İmanın İmtihanı Vekâleten Verilemez!

Mehmet Göktaş
Netice olarak, ayetlerin inmesiyle imtihan içinde imtihana çekilen münafıkların murdarlıkları üzerine murdarlık çöküyor. Tabidir ki inmekte olan saf belirleyici bu ayetler müminlerin de gönüllerindeki dertlere merhem olarak, şifa olarak inmekte, imanlarını da artırdıkça artırmakta.
İmtihan denilince nedense benim karşıma her zaman Ankebut sûresi gelir dikilir. Bu sûrenin böylesine dehşetli bir şekilde başlaması bilmem sizin de dikkatinizi çekiyor mu, sizi de sarsıyor mu?

"Elif, Lâm, Mîm. Zannetti mi o insanlar, `iman ettik` demeleriyle bırakılacaklar da imtihan edilmeyecekler? Andolsun ki biz onlardan öncekileri ne fitnelerle imtihan ettik! Allah elbette sadık olanları bilecek ve elbette yalancıları bilecek!"

Allah Azze Celle insanoğlunu hayatı boyunca birçok şeyden imtihana çekiyor, hastalıkla imtihan ediyor, fakirlikle imtihan ediyor, korkuyla imtihan ediyor, mallardan ve nefislerden azaltmakla imtihan ediyor. Fakat burada sözü edilen imtihan çok daha çetin bir imtihan; imanın imtihanıdır. "Amenna - iman ettik" diyen insanların sadece bu sözlerine itibar edilmeyip bu hususta doğru söyleyip söylemediklerini ortaya sermek için çekileceği imtihan...

Bu bir kaç ayet-i celilenin lafız ve anlamındaki heybeti, kaç yeminin üst üste yapıldığını, fazla değil birazcık Arapça bilenler görürler.

"O ki, ölümü ve dirimi takdir edip yarattı, sizi imtihana çekip şunu bildirmek için ki, hanginiz amel bakımından daha güzel! O öyle Azîz, öyle Gafûr"

Burada da apayrı bir nükte... Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi? "Hanginiz inanç bakımından daha üstün, hanginiz düşünce ve fikir bakımından daha güzel, hanginiz bilgi bakımından daha dolu..."değil de, hanginiz amel bakımından, eylem bakımından daha güzel" ölçüsü. Anlaşılıyor değil mi, amele ve eyleme dönüşmeyen düşüncelerimiz ve fikirlerimiz bize bir şey veremeyecek.

Yine buradan ve daha nice ayet-i kerimeden bir şey daha anlıyoruz; hayatımız baştan sona imtihan, bu dünyaya imtihan için gelmişiz zaten. İmtihan içinde imtihan Dünyaya imtihan için gelmişiz ama bununla da kalmıyor, imtihan içinde yeniden bir takım imtihanlara çekiliyoruz Rabbimiz tarafından. Hele Kur`an`ın inişi esnasında vahye şahid olan insanların imtihan içindeki imtihanları gerçekten üzerinde durulması gereken bir konu. Bölüm bölüm inen vahiy esnasında her bir gurubun sergilediği tavır, onların imtihan içindeki imtihanlarını çok güzel ortaya seriyor. Somut bir kıtali, cihadı emreden ayetler indikçe "ölümün baygın bakışıyla Rasûlullah`a bakanları mı dersiniz, "ey Rabbimiz, niye bize cihadı yazdın ki, birazcık erteleseydin ya" diyenleri mi dersiniz. Böylesi ayetler münafıklar için gerçekten imtihan mı imtihan; içlerinde sakladıklarının açığa vurulma korkusu, bundan dolayı her sayhayı kendi aleyhlerinde zannetmeleri...

Netice olarak, ayetlerin inmesiyle imtihan içinde imtihana çekilen münafıkların murdarlıkları üzerine murdarlık çöküyor. Tabidir ki inmekte olan saf belirleyici bu ayetler müminlerin de gönüllerindeki dertlere merhem olarak, şifa olarak inmekte, imanlarını da artırdıkça artırmakta.

Bugün vahiy inmediğine göre, insanların vahiy ile imtihanı sadece o dönemde mi kaldı dersiniz? Hiç şüpheniz olmasın Kur`an`la insanlığın imtihanı aynen sürüyor. Nasıl mı? "Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman" gösterdiği tavırlardır bugünkülerin imtihanları. Kimilerinin imanını artırıyor yine önceki gibi, kimileri de "eskilerin masalı" diyerek nasipleri neyse ona ulaşıyorlar.

Peki, imtihan içindeki imtihanımız sadece okunan ayetler karşısında gösterdiğimiz tavırlarla mı sürüyor? Şahid olduğumuz her bir olay karşısında göstermemiz gereken tavırlarla da sürmüyor mu imtihan içindeki imtihanımız? Hele İslam`ı ve Müslümanları ilgilendiren olaylar karşısındaki tutumlarımız bizim imtihanımız değil de nedir?

Evet, Ankebut sûresinin başındaki o dehşetli yeminlerle belirtelim ki, şahid olduğumuz zulümler, katliamlar ve Müslümanca hayata çıkarılan engeller karşısında Rabbimiz tarafından her birimiz imtihana çekilmekteyiz. Hem de imanımızın imtihanına çekilmekteyiz.

Yok, eğer şahid olamamışsak vay halimize; çünkü bu durumda imtihanımız çok daha yaman bir imtihan olacak. İslam`a ve Müslümanlara reva görülen her bir zulümden dolayı, her bir hakaretten dolayı imanımızın imtihanını vermekteyiz, asla unutmayalım.

İmanımızın imtihanını vekâleten veremeyiz.

Bir takım dünyevi işlerimizi vekâletle yerine getirebiliriz, vekâletimizi verdiğimiz bir kişi bizim adımıza alım satım ve benzer birçok işimizi yapabilir, bu bizim için bir kolaylıktır. Hatta İslam adına da bir takım işlerimizi, hatta kurban, hacc, nikâh, talak gibi ibadet ve muamelat cinsinden amellerimizi vekâletle ifa edebiliriz.

Fakat yine bunun yanında bir takım dünyevi işlerimiz vardır ki onları vekâleten yürütemeyiz. Kimse kimsenin yerine üniversite imtihanına, hatta daha küçük çapta bir imtihana girebilir mi? İmanın imtihanı da işte böyle vekâleten verilemez. Müslümanlara reva görülen bunca zulüm karşısında, birilerinin bizim adımıza tavır gösterdiğine ve bunun bizim için de geçerli ve yeterli olduğuna inanıyorsak yanılıyoruz.

Eğer ağabeylerimizin, üstadlarımızın, konuşmacılarımızın bizim imanımızın imtihanını da vermekte olduğuna inanıyorsak, gerçekten büyük bir aldanış içindeyiz ve bu aldanışın neticesi ahiretten önce en kısa zamanda dünyada karşımıza çıkacaktır. Allah`ın dinini yeryüzüne hâkim kılma işi, tağutları alaşağı etme işi, zalimlerin zulmüne dur deme işi vekillerin işi değil asılların işidir, unutmayalım.

Mehmet Göktaş | İnzar Dergisi | Ekim 2017 | 157. Sayı 


 
13-10-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.