İslami Davet ve Ziyaretler Konusundaki Sorumluluklarımız!

Başyazı
Kardeşlerimiz bizim ziyaret konusunu sıklıkla ele aldığımızı bilirler. Ziyaret konusunda kadın erkek, genç yaşlı bütün Müslümanlar olarak seferber olmamız gerekiyor. Şu ayeti kerimedeki öncelikleri dikkate alarak ziyaret programlarımızı tanzim etmeliyiz...
İSLAMİ DAVET VE ZİYARETLER KONUSUNDAKİ SORUMLULUKLARIMIZ!

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz! İyiliği emreder. Kötülükten nehyeder ve Allah’a iman edersiniz!” (Al-i İmran: 110)

Kardeşlerimiz bizim ziyaret konusunu sıklıkla ele aldığımızı bilirler. Ziyaret konusunda kadın erkek, genç yaşlı bütün Müslümanlar olarak seferber olmamız gerekiyor. Şu ayeti kerimedeki öncelikleri dikkate alarak ziyaret programlarımızı tanzim etmeliyiz: “… Ana babaya, akrabaya, yetimlere, miskinlere/yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yandaki arkadaşa, yolda kalmışa… İyilikte bulunun. Şüphesiz Allah, kendini beğenen, çok övünen kimseleri sevmez. “ (Nisa: 36)

İslami daveti götüreceğimiz, saflarımıza katmaya çalışacağımız insanlar içinde öncelikli olanlar kuşkusuz üzerimizde en çok hakları olanlardır. Üzerimizde hakları olanların başında da anne ve babalarımızın geldiği muhakkaktır. Anne ve babalarımızın, İslam cemaatinin rahmet ortamından daha çok istifade etmeleri, duaları ve destekleriyle bizimle beraber olmaları için bütün imkânlarımızı seferber etmemiz gerekir. Eğer anne ve babalarımız mücadele yolunda bizimle beraber değillerse ve bu ayrılıkta bizim kusurumuz varsa, en kısa zamanda bu eksiklerimizi telafi etmeli, onları sevgi ve şefkatle kuşatıp cennete giden yola yöneltmeye çalışmalıyız. Bütün insanlar içinde en öncelikli olarak hayra ve güzelliğe yöneltmemiz gerekenler, kuşkusuz anne ve babalarımızdır.

Anne ve babayla beraber rahmet ortamında bulunmalarını sağlamaya çalışmamız gereken diğer önceliklerimiz ise; eşlerimiz, çocuklarımız, torunlarımızdır… Onların İslami mücadelede öncü olmaları, davetçi ve muallim olmaları için ciddi çaba sarf etmemiz gerekir. Rabbimiz ailemiz konusundaki sorumluluğumuzu bize hatırlatarak buyurur ki;

Rahmet ortamından uzak olan insanlarımızın, iman ve İslam olarak selamette olmaları, –özellikle günümüz dünyasında– belki imkânsızdır. Çocuklarımızın İslam’a hizmet ortamından uzak olmaları konusunda hiçbir geçerli mazeret ileri sürülemez. Allah (c.c) göstermesin çocuklarımız konusunda gerekli ihtimamı göstermez ve birtakım basit dünyevi hesaplarla onları şeytan ve avanesine kaptırırsak “yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem” içinde azap çekmelerine zemin hazırlarsak, büyük pişmanlık duyacağımız muhakkaktır. Bu korkunç manzarayla karşılaşmadan önce özellikle çocuklarımız konusunda iyi hesap yapmamız, onların dünya ve ahiret kurtuluşları için üzerimize düşenleri yapmamız gerekir.

Daveti öncelikli olarak ulaştıracağımız diğer insanlar ise, yakın akrabalarımızdır. Kardeşlerimiz, bacılarımız, yeğenlerimiz, amcalarımız, dayılarımız, halalarımız, teyzelerimiz, bunların çocukları ve diğer yakın akrabalarımız… Bu insanlara çok rahat bir şekilde ulaşır, hiçbir engele takılmadan evlerine gidebiliriz. Kuşkusuz bu durum davetçiler için değerlendirilmesi gereken bir imkândır. Akrabalar üzerinde olumlu bir etki bırakmışsak onların bizi kabul etmeleri ve davetimize icabet etme ihtimali çok daha fazladır. Bazı akrabalarımızın gösterecekleri tepkilere sabırla karşılık vereceğiz ve bu konuda ısrarcı olacağız inşallah…

Akrabaları asla ihmal etmememiz, onları saflarımıza katıp mücadele yolunda beraber yürümemiz için her türlü fedakârlığı göstermemiz, sıla–i rahmi kâmil manada yerine getirmemiz, onların hak ve hukuklarına riayet etmemiz gerekir. Eğer akrabalarımız bizimle aynı ortamda bulunmuyor ve İslam dışı birtakım oluşumlar içinde yer alıyorlarsa, onların bu duruma gelmelerinde bizim ihmalkârlığımızın da payının olabileceği hesabını yapmamız gerekir. Akrabalarımızı şeytan ve dostlarına kaptırmamak için onları kuşatmamız ve hayra yöneltme noktasında imkânlarımızı iyi kullanmamız gerekir. Akrabamızın İslam’ın rahmet ortamı içinde olmalarını sağlamak onları ziyaret etmeli, ihtiyaçları varsa gidermeye çalışmalıyız. Sıkıntı ve acılarını paylaşmalı, İslami sorumluluklarını ve özellikle ahirette karşılaşacakları gerçekleri sıklıkla hatırlatmalıyız.

Eğer insanlarımıza güzel söz ve güler yüzle yaklaşır, Kur’an’ın emir ve tavsiyeleri, Resulullah (s.a.v)’in uygulamaları doğrultusunda davetimizi hikmetle yaparsak, insanların gönüllerine nüfuz edebilir, Rabbimizin muvaffakiyetiyle hidayetlerine vesile olabiliriz.

Yetimler ve yoksullar da aynı şekilde ziyaret listemizde bulunması gereken insanlardır. Bu durumdaki insanlar, ilgi ve alaka bekler, bir rahmet ve şefkat elinin kendilerine doğru uzatıldığını görmek isterler. Bu durumdaki insanlara imkânlarımızı açacak, ihtiyaçlarını gidermeye çalışacağız. Ailece fakirleri ziyaret edecek, dertlerine ve sıkıntılarına ortak olacağız. Onların sofralarına misafir olup hayatlarının gerçeğini beraber yaşamaya çalışacağız. Aynı şekilde onları da soframıza misafir edip kardeşliğimizi göstermeye ve bir vücudun azaları olduğumuzu pratikte göstermeye çalışacağız. Yetim ve yoksullara öyle ihtimam göstermeliyiz ki, toplumumuzda sahipsiz ve sıkıntılarıyla baş başa herkese ulaşmaya çalışalım. Bu insanlarımızın maddi ihtiyaçlarıyla ilgilenirken diğer taraftan da onların ve çocuklarının ahiret kurtuluşları ve İslami sorumluluklarını ifa etmeleri için İslam’ın rahmet ortamına taşımaya çalışmalıyız.

Yakın komşuya, uzak komşuya da davetimizi ulaştırma gayreti içinde olmalıyız. Eğer komşularımızla sıkı bir diyalog içinde değilsek, onların sorunlarına ve tasalarına ortak olmuyorsak, İslami sorumluluklarımız konusunda gerekli hassasiyeti göstermediğimiz muhakkaktır. Komşu hakkıyla ilgili Resulullah (s.a.v) şöyle buyurur: “Cebrail bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım. “ (Buhari, Müslim…)

İnsanlarımız İslam yolundan uzaklaşmış bilmeden İslam’a düşman olan oluşumların içinde yer almış olsalar da, ziyaretlerimizi sıklaştıracağız.

Bir tek insanın bizim elimizle hidayet bulmasının dünya ve ahiretimiz için ne kadar büyük kazançlara vesile olacağını hem ayet hem de hadislerden öğrenmekteyiz. Hayber’in fethi için Resulullah (s. a. v) Hz. Ali’ye sancağı verdikten sonra şu nasihati yapar: “Acele etmeden, gayet sakin bir şekilde onların yanına var, kendilerini İslâm’a davet et, uymaları gereken ilâhî yükümlülükleri kendilerine haber ver. Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtanla Allah’ın bir tek kişiye hidayet vermesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlıdır” (Buhari, Müslim)

Yine bu konuda Resulullah (s. a. v) şöyle buyurur: “Bir iyiliğe öncülük eden kimseye o iyiliği yapanın ecri gibi sevap vardır. “ (Müslim, Ebû Davud, Tirmizi)

Müslümanlar olarak, İslami sorumluluklarımız konusunda inşallah üzerimize düşeni yapacağız. Bu sorumluluklarını yerine getiren kardeşlerin ne kadar güzel semere elde etiklerini görüyoruz. Rabbim yar ve yardımcıları olsun. Çalışmalarına bereket katsın.

Allah’a emanet olun

İnzar Dergisi / Başyazı - Mart 2015 (126. Sayı)
 


 
08-03-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.