Kim bunlar yahu? Camimizi karıştırmaya mı gelmişler?

Mehmet Göktaş
Hiç unutmuyorum, doksanlı yılların başında şehrin en büyük camiinin çıkışında bir eylem yapacaktık… Cuma namazı sonrasında Bosna’da şehid olan bir kardeşimiz için gıyabî cenaze namazı kılacak, ardından kısa bir konuşma yapıp dua edecektik, kendi aramızda belirlediğimiz sloganlarımızı atacaktık. Arkadaşlar bu görevi bana vermişlerdi.
Hiç unutmuyorum, doksanlı yılların başında şehrin en büyük camiinin çıkışında bir eylem yapacaktık… Cuma namazı sonrasında Bosna’da şehid olan bir kardeşimiz için gıyabî cenaze namazı kılacak, ardından kısa bir konuşma yapıp dua edecektik, kendi aramızda belirlediğimiz sloganlarımızı atacaktık. Arkadaşlar bu görevi bana vermişlerdi.

Söylediğimiz gibi yaptık. Öncelikle bekleyen cenazeler vardı, onlar için görevli imama uyarak namaz kıldık. Cemaat dağılmadan birden öne çıkarak Bosna’da şehid olan hemşerimiz için de gıyabi cenaze namazı kılacağımızı söyledik… Niyet ettik ve kıldık. Daha sonra kısa bir konuşma, ardından dua ve sloganlarla eylemimizi yaptık, bitirdik.

Hayret! Cami cemaatinin büyük bir çoğunluğu bizim gıyabi namazımıza iştirak etmedi. Tedirgin bir şekilde bizi geriden izledi. Hele sloganlarımıza hiç katılmadı, biz “Allahuekber, İslami Hareket engellenemez… Kahrolun Amerika, Kahrolsun Sırbistan…” diye bağırırken onlar sessizce bakıp durdu.

Hatta eylem dağılırken cemaatten bazıları bizi göstererek:

“Kim bunlar yahu? Camimizi karıştırmaya mı gelmişler?” dediler.

Bu olay beni çok düşündürdü… Hiç hoşlanmadım böyle bir fotoğraftan. Çok soğuk ve ürkütücüydü. İyot gibi resmen açıkta kalmıştık.

Bunun üzerine günlerce kafa yordum, çünkü biz bundan sonra da benzer etkinlikler yapacaktık. İçeride ve dışarıda sıcak günler bekliyordu bizi… Bu bir başlangıçtı. Bu böyle gitmemeliydi.

Eylemi birlikte organize ettiğimiz arkadaşlardan bazılarıyla bu konuyu konuştuk. Cemaatin İslami şuurdan, cihad duygusundan yoksun olduğunu, kısacası bunların mevcut rejimin uşağı olduklarını söylediler ve kendilerince işin içinden çıktılar.

Bence mesele hiç de öyle değildi. Cami cemaati bizi yalnız bırakmada haklıydı çünkü bizi hiç tanımıyorlardı. Biz bu caminin cemaati değildik. Aslında hiç bir caminin cemaati de değildik. Çoğumuz cuma namazı kılmayan kişilerdik. Bir kısmımız sakallı olsa da cemaate benzemeyen yönlerimiz daha çoktu.

Daha açık konuşalım, bizler radikal Müslümanlardık. Bu camilerde namaz kılmıyorduk, düzenin camisi sayıyorduk, imamları da rejimin imamları kabul ediyorduk. Bize göre cami cemaati de İslami şuurdan yoksun laik rejimin uşaklarıydı.

Fakat burada önemli bir çelişkimiz vardı. Madem öyle, bu camilerde bir daha eylem yapmamalıydık. Özellikle bu cemaatle beraber olma, etkinliklerimize katılmalarını beklememiz bizim için tutarsızlıktı.

Bir başka şey daha vardı; Bu cami cemaatinin tamamı olmasa da büyük bir kısmı birçok konuda bizlerden daha çok takva sahibi idiler. Önemli bir bölümünün bizlerden fazla olarak nafile ibadetleri vardı. Teheccüt namazı kılan kimselerdi. Her gün beş vakit namazın yanında kuşluk ve evvabin kılıyorlardı. Birçoğu Pazartesi ve Perşembe orucu tutuyordu.

Daha somut bir şey söyleyeyim; bu insanların simaları, görünümleri bizlerden daha iyiydi.

Bütün bunlardan sonra cemaatin bizim eylemimize katılmaması, bizleri provokatör, karıştırıcı olarak görmesi bana göre çok tabii bir şeydi.

Bir başka şey; ben tasavvufi bir gelenekten geliyordum. Her ne kadar radikal düşünceye sahip gençlerle birlikte olsam da böyle bir geçmişim vardı. Oradan aldığım, doğru bildiğim birçok şeyi devam ettiriyordum.

Yani her iki kesimi de çok iyi tanıyordum. Cihad diyen, İslami Hareket diyen, İslami Devlet diyen bir gençlik vardı. Gece sabahlara kadar sigara dumanları içerisinde devlet kuruyor, rejim yıkıyor, bu arada sabah namazını kaçırıyordu. Fakat buna rağmen onların samimiyetlerinden bizim asla bir şüphemiz yoktu, onların sadece bir takım eksikleri vardı.

Diğer tarafta da geceleri teheccüde kalkan, birçok nafile ibadetleri olan, özellikle dillerinden zikrin eksik olmadığı bir kesim... Hepsini aynı kefeye koymasak da bu kesimde de cihad konuşulmuyor, tağut anlatılmıyor, İslami Hareketten, İslami devletten söz edilmiyordu.

Bu konu üzerinde yoğunlaştım, bir takım araştırmalar yaptım.

“İslami Hareket camilerle ilgili siyasetini gözden geçirmelidir” başlığı altında düşüncelerimi yazıya döktüm. Fotokopiyle çoğaltarak birçok kişiye sundum. Önce “Namaz Gözaydınlığım” kitabıma, daha sonra tavsiye üzerine oradan çıkararak “Mekke’de Müslüman Olmak” kitabıma aldım, bir daha bakabilirsiniz.

Elhamdülillah kardeşlerimizin önemli bir bölümü yaptıkları bu hatayı anladılar ve hatalarından dönmeye çalıştılar.

Yani camilere dönmeye başladılar. Özellikle bunun neticesinde Yirmi Sekiz Şubat döneminde çok güzel başarılar elde edildi. Aşağı yukarı her Cuma eylemlerle, prtotestolarla geçiyordu. Ve cami cemaati bizim organizelerimize tereddütsüz katılıyordu.

Çünkü bizi tanıyorlardı artık. Çoğu zaman onlarla birlikte camideydik, namaz çıkışlarında müsafaha yapıyorduk, yani bizi tanıyorlardı artık.

Fakat yetmez bu. Cemaatle çok daha iç içe olmalıyız. Cami görevlileriyle daha çok omuz omza vermeliyiz. Defalarca tekrarladığımız bir hakikati bir daha haykırıyoruz:
Camilere dayanmayan, halka inmeyen hareketler başlamadan bitmeye mahkûmdur.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Eylül 2015 (132. Sayı)
 
23-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.