Kara Kıtanın Pak Bir Öncüsü Emir Abdulkadir - 3

İbrahim Dağılma
…1841`de Fransızlar Cezayirlilerin müstahkem mevkilerini yıkınca, Abdülkadir zorunlu olarak Oran`ın iç kesimlerinde göçebe yaşamı sürmeye başladı. Ertesi yıl Tlemsen`in elinden çıkmasıyla Faslı müttefikleriyle bağlantısını sürdürmesi güçleşti. Daha başka tersliklere ve Fransız birliklerinin güneydeki ilerlemesine karşın, Fas`a ulaşmayı başardı.
“Kral namına bana bütün Fransa’nın tüm zenginliğini teklif etseniz ve bu zenginliği şu cübbemin üzerine yerleştirseniz sizin tebaanız olmayı hatırımdan geçirmem. Ben burada sizin misafirinizim. İsterseniz beni hapse atın. Ancak bu utanç bana değil size ulaşacaktır.” (Emir Abdulkadir)

…1841`de Fransızlar Cezayirlilerin müstahkem mevkilerini yıkınca, Abdülkadir zorunlu olarak Oran`ın iç kesimlerinde göçebe yaşamı sürmeye başladı. Ertesi yıl Tlemsen`in elinden çıkmasıyla Faslı müttefikleriyle bağlantısını sürdürmesi güçleşti. Daha başka tersliklere ve Fransız birliklerinin güneydeki ilerlemesine karşın, Fas`a ulaşmayı başardı.

Başta berberi toplulukları olmak üzere doğudaki kabilelerden yeterli destek göremeyen emir, 1843 Zimela savaşında ağır kayıplar verecek ve Sumala olarak bilinen Emir Abdulkadir’in harekât merkezi Fransızların eline geçecektir.

İpleri eline alan Fransızlar Emir Abdulkadir`in paha biçilemeyecek kütüphanesini yaktılar. Emir`in ailesini esir aldılar. Bu, mücahidlerin moral gücüne büyük bir darbe indirdi. Şiddetli çarpışmalar sonucu Abdülkadir küçük bir kuvvetle Fas’a sığındı.

Burada şunu bilmek lazım ki, İslam düşmanları çok az örnekler dışında kendi başarılarında aşırılıktan vazgeçmeyi düşünmediler. Aksine şeytani bir sırıtışın verdiği şımarıklıkla vahşetlerini daha da artırdılar. Fransızlar da böylesi bir caniliğin örneklerini sergilemekten çekinmediler. Nitekim Yüce Allah, yeryüzünde hâkim olmaları durumunda küfrün ve uşaklarının neler yapacağını şu ayetle gözler önüne seriyor:

" O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez..."(Bakara: 205-206)

Bu yenilgi üzerine emir, Fas-Marakeş’e doğru geri çekilmek zorunda kalacak ve geçmişte kendisine destek veren sınır boylarındaki kabileleri tekrar toparlamaya çalışacaktı. Abdulkadir’i topraklarında barındırmaması için Fas sultanına baskı uygulayan Fransızlar, bu politikayla sultanı ikna edemeyince savaş ilan etmiş ve 1844-Fransız-Fas savaşı, Sultan Abdurrahman’ın yenilgisi üzerine Tangiers antlaşması ile son bulacaktı. Fas sultanı Abdurrahman, çaresiz olarak Abdülkadir’i desteklemekten vazgeçti. Bu antlaşma gereği Fas yönetimi, direnişi zayıflatmak için Emir Abdulkadir’i haydut ilan ediyor, O’nun cihad fetvalarını da:

 “Abdulkadir, mücahid veya kutsal savaşçı değil, asi ve müfsittir!” propagandasıyla geçersiz kılmaya çalışıyordu.

Fransızlarla 1844 Ekiminde Tanca anlaşmasını imzalamak zorunda kalan Abdülkadir, Dahra`da patlak veren bir ayaklanmadan yararlanarak yeniden Cezayir`e girdi. Sidi İbrahim ileri karakolunu ele geçirdi ve kendisini izleyen Fransız birliklerinden sürekli kaçarak ülkenin iç kesimlerine doğru çekildi. İki yıl boyunca kendisini takip eden Fransız birliklerin takibi karşısında izini kaybettirmeyi başardı.

1845 Ekiminde Sidi Birahim`de bir Fransız birliğini bozguna uğrattıysa da, gittikçe artan Fransız baskısı sonunda önce Sahraya çekildi. Orada da fazla duramadı. Tekrar Fas’a ricat etti.(1846)

Sultan’ın ihaneti üzerine doğu sınırındaki kabilelerin desteğini de yitiren emir, emrindeki küçük birlikle 1847’de Fransız ordusunca kuşatılıp ele geçirilecek ve böylece silahlı direnişi son bulacaktı. Yakalanma esnasında ağzından dökülen tek söz, on beş yıl boyunca sürdürdüğü direnişi ve direnişin ilahî boyutunu özetler nitelikteydi:

“Kader”

ESARET YILLARI VE SONRASI

Emir Abdulkadir`in ele geçirilmesi üzerine, halkların kardeşlik ve hürriyetlerinin meşhur savunucusu(!) Frederick Engels, sevincini şu sözlerle dışa vuracaktır:

“Şükür ki Arap lider yakalandı. Bedevilerin direnişi umutsuz bir vakıaydı. Cezayir’in ele geçirilmesi, uygarlığın ilerlemesi adına önemli ve talihli bir olgudur. Eğer çöl bedevilerinin hürriyeti gasp edildi diye üzüleceksek, şunu unutmamız gerekir ki bu bedeviler, soygunculardan –çapulcu- başka bir topluluk değildir”.

Emir Abdülkadir teslim olduktan sonra 5 sene Fransa’da esir kaldı. Bir süre Fransa`daki Chateau de Pau`da tutuklu kaldı. Fransız tebaasına girmesi karşılığında kendisine büyük bir armağan verileceği Fransa kralınca kendisine söylendiğinde şu cevabı vermişti:

“Kral namına bana bütün Fransa’nın tüm zenginliğini teklif etseniz ve bu zenginliği şu cübbemin üzerine yerleştirseniz sizin tebaanız olmayı hatırımdan geçirmem. Ben burada sizin misafirinizim. İsterseniz beni hapse atın. Ancak bu utanç bana değil size ulaşacaktır.”

Emir Abdülkadir`in bu dönemde masonluğu seçtiği iddia edilse de bu onun şahsına yapılan bir iftiradan ibarettir.

Merhum Emir Abdülkadir Hazretleri ve “Mason” olduğu...

Gerçekten bu ikisinin bir arada olması ateşle suyun, akla karanın beraberliği misali akla aykırı bir durumdur. Tarih boyunca Hak önderlerinden- peygamberler dâhil- böylesi iftiralardan kim hali kaldı ki! İftira acizlerin elindeki alçakça bir silahtır. Ne yazık ki Emir de çeşitli iftiraların mağduru olmuştur. Özellikle Anadolu coğrafyasında şöyle bir yanılgı vardır:

Derinlemesine araştırma yapmadan yerli yersiz birçok kişinin alnına “mason” damgası yapıştırmak. Bu tür iftiralara yol açan bir grup da var nitekim... Konuyla ilgili eser okunduğu zaman benzeri iftiraların günümüz âlimlerinden Muhammed Abduh, Seyyid Kutup, Mevdudi... gibileri için de işlendiği rahatlıkla görülecektir. Masonlukla alakalı kitaplarda ve internet sayfalarında Emir Abdülkadir hakkında bu iddiaya yer vermek bile çok acı gerçekten.

“Yahudilik ve Masonluk” adlı eserin eski bir baskısının 229. sayfasında iftira o kadar sırıtıyor ki Emir Abdulkadir`in resminin altına bir de “Suriyeli Mason” deniyor. Eh bu kadarına pes doğrusu...

Üçüncü Napolyon zamanında Osmanlı ülkesine gitmesine izin verildi. Payitahta Sultan Birinci Abdülmecit’in iltifatı ile karşılandı. Bursa’da kendisine tahsis edilen bir konağa yerleşti. Kendisini tamamen ilme verdi.

1855’de Bursa’da şiddetli bir deprem oldu. Bu depremden sonra Emir Abdülkadir Şam’a yerleşti. Burada örnek bir yaşantı sürerek hayatını tamamıyla İslami çalışmalara ve ilme verdi, tasavvuf ve marifetle ilgili çeşitli eserler kaleme aldı:

Zikru`l-Akil ve Tenbihu`l-Gafil (Akıllılara Çağrı ve Aldırışsızlara Uyarı) ve Mevakıf adlı kitapları yazdı.

Fransız hükümeti kendisine yüklü bir emekli aylığı bağladı ve Kıbayl kabilesinden gelme bir muhafız birliği verdi. Hatta Osmanlı denetiminden çıkarmak istedikleri Mısır ile Anadolu arasında bir yerlerde hükümdar olması yönünde girişimde bulundu. 1860`da Cebel-i Lübnan`da patlak veren Dürzi isyanında bizzat müdahale ederek Fransız konsolosu ve 1500 kadar Hristiyanı katliamdan kurtardı. Bunun üzerine Fransız hükümeti kendisine Legion d`honneur nişanı verdi. Abdülkadir, 1871 Cezayir ayaklanması sırasında Konstantin`in güneyindeki kabileleri ayaklandırmaya çalışan oğullarından birini evlatlıktan reddetti.

Daha sonra 1870 senesinde tekrar Hacca gitti ve iki sene kaldı. Şeyh Şamil’le ikinci görüşmesi de bu zamanda olmuştur. Hac seyahatinde Mısır`a uğrayıp, Mısır Hidivi İsmail Paşanın misafiri olarak Kahire`de bulunan İmam Şamil`le, yine Paşanın davetlisi olarak saraya gelen Emir Abdülkadir hazretlerinin tarihi buluşması Kahire`de büyük heyecana vesile oldu ve halk bu iki İslam kahramanını görebilmek için saraya akın etti..

Hac farizasını eda eden bu büyük mücahid tekrar Şam’a döndü. 1883 senesinde 75 yaşında bu şehirde Demir köyünde dar-ı Bekaya intikal etti. Devrin tarihçileri, ölümünü şu sözlerle bildirecekti:

“Ğabe bedrun kâmilûn-Mükemmel dolunay battı!"

Allah Rahmet eylesin. Cenazesi tasavvufta en çok etkilendiğini söylediği zatın, Şeyh Muhyiddin-i Arabi’nin türbesi içine defnolundu.

Bugün Cezayir halkınca ülkenin en büyük kişilerinden biri kabul edilen Emir Abdülkadir`in kemikleri 1966`da Şam`dan getirilerek El Aliye mezarlığındaki şehitler bölümüne nakledildi.

ŞAHSİYET VE AHLÂK YÖNÜYLE EMİR ABDULKADİR

Fransız Devrimi Fransa`sının Cezayir’i işgaline karşı on beş yıl boyunca kesintisiz ve şanlı bir direniş gösteren Emir Abdulkadir, işgalin 132 yıl boyunca devam etmesine engel olamamıştır. Ama O, bu direniş esnasında gerçekten karizmatik bir duruşla gerçek başarıya ulaşmış; bedevi bir kültürün beslediği birbirinden kopuk kabile ve aşiretleri işgal ordusu karşısında ortak değer olan İslam üzerine bir araya getirmiş ve onları Allah yolunda cihad ve direniş konusunda bilinçlendirmiş. İşte o bu yönüyle Cezayir Devleti’nin gerçek kurucusu olmayı hak etmiştir.

Başarısızlık, bugün kavram kurbanı olan sözcüklerden biridir. Ne yazık ki günümüz insanı başarısızlığı maddi sonuçlarda aramaktadır. Bu algılayış üzerine Emir Abdulkadir’in direnişi sonuçsuz ve başarısız bir vakıa olarak algılanabilir; ama bilmek lazım ki, asıl başarısızlık hak yoldan gafil olmak ve sorumluluk bilincinden kaçmaktır. Şüphesiz ki; batıla sabırla direnmenin mükâfatı, elbette hiçbir salih ameli karşılıksız bırakmayan Allah’ın katında olacaktır.

Emir Abdulkadir, tek bir sözle anlatılabilecekse, herhalde yaşamını özetleyen en uygun söz “sabır” olacaktır. Çünkü sabır; zulüm, haksızlık ve musibetler karşısında, hak ve adaletten ayrılmadan hayatı, İslam inancının ilkeleriyle birlikte şeytan ve dostları karşısında koruyarak yaşamaktır.

Bu bağlamda uzun yıllar kültürel sömürü ve dinsizleştirme politikasına maruz kalan Mısır ve Türkiye’de bu sabrın adı:

Said-i Nursi, Hasan el-Benna ve benzerlerinin sürdürdüğü “sivil direniş” ise, fiili işgale maruz kalan Cezayir, Çeçenistan, Libya ve Filistin’de Emir Abdülkadir, Şeyh Şamil, Ömer Muhtar ve Ahmed Yasin ve emsallerinin iftiharla dalgalandırdığı “silahlı direniş”tir.

İçinde yaşanılan dönem ve toplumun yapısına göre başvurulan direniş yöntemleri farklı olsa da mücadeleleri başlatan liderlerin ortak noktaları, savundukları dinî inanç ile on asırdan fazla geçmişe sahip İslami gelenek arasında kurdukları güçlü bağdır.

Emir Abdulkadir’in, düzenli olmayan küçük birliklerle ve düşman karşısına beklenmedik an ve mekânlarda çıkıp ani saldırılara başvurmasıyla bilinen taktiği, Hazret-i Muhammed aleyhisselam`ın şanlı sahabesi Ebu Basir`in bir mirası olup 20. yy’da mücadeleci yapılarca sıkça uygulanan bir yöntem olan “gerilla savaşı”dır.

Emir Abdulkadir`le ilgili maddede Ana Brittanica şunları kaydeder:

“Siyah sakallı düzgün bir yüzü, ince ve kıvrak bir bedeni olan orta boylu bir kişiydi. Davranışları son derece kibar, yaşam biçimi de son derece sadeydi. Şairliği ve etkili söz söyleme gücüyle dindaşlarını kolayca heyecana getirebilen dindar ve aydın bir kişi olarak tanınırdı.”

Muasırlarından Abdurrezzak Baytar şöyle anlatır onu:

"O, âlicenap, kâmil, arif, yüce ihsanlarla bezenmiş bir imam; ilahi ilimlerde rusuh sahibi olduğu gibi hakikat sırlarının kâşifi... Tüm bunların yanında o, erler meydanının süvarisi, mızrak taşıyanların aslanıdır. Sözü ne kadar uzatsa da, onu anlatan, onun evsafını anlatmaktan aciz kalır."

Fransız tarihçi Bernar da onunla ilgili şu itirafları yazmaktadır:

"Zarif, yakışıklı ve cesaretliydi. Samimi ve ihlaslı bir dindardı. Emirliği nefsin arzularını tatmin amacıyla değil, ümmeti kurtuluşa sevk etmek için istedi. Gerektiğinde sert, gerektiğinde yumuşaktı. Cezayir`deki en büyük ve en bariz düşmanımızdı."

ESERLERİ

Mücahitliğinin yanında derin bir ilme de sahip olan Şeyh Abdülkadir-i Cezairi sağlam ve ince fikirler serdettiği ilmi eserler de vermiştir. Kendisi büyük bir tefsir ve hadis âlimi olduğu gibi, aynı zaman da seviyeli şiirleri olan bir şairdir. Başlıca eserleri şunlardır:

1-Risale-tül Ayan: Emirin siyasi düşüncelerini ihtiva eden ve hicret meselesini ele aldığı kitabıdır

2- Zikr-ul akıl ve tenbih-ül gafil: Felsefi ve tasavvufi meseleleri işlediği bu eserini Bursa’da kaleme almıştır.

3- Nuzhet-ul Hatır fi karız’il Emir Abdülkadir: Şiirlerini topladığı divanıdır.

SÖZLERİNDEN BİR DEMET

* “Muhakkak ki, cihad peygamberlerin şiarı, Müminlerin mesleği ve asıl sanatıdır.”

* “Allah Teâla bir kimseye din ve dünyanın hayrını dilemedikçe, ona cihad nasip etmez.”

* “Hakiki mümin din kardeşi için sağlam bir destek ve yardımcıdır.”

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi - Ağustos 2016 (143. Sayı)
 
15-08-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.