Kendi Hikâyelerimizi Okumak: Filistinli Çocuk Kitaplarında Yükseliş

İnzar / Çeviri Makaleler
Taghreed Najjar ilk olarak hikâye yazmaya başladığında çocuk yaştaydı. 1960’lı yıllarda Kudüs’teki yatılı bir okulda büyüyen ve hırslı bir okuyucu olan Najjar’ın ilk hikâyeleri, kardeşlerine okuduğu ve üç yaşındaki kardeşiyle ilgili olarak yazdığı fantastik masallardı. Yazdığı hikâyeler de yaşadıkları hayat gibiydi, sonraları, anlattıklarını kâğıda geçirmek zorunda kaldı.
İslam toplumlarının varoluş mücadelesinin yoğunlaştığı son yüzyılda, karşılaştığımız önemli sorunlardan biri de kültür emperyalizmidir. Edward Said’in belirlemesiyle, 2.Dünya Savaşından sonra görünürde sona eren ‘imparatorluklar çağı’, sömürgeci emperyalizmin arkasında bıraktığı ‘kültür emperyalizmi’ ile Batı hegemonyasının devamı işlevi görmüştür. Aslında kültürel emperyalizmi bir zihin işgali olarak tanımlamak da mümkündür. Nitekim zihinleri ve düşünüşleri Batının ihraç ettikleriyle dolanlar artık gönüllü birer ajan olurlar. Zihin işgali, kullanılan dil, semboller, sözcük ve kelimelere yüklenen anlam ile bir toplumun yeniden inşa edilmesidir. O halde zihinlerin işgal edildiği bu çağda kültür işgaline karşı kendi sözcük, kavram ve terimlerimizle hayatı anlamlandırmak, orijinal dilimiz hangisiyse (Türkçe, Kürtçe, Arapça v.b) onunla düşünmeyi öğrenmek, onunla yazmak ve onunla okumak elzem görünmektedir. Hele hele bu zihinsel işgal, Batı menşeli çizgi filmler ve çeviri masallarla, 25. kare ve bilinçaltı mesajlarla sürdürülüyorsa, buna yönelik ciddi bir mücadele yürütülmesi gerekmektedir. Çocuk kitaplarına bir de bu açıdan bakmak lazım. Çocuklarını İslami terbiyeyle yetiştirdiğini düşünen hayli anne-baba bu hususta başarısız olmaktadır. Bu nedenle, zihinsel işgale karşı çıkmanın altyapısı kendi değerlerini ortaya çıkarmak, tanıtmak ve çocukların dünyasına hitap edecek tarzda yeniden yorumlayarak üretime başlamak gerekiyor. Aşağıdaki makalede mevzubahis çocuk hikâyeleri yazarının da yaptığı şekliyle, belki de ilk önce kendi çocuklarımız için masallar, hikâyeler yazmakla bu işe başlayabiliriz.

MiddleEastEye yazarı Bethan Staton’ın yazdığı bu makale Süleyman Kaylı tarafından İnzar okuyucuları için tercüme edildi. Kültür emperyalizmine ve zihin işgaline karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiği noktasında ümit ışığı olması temennisiyle…  

Kendi Hikâyelerimizi Okumak: Filistinli Çocuk Kitaplarında Yükseliş

Taghreed Najjar ilk olarak hikâye yazmaya başladığında çocuk yaştaydı. 1960’lı yıllarda Kudüs’teki yatılı bir okulda büyüyen ve hırslı bir okuyucu olan Najjar’ın ilk hikâyeleri, kardeşlerine okuduğu ve üç yaşındaki kardeşiyle ilgili olarak yazdığı fantastik masallardı. Yazdığı hikâyeler de yaşadıkları hayat gibiydi, sonraları, anlattıklarını kâğıda geçirmek zorunda kaldı.

“O zamanlar, gerçekten alıp okuyacağım kitabı olan yazarlarımız yoktu. Çok çok zordu, bilhassa Ürdün’de. Çocuklar için bir şeyleri resimleyecek hiçbir sanatçı yoktu ve matbaalar böylesi şeyleri yapmak için teknik olarak yönlendirilmiyordu. Her şey siyah beyazdı çünkü daha ucuza mal oluyordu. Bu yaptığımız tamamen yeni bir şeydi.”

Najjar’ın dediğine göre çocuk kitapları kalite açısından oldukça kötüydü, Arap kitleler için yazılan çocuk kitapları pazarı, Batıdan, İngilizce olarak ithal edilen kitapların tekelindeydi ve bu kitaplar hem daha uygun fiyata satılıyor hem de velilerce el üstünde tutuluyordu. Ama son on yılda endüstride müthiş bir enerji patlaması yaşanıyor, öyle ki işin içindekilere göre bu bir Rönesans veya Arapça tabir ile Nahda.

2007 yılında bu işe girişen Kalimat gibi bir yayınevi o zamandan beri 155’ten fazla kitap yayınlamış ve 1999 yılında kurulan Asala yayınevi de daha büyük çocuklar için kitap basımında büyük itibar kazanmış yayınevlerinden biri.

Etisalat gibi, on beş yıldır verilen ödüller dikkate değer seçkin kişilere veriliyor. Ve Najjar, yayımlanan ilk kitabından yaklaşık 40 sene sonra onlarca kitabın yazarı ve Al Salwa yayınevinin kurucusu olarak bölgede en iyi çocuk kitabı yayımcılarından biri olarak çığır açıcı bir yazar olarak biliniyor.

“Bu bir Rönesans olmasa da, sonuçta yedi yıldır devam eden harikulade bir şey var” diyen yeni bir Ürdünlü yazar Ranina el Turk, muhabirimize şunları söylüyor: “İnsanlar, çocuklarına yalnızca Arapça öğretmeyle değil aynı zamanda Arapçayı sevme bilinci de aşılıyorlar. Ve bence çocukları kaliteli Arapça kitaplarla tanıştırmaktan daha öte bir ilgi de var”.

Turk’un Eyn (Nerede) adlı ilk kitabı uğurböceğini incelemekle ilgili bir yapıt ve Arapça olarak yazılmış ilk katlamalı yapıştırmalı yazısız çocuk kitabı. Fikir, Turk’un Ürdün’deki çocukların kültürel olarak farkında oldukları birbiriyle ilişkili resimlerle işlenmiş bu tür kitapların bulunmadığını gözlemlemeye başlamasıyla oluşmuş. Yine Turk’un Beyrut’ta yaptığı eğitim programlarında da gözlemlediği gibi annelerin bir kısmının okuma yazma bilmemesi ve Arapça kitaplarla ilgili eksiklik çocuklarda okumaya dair yanlış bir tutum oluşmasına neden oluyormuş.

“Ebeveynler arasında yeterince farkındalık yok, hatta okuyan ebeveynler arasında bile. Arap dünyasında okunması gereken 50 kitap gibi kitap listelerimiz yok. Sanırım bizler farkındalık oluşturmak için var olan boşlukları doldurmakla daha fazla meşgul olmalıyız”.

Bunu fark eden tek kişi Turk değil elbette. Moleküler biyolog olan Rana Dajani kaliteli çocuk edebiyatında büyük eksiklik bulunduğunu çünkü Ürdünlü ebeveynlerin nadiren çocuklarına yüksek sesle kitap okuduklarını söylüyor. Bu durum, Dajani’yi geniş tabanlı bir yapıyla kadınları çevrelerinde çocukları için kitap okuma grupları oluşturmaya yönelten ‘Okumayı Seviyoruz’ adlı bir inisiyatif kurmaya yöneltmiş.

“Önceleri var olan kitaplar renkli değildi; konular oldukça sıradandı. Ama son on yılda Arapça çocuk kitaplarında bir patlama yaşanıyor” diyor Dajani. Bu trendin devam etmesinin okumaya değer verilen bir atmosferin korunmasına ve okumanın talimatla değil zevk olarak görülmesine bağlı olduğuna inanıyor. “Okuma kültürü edindiğimizde çocuklar oyuncak yerine bizden kitap isteyeceklerdir. Bizim yerleştirmeye çalıştığımız okumanın eğlenceli bir aktivite olduğu gerçeğidir, böylelikle insanların kitap satın almasını sağlamış olacağız”.

Okumayı Seviyoruz inisiyatifi şimdiye kadar Ürdün’de 300’e yakın kütüphane kurmuş ve direkt olarak 10.000 çocuğa hitap etmiş. Ürdünlü yazarlar Najjar ve son kitabı Çok Yaramaz Bir Kedi prestijli bir ödül olan Etisalat Ödülünü alan Abeer Taher al Turk projeyi övüyor. Çocuklar arasında kitap okuma sevgisi oluşturmanın yayıncılar için en önemli husus olduğunun altını çiziyorlar.

Hala bazı problemler var. Abeer’e göre hem yazarlar hem de resimleyicilerin eğitimine yatırım yapmak önemli bir konu ve hikâyelerini resimleyecek doğru sanatçıları bulmak da karşılaştığı önemli sorunlardan biri. “İyi yazarlar yetiştirmek, çocuklar için yazmak ve çocuklar için çizim yapmak için üniversitede ders verilmesi gerekiyor.” diyor. Ürdün’de bunlardan hiçbiri yok ve ülkede büyük sanatçılar olsa da çocuk yaştakiler için çizim yapmak geliştirilmesi uzun süren bir yetenek.

Najjar da bu yola koyulduğunda aynı sorunlarla karşı karşıya kalmış ve bir sanatçı olmamasına rağmen kendi çalışmalarının çizimlerini de yapmış. Yazdıkları 1976 yılında Dar el Fata el Arabi tarafından kabul edildiğinde çocuk yayımcılığının yeniden canlandığı bir sürece denk gelmiş. Kelimenin tam anlamıyla devrimci bir aşama olan Arap çocuk edebiyatı ile ilgilenen Filistinli yayınevi 1974 yılında Yaser Arafat tarafından kurulmuş ve Filistin davasının savunuculuğunu yapacak olan çocuk kitapları ve daha az politik konular içeren konuları yazmak için Beyrut’ta çalışmalara başlamış.

“Dar el Fata her yerdeydi. Eşi benzeri görülmemişti, tüm Arap dünyasına hitap ediyordu ve yayınladıkları kitap on on beş bin satıyordu, öyle ki bu rakamlar bugün bile yakalanamıyor.” diye açıklıyor Najjar. “Ama mesele bu değil. Mesele onların üretim yapıyor oluşuydu. Mükemmel baskı kalitesi olan, tasarım ve çizimde harikulade bir başarı yakalamış bu yayınevi bölgede daha önce yabancı yayınlar dışında görülmemiş bir başarıydı.”

“Buradaki mesaj açıktı: Arapça kitaplar bu kadar güzel hazırlanır. Yani, işte bakın, biz böylesini de yapabiliriz.”

Dar el Fata tarafından yayımlanan klasikler içerisinde basit bir anlatımı olan Zacharia Tamer’in Al Bayt adlı kitabı da var. Tüm hayvanların bir yuvası var; tavuğun kümesi, tavşanın yuvası ve balığın ırmağı-ama Filistinlilerin bir yuvası yok. Evleri düşmanlarınca kendilerinden alınmış, diyor kitap: Onlara dönüş ancak kavgayla ve silahlı mücadeleyle mümkün.”

“Dar el-Fata’nın belirgin siyaseti başarısının anahtarı konumunda-Filistinlilerin mesajı Arap dünyasını birleştirdi. Ama bazı yazarlar ve sanatçılar bunun Filistinlilerin mesajını zayıflattığını, yaratıcı düşünenlerin memnuniyet duydukları hususlarda yazma özgürlüğünü kısıtladığını da söylüyorlar. Yayınevi 90’larda kapatıldı. Yine de başarısı önemli bir kazanım oldu: neredeyse yabancı kitaplarla işgal altında olan bir ortamı dönüştürerek kararlı bir Arap edebiyatı kimliği oluştu.

70’li ve 80’li yıllarda piyasada mevcut kitaplar hakkında konuşan Najjar, “Çocukların gördüğü kitaplar ve kitaplardaki insanlar uzun süre yalnızca yabancılardan oluşuyordu. Evleri bizim evlerimizden farklı görünüyordu, polislerinin üniformaları bizimkilerinkinden farklıydı, hatta insanların görünümleri de bizimkilerin görünümünden farklıydı. Kitapların ne kadar iyi olduğunun önemi yok bir şekilde tamamen onlara hitap etmiyordu” diyor.   

“İngiliz mandasını, işgali ve sonrasını göz önüne aldığınızda, buna benzer bir ilişki vardı, yöneten ve yönetici ilişkisi, işin sömürgecilikle ilgili tarafı. Bu tür bir vurgu vardı, kitapları okuduğumuzda ve kitaplara çalıştığımızda gördüğümüz şey daha önce efendilerimiz ve işgalcilerimiz olanların üretimlerini görüyorduk.

“Benim açımdan, yazmaya başladığımda kitap okumayan veya Arapça kitapları sevmeyen tüm bu çocukları düşündüm” diyor Abeer El Turk. “Ve onlardan biri de benim kız kardeşimdi, Arapça kitapları sevmiyordu. İngilizce kitaplar okuyordu, çünkü güzel hikâyesi olan Arapça kitaplar yoktu.” Sonuçta kız kardeşinin Arapçasının gittikçe kötüleştiğini fark etmesi ve bunu gözlemlemesi Abeer’i eğlenceli olan Arapça kitaplar yazmaya zorlayacaktı ve artık çocuklar sevdikleri okuma eylemini İngilizce kitaplarıyla yapmak zorunda kalmayacaktı.

Arapça çocuk edebiyatı üzerinde çalışan ve büyük çalışmalar yapanların hala karşılaştığı büyük sorunlar var. İhtilaflarla paralanmış bir bölgede dağıtım yapmak büyük bir sorun ve savaş tam anlamıyla kitapların Suriye’ye ve diğer çatışmalı bölgelere girememesi anlamına geliyor. Rana El Turk de kitaplarını bitirirken sansürün farkında olarak Körfez pazarının ılımlılık standartlarına uyuyor.

Kaliteli resimli kitaplar doğası icabı pahalı oluyor ve Ürdün’deki halk kütüphanelerinin güçlü bir yere sahip olduğunu söylemek güç. Najjar’a göre İsveç, Japonya ve ABD gibi ülkelerde olsa da Ürdün’ün Ma’an ve Aqabe gibi uzak şehirlerinde böylesi kütüphaneler bulunmuyor.

Yazarlar ve okuyucular yayımcılıktaki bu Rönesans devam ederse daha yapılacak çok işler olduğunu söylüyorlar. Ama on yıllardır Ürdün pazarlarını dolduran İngilizce kitaplar ve çeviri eserlerden sonra trafik ters istikamette seyretmeye başladı: Najjar’ın Neden Olmasın? Adlı kitabı Lucy Coats tarafından geçen ay Küçük Yeşil Davul adıyla İngilizceye çevrildi. 1930’lı yıllarda Filistin’in Lifta köyünde babasının köylüleri sahura kaldırma görevini devralan küçük bir kızın hikâyesini anlatıyor.

“Şunun farkına vardım ki, eğer yazar olmak istiyorsam sahici bir yazar olmalıydım” diyor Najjar. Yanlış kültürel referanslar ve aşina kurguları sayfalara aktarmanın yeterli olmayacağını fark edecekti. Onun amacı kendisine ait orijinal bir ses oluşturmaktı. “Fotokopi olamazdım. Çünkü yabancı bir kültürün fotokopisi olsaydım bir değerim olmazdı.”

Bethan Staton
 
26-08-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.