İlm’ul Rical / Cerh ve Ta’dil

İbrahim Dağılma
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a; salât ve selam yolumuzun rehberi, canımızın cananı Hz. Muhammed aleyhis-selam’a olsun! Bir Müslüman için yol kılavuzu ikidir: Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye.
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a; salât ve selam yolumuzun rehberi, canımızın cananı Hz. Muhammed aleyhis-selam’a olsun!

Bir Müslüman için yol kılavuzu ikidir: Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye.

Sünnetin Kur`an’dan sonra başvurulacak ikinci kaynak olması ve Kur`an`ın pratiğe geçirilmesi açısından da hadis ilminin bilinmesi gerekliği gün gibi ortadadır. Kur`an ayetleri, İlahi bir vaad ve taahhütle korunma altına alındığı için bize hiç bozulmadan ulaşmış ve kıyamete kadar da bozulmadan ulaşacaktır; bunun için Kur’an’ın orijinalliğini araştırmaya gerek yoktur; ama sünnetin bize ne doğrulukta ulaştığını araştırmak gerekir ve bu da hadis ilimlerinin konusu olmuştur.

Bugün İslam`a gönül vermiş, onu kendine dert edinmiş her Müslüman’ın hadis ilimlerine dair temel bilgileri bilmesi gerekir. Nasıl ki matematikte dört işlemi bilmek, insanı matematik uzmanı yapmıyorsa, temel hadis usulü bilgilerini bilmek de bir Müslüman’ı muhaddis yapmayacaktır. Ama yine de bu bilgiler, hadis öğrenirken, hadis eserlerine bakarken, onların sağlıklı ulaşıp ulaşmadığını anlamada yardımcı olacak, o kişiyi hadis/haber alma ve verme şuuru ile donatacaktır.

Hadis ilmi deyince ilk olarak akla ilm-u dirayet-il-hadis gelir. Bu ilim dalında hadisin kuvvet derecesi, doğruluğu, bizlere sağlıklı bir biçimde ulaşıp ulaşmadığı araştırılır.

Hadis ilimlerinden bir diğeri de ihtilaf-ul-hadis`dir. Bu ilim dalı sıhhaten aynı kuvvette olup birbiri ile uyuşmayan iki hadis arasındaki ihtilafı çözmekle meşgul olur. Bu durumlarda muhaddis ve fakihler ‘cem ve te`lif, tercih, nesh ve tevakkuf’ denilen hadis metotlarını kullanırlar.

Hadis rivayet eden kişilerin rivayete ehil olup olmadıklarını araştıran ilim dalına da cerh ve ta`dil veya nakd-i rical denir. Bu ilim dalı hem şahıslar hakkında bilgi toplamak, hem de bu bilginin objektifliğinin sağlanması açısından ve bu kimselerin hangi ölçütlere göre hadis rivayetine ehil olup olmayacaklarının tespiti bakımından çok zor ve çok mesuliyetlidir.

Hacmi küçük bu yazımızda da hadis ilminin bu kısmına değineceğiz. Allah’tan dileğimiz, böylesi zor bir konuyu dergi sayfasıyla da olsa anlaşılır kılacak cümlelerle ifade edebilmektir.

Hadis ilmi, niçin ortaya çıkmıştır?

Onu, ortaya çıkaran nedenler nelerdir?

Soruları ister istemez, önümüze çıkacaktır. Hadis ilminin gerekliliği ve gelişmesini sağlayan iki neden vardır:

-Tebliğ görevi: Hadis ilmi Resulullah’ın tebliğ görevinden kaynaklanmıştır. Ashab-ı Kiramın, vahyi öğrenmek arzusu, onu yaşama ve onunla amel etmek içindir. Hz. Peygamberin tebliğini öğrenen ve onunla amel eden ashab da, öğrendiklerini bir başkasına anlatmak, böylece sünnetin yayılmasına ve yaşanmasına yardımcı olmak için koşturuyordu.

- Peygambere yalan isnad etmeme Titizliği: Hadis ilimlerinin doğup gelişmesine vesile olan bir başka husus da Resulullah’ın “Bile bile her kim bana isnad ederek yalan uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın!”  uyarısıdır. Bir başka ifade ile Hz. Peygambere söylemediği bir sözü isnad etmeme dikkatidir. Bu uyarı her ne kadar hadis uyduranları tamamen önleyememişse de bunların engellenmesi için bir sebep olmuştur. Çünkü hadisin sahihini zayıfından ayırt etmeye imkân verecek ilmi tedbirlerin alınmasını başka bir ifade ile yeni ilim dallarının gelişmesini sağlamıştır.

Birçok sahabe, yukarıdaki hadiste geçen uyarı dolayısıyla hadis rivayet temekten kaçınmıştır. Onlar, bunu İslam’ı tebliğden kaçmak için değil; bir ihtimal de olsa insani zaaflara kapılarak Peygamberimizin uyardığı kişilerden olmamak için yapmışlardır.

Hadislerin lâfzen/kelimesi kelimesine rivayeti, her zaman mana yönüyle rivayet edilen hadise tercih edilmiştir. Ama bilinir ki hem sahabeler hem de sonraki nesilden raviler, çoğunlukla hadisleri manen rivayet etmiştir. Aslında bu konuda Hz. Peygamberin bizzat izni vardır, o (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

 “Manayı bozmadığınız, helali haram, haramı helal kılmadığınız sürece hadisi mana olarak rivayet etmenizde bir sakınca yoktur.”

Bu müsaade hadis rivayetini lâfzî olması mecburiyetinden kurtarmış ve mananın bozulmaması kaydına bağlamıştır. Hadisi mana ile rivayet edebilme imkânına rağmen sahabe öteki nesillerden ravilerin hadis rivayetinde gösterdikleri dikkat ve titizlik onların bu konuya verdikleri önemi gösterir.

******

Hadiste Rical İlmi

Kelime olarak “er kişi, adam” manasına gelen “recul”ün çoğulu olan rical, Hadis Usulü ilminde hadisleri rivayet eden raviler hakkında kullanılan genel bir tanımdır.

Ricâlu`l-hadis de denilen rical, hadis rivayetiyle meşgul olanlardır. ‘Şu hadisin ricali sikadır.’ denildiğinde daha özel manada kullanılmış ve o hadisin senedini teşkil eden raviler kasd edilmiştir.

Ricâl ilmi, hadis râvîleri hakkında, hadis rivayetine ehil olup olmadıklarını belirlemeye yönelik gerekli her türlü bilgiyi derlemek, korumak ve değerlendirmek amacıyla ortaya çıkmıştır.

Ricâl İlmi’nin bir diğer adıda Cerh ve Ta‘dîl İlmi’dir.

Cerh yaralama, suçlama; ta‘dîl ise düzgün ve kusursuz kabul etme anlamına gelir.

Hadis ilminde cerh, râvîler hakkında olumsuz kanaat belirtme, ta‘dîl ise râvîler hakkında olumlu kanaat belirtme anlamında kullanılır.

Râviler, güvenilmez ve kusurlu şeklinde nitelendirilip hadisi kabul edilmez diye damgalanınca, manevî yönden yaralanmış olmaktadırlar. Bu nedenle benzetme yoluyla fiziksel olarak yaralama anlamına gelen cerh kelimesi kullanılmaktadır.

Cerh, râvîde bulunan fısk ve yalancılık gibi ya da rivayetinde bulunan güvenilir râvîlerin rivayetlerine muhalefet etmesi gibi bir kusurdan dolayı hem râvînin hem de rivayetinin reddedilmesi anlamına gelmektedir. Bu bir bakıma râvînin veya rivayetinin taşıdığı kusurdan dolayı rivayet ettiği hadisin doğruluğunun, şahitliğinin kabul edilmemesi anlamına gelir.

Cerh faaliyetinde, âlimler râvîleri incelerken kişilik ve hafıza durumlarına bakmışlardır.

Kişilikle ilgili problemler adalet; hafıza ile ilgili problemler ise zabt başlığı altında incelenmiştir.

* Adalet; Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmak, kişiliğe zarar verici söz ve davranışları terk etmektir.
 
Âlimler adalet vasfının tam olabilmesi için şunları şart saymışlar:

İslam, bulûğ, akıl, takva ve mürüvvettir.

İslam âlimleri fâsığın haberinin araştırılmasını emreden Hucurat 6. Ayete kıyasla ve şahidin âdil ve muteber kimseler olmasını emreden Bakara 282 ve Talâk 65. Ayetlere bakarak Müslüman olmayan kimsenin haberini de reddetmede ittifak etmişlerdir. Çünkü gayr-i müslim olan kişinin İslam’a karşı nefret ve düşmanlık beslemesi büyük olasılıktır ve böyle bir kişinin naklettiği haber de doğal olarak kabul edilemez. Nitekim Hâkim en-Nîsâbûrî (ö. 405/1014) de bu konuda;

 “Adaletin aslı, râvînin Müslüman olmasıdır.’’ demiştir. Hadis âlimlerine göre kişinin hadis rivayeti esnasında bulûğa ermiş olması şarttır. Çocukluğun vermiş olduğu fıtrî eksikliklerden dolayı çocuğun haberi reddedilmiştir. Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus, hadis alma eyleminin değil hadis rivayet etme eyleminin bulûğdan önce olması halinde rivayetin merdûd olacağıdır.

Akıl şartı hem hadisin alındığı hem de rivayet edildiği esnada aranmıştır. Delinin veya aklî dengesi yerinde olmayan bir kimsenin rivayeti kabul edilmemiştir.

Takva, Allah’ın emirlerine tam bir teslimiyet ile uymak, büyük ve küçük günahlardan sakınmak, hak yoldan ayrılmamak, şüpheli işlerden dahi sakınmak anlamlarına gelir. Allah’ın emirlerine uyan, büyük günah işlemeyip, küçük günahlardan hatta şüpheli durumlardan dahi kaçınan birisinin getirdiği haberler hadis âlimleri tarafından kabul edilmiştir.

Mürüvvet, râvînin toplumunun ve zamanının gerektirdiği genel ahlaka ve dinin hoş karşıladığı geleneklere uyma ve saygı göstermesi olarak ifade edilebilir.

Mürüvvet kavramına aykırı olan bazı davranışlar, ‘rivayet karşılığında ücret almak, aşırı derecede şakacı olmak, gevezelik, müzik dinlemek, satranç oynamak, kibir, falcılık, sultanın emrinde çalışmak, güvercin ve horozlarla oynamak, utanmazlık, çocuksu davranışlarda bulunmak, kılık kıyafetine dikkat etmemek, temiz olmamak’ gibi davranışlardır.

Adalet ile ilgili kusurlar ise ‘yalancılık, yalancılıkla itham, fısk, bid‘at ve cehalet’ olmak üzere beşe ayrılmaktadır:

-Yalancılık, râvînin Hz. Peygamber adına hadis uydurmuş olmasıdır. Resûlullah’a bilerek yalan isnâd eden râvîler, kezzâb, vadda‘, ekzebu’n-nâs, ruknu’l-kizb, ileyhi’l-müntehâ fi’l-kizb gibi en ağır cerh lafızlarıyla cerh edilirler. Hadisleri ise mevzu‘, muhtelak veya masnu‘ olur.

-Yalancılıkla itham, râvînin hadis rivayetinde değil de günlük hayatında yalan söylemiş olmasıdır. Böyle bir râvînin hadis rivayetinde de yalan söyleyebileceği göz önünde bulundurularak rivayetleri reddedilmiştir.  Râvî, müttehemün bi’l-kizb, metrûk, metrûku’l-hadîs, muttefekun alâ terkih gibi lafızlarla cerh edilirken rivayetleri de metrûk veya matrûh adını alır.

- İslam’ın emir ve yasaklarına uyma konusunda titiz davranmayan, büyük günah işleyen ve küçük günahlarda da ısrarcı olan râvîye fasık denir.

Fâsık olan râvî leyyinu’l-hadîs gibi lafızlarla cerh edilirken, rivayeti de metrûk sayılmıştır.

- Râvînin bid‘at ehlinden olması da cerh edilmesine sebep olmuş ve rivayetlerine ihtiyatla yaklaşılmıştır. Bid‘at propagandacısı olmayan râvîlerin rivayetleri kabul edilirken, bid‘at propagandacısı olan ve bid‘atını savunan râvînin rivayeti ise reddedilmiştir.

- Cehalet ise, râvînin şahıs veya hadis rivayetine ehliyeti bakımından durumunun bilinmemesidir. Böyle bir râvî meçhul adını alırken, rivayeti de mübhem olur.

*Zabt, râvînin duyduğu bir hadisi istediği zaman hatırlayıp hatasız bir şekilde rivayet edebilecek halde ezberlemesi ve muhafaza etmesidir. Diğer bir deyişle râvînin, hıfzından rivayet ediyorsa naklettiklerini ezberlemiş olması, kitabından rivayet ediyorsa kitabını her türlü değişiklikten koruması, mânen rivayet ediyorsa lafızların manaya delaletini iyi bilmesi ve dikkatli olmasıdır.

Bir râvînin zâbıt olup olmadığı rivayetlerinin güvenilir râvîlerin rivayetleriyle karşılaştırılmasıyla bilinebilir. Eğer rivayetlerinin çoğu güvenilir râvîlerin rivayetlerine muhâlif ise bu râvî zâbıt sayılmaz ve rivayet ettiği hadisler kabul edilmez.
 
Zâbıt bir râvîde, ‘değişikliklere karşı uyanıklık, ezber kuvveti, kitabın korunması, mânen rivayette lafızların manaya delaletini bilmek’ gibi özelliklerin olması gerekmektedir. Bu özellikler râvînin zabt vasfını tamamlayıcı niteliktedir.

Zabt ile ilgili kusurlar ise ‘çok yanılma, gaflet, vehm, sika râvîye muhalefet ve hafıza bozukluğu’ olmak üzere beş kısma ayrılmaktadır:

- Rivayetlerinde sürekli hata yapan kişilerin rivayetleri reddedilmiştir. Böyle bir râvînin rivayet ettiği hadise münker denir.

- Râvînin zabt vasfını bozan unsurlardan birisi de gaflet yani dikkatsizliktir. Râvînin dikkat etmesi gereken yerlerde dikkat etmeyip gaflete kapılarak hataya düşmesi, rivayetinin reddini gerektirir. Bazı âlimler gaflet gösteren âlimlerin hüküm ile ilgili rivayetlerinin reddedileceğini; ancak terğîb ve terhîb, zühd ve âdâb ile ilgili rivayetlerinin kabul edilebileceğini belirtmişlerdir.

- Vehm, râvînin rivayet kurallarını bilmemesi ve hadisi doğru olduğunu zannederek yanlış bir şekilde rivayet etmesidir. Daha geniş anlamıyla vehm, râvînin mürsel veya munkatı‘ olan bir hadisi mevsûl, mevsûl olan hadisi mürsel, merfu‘ hadisi mevkûf rivayet etmek gibi isnatta veya bir hadisi başka bir hadisle karıştırmak gibi metinde yanılmasıdır. Böyle bir hadise muallel denir. Rivayetlerinde vehm olduğu tespit edilen râvînin hadisleri tek başına delil olarak kullanılmaz. Rivayetlerinde çokça vehm bulunan râvînin rivayetleri ise terk edilir.

- Zayıf bir râvînin sika râvîlere veya sika bir râvînin kendisinden daha sika bir râvînin rivayetlerine aykırı rivayet etmesi sika raviye muhalefet olarak adlandırılmıştır. Râvînin sika râvîlere muhalefet ettiği hadis kabul edilmez.

- Bir diğer husus hafıza bozukluğudur. Hafıza bozukluğu, sika olarak bilinen bir râvînin çeşitli sebeplerle akıl ve hafızasında meydana gelen eksiklikler nedeniyle rivayetlerinde çokça hata yapmasıdır. Eğer hafıza bozukluğu râvîde sürekli olarak bulunuyorsa rivayetlerinin hepsi terk edilir. Ancak hastalık, yaşlılık, körlük, kitaplarının kaybolması gibi sonradan ortaya çıkan bir kusur varsa râvînin hastalıktan önceki rivayetleri kabul edilir; hastalıktan sonraki rivayetleri ise reddedilir…

Ayrıca âlimler, cerh-ta‘dîl ilmi için ihticâc, i’tibâr ve red  gibi lafızlar da kullanmışlar.

İhticâc; râvînin rivayetinin hükmî konularda delil olabilmesidir.

İ’tibâr; râvînin rivayetinin tek başına delil olamayacağı ve başka senedinin olup olmadığının araştırılması gerektiğini ifade eder.

Red ise râvînin rivayetinin hiçbir suretle kabul edilemeyeceği anlamına gelmektedir.

***

Ricâl ilmi, hadis âlimlerinin, insani hatalara ve hadis uydurmacılığına karşı bir tedbir olarak geliştirdikleri ve başka medeniyetlerde görülmeyen İsnâd Sistemi’nin uzantısıdır. Hadisin sened ve metin şeklindeki iki temel öğesinden senedle ilgilidir.

Ricâl ilmi, hadislerin gerçekten Hz Peygamber’e ait olup olmadıklarını belirlemek için geliştirilmiş olan hadis tenkitçiliğinin en önemli dallarındandır. Ali b. el-Medînî (ö.234/848), “Hadislerin manalarının anlaşılması ilmin yarısıdır. Diğer yarısı da ricâl bilgisidir.”(1)  demiştir.

Ricâl ilmi, hadisleri nakleden râvîler hakkında şu bilgileri araştırır, kayıt ve muhafaza altına alır:

“Râvînin adı, baba adı, künyesi, nisbesi, lâkabı, doğum-ölüm tarihi ve yeri, nerede yaşadıkları, eğitim serüvenleri, seyahatleri, hocaları, öğrencileri ve bunlarla ilişkilerinin niteliği, kimlerle nerede görüştükleri, aldıkları görevler, birikimleri, yetenekleri, yaşlılık veya hastalık gibi değişik sebeplerle sonradan hadis rivayet ehliyetini kaybedip kaybetmedikleri, hadis âlimlerinin onlar hakkındaki görüş ve değerlendirmeleri…”

Kısaca bu ilmin amacı,

-Râvîlerin kimliklerinin belirlenmesi,

-Hocalarından hadis alma ve öğrencilerine hadis aktarma yöntemlerinin geçerli olup olmadığı,

-Hadis rivayetine ehil olup olmadıkları ve güvenilirliklerinin tespit edilmesidir.

Hadisler isnatlarıyla öğrenilir, ezberlenir ve yazılırdı. Fakat zamanla isnad zincirlerine yeni kişiler eklenerek isnatlardaki isim sayısı arttı. Bu isimler önceleri hadisle uğraşanların çoğunluğu tarafından tanınırken, bunların ölümlerinden sonra yeni nesiller tarafından tanınmaları sorun haline geldi. İşte bu ihtiyaç üzerine, râvî tenkitçisi denilen hadis uzmanları râvîler hakkında bilgi toplamaya ve bunları yazıya geçirip kitap haline getirmeye başladılar.

Ricâl ilmi de bu şekilde doğmuş oldu. Önceleri râvîler hakkında hocalara sorarak sözlü (şifâhî) olarak aktarılan bilgiler hicrî ikinci asrın ortalarından itibaren kitap haline getirildi.

Cerh-ta‘dil mertebelerinden ilk bahseden ve bunları sistemleştiren isim İbn Ebi Hatim olmuştur.

Cerh ve ta‘dîlin kurallarını ilk defa derli toplu yazılı hale getiren kişi ise hicrî sekizinci yüzyılda yaşayan Tacüddîn es-Sübkî’dir (ö.771-1398). Tabakâtü’ş-şâfiyyeti’l-kübrâ isimli kitabında “Cerh Ta‘dîl Kaideleri” başlığı altında konuyu ele alır.

Bu konuda önemli müstakil kitaplardan birisi Hindistanlı Muhammed Abdulhayy el-Leknevî’nin (ö.1304/1886) er-Ref‘u ve’t-tekmîl fi’l-cerhi ve’t-ta‘dîl isimli kitabıdır.

Birçok âlim, rical ilmi için mertebeler belirlemiştir. Bunlardan biri de İbn Hacer El Askalani’dir. İbn Hacer’in uzun uzadıya belirlediği bu mertebeleri kısaca belirtirsek:

a- Cerh Mertebeleri

1. Mertebe: Ekzebu’n-nâs(insanların en yalancısı)

2. Mertebe: Deccâl (büyük yalancıdır), kezzâb  (yalancının biridir),

3. Mertebe: Müttehemün bi’l-kizb (yalancılıkla itham edilmiştir),

4. Mertebe: Rudde hadîsuh (hadisi reddedilmiştir),

5. Mertebe: Daafûh (zayıf olduğunu söylediler), lâ yuhteccu bihî (hadisi delil olmaz),

6. Mertebe: Fîhi da’fun(kendisinde az zayıflık vardır),

b-Ta’dil Mertebeleri

1. Mertebe: Evseku’n-nâs (insanların en güveniliridir),

2. Mertebe: Sikatün sikatün (çok güvenilirdir),

3. Mertebe: Sikatün sebtün keennehû mushaf (Mushaf gibi sağlamdır),

4. Mertebe: Sadûk (doğru sözlüdür),

5. Mertebe: Mahalluhu’s-sıdk (yeri doğru sözlülerin arasıdır, doğru sözlü denebilir),

6. Mertebe: Sadûk inşallah (inşallah doğru sözlüdür), (2)

***

İlel ve Rîcâl konusunda te`lîf edilmiş birçok kitap vardır. Bu kitaplar da rivayet açısından rical denen iki kısma göre şekillenmişlerdir:

Birinci kısım, ta`dile muhtaç olmayan, sadece rivayetini beyan için zikredilen ricâl’dir. Onlar sahabedir.

İkinci kısım, rivayetini beyan için zikredilen ve ta`dil`e muhtaç olanlardır ki, onlar sahabî olmayan ricâl’dir. Her iki kısım için de kitaplar te`lif edilmiştir:

İlk kitaplar Tarih ve Tabakât ismiyle kaleme alındı. İbn Nedîm el-Fihrist isimli eserinde (1996, s.339,378) Leys b. Sa‘d (ö.175/791) ve Abdullah b. el-Mübârek’in (ö.181/797-8) et Târîh isimli kitaplarından bahseder. Velid b. Müslim (ö.195/810), Yahyâ b. Sa‘îd el-Kattân (ö.198/813) da ilk ricâl kitabı yazarlarındandır. Vâkıdî (ö.207/822) ve Heysem b. Adî ise sahâbe biyografisine dair Tabakât kitabı yazmışlardır. Fakat bu kitaplar günümüze ulaşmamıştır.

Üçüncü yüzyılda ricâl ilmi zirveye ulaştı. Günümüze ulaşan en eski ricâl kitapları bu yüzyıla aittir. Bunlar İbn Sa‘d (ö.230/844) ve Halîfe b. Hayyât’ın (ö.240/854)  Tabakât isimli kitapları ile Yahyâ b. Maîn’in (ö.233-848) Târih’idir. Daha sonra Ali b. el-Medînî, Ahmed b. Hanbel, Buhâri, İbn Ebî Hatim bu işi zirveye taşıdılar. Bundan sonra Ricâl, Tabakât, Esmâü’r-ricâl, Nakdü’r-ricâl, el-Cerh ve’t-ta‘dîl, Tezkira, Terâcim gibi değişik adlarla pek çok ricâl kitabı yazıldı.

Ricâl kitaplarının içerikleri ve yazılış yöntemleri de çok farklıdır. Râvîleri alfabetik olarak sıralayan genel ricâl kitapları yanında, râvileri belli özelliklerine göre ele alan çok sayıda müstakil kitap yazılmıştır: Belli bir hadis kitabının râvîleri, belli bir bölgenin râvîleri, zayıf veya güvenilir râviler, râvîlerin nesepleri, künyeleri, lâkapları hakkında yazılmış kitaplar bunun en yaygın örnekleridir. Hatta isimlerinin yazılışları ve okunuşlarının benzerliğinden dolayı birbirine karıştırılan râvileri birbirinden ayırt etmeye yönelik kitaplar gibi çok ilginç ricâl kitapları yazılmıştır.

Not: Bu yazı hazırlanırken dipnottaki eserlerden istifade edilmiştir. (3)
 
1- Râmhürmüzî, el-Muhaddisü’l-fâsıl, s. 320
2- İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, I., s. 9-11
3- Bkz. Dr. Ali Özek, Hadis Ricali Hadis İlimleri Ve Kaynakları, Fatih Yayınevi: 160-164
Recep Emin Gül, Hadis İlminde Cerh-Ta‘dîl Mertebeleri, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dergisi, sayı: 43, Erzurum,  2015.
http://www.hadisusulu.com/biyografi/rical-ilmi-ve-kapsami.html

İbrahim Dağılma / İnzar  Dergisi – Aralık 2015 (135. Sayı)
 
14-12-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.