da bütün peygamberlerin ve sayısız salihin zikirlerine kulak kesilmiş, onların ibadetlerine seccade olmuş ve bununla mukaddes entarisini giyinmiş zaman ile mekânı üzerinde sürekli olarak Allah Teâlâ`ya isyanla kararmış, günahlarla kirlenmiş zaman ile mekânı bir sayarsın. Niye O büyük Nebi namaz gibi İsmi Azam kabul edilen bir ibadeti eda etmeyi bazı zamanlarda kerih görürken bazı zamanlarda takdis etmiş. Veya Allah Teâlâ için yapılan secdelere ram olmuş meleklerin sağanak sağanak yağdığı ve bundan dolayı da eminlik makamına çıktığı, kendisine dâhil olanların emniyet bulduğu bir mekân ile peygamberlerin uyarılarına kulak asmayıp Allah Teâlâ`ya isyanda diretmeleriyle, yurtlarına azap meleklerinin öfkeyle yönelmesini sağladıkları bir toprak parçasını nasıl bir sayarsın ki Allah`ın Habibi Efendimiz bile bu topraklardan geçerken Allah`ın azabından ürpererek geçmişti ve ürpermeyi yanındakilere de öğütlemişti.” derken kalp/vicdan aslında aklın, önüne ördüğü duvarı ortadan kaldırmak, etkisiz hale getirmek için karşı bir hamle yapmıyor mu?

Gerçekten Allah Teâlâ`nın tecelli ettiği Tur`un sağ tarafı ile varlıktaki herhangi bir mekân bir olur mu? Yoksa Mele Ahmedé Cizirî “Tur dağının sağ tarafı dolayısıyla arzın tamamı benim için mukaddes kılındı” derken sadece abartılı bir duyguyu mu dile getiriyordu. Yani bu, hakikatle/gerçekle hiç alakası olmayan sade bir duygudan mı ibaret?

Tur dağının sağ tarafı hakkındaki kanaatlerini Melayé Cizirî`nin duygu yoğunluğuna bağladık diyelim, peki Tuva vadisine ne deriz. Hani Hz. Musa (a.s) Allah Teâlâ ile mikatta iken;

اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ

"İyi bil ki ben, evet yalnız ben senin rabbinim; artık pabuçlarını çıkar, çünkü şu anda kutsal vadide, Tuvâ`dasın.” Diye buyurmuyor mu Allah Teâlâ… Dikkat çekmeye gerek yok. Allah açık açık pabuçlarını çıkar diye emrederken Hz. Musa (a.s)`ya, “sen kutsal vadidesin, Tuva`dasın,” illetini bildiriyor. Sen Benim mikatımdasın, öyle ise buna binaen pabuçlarını çıkar diye gerekçe iletmiyor Hz. Musa (a.s)`ya Allah Teâlâ…

Peki, Tur dağının sağ tarafında şu anda ne var veya o zamanlar neler vardı? Hiçbir şey… Tabi akla göre… Yani dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir dağda olan herhangi sıradan şeylerden başka bir şey o zamanlar da yoktu, şimdi de yok. Tabi akla göre…

Ya da Kutsal Vadi Tuva`da ne var ya da o zamanlar ne vardı? Orası da aynı hiçbir şey… Orada da olan ile dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir vadide olan herhangi sıradan şeylerden farklı hiçbir şey o zamanlar da yoktu şimdi de yok. Tabi yine akla göre… Ama gönle göre… Orası Hz. Musa (a.s) gibi ulu`l-azm bir peygamberin bile ayakkabısıyla girmesinin edebe sığmayacağı kadar mukaddes bir mekân…

Bir örnek daha verelim ve girişi kapatalım.

Hz. Salih (a.s)`in kavmi Semud`un yurdu ile Beytullah`a ev sahipliği yapan Mekke arasında nasıl bir fark var. Tevafuk ki hem iklim olarak hem de zeminin bileşenleri neredeyse bir bir aynı… Ama Mekke emin belde… Orada hayvanlar bile emniyeti idrak ettikleri halde Semud`un diyarına ürperti hâkim… Korku ve endişe hakim…

Yazımızın konusu olan Kudüs`ün kutsallığı da böyle bir şey… Kudüs akıl nezdinde değil gönül nezdinde mukaddestir.

Yani Kudüs akıl için hiçbir şey… Ya da herhangi bir şey… Ama gönül için her şey…

Bundan dolayıdır ki Kudüs için feda olanlar ya da olmak için sırasını bekleyenler akıl ehli değil gönül ehli olanlardır.

Akıl ehline göre Kudüs, kendisi için çile ve eziyet çekmeyi hak edecek, üzerinde uzun soluklu ölümüne projelerin geliştirileceği hiçbir şeyi barındırmıyor. Ne zengin yer altı kaynakları ne de stratejik bir konumu… Zeytinlikleri ise artık pek bir şey ifade etmiyor. Belki Fenikeliler devrinde değerli idi ama şimdi değil…

Ama gönül ehline göre orası uğruna feda olmaya hak eden bütün değerlerin bileşkesi… Kudüs bu değerlerin hepsinin toplamı…

Kudüs; Peygamberlerin atası Hz. İbrahim (a.s)`in; وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ "Ben rabbime gidiyorum" dedi, "O bana yol gösterecektir." Deyip biperva yurdunu arkasında bırakırken gelip yerleştiği yerdir.

Kudüs; yer ile göğün kopmaz iletişiminin olduğu yerdir. Eğer semaya doğru bir yürüyüş olacaksa bu Kudüs`ten olacaktır.

Kudüs; bütün peygamberlerin Efendimize iktida ettiği mescidi yüreğinde taşıyan beldedir.

Kudüs; yalnız Peygamber Efendimizin şahit olduğu ve bundan dolayı çok ehemmiyet gösterdiği bizim ehemmiyet göstermemizi istediği Allah`ın ayetlerinden bazılarını bünyesinde barındıran kutsal beldedir.

Kudüs; paganistler ile onlarla olan göbek bağlarından kurtulmayan ve kendilerini semavi dinlerin müntesibi sayanların göz diktikleri ve şu an alıkoydukları Mekke ile Medine`nin kız kardeşidir.

Kısacası Kudüs adı üzerinde Kudüstür.

Ayet-i kerimeden mülhemen dikkat çekilmesi gereken bir konunun daha olduğunu düşünüyoruz.

Genellikle لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ (kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye) ayet ibaresi hakkında yorumlar yapılırken Hz. Resulullah (s.a.v)`in Miraç yolculuğu esnasında şahit olduğu gaybi ayetler dillendiriliyor. Oysa bu ayette Miraç yolculuğundan söz etme yok. Bu ayet sadece İsra`dan yani Hz. Resulullah (s.a.v)`ın Mescidü`l-Haram`dan Mescidü`l-Aksa`ya geceleyin götürülmesinden söz ediyor.

Efendilerimizle ters düşmeden veya haşa onların değinmediği veya üzerinde fazla durmadıkları bir hususa değiniyoruz edepsizliğinde bulunmadan kanaatimizce bu ayetler Mescidü`l-Aksa`dadır ve bu ayetlere sadece Hz. Resulullah şahitlik etmiştir.

Biz bu ayetleri bilmeyebiliriz, görmeyebiliriz ama Hz. Resulullah (s.a.v)`ın gördüğüne ve bundan dolayı da Kudüs üzerinde bu kadar durduğuna bizim de üzerinde durmamız için hassasiyet oluşturduğuna inanıyoruz.

Son olarak öğrenmek istediğimiz bir hususu dillendirelim istiyorum.

اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِر۪ينَ (Biz onu mübarek bir gecede indirdik; biz daima uyarmaktayız.) ayetinde geçen ve Leyletü`l Kadri işaret ettiği neredeyse kesin olan مُبَارَكَةٍ (mübarek) sıfatı ile بَارَكْنَا حَوْلَهُ (çevresini mübarek kıldığımız) sıfat cümlesi arasında bir kıyas yapılmalı mı yoksa yapılmamalı mı? Böyle bir kıyas yapıldığı zaman bizim Kudüs`e bakış açımız üzerinde olumlu etkisi olacak mı? Bir de böyle bir kıyasta edebi açıdan üstünlük hangi sıfatta olur? Merak konusu olan bir husus…

Bununla ilgili kendimize ait bazı görüşlerimiz olabilir ve vardır da ama ne ilmi olarak ne de diğer yönlerden bu konuda görüşümüzü izah, haddini aşmak olur. Ama ilim ehlinin bu konuda görüş beyan etmesini ve eğer yanlışsa kanaatlerimizi düzeltmelerini ummuyor değiliz.

Mukaddes gün ve geceleri mukaddes beldelerde en mukaddes ibadetle ihya etmeye vasıl kılması dileğiyle Allah Teâlâ`ya emanet olun.

Mehmet Zeki Ergin | İnzar Dergisi | Ekim 2017 | 157. Sayı
 


 
11-10-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.