İslam Peygamberini Yalnız Bırakmak

Abdulkadir Turan
İslam’ın “milli marşı” makamında olan Fatiha-ı Şerif’te de yüce Allah Sıratelmüstakim’i soyut olarak değil, “ O yol ki nimete erdirdiğin kişilerin yoludur” şeklinde nimet bahşettiği kişilerin yolu olarak tarif ediyor.
Yüce Allah buyuruyor: “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun!” (Tevbe 119)

Ayet-i Kerime’de dikkat çeken husus, yüce Allah’ın mü’minlere hitap ederken “Sadık olun!” diye değil, “Sadıklarla beraber olun!” diye emr u ferman buyurmasıdır.

İslam’ın “milli marşı” makamında olan Fatiha-ı Şerif’te de yüce Allah Sıratelmüstakim’i soyut olarak değil, “ O yol ki nimete erdirdiğin kişilerin yoludur” şeklinde nimet bahşettiği kişilerin yolu olarak tarif ediyor.

İslam, Allah’a inanmak ve O’na bağlanmaktır. Allah’a bağlanmak, O’nun dilediği kişilerin yolundan gitmektir. Bir yönüyle İslam, kulla kulluğu ret iken diğer yönüyle insanın yüce Allah’ın dilediği insanları sevmek ve onların izinde yürümektir.

İnsanlar, bir aile ve bir çevre içinde yaşarlar. Normal koşullar altında insan için ne ailesizlik söz konusudur ne de çevresizlik.

Peygamberler de insandır; onların da bir ailesi ve çevresi vardır. Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi ve sellem Allah’ın peygamberidir. Onun ailesi Ehl-i Beytidir; çevresi ise sahabeleridir.

Peygamberler önder insanlardır. Önderler, çevrelerini şekillendirir ve çevreleri onları tarif eder.

Ashab, Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi ve sellem için öylesine bir çevre değil; Onu kendilerine önder olarak seçen ve Onun, kendisine yakın tuttuğu, sırlarını paylaştığı, davasını aktardığı kişilerdir. Böyle bir çevre aynadır. O aynaya bakıldığında önder görünür.
Ashab, Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi ve sellem’e inandı, Onu sevdi, Ona bağlandı, hayatını Ona bakarak şekillendirdi. Onları görenler, Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi ve sellem’in emirlerinin izlerini görüyordu, onlarda o izleri arıyordu. Bunun için Ashab’dan biri, bir davranışta bulunduğunda etraftakiler sorarlardı: “Ey Allah’ın Resulü’nün arkadaşı, sen bunu ne zaman Allah’ın Resul’ünde gördün?”

Bu arayış tek başına Ashab’ın ilk nesil arasında nasıl görüldüğünün yeterli delilidir. İlk nesil, onları Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’in aynası olarak görüyordu, onlardan bunu bekliyor ve onlarda bunu arıyordu, onlar üzerinden kendi peygamberini tanımaya çalışıyor, Onun dosdoğru yolunu öğrenmek ve hayatına tatbik etmek istiyordu.

Ashab, “En güzel örnek olan” Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi ve sellem’in yetiştirdiği örnek nesildir. İttihad-ı İslam şuurunun şehid önderlerinden Seyyid Kutup Hazretleri bir bakıma manifestosu niteliğinde olan Yoldaki İşaretler’in daha ilk bölümünde, cahiliyeden kurtulmanın yolunun o örnek nesli örnek almaktan geçtiğini beyan eder: “Bu dava İslam ve insanlık tarihi boyunca örnek olan bir nesli, sahabiler (Allah onlardan razı olsun) neslini ortaya çıkardı.” 

O örnek nesil, Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’den soyutlanamaz.  Resulullah salallahü aleyhi ve sellem de onlardan soyutlanamaz. Resulullah salallahü aleyhi ve sellem, peygamberlerin çoğundan farklı olarak aynı zamanda askeri bir komutandır. Komutan ve askerler... Komutan, askersiz kaldığında komutan olmaktan çıkar, askerler komutansız kaldıklarında başıboş olur, diledikleri gibi hareket eden amaçsız bir topluluğa dönüşürler.
 Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’i sahabesiz bırakmak, İslam’ı sadece örnek nesilsiz bırakmak değil, Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’i manevi anlamda sadece ebter bırakmak da değil, aynı zamanda Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’i komutan olmaktan çıkarmak, Onun vasfını yok saymak ve Onu ordusuz bırakarak Ona saldırmayı kolaylaştırmaktır.

Müslümanlar ihya ihtiyacı duydukları her dönemde örnek nesle başvurma ihtiyacı duymuşlar. Bu ihtiyaç üzere örnek nesle başvurup ihya yoluna girdiklerinde Ashaba yönelik saldırılarda da artış olmuştur.

Bunun arkasında, Şeytanî bir kışkırtma vardır ve İslam’ın güçlenmesinden ürken şeytanın dostları vardır. Pek çok zavallı insan, bunu İslam içinde bir tartışma olarak düşünmüştür. Oysa bu İslam’ın dışından İslam’a yönelik bir saldırı yoludur. Bunu yapanların önemli bir bölümü küfre hizmet ettiklerinin de farkında değildir.

“Marksistlerin Diyarbakır’ın fethi ile ilgili yalanlarının uydurma da olsa bir kaynağı var mıdır?” diye merak ediyordum. Bu merakla kaynaklara yöneldiğimde karşıma Paşa denen İslam düşmanının “Kürdistan’ın Muhtasar Tarihi” adlı eseri çıktı. Askerliğini Mustafa Kemal’in yaveri olarak yapan, İslam âlemindeki Fransız akımı mensuplarından Diyarbakırlı Kürt Ekrem Cemil Paşa o eserinde “Hz. Ömer, Kürtçe konuşanların dilini makasla kesiyordu.”  diye bir yalana yer vermişti.

Hz. Ömer radiyallahü anh’ın coğrafik olarak geldiği son nokta Şam yakınlarıdır. Bu durumda hiçbir tarihi kayıtta böyle bir şey olamazdı. Nitekim ne dost ne düşman kimsenin kayıtlarında böyle bir vaka yoktur.

Öyleyse Ekrem Cemil Paşa bunu kimden almıştı. Kürtlerin mezhebini değiştirmek isteyen başka bir mezhebe mensup, kendi mezhebi içinde en üst sıfatlı bir adamdan... Bu koca yalanı, sadece Kürtlerin mezhebini değiştirmek için, mezhep taassubuyla uydurmuş, Ekrem Cemil Paşa ondan almış, Marksistler de Ekrem Cemil Paşa’dan almış ve onun üzerinden nice İslam gencini yoldan çıkarmışlardı.

Eyvah ki eyvah dedim... Biz, neyle uğraşıyoruz ve küfre nasıl da malzeme hazırlıyoruz...
Ne yazık ki bugün İslam önderlerinin etrafında üretilen iftiraların pek çoğunun kaynağı bu taassuptur. Bu taassup, felakettir...

Müslümanlar arasında iki tür tekfircilik vardır: Biri, bugüne odaklanan tekfir... Bu tekfirciler, amelini beğenmedikleri her Müslümanı kâfirlikle suçlarlar. Diğeri de Sahabe dönemi ile ilgili tekfirciliktir. O tekfirciler de sadece kimi amelleri tartışma konusu olan şahısları değil, en önde gelen sahabeyi dahi tekfir etmekte bir beis görmezler. Çağın tekfirciliği İslam’ı dalsız bırakırken bu tekfircilik İslam’ı köksüz bırakıyor.

Biri İslam’ı bugün için Müslümansız bırakıyor; küfrü İslam’a karşı cesaretlendiriyor. Diğeri İslam’ın ilk asrını ordusuz bırakıyor. İslam’ın esasıyla ilgili kuşkular uyandırıyor.

İslam, tarihinin en zor zamanını yaşıyor. Allah için bugün bunu sürdürmenin anlamı ne olabilir?

Bu zor zaman, Müslümanları İslam kütüğünden silme ya da sahabe için tartışmaları bugüne taşıma zamanı değildir. “Ben Müslümanım” diyenlerin hayatlarını bu sözlerine uygun hâle getirmeleri için gayret gösterme ve bu gayrette sahabenin örnek hâllerini bulup örnek alma zamanıdır.

İslam tarihini İslam için kuvvet olmaktan çıkarmak, küfrün bir planıdır. İslam tarihini İslam için kuvvet olmaktan çıkarıp İslam’a düşman hale getirmek, İslam’ı bizzat kendi tarihi üzerinden vurmak, şeytanın bize oynadığı bir oyundur.

İslam, bu oyunu her seferinde başarıyla yendi. Bugün de yenecektir. Kaybeden, bu oyuna kapılanlar olacaktır.

Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’in yakın çevresi etrafında uyandırılan kuşkular, her zaman Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’in kendisiyle ilgili kuşku uyandırmak isteyenlere malzeme sağlamıştır.

Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’in yakın çevresi etrafında uyandırılan kuşkular. Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’i yalnız bırakır. Bunun vebali ağırdır. Bu konuda anlatılanların tamamının mantık ilmini kullanarak yapılan polemiklerden ibaret olması çürüklüğü ortaya koymaya yetmiyor mu?

SAHABE BİR İNSAN TOPLULUĞUDUR

Ashab, örnek bir insan topluluğudur. Meleklerden oluşmamıştır. Onlar, bir yanlışa düştüklerinde Resulullah salallahü aleyhi ve sellem tarafından uyarılmışlardır. Resulullah salallahü aleyhi ve sellem ahirete irtihal ettiğinde ise onlar, o büyük uyarıcıdan yoksun olarak birbirlerini uyarmışlardır. Bu uyarmanın başka boyutlara ulaştığı da olmuştur. Bunu bilmek ve bundan ibret almak gerekir. Bizim için ibret olacak hususları İslam için zafiyete dönüştürmek hayırlı değildir, doğru da değildir.

Sahabenin kim olduğu tartışması da ümmetin geneli açısından neticelenmiştir. Bunu çok küçük bir çevreyle sınırlandıranlar ve bunu olmayacak kadar geniş tutanlar ifrat ve tefrite düşmüşlerdir.

Galiba İmam El-Evzaî’nin ifade ettiği özellikler, sahabeyle ilgili en yaygın kabul gören özelliklerdir.

İmam El-Evzaî, Hicri 157 yılında vefat etmiş, kendi adına bir mezhep kurulmuş bulunan ve etbeu`t-tâbiînden olan bir büyük âlimdir. Kendisinin hadislerle ilgili kitapları da var. El-Evzaî, şöyle bir tesbitte bulunuyor: Rasulullah salallahü aleyhi ve sellem’in ashabının beş özelliği vardır. Bunlar,

Vahyi öncelikle yaşamaktır.
Sünnete ittiba etmektir.
Mescitleri imar etmektir.
Kur`an tilavetinde bulunmaktır.
Allah yolunda cihad etmektir.”

Bu vasıflara kimlerin sahip olduğu konusunda ümmetin büyük çoğunluğu ittifak halindedir. Bununla birlikte ifrat ve tefrite düşenler de hep var olmuştur.

İttifakı terk edip ifrat ve tefrite sapmak ve onda bir kurtuluş aramak, her asırda ortaya çıkan ve zaman zaman epey büyüyen bir eğilimdir. Ancak hep vazgeçişlerle neticelenmiş. Bu yollara girenlerin çoğu zamanla, tevbe etmişlerdir.  Zira Rasulullah salallahü aleyhi ve sellem’in en yakınındakileri Onun düşmanı gibi tarif etmek ve üstelik Onun yaşamı boyunca onları fark etmeden ahirete irtihal ettiğini iddia etmek, başka hedeflerden bağımsız olarak düşünüldüğünde hiçbir zaman kabul görecek kadar makul bulunmamıştır.

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Mart 2016 (138. Sayı)
 
14-03-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.