Konforda Çağa Uymamak

Abdulkadir Turan
İnsanın aslî ihtiyaçlarının yanında tali ihtiyaçları da vardır. Ev, aslî ihtiyaçtır, evin mimarî güzellikte olması ise tali ihtiyaçtır; kişinin elbise sahibi olması aslî ihtiyaç, elbisesinin şık olması tali ihtiyaçtır. İnsan barınmaya ihtiyaç duyduğu gibi estetiğe, şıklığa da ihtiyaç duyar. Onun bu ihtiyacı inkâr edilemez, görmezlikten gelinemez.
İnsanın aslî ihtiyaçlarının yanında tali ihtiyaçları da vardır. Ev, aslî ihtiyaçtır, evin mimarî güzellikte olması ise tali ihtiyaçtır; kişinin elbise sahibi olması aslî ihtiyaç, elbisesinin şık olması tali ihtiyaçtır. İnsan barınmaya ihtiyaç duyduğu gibi estetiğe, şıklığa da ihtiyaç duyar. Onun bu ihtiyacı inkâr edilemez, görmezlikten gelinemez.

Ama mü`min için asıl olan, aslî ihtiyaç söz konusu iken tali ihtiyaç peşinde olmamaktır. Olmayan bir evin estetiği ya da alınamayan bir giysinin güzelliği söz konusu olamaz elbette.

Ne var ki namazının her rekâtında kardeşleri adına Allah`a kulluk sözü veren ve O`ndan yardım dileyen mü`min, sadece kendisine odaklanamaz, aslî ihtiyacı belirlerken sadece kendi durumuna bakamaz. O, çevresindeki kardeşlerinin ve ümmetin de durumuna bakmakla mükelleftir.

Bununla birlikte kişinin kardeşlerinden ve ümmetin durumundan mükellef olması, içinde bulunulan durumla da ilgilidir. Müslümanların ümmeti alakadar eden ihtiyaçlarda kurumsal yapıları varsa mü`min, aslî ihtiyaçların karşılanmasını onlara bırakabilir; başka Müslümanların ya da ümmetin aslî ihtiyaçları var iken kendi tali ihtiyaçlarına odaklanabilir. Ama ümmet, bu tür kurumlardan mahrum ise sorumluluk fertlere düştüğünden ümmetin aslî ihtiyaçları dururken mü`min, kendi tali ihtiyaçlarına odaklanamaz.

Hz. Peygamber salallahü aleyhi vesellem döneminde İslam`ın beytülmâlı henüz ümmetin aslî ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda değildi. Müslümanlar cihada çıkmak için at ve silah bulamıyorlardı, fakirler için yeterli fonlar da yoktu.

O dönemde Sahabe-i Kirâm radiyellahu anhüm ecmein, zengin de olsalar, aslî ihtiyaçlarını aşan harcamalarda bulunmazlar, malları biriktikçe onu tali ihtiyaçları için harcayacaklarına ümmetin ihtiyacı için harcarlardı.

Nitekim rivayetlere göre Tebük Seferi`ne hazırlık için Hz. Ebu Bekir radiyallahü anh, malının tamamı olan 40 bin dirhem altın getirmiştir. Resulullah salallahü aleyhi vesellem ona: "Kendi ehline herhangi bir şey bıraktın mı?" diye sorunca o: "Onlara Allah ve Resulünü bıraktım" diye cevap vermiştir. Hz. Ömer radiyallahü anh, malının yarısını getirmiştir. Resulullah salallahü aleyhi vesellem, ona da: "Kendi ehline herhangi bir şey bıraktın mı?" diye sorunca Ömer radiyallahü anh: "Evet, malımın yarısını" diye cevap vermiştir. Abdurrahman bin Avf radiyallahü anh, iki yüz evkiye altın, Asım bin Adiy yetmiş deve yükü hurma getirmiştir. Hz. Osman radiyallahü anh ise ordunun üçte birini teçhiz etmiştir. İbn-i Hişâm`ın bildirdiğine göre Osman bin Affan bu sefer için büyük bir infakta bulunmuş, öyle ki, o zamana kadar hiç kimse bu kadar infakta bulunmamıştır. Osman bin Affan, Tebük Gazvesi`nde dar durumda olan orduya bin dinar infak etmiştir. Bunun üzerine Resulullah salallahü aleyhi vesellem, mealen şöyle buyurmuştur: "Allah`ım! Osman`dan razı ol, çünkü ben ondan razıyım."

O büyük insanlar, ümmetin ihtiyaçlarını o süreçte kendi ihtiyaçları bilmişlerdir. Henüz Mekke günlerinde Hz. Ebû Bekir radiyallahü anh`ın parasını Müslüman köleleri azat ederken harcaması da bu mahiyette bir tutumdur.

O günlerde ümmetin ihtiyaçları dururken o Sahabeler radiyallahü anhüm, evlerini süslemeyi,  üzerlerine pahalı elbiseler almak için çarşı çarşı dolaşmayı seçselerdi durumları Allah katında öylesine yüce olur muydu acaba?  

Onlardan idarecilik yapanların durumu ise farklıdır. Bu izah edilecektir. İdarecilik yapmayanlar, ümmetin beytülmali zenginleşip de yükü omuzlarından kalktığında zekâtlarını vermeye devam etmişlerdir. Ama aslî ihtiyaçlarının yanında tali ihtiyaçlarına da yönelmişlerdir. Kimse de bunun için onları kınayamaz. Onları bunun için kınamak ancak cehalettir. Aslî bir ihtiyaç söz konusu değilse mü`min, israfa kaçmadan tali ihtiyaca yönelebilir.

Kur`an-ı Kerim`de “Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A`râf Suresi 31) “Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tatları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O`dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasat günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (En`am Suresi 141) ayet-i kerimelerinde ve başka ayet-i kerimelerde ifade edildiği üzere israf haramdır. Mü`min, malının kaynağının meşru olup olmadığına bakmakla mükellef olduğu gibi harcamasının israfa varıp varmadığını kontrol etmekle de mükelleftir. O, mal toplarken Allah`ın koyduğu ölçülere baktığı gibi, parayı harcar iken de Allah`ın koyduğu ölçülere bakar. İsraf, yaygın anlamıyla helalde aşırı gitmek, haddi aşmaktır ya da fayda getirmeyecek bir yere harcamada bulunmaktır. Yemeği çok yemek israf olduğu gibi, yenilmeyecek kadar yemek pişirip çöpe atmak da israftır.

Aslî ihtiyacın karşılanmasında israf yoktur. Kişi için giysi, gıda, ev, binek aslî ihtiyaçtır. İsraf tali ihtiyaçtadır. Bir eve işlevsiz mobilyalar yığmak gibi.

Evin dışı gibi içinin de güzel olmasını dilemek haktır. Ama bu hakkın kullanılması zaman ve zemine bağlıdır. Müslümanların ihtiyaçlarının ancak kişilerin yardımı ile karşılanabildiği bir ortam ile Müslümanların ihtiyaçlarının Müslümanların kurumlarından karşılandığı bir ortamda bu haktan yararlanmak farklıdır. Aynı şekilde yer de önemlidir. Müslüman, ölçüleri aşmadan bulunduğu ortama uygun olarak tali ihtiyaçlarını karşılayabilir.

Müslümanların aslî ihtiyaçları ancak kişilerin yardımı ile karşılanabilirken kişinin varlığını aşırı bir süsleme için harcaması ise sadece israf değildir, ondan da öte bir hâldir. Ya da etrafın üzerine elbise alamadığı bir ortamda kişinin en pahalı elbiseleri üzerine giymesi. Sadece israf değildir, aynı zamanda fitnedir. Ya ümmetin ihtiyaçlarının kurumsal yapılardan karşılandığı ya da herkesin üzerine güzel elbiseler giyecek kadar varlıklı olduğu zaman ve zeminlerde? Mü`min, bu tür ortamlarda dahi ölçüyü kaçıramaz. Bu tür ortamlarda varlıklı olanın, yoksul olandan bir miktar önde olması makuldür ama arada uçurumun olması kabul edilemez.

Mal mülk edinmek için çalışmamak tembelliktir. Çalışmayı emreden yüce Allah, tembelleri sevmez. Yoksul, yoklukla imtihan olur; zengin ise mal ile. Zühd, mala sahip olmak için çalışmamak değildir. Zühd, mal sahibi olanın onu konforlu, lüks bir yaşam için kullanmamasıdır. Mü`min için mal toplamaktan daha hayırlı bir hizmet söz konusu değilse mal toplamak için çalışır. Ama malı elde ettiğinde zühdü seçer, içinde bulunduğu koşulların ölçülerine uyup haddi aşmaz, israfta bulunmaz.

İdareci Müslümanlara gelince Medine günlerinde Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman radiyallahü anhüm gibi idareci sahabeler varlıklı oldukları hâlde orta halli Müslümanlar gibi yaşamışlardır. Öyle ki Hz. Ömer radiyallahü anh, Emirülmü`minin iken dışarıdan gelenler onu Medine`deki sair halktan ayırt edememişlerdir. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Osman radiyallahü anhüma da bu hâl üzere olmuşlardır. Hz. Ali radiyallahü anh ise ne zenginlik görmüş ne de israfta bulunmuştur.

İçinde bulunduğumuz dönemde konforun ya da diğer adıyla lüks yaşamın başka bir yönü de vardır. Çağ, gösteriş çağıdır. Kimi aslî ihtiyaçlar dururken dahi kişiler, medyanın yönlendirmesi ile tali ihtiyaçlara yönelebiliyor. Kişi, kalacağı bir ev edinmek yerine her gün farklı bir giysiyi üzerine almaya zorlanabiliyor.

Mü`min bu çağda, konforu, lüks yaşamı tercih etmemekle sadece israftan kaçınmış olmaz, aynı zamanda İlahi nizama aykırı inşa olmuş çağa “La” deme vazifesini de yerine getirir. Onun zühdü tercih etmesi, çağa meydan okumasıdır, çağa uyup “çağdaş” sıfatını almayı değil, İlahi nizama uygun inşa edilmemiş çağa karşı İslamî çizgisini korumasıdır.

İsrafın alelade bir hâle dönüştüğü bu çağda, konfor için başkalarına özenmemek, lüks yaşamın esaretine girmemek aynı zamanda çağa hükmeden kapitalistlere karşı onurlu bir kıyamdır.  

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Mart 2017 (150. Sayı)
 
04-03-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.