İlim Öğrenmek Kadınlara da Farzdır

Mehmet Şenlik

Erkek olsun kadın olsun ilim öğrenmek herkese farzdır. Kadın da görev ve sorumluluğunu hakkıyla yerine getirebilmesi ve dinini iyi öğrenip yaşaması için okumak zorundadır. İbadetlerin doğru olarak eda edilmesi ve haramlardan sakınması için erkeğin ne kadar ilme, bilgiye ihtiyacı varsa kadının da o kadar vardır.
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. Bunlar iyiliği emreder, kötülükten menederler. Namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler. Allah`a ve Resulüne itaat ederler. İşte Allah`ın kendilerine rahmet edeceği kimseler bunlardır. Şüphesiz Allah azizdir, hâkimdir." (Tevbe: 71)

Bu ayeti kerimde kadın olsun erkek olsun tüm müminlerin bir bütün olduğunu, gerek ibadette, gerek davette ve gerek görev ve sorumlulukta birlikte hareket etmeleri, yardımlaşma ve dayanışma içinde olmaları gerektiğinin bilincini bizlere vermektedir. İyiliği emretmek ve kötülüğü menetmek, namaz kılmak ve zekât vermek, Allah`a ve peygambere itaat etmek gibi ilim gerektiren tüm hallerde, erkek ne kadar sorumlu ise kadın da o kadar sorumlu ve mükelleftir.

Bu itibarla, erkek olsun kadın olsun ilim öğrenmek herkese farzdır. Kadın da görev ve sorumluluğunu hakkıyla yerine getirebilmesi ve dinini iyi öğrenip yaşaması için okumak zorundadır. İbadetlerin doğru olarak eda edilmesi ve haramlardan sakınması için erkeğin ne kadar ilme, bilgiye ihtiyacı varsa kadının da o kadar vardır.

Tarih boyunca sosyal hayatın her alanında kadınla erkek çoğunlukla yan yana olmuş, birbirlerinin yardımcısı ve tamamlayıcısı olmuşlardır. İslam`a göre kadın ailenin ikinci üyesi ise de toplum düzeninin temel taşı ve mimarıdır. Çünkü çocuklar, ilk ana eğitimlerini, terbiye ve edebini babalardan daha ziyade annelerden öğrenirler.

Cumhura göre kadınlardan peygamber çıkmamış, ama büyük alimeler ve mürşideler çıkmıştır. Allah (c.c), kadınlardan bir peygamber göndermedi ama peygamberleri kadınlar doğurdular. Kadınlar o sımsıcak ve şefkatli kucaklarında peygamberleri yetiştirip büyüttüler. Hz. Musa`yı ilk tasdik eden onun sadık eşi, turdaki yol arkadaşıdır. Hz. Muhammed aleyhisselamı ilk tasdik eden ve her sıkıntı anında yanından hiç ayrılmayan onun eşi Hz. Hadice`dir.

Saadet devrinde Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, hicret ve cihad gibi kritik zamanlarda iffetlerini korumaları şartıyla, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma içinde olurlardı. Hicretin başarıyla gerçekleşmesinde - Hz. Ebu Bekir`in kızı "zâtünnıtakayn" Esma gibi - kadının rolü çok büyük olmuştu. Savaşlarda da kadınlar, arka cephede çok önemli görevler ifa ederlerdi. İslam ordusunun askerlerine su dağıtır, yemek hazırlar ve savaşa teşvik ederlerdi. Cepheden geri çekilen erkekleri cesaretlendirip geri döndürüyor, yaralanan mücahitlerin yaralarını sarıp tedavi ediyorlardı. Hatta Uhud Günü Nesibe gibi kimi kadınlar, bizzat cephede Resulüllah`ı savunmak için onun önünde kılıç sallamışlardı.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, kadınların eğitimine büyük önem vermiş ve doğrudan ilgilenmiştir. Onun devrinde kadınlar mescide gelir, ders dinler, hadis hıfzederlerdi. Genel toplantılara katılır ve bayram namazlarında hazır bulunurlardı. Hz. Peygamber bayram hutbesini erkeklerin saflarına irad ettikten sonra, kadınların saflarına geçer, onlara da talim ederdi. Ancak hanımlar her zaman mescitte hazır bulunmadıkları için bir sahabi kadın Hz. Peygamber`e gelerek; "Ya Resulellah, erkekler her zaman senin yanına geliyor, senin sözünü dinliyorlar. Bizim için de bir gün tahsis et; O günde gelelim, Allah`ın sana öğrettiklerini bize de öğret" dedi. Hz. Peygamber de onlara haftada bir gün ve yer tahsis ederek orada toplanmalarını söyledi, belirlenen günde onların eğitim ve öğretimleri ile meşgul olurdu. (Buhari, Sahih, I, 36 VIII, 149)

Sahabi hanımların hayâ ve utanma duygusu dini konuları sorup öğrenmelerine engel değildi. Öğrenmeye ihtiyaç duydukları meseleleri ya doğrudan Resulüllah`tan ya da onun eşlerinden öğrenirlerdi. Allah (c.c), kadın halleriyle alakalı mahrem meselelerin tebliğ görevini Hz. Peygamberin eşlerine yüklemişti. Bu konuda Kur`an-ı Kerim`de şöyle buyrulur: "Evlerinizde okunup duran Allah`ın ayetlerini ve hikmeti hatırlatın ve nakledin." (Ahzâb, 34)

Özellikle bir fıkıh ve hadis âlimesi olan Hz. Aişe validemizin bu konuda sayısız hizmetleri olmuştur. O, yalnız kadınların değil, sahabe büyüklerinin bile birçok meselede başvurup hadis ve fıkıh öğrendikleri bir merce idi. Bu yönüyle Hz. Aişe, verdiği hüküm ve fetvalar bir cilde ulaşan yedi sahabe fakihlerinden (Fukaha-i Seb`a`dan) birisidir. Urve b. Zübeyr, "Fıkıh ilmini Hz. Aişe`den daha iyi bilen birini görmedim" der. (El Mekki, Fethu’l-Mübîn, s. 157)

Ebu Musa el-Eş`ari de şöyle demiştir: "Muhammed aleyhisselamın ashabının bize sorduğu herhangi bir hadisin içinden çıkamadığımızda onu Hz. Aişe`ye sorardık ve onun yanında sorulan hadise ait muhakkak bir şeyler bulurduk."

Hadis rivayet eden kadın sahabilerin sayısı bayağı çoktur. İbn-i Hazm, sahabe devrinde yetişen muhaddis ve fakih hanımların büyük bir isim listesini verir. Bunların başında Resulüllah`ın hanımları Hz. Aişe, Hz. Ümmü Seleme, Ümmü Habibe, Hafsa binti Ömer, Zeynep binti Cahş, kızı Hz. Fâtıma, Fâtıma binti Kays, Esma binti Ebi Bekr, Havla binti Tüveyt, Ümmü Şerik, Sehle binti Süheyl, Ümmü Eymen, Atike binti Zeyd, Ümmü Derda, Zeynep binti Ümmü Seleme, Ümmü Yusuf vb. gelir. (İbn Hazm, Cevamiussire, s. 319, 323)

İslam tarihinde çeşitli alanlarda büyük hizmetler vermiş ve yararlılıklar göstermiş Müslüman kadınların sayısı az değildir. Tefsir, Hadis, Fıkıh, Tasavvuf, Şiir, hüsnühat, güzel sanatlar, çeşitli hayır işleri vb. İslam kadınının ilgi alanları olmuştur. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin kızı Hz. Fatıma, birçok hadis rivayet ettiği gibi, çok duygulu ve hikmetli bir şaire idi de. Hakeza Hz. Aişe de öyleydi. (İbn Sa`d, Tabakat, VIII, 19, 30)

Bütün bu gerçeklerden sonra diyebiliriz ki, kadın dinini öğrenmek için okumalı ve gerektiğinde içlerinden birilerinin ihtisas sahibi olup İslam`ın kadına verdiği haklar noktasında savunmasını da yapmalıdır. Tarihte İslam kadınının yeri budur. Hz. Ömer, hilâfeti zamanında bir cuma hutbesinde evliliklerin kolaylaştırılmasını ve mihrin azaltılmasını tavsiye edince cemaat arasından Kureyşli bir kadın ayağa kalkarak bir ayetle (Nisâ, 20) cevap vermiş, halife onu haklı bularak sözünde ısrar etmemiştir. (İbn Kudame, el-Muğni, VII, 21

Bugün her şeyin kadın üzerinden hesaplandığı batı toplumlarında özgürlük ve eşitlik adına kadın, bir meta gibi harcanmakta, bir kötülük aracı olarak kullanılmaktadır. Kapitalist sektör kadın üzerinden sermayesine sermaye katmak için reklam ve sekretarya işlerinde kadının ruhunu ve bedenini sömürmekte, kişiliğini ve geleceğini katletmektedir.

Şu halde Müslüman kadın, İslam`a hizmet noktasında davet çalışmalarını en iyi şekilde yürütebilmesi ve modern cahiliye kadınına karşı mücadele edebilmesi için İslami ilimlerle mücehhez olmalı ilimle muarızlarını ikna etmeli veya susturmalıdır. İslam`ın kadına verdiği hakları, değer ve itibarı somut belgelerle ortaya koyması için iyi hazırlanmalıdır. Bugün bu tarzdan eğitimli ve donanımlı hanımlara çok daha fazla ihtiyaç vardır.

Evet, dünya işlerinde de kadın okuyabilir, ama evvela dinini okumalı, özellikle kadınlık halleriyle alakalı "ahvali şahsiye" denilen aile ilmihalini okumalıdır. Sonra çocuk eğitimi ve mürebbilik ile alakalı hususları mutlaka okumalıdır. Kadın eğitimcisi, kadın çocuk hekimliği ve hemşirelik gibi branşlar da kadının okuma ve ihtisas alanlarıdır. Ama mühendislik ve işletmecilik gibi alanlar kadının alanı değildir. O alanlarda daha çok erkekler başarılı olur. Herkes kendi işini yaparsa hem daha başarılı olur, hem de toplumsal düzen daha iyi işler.

Dinimiz İslam, genel itibariyle kadınla erkek arasında bir görev bölümü yapmış, kadına evin iç işlerini, çocukların yetiştirilmesini, ihtiyaç ve zaruret bulunduğunda da dışarıda çalışma görevini yükleyerek, onu kocasının en yakın yardımcısı kılmıştır. Erkek ise, evin dışında ağır işleri, eşinin ve çocuklarının yeme içme, barınma ve giyim ihtiyaçlarını karşılama görevini yüklenmiştir. Ancak bu hususlar kesin çizgiler değildir. Kadının sadece askeri kumandanlık, polisiye, kadılık ve valilik gibi işlerde başarılı olamadığı için görev alması uygun olmaz. Bunun dışında ihtiyaç duyulduğu işlerde görev alabilir.

Günümüzün cahiliye sistemleri, eşitlik ve insan hakları adına kadına yapamadığı işleri yükleyerek ona zulmetmiştir. Çağdaş cahiliye, kadını kadınlıktan çıkarmış, erkekliğe heveslendirmiş, ona taşıyamadığı işleri yükleyerek hayatını karartmış ve aile düzenini temelden yıkmıştır. Bunun en açık örneği aile ve sosyal politikalar bakanlığının tüm tedbirlere rağmen aile içi şiddetin, sorunların önüne bir türlü geçememesidir. Çünkü burada güçlü olan az, zayıf olan daha fazla çalışmaktadır. Neticesi de aile içi huzursuzluktan başka bir şey olamaz.

Bu bağlamda âlimler ve medreseler birliği olarak açtığımız kız hafızlık kursları ve Arapça kız medreseleri büyük bir açığı doldurmaktadır. Her Müslümanın bu medreselere sahip çıkması ve gücü nisbetinde destek vermesi gerektiğine inanıyoruz. Şurasının çok iyi bilinmesini isteriz ki, bu merkezler topluma kan pompalayan hayat damarlarıdır. Toplumun yeniden ıslahı, barış ve mutluluğun tesis edilmesi, bu ilim yuvalarının yeniden ihya edilmesi ve buralara sahip çıkmasıyla ancak mümkün olur. Yoksa yaşanmakta olan bu cehalet girdabından kurtulmanın imkânı yoktur. Rabbim bu mekânların ve bu mekânlara sahip çıkanların sayısını artırsın` İnşaallah`u Teâlâ.

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Şubat 2015 (125. Sayı)
 


 
06-02-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.