Kıymetin Alametleri

Abdulhakim Sonkaya

Felah; kurtuluş, daimi hayır ve selamet manasındadır. Fakat felahın aslı yeri yarıp içine tohumu ekmektir. Bu nedenle çiftçiye “fellah” denilmiştir. Buna göre felahı isteyen bir şeyler ekmeli, üretici olmalıdır. Yani felah, “ne ektiysen onu biçersin” manasına da gelir.
FELAH

Felah; kurtuluş, daimi hayır ve selamet manasındadır. Fakat felahın aslı yeri yarıp içine tohumu ekmektir. Bu nedenle çiftçiye “fellah” denilmiştir. Buna göre felahı isteyen bir şeyler ekmeli, üretici olmalıdır. Yani felah, “ne ektiysen onu biçersin” manasına da gelir.

“HAYYEALELFELAH”

Ezanda okunan ve “haydi kurtuluşa” manasında bilinen “Hayyealelfelah” aslında “haydi ekmeye” manasına da gelmektedir. Öyle ya insanlar namazı eda ederken, camiye giderken üretim faaliyetinde bulunmuş oluyorlar. Ahiretin mezrası olan dünyada en sağlam daneyi toprağa atmış oluyorlar.

“Müminler muhakkak felaha ermiştir” (Müminun:1) buyrulmuştur. Çünkü onlar ekicidir. Onlar üreticidir. Ve ektiklerinin toprak altında çürüyüp yok olmayacağına, aksine yerde bitip ürün vereceğine yakinen inanırlar.

Ezandaki “Hayyealelfelah” çağrısı, “hayyealessala” çağrısından sonra yapılmaktadır. Bu da her Müslümanın, her namaz kılan müminin aynı zamanda üreten, çalışkan kimse olduğunu ifade ediyor. Buna göre namaz aslında üretim gücünü ve bereketi artırır.

FİİL VE AMEL

Fiil, istemli istemsiz, anlamlı anlamsız herhangi bir hareket iken amel ise bilinçli ve istekli yapılan harekettir. Bu nedenle Allah (cc), “salih ameli” ister. Fiil halinde bulunmaya “faaliyet” Amel halinde olmaya da “ameliyat” denilir. Ameliyat; planlı, maharetli bir iş yapmaktır. Bu nedenle insanın tedavi edilmesine yönelik olarak yapılan cerrahi müdahalelere “ameliyat” denilir, “faaliyet” denilmez. Demek ki Müslüman, salih amel ehli olarak hep hayat kurtarır. Can kurtarır. Ameliyat yapar. Yoksa çocuklar bile sokakta bir takım fiiller yapar, faaliyette bulunur. Ama buna amel diyemeyiz.

NAMAZIN İKAMESİ

Allah (cc), “namazı ikame edin.” buyurmuştur. Neden namaz ikame edilir. Niçin namaz için kamet getirilir?

İkametin türevlerinden hareketle biiznillah bunun cevabını bulabiliriz.

Çünkü ikamet, kıyamdır, böylece insan namaza ile kıyama yani ayağa kalkmış olur.

İkamet, kıyamettir. Böylece insan namaz ile kendi kıyametinin bilincinde olur.

İkamet, kıvamdır.  Böylece insan namaz ile kıvamına gelir.

İkamet, asıl olanı yerine ikame etmektir. Böylece insan namaz ile her şeyi yerli yerine ikame etmiş ve namaza hiçbir alternatif kabul etmemiş olur.

İkamet, mukavemettir. Böylece insana namazla; zorluklara, fitne girişimlerine ve imtihanlara karşı her zaman mukavemet halinde olduğunu, asla bundan vazgeçmediğini ifade etmiş oluyor.

İkamet, takvimdir. Namaz ile insan ahsen-i takvimde olur. Takvimini, zamanını ve hesabını bilir.

İkamet, kamettir. Kamet de insanın boyunun ismidir. Namaz ile insan boyunun ölçüsünü almış olur.

Kamet, kavmiyetle(ırkçılık) alakalıdır. Müslümanlar namazı ikame ederlerken hep birlikte aynı safta durur, hepsi kıbleye döner. Böylece hiçbir kavmiyetin ve kabilenin bunun önüne geçemeyeceğini ortaya koymuş olurlar.

İkamet, istikamettir. Namaz ile Müslüman istikamet eder. Sırat-ı müstakim üzerinde olur. Namazı ikame ederek hiza ve istikametini bilir.

KİTAP YÜKLÜ EŞEK

 “…onların misali kitap yüklü eşeğin misalidir”(Cuma:5). Bu, sadece “sahip oldukları ilimle amel etmeyen kimselerin” misali değildir. Bu, aynı zamanda faydasına ve hikmetine bakmadan çok kitap okuyan, internette gezinerek, sosyal paylaşım sitelerinde dolaşarak boş ve faydasız bilgi edinenlerin de misalidir. O halde dikkat etmek gerekir. Hikmetli ve faydalı bilgiyi alan kimse bu duruma düşmez. Aksi takdirde boş, faydasız, tutarsız karmaşık bilgi edinen herkes bu misale dâhil olmuş olur. Buna dikkat etmek gerekir.
 
KADERİ OKUMAK

Kader; kadir, miktar ve takdirle aynı köktendir. Buna göre her insan bir kader dolayısıyla hayatın içinde bir miktar sahibidir. Bu miktar hem zaman hem mekân hem de şartlarla alakalıdır. Kendi miktarını bilen ve takdir eden herkes aslında kaderini okumuştur.

İnsan elbette kaderini bilemez ama kaderini okuyabilir. Kaderini okuyabilen insan haddini ve konumunu bilir, bu da onu hem edep hem de kudret sahibi yapar. Demek ki kaderini okuyabilmek insanı kudretli kılar.

TELİF

Elif, ülfetten gelir. Ülfet ise sevgidir. Elif, telif eder. Telif, birleştirmek ve kaynaştırmaktır. İslam âlimleri, ortaya eser koymak için gösterdikleri gayrete telif; kendilerine de “müellif” adını uygun görmüşlerdir. Bu, İslam’ın estetiğidir. Müellif, bir araya getiren, derleyen, açığı kapatan ve uzlaştırandır. Ayette, “…görmez misin Allah, nasıl bulutların arasını telif ediyor. Sonra bulutlar yoğunlaşır, içinden yağmur çıkar”(Nur:43) buyrulur. Demek ki bulutlar telif yoluyla yani uyum içinde, birlik içinde toplanıp birleştiğinde yağmur bırakır. Bulutlar gökyüzünde birleşmez, yoğunlaşmazsa yağmur bırakamaz. Bunun gibi İslam âlimleri kendilerine ülfeti ilke edinmiş, Müellif sıfatıyla da birleştirme ve uzlaştırma rolünü üstlenmişlerdir.

Telif, her şeyi elif yapmaktır. Elif, şekil olarak birdir ama mana olarak elf’tir, bindir. Telif; bire bin sığdırmak, bini bir yapmaktır. İşte insan elif gibi müellif olmalı, telif etmelidir. Herkes onu elif olarak bir görür ama aslında o elftir, bindir. Herkes onu bin görür. Fakat yine de o birdir.

TEVİL

Tevil, kapalı ve zor bir konuyu yorumlayarak açığa kavuşturmak manasındadır. Kelime manasıyla, tevil, aslında her şeyi evvele, ilk olana döndürmektir. Bu bağlamda “inna lillah ve inna ileyhi raciün- Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: "Biz Allah`a aitiz ve sonunda O`na döneceğiz." derler. (Bakara:156) ayeti tevile en güzel örnektir. Bu ayet musibete karşı söylenir. Musibet de isabetten gelir. İnsan kendisine isabet edenin yerinde olup olmadığını bilemez. Kendisine göre bu isabet yerindeyse isabetli bir hayır, değilse kötü bir musibettir. İnsan kendisine isabet eden şeyin yerindeliğini tashih edemez. Çünkü sevdiği şey şer, şer gördüğü şey de hayır olabilir. (Bakara:216) Bu nedenle işin tevilini evvele, evvel olana, evvel hükme raci kılarak hakikati anlayabilir. Bu, en güzel tevildir. Tevilde iş sona değil evvele döndürülmelidir. “Bu, en hayırlı ve en güzel tevildir.” (Nisa:59)

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Şubat 2016 (137. Sayı)
 
19-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.