İman Kardeşliği

Mehmet Sait Çimen
İkinci Halife Hz. Ömer’in şehid olmadan önce şöyle dediği rivayet edilir: “Sâlim hayatta olsaydı, hilâfeti şûraya havale etmez onu hemen yerime halife nasb ederdim” Kimdi bu Salim denen şahıs? Neden Hz. Ömer radıyallahu anh ona bu kadar değer veriyordu?
İkinci Halife Hz. Ömer’in şehid olmadan önce şöyle dediği rivayet edilir: “Sâlim hayatta olsaydı, hilâfeti şûraya havale etmez onu hemen yerime halife nasb ederdim”

Kimdi bu Salim denen şahıs? Neden Hz. Ömer radıyallahu anh ona bu kadar değer veriyordu?

Salim, yalnızca Hz. Ömer için değil tüm ashab için kıymetliydi aslında. Çünkü Ashab-ı Kiram, Rasulullah aleyhissalatu vesselamın Salim’e ne kadar değer verdiğini biliyorlardı.
Ashab-ı Kiram, Rasulullah aleyhissalatu vesselamın yanında değerli olanın Allah’ın yanında da değerli olduğuna iman etmişlerdi çünkü.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam ashabına şöyle bir tavsiyede bulundu:

“Kur`an`ı dört kişiden alınız. Abdullah b. Mes`ûd, Ubey b. Ka’b, Muaz b. Cebel ve Ebu Huzeyfe’nin mevlası Salim”

Ebu Huzeyfe’nin mevlası Salim…

Bir köleydi Salim. Müslüman oluncaya kadar Ebu Huzeyfe b. Utbe’nin kölesiydi.

Ebu Huzeyfe ki, Hz. Hamza’nın ciğerlerini çiğneyen Hind’in kardeşi, Peygamber ve ashabına türlü eziyetler yapan Utbe b. Rebia’nın oğluydu.

Ebu Huzeyfe, hidayet rehberi Aziz Peygamberin çağrısına uyup Müslüman olduktan hemen sonra kölesi Salim de Müslüman olmuştu. Bunun üzerine Ebu Huzeyfe onu azad etmiş ve evlat edinmişti.

Artık o bir süre “Ebu Huzeyfe`nin oğlu Salim” diye çağrılır oldu.

Bir gün evlat edinmeyi iptal eden Kur`an ayeti nazil oldu. Bütün evlatlıklar yeniden hakiki babalarının isimleriyle çağrılmaya başlandılar.

Bundan sonra Salim için de şöyle denmeye başlandı: “Ebu Huzeyfe`nin mevlâsı Salim”
Meşhur fıkıhçı İbn-i Abidin “Mevla” kelimesinin şöyle tanımını da yapar: “Bir köle âzâd edildikten yani serbest bırakıldıktan sonra sâhibi ile arasında velâ (yakınlık ve dostluk) ve yardımlaşma devam eder. Bu bakımdan her ikisine de mevlâ denmiştir.”

Ebu Huzeyfe ve Salim, iman kardeşliğinde buluşmuş, aralarında efendi köle ilişkisi bitmiş onun yerine dostluk ve yakınlık başlamış ve birbirlerine “Mevla” olmuşlardı.

Beraber hicret ettiler, beraber Rasulullah aleyhissalatu vesselam ile savaşlara katıldılar, beraber şehid oldular ve aynı mezara gömüldüler.

Ebu Huzeyfe, imanı kalbine içirmiş ve bundan dolayı Müslümanların değer verdiği Salim için veli olmayı şeref bildiği gibi onu yeğeni ile de evlendirmişti.

Cahiliyenin tüm değer yargıları iman karşısında allak bullak oluyor, şirk önderleri nelerin cereyan ettiğini bir türlü anlamıyordu.

Salim gibi, Bilal gibi azat edilmiş köleler öncü oluyor, rehber oluyor, örnek oluyorlardı.

Salim, Kuba mescidinde uzun süre Mekke`den Medine`ye hicret eden Müslümanlara imamlık yaparak namaz kıldırdı. Ona tabi olup namaz kılanların içinde Hz. Ömer gibi isimler de vardı.

O, ihlası, samimiyeti, fedakarlığı ve takvası ile belirginleşiyor ve saygıyı hak ediyordu.
Salim’den dolayı Allah’a hamd ediyordu Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselam.

Medine’de bir gün müminlerin annesi Hz. Âişe radıyallahu anha evine gidiyordu. O sırada mescidden muhteşem bir ses yükseldi. Birisi Kur’an okumaktaydı. Hz. Âişe, okunan Kur’ân’dan o kadar çok etkilendi ki eve gitmekte bir müddet gecikti. Eve vardığında Efendimiz, Hz. Âişe’ye gecikme sebebini sordu. Hz. Âişe şöyle dedi:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Mescidde bir adam Kur’an okuyordu. Ben Kur’an’ı ondan daha güzel okuyan bir kimse görmedim.”

Efendimiz merak içerisinde mescide gitti. Kur’an okuyan sahabiyi görünce Hz. Âişe’ye şöyle buyurdu:

“Bu Salim’dir. Ümmetimin içerisinde bunun gibilerini var eden Allah’a hamdolsun.”

Peygamber aleyhissalatu vesselama her zaman çok yakın durdu Salim. Her zaman Onun için canını vermeye hazırdı. Çünkü bir Kur’an aşığıydı Salim. O şu ayeti içine iyice sindirmişti:

“De ki: "Eğer siz Allah`ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Al-i İmran/31)

Allah’ı seviyordu Salim ve Allah Rasulü aleyhisselatu vesselama her azasıyla tabi olmuş, zor zamanlarda bunu göstermişti.

Ağır bir imtihandı Uhud.

Okçular yerlerini terk edince İslâm ordusu dağılmış, üstüne Peygamberin öldürüldüğü şayiası da yayılınca sahabe ne yapacağını bilemez bir hale gelmişti. Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam, müminleri toparlanmaya ve yeniden savaşmaya çağırırken, Sâlim orada, Efendimizin yanındaydı. Müşriklerin darbeleri sonucu yaralanan Aziz Peygamberin yüzünden akan kanları, Sâlim temizliyordu.

Halimdi Salim ve güzel bir ahlaka sahipti; ama karşısında kim olursa olsun hakkı söylemekten çekinmezdi.

Hayatında o kadar güzel örnekler var ki, onlara bakınca Allah Rasulü aleyhissalatu vesselamın neden onun için Allah’a hamd ettiği daha iyi anlaşılır.

İşte kaynaklarda geçen bir örnek…

“Peygamber aleyhissalatu vesselam, fetihten sonra çevredeki kabileleri İslâm`a davet maksadıyla seriyyeler göndermeye başladı. Bu arada büyük komutan Hâlid b. Velîd`i de Ensar, Muhacir, Beni Süleym ve Beni Müdlic`e mensup askerlerden oluşan 350 kişilik bir seriyyenin başında Cezîme kabilesine gönderdi. Hâlid b. Velîd, Gumeysâ`ya varınca Cezîme kabilesinin silahlanmış olduğunu gördü. İslâmiyet`in Arap kabileleri arasında hızla yayıldığını söyleyerek onlardan silâhlarını bırakıp Müslüman olmalarını istedi. Bir kısmı silahlarını bırakmak istediği halde bazıları buna şiddetle karşı çıktılar. Ancak aralarında geçen kısa bir tartışmadan sonra silahlarını bıraktılar ve "Dinimizi değiştirdik" anlamında "sabe`nâ" dediler. Fakat Hâlid b. Velîd onların bu sözlerinden Müslüman olduklarına kani olmadı. Sert ve disiplinli bir kumandan olan Hâlid b. Velîd, onların vaktiyle İslâm düşmanlarıyla iş birliği yaptıklarını da hatırlayarak kendilerini esir aldı ve askerler arasında dağıttı, ertesi sabah da öldürülmelerini emretti. Bunun üzerine Süleymoğulları ellerindeki birkaç esiri öldürdüler. Fakat Ensar ve Muhacirler bu emre karşı çıktılar; İslâmiyet`i kabul ettiklerini söyleyerek onları serbest bıraktılar. Hatta bazı sahâbîler Hâlid b. Velîd`i, cahiliye davası gütmekle suçladılar. Bu haber Medine`ye ulaşınca Hz. Peygamber çok üzüldü; Hâlid’i onların Müslüman olup olmadıklarını tespit hususunda acele etmekle suçladı ve; "Allah’ım, ben Hâlid`in yaptıklarından beriyim!" diyerek onun bu davranışını tasvip etmediğini belirtti. Bununla birlikte Hâlid`in onları, Müslüman olduklarını açıkça ifade etmedikleri için müşrik kalmakta direndiklerini sanarak öldürttüğünü ve içtihadında yanıldığını kabul etti. Kabile mensuplarını cahiliye döneminden kalma bir intikam hissiyle öldürmediğine yemin eden Hâlid`i acele etmesinden dolayı kınamakla beraber cezalandırmadı ve kumandanlık görevinden de azletmedi. Ayrıca Hz. Ali`yi Cezîme kabilesine gönderip öldürülenlerin diyetlerini ödetti ve uğradıkları zararı fazlasıyla tazmin etti.”

Halid b. Velid, o yanlış kararı verdiğinde ona en fazla itiraz eden kişi Salim’di. Salim ile beraber başka sahabeler de itiraz edince Halid, ölüm emrini durdurmak zorunda kalmıştı.
Rasulullah aleyhissalatu vesselam Halid`in yaptığı hareketi duyduğunda şunu sormuştu:
“Ona birisi itirazda bulundu mu?”

“Evet” dedi Ashab. “Salim ona itiraz etti ve tartıştı.”

Bunu duyduğuna çok memnun oldu Rasulullah aleyhissalatu vesselam. Ashabı içerisinde kardeşlerini uyaran ve onlara hakkı öğütleyen kimselerin bulunmasından dolayı memnundu Efendimiz.

Salim, sağlığında Allah Rasulünün hoşuna giden amellerde bulunmaya devam etti.
Efendimizin irtihalinden sonra da çizgisinde bir sapma söz konusu olmadı.
Peygamber aleyhissalatu vesselamın vefatından sonra irtidat hareketleri olmuş ve büyük bir fitne peyda olmuştu.                                                                                    

Hz. Ebu Bekir’ın halifeliği döneminde peygamberlik iddiasında bulunan Yalancı Müseyleme’ye karşı yapılan Yemâme Savaşında Muhacirlerin sancaktarı Salim idi. Salim’in (radıyallahu anh) sancağı taşıması dolayısıyla tehlikeye hedef olacağını gören Ashâb, “Senin başına bir zarar gelmesinden korkarız” dediler. Salim iyi bir Kur’an hafızıydı ve Müslümanlar onun başına bir şey gelmesini istemiyorlardı. Fakat O “Eğer ben sancağı taşımayacak olursam Kur’an ehlinin en bedbahtı olurum” buyurdu.

Savaş sırasında Benî Hanife kabilesi sancağı düşürebilmek için sancağın bulunduğu yere ve sancaktar Salim’e çok şiddetli bir hücum yaptılar. Salim’in (radıyallahu anh) sancak tutan kolunu bir kılıç darbesiyle kestiler. Salim, sancak yere düşmeden diğer eliyle tuttu. Bir kılıç darbesiyle diğer kolu da kesildi. Fakat, İslâm sancağı yine yere düşmedi. Çünkü Sâlim (radıyallahu anh) vücudu ve kesik kolları ile sancağa sarılmıştı. Mürtedlerin şiddetli darbelerine rağmen sancağı yere bırakmadı.

İslâm ordusu yetişip sancağı aldıklarında Salim, yere düştü. Ashab-ı Kiram ona yetiştikleri zaman şu ayeti okuduğunu işittiler:

“Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah`a kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.” (Al-i İmran/144)

 Yere düşünce dostu Ebu Huzeyfe’yi sordu. Şehid olduğunu öğrenince; “Beni de onun yanına götürün” buyurdu. Ebu Huzeyfe ile beraber birinin başı diğerinin ayağının yanında olduğu halde aynı mezara defnedildiler.

Bu, iman kardeşliği, vefa ve güzel bir dostluk örneğidir.

Salim radıyallahu anh ile ilgili konumuzu yine Hz. Ömer’in görüşü ile noktalayalım.
Adalet timsali Halife Hz. Ömeru’l Faruk bir mecliste hazır bulunanlara sordu:

– Eğer dileğiniz hemen kabul edilecek olsa ne dilerdiniz?

Birisi, “Benim falan vadi dolusu kadar altınım olsun isterim. Onu harcayarak İslâm’a daha çok hizmet edeyim diye” dedi. Bir başkası, “Şu kadar sürüm (davar, koyun, keçi), mal ve mülküm olsun isterdim. Gerektikçe onları sarf ederek dine yararlı olayım diye” dedi. Herkes buna benzer şeyler söyledi. Hz. Ömer hiçbirini beğenmedi. Bu defa meclistekiler, Hz. Ömer’e sordu:

– Ya Ömer peki sen ne dilerdin? Cevap verdi:

– Ben de Salim, Muaz, Ebu Ubuyde gibi Müslümanlar yetişsin isterdim. İslâm’a onlar vasıtasıyla hizmet edeyim diye.

Peygamber aleyhissalatu vesselam ve seçkin ashabını bize örnek ve rehber kılan Allah’a hamd olsun.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Şubat 2016 (137. Sayı)
 
25-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.