Kabir Azabı ve Kabir Sorgusu Haktır

Abdulkuddus Yalçın
Hz. Aişe radiyallâhu anhâ şöyle demiştir: Bir Yahudi kadın yanıma gelip kabir azabından bahsetti ve "Allah seni kabir azabından korusun" dedi. Hz. Aişe radiyallâhu anhâ Resûlullah`a (sallallâhu aleyhi ve selem) kabir azabı hakkında sordu. O sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Evet. Kabir azabı vardır."
Hz. Aişe radiyallâhu anhâ şöyle demiştir: Bir Yahudi kadın yanıma gelip kabir azabından bahsetti ve "Allah seni kabir azabından korusun" dedi. Hz. Aişe radiyallâhu anhâ Resûlullah`a (sallallâhu aleyhi ve selem) kabir azabı hakkında sordu. O sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Evet. Kabir azabı vardır."

(Hz. Âişe radiyallâhu anhâ dedi ki): "Resûlullah`ı (sallallâhu aleyhi ve selem) bundan sonra ne zaman namaz kılarken görsem, mutlaka kabir azabından Allah`a sığınmıştır." Ğunder şunu da rivayet etmiştir: "Kabir azabı haktır." (Buhari, Müslim)

Berâ bin Âzib radiyallâhu anh Hz. Peygamber`den (sallallâhu aleyhi ve selem) şunu rivayet etmiştir: "Mümin kabrinde oturtulduğunda kendisine gelinir (kendisine iki melek gelir ve onu sorguya çekerler). Daha sonra Allah`tan başka ilah olmadığına ve Muhammed`in Allah`ın Resulü olduğuna şahitlik eder. İşte bu Yüce Allah`ın: "Allah, iman edenleri o sabit söz üzerinde daim kılar." (İbrahim: 27) sözünün delalet ettiği manadır. Şu`be şöyle demiştir: "Allah iman edenlere sebat verir." âyeti kabir azabı hakkında indirilmiştir. (Buhari, Müslim)

Herkesin dünyadan sadece bir kefenle dönebileceği kabir, insanlar için hesaba çekilme yeri ve neticeye göre muamele görme mahallidir. Kabir azâbının olmadığı ya da sadece kâfirler için söz konusu olabileceği konusunda,  Mûtezile ve Hâricîler’den çok az sayıda kimse görüş beyan etmişse de,  Ehl-i sünnet ve anılan mezheblerin büyük çoğunluğu kabir azâbının varlığı hususunda görüş birliği içindedirler. (Riyaz-us Salihin Tercümesi ve açıklaması, heyet)

Zira kabir azâbına delâlet eden hem akli hem nakli deliller vardır. Hemen hemen bütün beşeri sistemlerde ve uygulamalarda zanlının hal tahkiki için mahkeme öncesi muhtelif süreli bir gözaltında tutma ve sorgulama işlemi vardır. Ölüm ve kıyamet arasındaki sürede ruhun dünyadaki ameline göre bir meskeninin olması gerekir. Elbetteki bu meskenin tesbiti için bir ön sorgulama gerekecektir. Ayrıca kabir azabına delalet eden âyetler vardır. Allah Teâlâ buyuruyor:

"Zâlimleri, ölümün sıkıntıları içinde, meleklerin ellerini uzatarak: Ruhlarınızı çıkarın. Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız... derken bir görsen" (En`am: 93) Bu âyette söz edilen durum Ölüm sırasında yaşanacaktır. Meleklerin ellerini uzatma¬sı demek, ölen kişilerin yüzlerine ve sırtlarına vurmalarıdır. Muhammed süresindeki şu âyetler de buna şahitlik etmektedir: "Melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını aldığında onların hali nasıl olacak!." (Muhammed: 27)

Ayette sözü edilen azap her ne kadar defin Öncesinde meleklerin can alması sırasında olsa bile bu, kıyamet öncesinde gerçekleşecek azap kapsamındadır. Bu azabın ço¬ğunluğu kabirde gerçekleştiği için buna "kabir azabı" denilmiştir. Ayrıca ölüler çoğunlukla kabre konulur. Kâfirler ve Allah`ın azap etmeyi dilediği isyankâr kim¬seler kabre gömülmemiş olsalar da Allah onlara azap eder. Ancak bu azap Al¬lah`ın diledikleri dışındakilerden gizlenmiştir.

"Onlara iki kere azap edeceğiz. Sonra onlar büyük bir azaba döndürüle¬cekler" (Tevbe sûresi:101) Taberî, İbn-u Ebî Hatim ve Evsat adlı eserinde Taberânî, Süddî, Ebû Mâlik, İbn-u Abbas yolu ile şunu rivayet etmişlerdir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir Cuma günü hutbede `Ey falanca dışarı çık. Sen münafıksın` buyurdu... Allah münafıkları rezil etti." Bu ilk azaptır, ikinci azap ise kabir aza¬bıdır.

"Firavun hanedanını kötü bir azap kuşattı. Ateştir o. Onlar sabah akşam ona arz olunurlar. Kıyametin kopacağı günde: Firavun hanedanını azabın en şid¬detlisine sokun (denilecek)." (Mümin sûresi: 45) Kurtubî şöyle der: Çoğunluk bu ateşe arz edil¬menin berzahta (kabirde) olacağı görüşünü kabul etmiştir. Bu, kabir azabını ispat konusunda bir delildir. (Feth-ül Bari)

Bu ayet-i kerimelerin yanında kabir azâbı hakkında birçok sahih hadis bulunmaktadır. Bunlardan iki tanesini yukarıda zikrettik. İbrahim sûresinin 27. âyetinin, kabir azâbı hakkında nâzil olduğuna dair Buhârî ve Müslim’de rivayetler bulunmaktadır (bk. Buhârî, Cenâiz 87; Müslim, Cennet 74).

Yukarıda zikredilen hadisler ve sonra da ayet-i kerimeler kabir sorgusu gerçeğini tesbit etmekte, orada kelime-i şehâdet getirmenin, dünyada bu inanç içinde olan mü`minlere nasip olacağını bildirmekte ve bunun  “Allah, kendisine iman edenleri hem dünyada hem de âhirette sabit kılar” âyetinde belirtildiği gibi bir ilâhî ikrâm olduğu haberini ve müjdesini vermektedir.

Bütün bunlara rağmen,“ Kabir azâbının varlığını açıkça ortaya koyan âyet yoktur” diyerek ve sünnetteki delilleri de yok sayarak kabir azâbını inkâra kalkışmak kimseye bir şey kazandırmayacaktır.

Kabir azabı ve sorgusu hakkında diğer bazı hadisler:

İbn-u Ömer radiyallahu anhuma şöyle demiştir: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir`de çukura atılan müşriklerin cesetlerine bakarak şöyle buyurdu; "Rabbiniz`in size va`d ettiğini hak olarak buldunuz değil mi?" Hz. Peygamber`e (sallallâhu aleyhi ve selem): "Ölülere mî hitap ediyorsun?" diye Soruldu. O sallallâhu aleyhi ve sellem: "Onlar şu anda beni sizlerden daha iyi işitiyorlar. Ancak cevap veremiyor¬lar." buyurdu. (Buhari)

Urve bin Zübeyir radiyallahu anhuma, annesi ve aynı zamanda Hz. Ebû Bekir`in kızı Esma`nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selem hutbe okumak üzere kalktı ve kişinin kabrinde mübtela olacağı kabir azabından bahsetti. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bunu zikredince Müslümanlar bundan dolayı endişe duydular. (Buhari)

Enes bin Mâlik radiyallâhu anh Resûlullah`ın (sallallâhu aleyhi ve selem) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kul kabre konulup da arkadaş ve yakınları geri dönüp gittiklerinde -ki ölü, bunlar yürürken ayakkabılarının seslerini işitir- ona iki melek (Münker ve Nekir) gelerek onu oturturlar.

Melekler: `Şu Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem) denilen kimse hakkında ne dersin?` derler.

Adam: `Ben onun Allah`ın kulu ve Resulü olduğuna şahitlik ederim` der.

Melekler: Ateşteki (cehennemdeki) yerine bak. Allah onun yerine sana cennetten bir makam verdi` derler. Kişi her iki makamı da görür."

(Hadisin burasında Katâde şöyle dedi: Bize aktarıldığına göre mümin kişinin kabri genişletilir.)

 Katâde daha sonra Enes`in hadisinin devamını şu şekilde aktardı:

"Kâfire -yahut münafığa- gelince o: `Bilmiyorum, ben insanların dediği gibi der idim` der. Ona: "Anlamaz ol! Okuduğun veya dinlediğinden yararlanamayasın." derler. Sonra demirden bir topuzla iki kulağı arasına vurulur. Öyle bir bağırır ki onun bu feryadını insan ve cinden başka o ölüye yakın olan her şey işitir.

Hadisin ikinci rivayetinde "Allah iman edenleri o sabit söz üzerinde daim kılar" âyeti kabir azabı hakkında indirilmiştir denilmektedir. Bunu Zâzân Ebû Ömer, Berâ`dan uzun bir metinle ve açık bir şekilde rivayet etmiştir. Sünen yazarları bunu rivayet etmişler, Ebû Avâne ve diğer hadis bilginleri bunun sahih olduğunu söylemişlerdir. Bu hadisin tamamı şöyledir:

"Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte ensardan bir adamın cenazesine katıldık. Kabre geldik. Cenaze lahde konulduğunda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oturdu, biz de etrafına oturduk. Başımızın üzerinde kuş varmış gibi (sessizce) oturuyorduk. Hz. Peygamber`in elinde bir âsâ vardı, bununla toprağı eşeliyordu. Hz. Peygamber başını kaldırarak şöyle buyurdu:

"Kabir azabından Allah`a sığının (Bunu iki yahut üç kere tekrarladı). Ölünün yakınları kabirden ayrılırken ölü onların ayakkabılarının seslerini işitir. Bu sırada İki melek gelerek onu oturturlar ve ona:

`Rabbin kim?` diye sorarlar.
O `Rabbim Allah`tır` der.
Melekler:` Dinin ne?` diye sorarlar,
Ölü `Dinim İslam`dır` der.
Melekler: `İçinizden gönderilen şu adam kimdir? diye sorarlar.
Ölü: `O, Allah`ın Resulüdür` der.
Melekler: `Nereden biliyorsun?` diye sorarlar.
Ölü: `Allah`ın kitabını okudum, ona iman ettim ve tasdik ettim` der.
İşte bu Yüce Allah`ın "Allah iman edenleri o sabit söz üzerinde daim kılar" âyetidir.
Kâfirin ruhu da cesedine iade edilir. Kendisine iki melek gelip onu oturturlar ve ona:
Rabbin kim?` diye sorarlar.
O: `Ha, ha, bilmiyorum` der.." (Feth-ül Bari)

Ebu Said el-Hudri`den (radiyallahu anh) rivayet edilmiştir: dedi ki Resulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdu: "Kabir ancak cennet bahçelerinden bir bahçe ya da ateş çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Taberani)

Zeyd bin Sâbit`ten rivayet edilen şu merfu hadis de bunu desteklemektedir: "Bu ümmet, kabrinde imtihan edilecektir" (Müslim)

Ebû Eyyûb radıyallâhu anh şöyle demiştir: Hz.Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem güneş batınca evinden çıktı ve bir ses duy¬du. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Bunlar kabirlerinde azap gören Yahudilerdir"

Kabir azabından (Allah`a) sığınmak

Resulullah`ın (sallallahu aleyhi ve selem) zevcesi Hz. Aişe radiyallahu anha`dan rivayet edilmiştir. Dedi ki Rsulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah`ım kabir azabından sana sığınırım…" diye dua etti. (Buhari)

Ukbe şöyle dedi: Hâlid bin Saîd İbnü`l-Âs`ın kızı bana Hz. Peygamber`in (sallallahu aleyhi ve selem) kabir azabından Allah’a sığındığını işittiğini söyledi.

Ebü Hüreyre radiyallâhu anh, Hz. Peygamber`in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu şekilde dua ettiğini söylemiştir:

"Allahım! Kabir azabından, ateş (cehennem) azabından, hayat ve ölümün fitnelerinden ve Mesih deccâl`in fitnesinden sana sığınırım" (Feth-ül Bari)

Gıybet ve idrar(dan sakınmama) sebebiyle kabir azabı

İbn-u Abbas radiyallâhu anhuma şöyle dedi: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kabre uğradı ve şöyle buyurdu: "Şunlar (bu kabirlerde yatanlar) azap görüyorlar. (Kendilerine göre) büyük bir günahtan dolayı azap görmüyorlar, (oysa bunlar büyük günahtır). Birisi insanlar arasında laf getirip götürürdü. Diğeri ise idrarından sakınmazdı. "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yaş bir dal alarak bunu ikiye böldü, her birini bir kabre dikti ve şöyle buyurdu: "Bunlar kurumadıkça umulur ki onların azabı hafifletilir,"

Zeyn İbnü`l-Müneyyir şöyle demiştir: Kabir azabı yalnızca bu iki duruma özgü değildir. Ancak başlıkta yalnızca bunlarla yetinilmesi, söz konusu fiillerin diğer fiillerden daha çok azaba sebep olduğunu hissettirmektedir. Sünen yazanlar Ebû Hüreyre`den şu hadisi rivayet etmişlerdir: "İdrardan sakının. Çünkü kabir azabının çoğu ondandır." (Feth-ül Bari)

Derlenen rivayet ve açıklamalardan anlaşıldı ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem değişik münasebetlerle kabir azabından bahsetmiş ve kabir azabından Allah`a sığınmıştır. Bunlar da değişik yollarla geldiği için manevi tevatür derecesine varmıştır. Buna rağmen inkâra kalkışmak mukabere ve tehakkümden başka bir şey değildir.

Hadislerden Çıkan Bazı Sonuçlar

1. Kabir azâbı ve kabir sorgusu haktır, mutlaka vuku bulacaktır.

2. Bu azap hem kâfirler hakkında hem de Allah`ın birliğini kabul edenlerden Allah`ın dilediği günahkâr kimseler hakkında söz konusu olacaktır.

3. Kabirdeki sorgulamada mü’minler, Allah Teâlâ’nın ikrâmı sonucu dünyada söyleyegeldikleri kelime-i şehâdeti okuyarak imanlarını ispat edeceklerdir.

4. Bu durum kabir azâbından kurtuluş müjdesi ve bu konuda büyük bir ümit kaynağıdır.
Allah`ım! Biz kabir azabından ve ateş (cehennem) azabından sana sığınırız!..

Abdulkuddus Yalçın / İnzar Dergisi – Şubat 2016 (137. Sayı)
 
17-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.