İslam`da Siyaset ve Yönetim

Mehmet Selim Sabaz
İslam dini, hayatın her alanına müdahil olduğu gibi, fert ve toplum hayatını tanzim eden, ideal ve kusursuz bir idare ve devlet yönetim sistemi oluşturmuştur. Bu mükemmel sistemin temel unsurları olan yöneten ve yönetilenlerin temel sorumluluk ve yetkilerinin başlangıç ve bitiş sınırlarını en adil ve makul bir çerçeve içerisinde belirtmiştir.
Siyaset; devleti idare etme sanatı, politika. İslâmi literatürde; insanları Dünya ve Ahiret saadetine yöneltme gayret ve mesaisi…
 
Kur`an-ı Kerime göre, ‘Mülk Allah`ındır`, yani yeryüzünde Allah hükmeder. Aşağıdaki ayetlerden bunları daha iyi anlıyabiliriz; “Resulüm de ki ‘ Ey mülkün sahibi Allahım! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü çeker alırsın.` (Al-i İmran – 26), ‘Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah`ındır. (Al-i İmran – 189), ‘Göklerde ve yerde ne varsa Allah`ındır. (Lokman - 26), (Şamil İslam Ansiklopedisi 7.Cilt S.217) 
 
İslam dini, hayatın her alanına müdahil olduğu gibi, fert ve toplum hayatını tanzim eden, ideal ve kusursuz bir idare ve devlet yönetim sistemi oluşturmuştur. Bu mükemmel sistemin temel unsurları olan yöneten ve yönetilenlerin temel sorumluluk ve yetkilerinin başlangıç ve bitiş sınırlarını en adil ve makul bir çerçeve içerisinde belirtmiştir. İlahi menşeli olduğu için evrenseldir ve beşeri zaaflardan, dönemsel ve arızi kusurlardan aridir. Örneğin beşeri bir sistemin uygulanmasıyla, o sistemin kurucuları kendilerine bir imtiyaz tanımaları sonucu, bundan nemalanan ve haksız kazanç sağlayarak müreffeh bir hayat yaşıyan elit bir zümre oluşurken, diğer yandan bu doymak bilmeyen asalak sınıfın bohem hayatını ayakta tutmak için kan pompalayan köle bir sınıf oluşmaktadır. Eski Hint toplumlarındaki katı duvarlarla birbirinden ayrılmış kast sistemine benzer sınıflar meydana gelmektedir. Bu adaletsiz ve vahşi sistemin aksayan yönlerini sözde rehabilite etmek için, başka beşeri sistemler üretiliyor. Yeniden ihdas edilen her beşeri sistemin uygulanması sonucu daha başka problem ve dolayısıyla ezen ve ezilen halk kitleleri oluşmaktadır. 
 
İslamın geliş gayesini en güzel bir surette şu örnekte görebiliriz. İran`ın fethini getiren Kadisiye savaşında, Sad Bin Ebi Vakkas`ın komutasında bir fert olarak bulunan ve kisranın efsane komutanı olan Rüstem`e elçi olarak gönderilen Rebi ibni Amir`in şu örnek tavrı üzerinde durmaya değer; çok ihtişamlı bir Otağ`da, ipek elbiseler ve atlas örtüler üzerinde elçiyi karşılayan ve ‘sizi Arabistan`dan alıp buralara getiren nedir?` Sorusuna karşılık; ‘Bizim sizin topraklarınızda mal ve mülkünüzde gözümüz yok, biz insanları insanlara kulluktan kurtarıp Allah`a kul yapmaya geldik.` 
 
Tüm insanlar ilahi ve evrensel yasalarla, yaratılıştından sahip oldukları temel hak ve imtiyazlarla özgür bir şekilde yaşama hakkına sahiptirler. Bu hakkın ikamesi ve yeryüzünde hak ve adaletin hâkim olması, bir tercih ya da seçim değil bilakis bir emirdir. ‘Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.` (Al-i İmran - 104) 
 
Beşeri sistemler; ona hayatiyet veren, felsefi temellerini oluşturanlar mutlak surette kendilerine bir imtiyaz sunarlar. Kendileri dışında kalanlar ise 2. sınıf insan muamelesi görürler. İlahi sistemde ise hiç kimse bir imtiyaz ve ayrıcalığa sahip değildir. Herkes adil bir muameleye tabi tutulur. ‘Ey İnsanlar, gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haberdar olandır.`  (Hucurat - 13)
 
İslam siyasi birliğe çok önem verir ve siyasi birliği bozacak söylem, hareket ve davranışlara asla musamaha göstermez. Onun için ‘Fitne katlden (Adam öldürmekten) daha büyük bir günahtır.` (Bakara - 217) ‘Demek, idareyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yeryüzünde fesat çıkaracak, akrabalık bağlarınızı bile keseceksiniz öyle mi? Onlar öyle kimselerdir ki, Allah kendilerini rahmetinden uzaklaştırmış da kulaklarını sağır, gözlerini kör etmiştir.` (Muhammed – 22/23) İslam, siyasi karışıklık çıkaranlara itaat edilmemesini emreder: “Müfterilerin (Müşriklerin) emrine boyun eğmeyin ki, onlar yeryüzünü fesada verir, ıslah etmez kimselerdir.” (Şuara – 151-152) ‘Müslümanlar arasında bozgunculuk çıkarmayı Allah ve resulüyle harb açmak olarak nitelendirir ve ağır bir şekilde cezalandırılmalarının gerektiğini` belirtir. (Maide - 63)
 
‘Müslümanların siyaseten başarı temin edebilmeleri için, tevhid eksenli birlik ve beraberliği sağlamaları ve asla ayrılığa düşmemeleri emredilir.` (Al-i İmran- 103) “Aralarındaki meseleleri konuşma ve istişare ile çözme yoluna giderler.” (Şura – 38) ‘Şayet aralarını, birlik ve beraberliklerini bozacak, kardeşliklerine halel getirip güçlerini zayıflatacak bir haber kendilerine geldiğinde haberin doğruluğunu araştırmadan itibar edip karar vermeyecekler.` (Hucurât - 6) 
 
Müslümanlar tarih boyunca şura prensibini esas alıp, yönetim makamını ehil olan şahıslara tevdi ettiklerinde, hem adil ve sorumluluk sahibi idareciler, hem de müreffeh bir toplum yapısı oluşturdular. Bu yapıyla dosta güven ve emniyet düşmana ise korku verdiler. Yönetim emaneti ehil olmayan kimselere verildiğinde, emanetin zail olmasının yanında, huzursuz ve mutsuz, gelecek endişesi taşıyan, tüm enerjisini kendi korkularından kurtarmaya harcayan bir toplum ve reayasından emin olmadığından despotik bir sistem oluşturmaya çalışan psikopat idareciler…
 
İslami esasların hâkim olmadığı bir ülkede, Müslümanların İslami esaslara göre yaşayabilmesi, kendileri hakkında verilecek kararlarda söz sahibi olabilmeleri için, siyasi çalışma yapmaları gereklidir. Bunun neticesi olan iktidarın önemini şu ilahi fermanda çok net olarak görüyoruz.  Konumuza ışık tutması açısından aşağıya alıyoruz. “Onlar ( o müminlerdir ki) eğer kendilerine bir yerde bir iktidar mevkii verirsek dosdoğru namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırlar.(Bütün ) işlerin sonu Allah`a varır.” (Hac – 41) Bu ayeti kerimede açıkça görülmektedir ki iktidar olmadan Müslümanlar namazı bile tam olarak kılamazlar, zekâtı hakkıyla veremezler, doğruyu, güzeli, hakkı, adaleti, tam olarak anlatamaz, yayamazlar. Toplumun sosyal refahı için konulan emir ve yasakları da uygulayamazlar.
 
Bu anlamda yazımızın başında da belirttiğimiz gibi siyaset; ülkenin yönetim sanatıdır. Ve bir ülkenin yönetimini o ülkedeki siyasi çalışmalar, siyasi gruplar belirlemektedir. Bu itibarla “Müslümanlar siyasetle uğraşmasın” demek; Müslümanlar hâkim değil mahkûm, Müslümanlar idareci değil sürü olsun demektir. Böyle bir durum ise, Müslümanların şeref ve izzetine yakışmaz. Müslümanlara layık olan; hâkim olmak ve ilme, ehliyete hürmet eden, adalete, hakkaniyete riayet eden bir idarenin oluşmasını sağlamaktır. Bu idare istişareyi esas alır. Hz. Ömer`in (RA) davranışı ne kadar güzel bir örnektir. Bir gün Hz. Ömer bir konuyla ilgili fetva vermişti. Bu fetvanın sonuna kâtibi de şöyle yazmıştı: “Allah`ın ve Ömer (RA)`in görüşü ise budur.” Bunun üzerine kâtibine çıkışan Hz. Ömer “Çok fena demişsin. Bu Ömer`in görüşüdür. Doğru ise Allah`tan yanlış ise Ömer`dendir” der ve ona göre düzelttirir.
 
Ne kadar büyük bir olgunluk ve sorumluluk duygusu. ” Evet, bu benim görüşüm ama hatalı olabilir” şeklinde düşünen, bunu açıkça söyleyen, dine zarar vermekten son derece kaçınan bir tavır, ne güzel bir ders. İdarenin ehil ellerde olması, Ümmetin sulh ve selamete kavuşması için, Müslümanların siyasi faaliyetler yapması bir zarurettir.
 
Müslüman ferdin hayatının temel hedefi Allah`ın rızasını kazanmak, O`nun emir ve yasaklarına tabi olmak olduğundan, toplumun meseleleri ile ilgilenmek ve onlara çözüm yolları araştırmak gerekir. Bu gereklilik olaylara sadece eleştirel ve karamsar bir bakışı değil çözüm odaklı, yapıcı ve aydınlatıcı bir çabayı getirir. Müslümanlar çağın gereklerine ve araçlarına sahip olarak, Kur`an ve sünnet merkezli, insanlığı buhran ve karanlıklardan kurtaracak, canlı, sonuç getirecek projeler üretmek zorundadırlar. İnsanlık bu diriltici harekete muhtaçtır. Rabbim ilahi mesajı anlayan, yaşayan ve insanlığın idrakine sunan kimselerden eylesin. (Amin) 
 
Mehmet Selim Sabaz | İnzar Dergisi | Haziran 2017 | 153. Sayı
 
12-06-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.