İlim ve İrfan Yolcuları; Suffa Ashabı

Mehmet Selim Sabaz
Ashab-ı suffa tedris anlayışı, İslam medeniyet anlayışının oluşup yayılmasında çok önemli bir fonksiyon icra etmiştir. Zira bu mektep o dönemde dürüst, emin, güvenilir insan tipini yani şu anda ihtiyaç duyduğumuz insan tipini üretiyor.
Kıble Kâbe tarafına çevrilmeden önce, Mescid-i Nebevinin kuzey duvarında, Peygamber efendimizin (sav) talimatıyla hurma dallarıyla bir gölgelik ve sundurma yapıldı. Buna "suffa" ya da ‘Zulle` denilirdi. Bunun üstü kapalı ise de çevresi açıktı.
 
Kadı İyaz şöyle söylemektedir: `Suffa, Mescid-i Nebevinin arka tarafında barınacak yer bulamayan fakirlerin barındığı gölgelik demektir. Suffa ehli ona nisbet edilmektedir.`
 
Ebu Hureyre (ra) şöyle söylemektedir: ‘Suffa ehli; ailesi, malı olmayan ve hiç kimsenin yanında barınmayan İslam`ın misafirleridir.` (Buhari, 6452)
 
Mekke`den Medine`ye hicret eden muhacirleri, Medineli Ensar kendi imkânlarını zorlayarak evlerinde misafir etmeye ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştılar. Fakat Bedir gazvesinden sonra Medineli Ensar`ın durumu gelenlerin ihtiyacını karşılamaya yetmedi. Zira İslam artık her tarafa yayılıyor ve insanlar İslam`a giriyorlardı. Medine`ye hicret eden fakirler, zenginler, evli ve bekâr kimselerin sayısında artış oluyordu. Dolayısıyla barınacak bir yere sahip olmayanlar, Mescid-i Nebevi`deki Suffa`da barınıyordu. (El Feteva-11/40-41) 
 
Mescid-i Şerifin suffasında, barınacak bir yer bulana kadar geçici olarak kalanların dışında, kendilerini tamamen ilme vermiş ve orda sürekli olarak kalan kimseler de vardı. Biz asıl onlardan ve onların müstesna hayatından bahsedeceğiz.
 
Kur`an-ı Kerim ve Resul-i Ekrem Efendimizin saadet ikliminde yetişirlerdi. Genellikle oruçlu bulunur, zühd ve takvayı kendilerine şiar edinerek nefislerini O`nun yoluna vakfeden fedakâr, ilim âşığı talebeler idiler. Peygamber Efendimiz tarafından görevlendirilen muallimler, kendilerine Kur`an öğretirlerdi. Bunlardan yetişenler, yeni Müslüman olan kabilelere Kur`an-ı Kerimi öğretmek ve nebevi mesajları iletmek üzere gönderilirlerdi. Bu nedenle özellikle Kur`an hıfzıyla uğraşan ve hafız olan KURRA sahabeler vardı.  Suffa`ya bu nedenle "Dârû`l-Kurra" da denmiştir. Sayıları normal şartlarda 70 kadar olan, bu ilim ve irfan yolcularının gayet mütevazı bir hayatları vardı. Bütün zamanlarını Kur`an-ı Kerim ve Resûlullahın pak sünnetini öğrenmeye hasretmişken, gerektiğinde seferlere de katılırlardı. İçlerinden evlenenler, suffa`dan ayrıldıklarında, yerlerine başka zatlar alınırdı. 
         
Bu seçkin sahabeler, ne ticaretle, ne bir sanatla meşgul olurlardı. Geçimleri, Peygamber efendimiz ve ashabın zenginleri tarafından temin edilirdi. Bu hususu, suffa`nın baş talebelerinden biri olan Ebû Hüreyre Hazretleri, kendisinin çok Hadis rivayet etmesini garipseyenlere karşı verdiği cevapla çok güzel ifade etmiştir: "Benim, fazla hadis rivayet edişim garipsenmesin! Çünkü Muhacir kardeşlerimiz çarşıdaki pazardaki ticaretleriyle, Ensâr kardeşlerimiz de tarlalardaki bahçelerdeki ziraatlarıyla meşgul bulundukları sırada, Ebu Hüreyre, Peygamber`in (sav) mübarek nasihatlerini hıfzediyordu." 
 
Peygamberi Efendimizin (sav) Suffa Ashabına olan yakın ilgisi 
 
Peygamber Efendimiz Ashabı Suffa`nın hem eğitimi, hem de geçimiyle çok yakından ilgilenirdi. Onlarla daima oturur, sohbet eder, dertleşirdi. Zaman zaman da onlara, "Eğer sizin için Allah katında neyin hazırlandığını bilseydiniz, yoksulluğunuzun ve ihtiyacınızın daha da ziyadeleşmesini isterdiniz!" diyerek, bu cehd ve gayretlerinin son derece önemli ve hayırlı olduğunu ifade buyururlardı. Resul-i Ekrem Efendimiz, öncelikli olarak bu müstesna cemaatin ihtiyacını gidermeye çalışır, kendi ev ihtiyaçlarının karşılanmasına bazen tercih ederdi. Bir keresinde Hz. Fâtıma (r.a.),  el değirmeniyle un öğütmekten usandığından (elleri kabarıp yaralandığından) şikâyet ederek bir hizmetçi istediğinde, Efendimiz, bu ciğerparesine, " Vallahi! Suffa ehli açlık ve sefalet içerisinde iken ben onları bırakıp size vermem. Üzerlerinde infak edecek hiçbir şey bulamıyorum` diyerek suffa`nın ihtiyaçlarının karşılanmasının daha önemli olduğunu vurguluyor. (Buhari-3113)
 
Yine bir gün, Ashab-ı Suffa`nın başlarında durmuş, durumlarını tetkik etmiş, Fukaralıklarını, çekmekte bulundukları zahmetleri görmüş ve; "Ey Ashab-ı Suffa!.. Size müjdeler olsun ki, her kim şu sizin bulunduğunuz hâl / vaziyette ve bulunduğu durumdan razı olarak bana mülâkî olursa, o, benim refiklerimdendir!(arkadaşlarımdandır)" buyurarak kalplerini hoşnut etmiş, çabalarını takdir ettiğini belirterek onları onore etmiştir. Fahri kâinat Efendimize (sav) bir infak getirildiğinde, "Sadaka mı, yoksa hediye mi?" diye sorardı. Getirenler "Sadakadır." cevabını verirlerse, el sürmeden onu Ashab-ı Suffa`ya ulaştırırdı. "Hediyedir." cevabını verirlerse, onu kabul eder ve Ashab-ı Suffa`ya da ondan bir pay çıkarırdı. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav), sadaka kabul etmez, sâdece hediye kabul ederdi. Bir gün, adamın biri, tabakla hurma getirmişti. Adama, "Sadaka mıdır, hediye midir? diye sorduğunda. Adam, "Sadakadır." diye cevap verince, Efendimiz (sav) onu doğruca Suffa Ehline gönderdi. O sırada torunu Hz. Hasan, Peygamber Efendimizin önünde bulunuyordu. Tabaktan bir hurma alıp ağzına götürünce, Resûlullah Efendimiz derhâl müdahale etti ve onu ağzından çıkarttırdı. Sonra da, "Biz Muhammed ve Ev Halkı (Ehlî-i Beyti) sadaka yemeyiz bize sadaka helâl değildir!" buyurdu. 
 
 ‘(Yapacağınız hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder.  Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı şüphesiz Allah bilir.` (Bakara 273) (Bu ayette anılan fakirler hayatlarını Allah yolunda savaşa adayan mücahitler ile ilim yolcularıdır. Bunlar, bu kudsi meşguliyetleri dolayısıyla kazanca yönelme imkânından mahrumdurlar. Maddi yardımların bilhassa bunlara yapılması, cihadı ve ilmi teşvik edecektir.)
 
Ashab-ı suffa mektebinden günümüze yansımalar
 
Ashab-ı suffa tedris anlayışı, İslam medeniyet anlayışının oluşup yayılmasında çok önemli bir fonksiyon icra etmiştir. Zira bu mektep o dönemde dürüst, emin, güvenilir insan tipini yani şu anda ihtiyaç duyduğumuz insan tipini üretiyor.
 
Batı medeniyeti insanlığın ihtiyaç duyduğu barış ve huzuru sağlamaktan uzaktır. Sığınacak yer ararken ölüp karaya vuran çocukların dramı, batı medeniyetinin insanlığa allayıp pullayarak en ideal sistem diye önerdikleri acuzenin maskesinin yırtılıp çirkinliklerini ortaya serdi. Çünkü ekmeğini, yaşadığı şehri, sahip olduğu konforu paylaşmak istemeyen, misafir anlayışını yok etmiş egoist ve pragmatist bir Hristiyan medeniyetinin hükümran olduğu acınası bir dünyada yaşıyoruz. İslam medeniyeti özü itibarıyla varlığını sürdürdüğü halde, Ashab-ı suffa modelli insan ve toplum yetiştirme ameliyelerinden uzak kaldıkları için yeryüzü ve insanlık bu cehennemi buhranı yaşıyor.
 
‘O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.` (Bakara -205) İnsan neslinin devamlılığını sağlayan en önemli iki unsur; (Hars) Ekin, (Nesl) Nesil (soy-zürriyet), adaletsiz ve zorbaların tahakküm ve idaresine geçtiğinde ifsad olur. Azgın dalgalarla boğuşan ve bir kurtuluş arayan İnsanlığın imdadına Suffa Mektebinin diriltici ikliminde yetişen/yetişecek olan göz aydınlığı olacak nesiller olacaktır.
 
Bu açıdan Ashab-ı Suffa`nın eğitim metod ve ana dinamiklerinin araştırılıp anlaşılması, günümüz şartlarına uyarlanıp, üzerinde düşünülüp tartışılmasının son derece önem arz ettiği aşikârdır. İnsan merkezli ve insanın dünya ve ahiret saadetini esas alan, adil ve Hakk`ın hâkim olduğu bir dünyanın kurulup idame ettirilebilmesi için ‘SUFFA` esaslı Nebevi terbiye ile şekillenmiş bir yapıya acilen insanlığın ihtiyacı vardır. Rabbim bu ihtiyacın şuuruna varan ve Hakkı hâkim kılmak için cehd ve gayret içerisinde olan kullarından eylesin.(Âmin)
 
Mehmet Selim Sabaz | İnzar Dergisi | Temmuz 2017 | 154. Sayı
 
08-07-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.