İmam-ı Azam Ebu Hanife (RA)

Mehmet Selim Sabaz
Asıl ismi Numan Bin Sabit olan İmam-Azam Ebu Hanife`yi (r.a) biz daha çok “Fakih” kimliği ile biliyoruz. Bu makalemizde biz ayrıca onu hak ve adaletin tesisi için uğraşan ve bu uğurda çektiği işkenceler sonucu canını veren bir mücahid olarak tanıyacağız.
Nebevi Metodun Takipçisi Fakih ve Mücahid Kimliği ile İmam-I Azam Ebu Hanife (R.A)
 
Asıl ismi Numan Bin Sabit olan İmam-Azam Ebu Hanife`yi (r.a) biz daha çok “Fakih” kimliği ile biliyoruz. Bu makalemizde biz ayrıca onu hak ve adaletin tesisi için uğraşan ve bu uğurda çektiği işkenceler sonucu canını veren bir mücahid olarak tanıyacağız. İmam Ebu Hanife, yetmiş yıllık ömrünün elli iki yılını Emeviler, geri kalan on sekiz yılını ise Abbasiler döneminde yaşadı. Böylece, Emevilerin hem güçlü dönemini hem de gerileme ve yıkılma dönemlerini gördü. Abbasilerin gelip yönetimi Emevilerden ele geçirmesine de şahitlik yaptı.
 
Gençliğinin ilk yıllarında Abdülmelik bin Mervan Emevi halifesi, döktüğü kanlar ve işlediği cürümler sebebiyle adı tarihe “zalim” olarak geçen Haccac b. Yusuf ise Kûfe valisi idi. İmam daha sonra Emevilerin en adil halifesi Ömer B. Abdulaziz dönemine de şahit oldu. Ömer Bin Abdulaziz`in yaklaşık üç yıllık adil yönetiminden sonra Emevilerin zulüm dönemi yeniden başlamış İmamı Azam da bu zulümlerden nasibini almıştı. İmam siyaseten daima Hz. Ali`nin tarafında bulunmuş, hem Emevilere hem de Abbasilere karşı verilen mücadelelerde, duruşunu Ehl-i beyt taraftarlığı belirliyordu. Aktif bir şekilde olmasa da döneminin siyasi hareketlerine ya verdiği fetvalar ile ya da sağladığı maddi destekle katılmıştı. O Emevi ve Abbasi yönetimlerini gayri meşru görüyor. İmam Zeyd bin Ali “İmam cübbe giyen değil gerektiğinde kılıç kuşanandır” diyerek Emevilerin zalim halifesi Hişam bin Abdülmelik`e karşı kıyam ettiğinde Ebu Hanife; `Zeyd Bin Ali`nin bu çıkışı, Resulullah (s.a.v)`in Bedir günü çıkışına benzemektedir.` Kendisine Zeyd Bin Ali`ye niçin katılmadığı sorulduğunda; “Beni ondan alıkoyan, insanların yanımda bulunan emanetleriydi. Onları İbn¬-u Ebu leyla`ya vermek istedim; fakat kabul etmedi. Savaşta ölürsem bunca emanet altında kalırım diye korktum.” Başka bir rivayete göre hastalığından dolayı katılamamış; fakat elçisi vasıtasıyla on bin dirhem para yardımı gönderip mazeretinin kabul edilmesini talep etmiştir.
 
İmam Zeyd`in kıyamı, onun Hicri 122 senesinde zalimce katledilmesi ile sonuçlandı. Ondan sonra, oğlu Yahya, Hicri 129 senesinde Horasan`da ortaya çıktı ve Emevi idaresine karşı bir kıyam başlattı. Ancak, O da babası gibi öldürüldü. Daha sonra da İmam Yahya`nın oğlu Abdullah, idareyi ele geçirmek amacıyla Yemen`de kıyama kalktı. Ancak Mervan bin Muhammed üzerine bir ordu gönderdi ve öncekiler gibi onu da öldürttü. Tüm bu olaylar, takva sahibi İmam-ı Azam Ebu Hanife`yi derinden etkilemiştir. Zira çıkışını Hz. Peygamberin (sav) Bedir gününe benzettiği İmam Zeyd`in şehid edilip çarmıha gerildiğini ve mübarek bedeninin yakıldığını gözleriyle görmüştü. Diğer yandan İmam Zeyd`in çocuklarının aldığı ağır yaraları da görmüştü. Tüm bu olaylara şahid olan İmam-ı Azam`ın susması beklenemezdi. Ve susmadı da. Üstelik Âlimlerin zulme karşı açılan dilleri, en keskin kılıçtan daha etkili, darbesi kılıç darbesinden daha keskin ve daha şiddetli oluyordu.
 
Bu tarihten sonra İmam, Emevilerin takibi ve sıkı gözetimi altında olmuştur. Daha sonra çıkan ve giderek artan Abbasi isyanları da baş gösterince bu takip ve baskı daha da artmıştır. Bunu kontrol altına almak ve alim ve fakihlerin Emevilere bağlılıklarını sınamak için, Emevi valilerinden İbn-u Hubeyre Irak alimlerini toplayıp onlara görevler vermiştir. Vali bu kapsamda İmam-ı Azam`ı da çağırtmış fakat o bunu şiddetle reddetmiştir. Vali Mührün İmam-ı Azamda olmasını tüm işlemlerin onun izniyle olmasını ve izin vermediği hiç bir yazının işleme sokulmamasını, beytülmalden hiçbir malın çıkışının yapılmamasını istemişti. İmam bunu da şiddetle ret etti. Vali İbn-u Hubeyre, bunu kabul etmemesi durumunda Onu dövdüreceğine dair yemin etti. Diğer fakihler İmam`ın eziyete uğramaması için araya girip yumuşatmaya çalışarak; `Bizler senin kardeşleriniz, hiçbirimiz verilen bu görevden memnun değiliz, kendini tehlikeye atmayasın diye sana öğüt veriyoruz. Başka da çarenin olmadığını görüyoruz.` Dediklerinde, İman ve Takva sahibi İmam onlara şu cevabı verdi; `O adam, benden Vasıt mescidinin kapılarını saymamı isteseydi, yine kabul etmezdim. Nasıl olur da benden, boynu vurulacak bir adamın yazısını imzalamamı istiyor? Allah`a yemin olsun ki, bu işe ebediyen girmem.`
 
İmam görev almamada ısrar etti. Ve hiç bir güç Onu bu kararından çeviremedi. Hicri 130 senesine geldiğimizde İmam-ı Azam Ebu hanifeyi günlerce hapsetip, dövdürdüler. İşkenceler o raddeye vardı ki İmam`ın bunu kaldıramayıp zindanda ölmesinden ve bunun sonucunda Emevi hanedanlığının büyük bir töhmet altında kalmasından korktular. Vali İbn-u Hubeyre ; ‘Ebu Hanife`ye söyleyin bizi yeminimizden kurtarsın, ileride görev alacağını söylesin onu serbest bırakalım.` dedi. Bunu İmam-ı Azam`a götürdüklerinde aynı şiddetle reddetti. Valinin tüm çabaları karşılıksız kalınca, İmamı serbest bırakmak zorunda kaldılar. İmam zindandan çıkar çıkmaz, hayvanına binerek beytullah`a sığınmak üzere Hicaz`a gitti. (El Mekki, Menakıb-u Ebu Hanife, 1/23,24)
 
İmam Ebu Hanife, Abbasiler iktidara gelene kadar emin belde ve çevresinde yaşamıştır. Abbasiler iktidara tamamen hâkim olunca Kûfe`ye dönmüştür. Diğer Âlimlerle beraber Abbasi halifesi Ebu-l Abbas (es-Seffah) ile buluşan İmam onları temsilen şu konuşmayı yapmıştır; `Hakkı, Peygamber (sav)`in yakınlarına ulaştıran, zalimlerin zulmünü bizden uzaklaştıran ve dillerimizi hakikati konuşmak için hürriyete kavuşturan Allah`a hamdolsun. (Ey Halife!) Sana Allah`ın emri üzere biat ettik, kıyamete kadar ahdimize sadık kalacağız. Allah`u Teâla bu makamı, Hz. Muhammed (sav)`in akrabalarından almasın!` Bununla imam, Hak ve Adaletle, doğruluk üzere kaldıkları müddetçe Ehli beytin idari mevkide olmalarını arzuladığını belirtmiştir. Önceleri Ebu Abbas daha sonra da Ebu Cafer ona yakınlık gösterip ikramlarda bulunmaya çalıştılarsa da imam bunu nazikçe red etmiştir. 
 
Başlangıçta Ebu Hanife, Abbasi halifeleri aleyhine konuşmamış, ta ki Ehli Beyte olan muameleleri kötüleşip onlara işkence etmeye başlayınca, İmam`ın onlara karşı öfkesi kabarmaya başlamıştır. Özellikle de Mansur`un idaresine karşı çıkan Muhammed  Nefsü` Zekiyye ve kardeşi İbrahim`in, Ebu Hanife`nin hocası olan Hz. Hasan oğlu Abdullah`ın çocukları olması, öfkesini daha da artırmıştır. Mansur`a karşı yapılan başkaldırıları desteklemenin vacip olduğu yönünde fetvalar vermiştir.  İmam daha da ileri giderek Mansur`un komutanlarını onlarla savaşmaktan men etmeye çalışmıştır. İbrahim bin Abdullah bin Hasan kıyam edince, Halife Mansur Hasan bin Kahtaba`ya üzerine gitmesini söyledi. Hasan bin Kahtaba İmam`ın sözlerinin etkisinde kaldığı için, ‘Bunu yapamıyacağını söyledi`. Halife Mansur Ebu Hanife`nin hocası Abdullah bin hasan, çocukları başkaldırdığında hapsedildi, çocukları yakalanıp öldürüldükten sonra hapiste kahrından öldü. 
 
Bundan sonra İmam Abbasilerin yaptıkları yanlışlıkları, zulümlerini yüksek sesle dillendirmeye başladı. İmamın söyledikleri ile ilgili Halife Mansur`a çok fazla haber gitmeye başladı. Özellikle kadı İbni Ebi Leyla sık sık Halife`ye İmam Azam`ı şikayet etti. Mansur kurnazca bir plan yaptı ve İmamın kabul etmiyeceğini bile bile, bilgi ve tecrübesine ihtiyacı olduğunu bildirerek kadı olmasını istedi. Ebu Hanife şu cevabı verdi; “Kadılık yapacak kişi, gerekirse senin, çocuklarının ve kumandanlarının aleyhine dahi hüküm verecek bir kişiliğe sahip olmalıdır. Bense böyle bir kişiliğe sahip değilim.” Mansur kadılık teklifinden vazgeçmedi, her seferinde imam da teklifi red etti. Mansur, İmam`ın yakınında bulunmasını, yaptığı icraatların meşruiyeti için bir araç olarak görüyordu. Bu nedenle kadılığı kabul ettireceğine dair yemin etmişti. Çabası İmam`ın inadını kırması için yeterli gelmeyince Onu zindana attırdı ve günde 10 değnek vurulmasını emretti. Bu durum İmam`ın ağır hastalanıp ölümle yüzyüze gelmesine kadar sürdü. Bir daha ders ve fetva vermesini yasaklayarak Onu zindandan çıkardı. İmam bundan kısa bir süre sonra sıddık ve şehitler gibi vefat etti. Ölmeden cesedinin gasbedilmiş veya halifenin gaspettiği ileri sürülen bir toprağa gömülmemesini vasiyet etmişti. Bu nedenle Halife Mansur şöyle demiştir; `Beni Ebu Hanife`nin dirisinden ve ölüsünden kim koruyacak.`
 
Ebu Hanife, döneminin müstekbir Vali ve Halifelerinden muhtelif işkenceler görmesine rağmen, asla bir zayıflık ve düşüklük göstermemiştir. Eğer bir ilim adamının mücadele ve cihadından bahsedilecekse, en önemli örneklerden biri hiç şüphesiz İmam-ı Azam Ebu Hanife`nin destansı mücadelesidir. Onun hayatında hem bir alim`in tavizsiz ve istikamet üzere bir hayat serüvenini, hem de fetva ve maddi destekleri ile hak ve adaletin tesisi için gayret sarfeden bir mücahid tavrı görüyoruz.
 
Rabbim Onu rahmet ve merhameti ile kuşatsın. Onun o pak ve müstesna yolunun yolcularının sayılarını artırsın. Bu güzide şahsiyetlerin feyiz ve bereketi üzerimizden eksik olmasın. (Amin)
 
Mehmet Selim Sabaz | İnzar Dergisi | Mayıs 2017 | 152. Sayı
 
07-05-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.