Hz. Peygamber`in Davasında Ashabın Misyonu

Mehmet Şenlik
İslami davanın saadet devrinden sonraki devirlere ve nesillere intikali, şüphesiz ki, Sahabe-i Kiram vesilesiyle gerçekleşmiştir. Gerek Resulüllah sallallahu aleyhi veselleme indirilen ayet ayet Kur’an-ı Kerim ve gerek onun sahih sünneti (hayatı ve mücadelesi), sahabe nesli üzerinden bizlere intikal edilmiştir.
İslami davanın saadet devrinden sonraki devirlere ve nesillere intikali, şüphesiz ki, Sahabe-i Kiram vesilesiyle gerçekleşmiştir. Gerek Resulüllah sallallahu aleyhi veselleme indirilen ayet ayet Kur’an-ı Kerim ve gerek onun sahih sünneti (hayatı ve mücadelesi), sahabe nesli üzerinden bizlere intikal edilmiştir. 

Bütün yönleriyle Resulüllah aleyhi’s-salatu ve’s-selam’ın hayatı, şahsiyeti, davet misyonu, bilgisi, tavır ve davranışları hakkında Sahabe`nin Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selam anlayışı (zihinlerinde oluşan, söz ve davranışlarına yansıyan kanaatleri, tasavvurları) kastedilmektedir.

Şüphesiz; herhangi bir kimse hakkında en doğru ve sağlıklı bilgiler, onu yakından tanıyan aile, akraba ve arkadaşlarından elde edilebilir. Aynı durum bir beşer olan Hz. Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selam için de söz konusudur. Onun hakkında sağlıklı bir bilgi elde edebilmek için, Kur’an`dan ve sahih sünnetinden sonra Sahabe`nin bakışı ve anlayışıdır. Bu hususta Sahabe`nin, birkaç yönden üstünlüğü vardır:

a) Sahabe`den özellikle Mekkeliler; Hz. Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selam`in nesebini, risalet öncesi hayatını gayet iyi bilmektedirler. Risalet öncesi Hz. Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selam`in Mekkeliler üzerindeki fevkalade imajı birçok kimsenin İslam`a girmesinde etkili olmuştur.

b) Kur’an`ın ilk muhatapları olan Sahabe nesli, onun nasıl bir Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selam olduğunu, nereden nasıl bir konuma geldiğini bizzat gören kimselerdi.

c) Sahabe-i Kiram Hz. Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selam`in ilk muhataplarıydı. Sonraki nesillerin aksine onlar bizzat Onu tanımışlar ve sonrakilerin çeşitli vasıtalarla öğrenmeye çalıştıkları hususları Sahabe bizzat yaşayarak öğrenmişti.

d) Sahabe`nin birçoğu Hz. Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selam`in vefatından sonra uzun yıllar yaşadığı için; Peygamber aleyhisselamın risalet öncesini, risalet dönemini ve O`nun aralarından ayrılışını da yaşamışlardı. Onlar; kendi nesillerine, farklı coğrafyalardan Müslüman olanlara Peygamber aleyhisselamı anlatıp onların yanlış tahayyül ve tasavvurlarına engel oldular.

Sahabe`nin, Efendimiz aleyhissalatu vesselama olan sevgisinin en büyük ispatı, Ona olan sadakat, itaat ve sünnetine ittibalarıyla olmuştur. Bu anlamda çok sayıda ayet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. İşte onlardan bazıları:

Bir gün adamın biri Peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme gelerek şöyle dedi: "Ya Resulellah! Seni canımdan da çocuğumdan da daha çok seviyorum. Evde iken Seni hatırlayınca daha evde oturamıyor, gelip Sana bakıyorum. Ama benim ölümümle Senin ölümünü düşündüğümde Senin cennete gireceğini, Peygamberlerle beraber olacağını düşünüyorum, ben ise, cennete girsem bile Seni göremeyeceğim diye endişe duyuyor, bunun için üzülüyorum" dedi. Bunun üzerine Efendimiz aleyhissalatu vesselam bir müddet sükût edip cevap vermedi. Az sonra Cebrail aleyhisselam şu ayet-i kerimeyi getirdi:

"Kim Allah`a ve Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selame itaat ederse, işte onlar, Allah`ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salihlerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır." (Nisa: 69)

İşte bunlar, bize sünnete ittibanın keyfiyeti hususunda en güzel örneklerdir. Bu anlamda bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: "Sizi bir şeyden menettiğim zaman ondan kesinlikle kaçının. Bir şeyi emrettiğimde ise, onu gücünüz yettiğince yerine getirin" (Buhari)

Evet, Ashab böyleydi! Efendimiz aleyhissalatu vesselam kendilerine bir hususta emir verdiği zaman onu güçlerinin yettiği ölçüde, en iyi bir şekilde yerine getirmeye çalışırlardı. Mus’ab bin Umeyr`in biraderi Ebu Aziz anlatıyor: "Bedir savaşında ben de esir alınmış, Ensar`dan bir gruba teslim edilmiştim. Allah Resulü aleyhissalatu vesselam: "Esirlere iyi davranın" buyurmuştu. Onun bu emrini yerine getirmek için yanlarında bulunduğum cemaat sabah akşam kendileri hurma ile yetinir, bana ise ekmek verirlerdi." (Taberani)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın kendilerine hitaben yönelttiği emirlerini kayıtsız şartsız teslim olmak suretiyle, her ne halde olurlarsa olsunlar tehir etmeksizin yerine getirmek Ashabın ahlâkıydı. Abdullah bin Revaha (r.a) bir gün mescide gelirken (daha Benî Ganm semtinde iken) mescitte hutbe okumakta olan Allah Resulünün: "Oturun" dediğini duydu. Hemen olduğu yere oturdu. Efendimiz hutbesini bitirinceye kadar orada durdu. Resulüllah durumu öğrenince Abdullah`a: "Allah senin kendisine ve Peygamberine itaat hırsını artırsın" buyurdu. (İbn-i Asâkir)

Sahabe-i Kiram, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın sünnetine ittiba etmedikleri zaman helak oluruz endişesine kapılırlardı. Onların bu hassasiyetini Hz. Ebu Bekir (r.a.)`in şu sözü ifade etmektedir: "Resulüllah aleyhissalatu vesselamın yaptıklarından hiç birini terk etmedim. Hepsini işledim. Eğer Resulüllahın sünnetini terk edersem, hak ve hidayetten sapıtmamdan korkarım." (Şifâi Şerif, s.397)

Onlar, Efendimizin sünnetine ittiba etmekle kalmamış etraflarındaki insanları da sünnete ittibaya davet etmişlerdir. Onların Resulüllah aleyhi’s-salatu ve’s-selam’ın sünnetine azimetle tabi olmalarındaki hassasiyetlerini şu rivayet çok güzel ifade etmektedir. Bir gün Abdullah b. Muğaffel, arkadaşlarından birini taş atarken gördü ve "Böyle taş atma! Çünkü Resulüllah aleyhissalatu vesselam, (sapanla veya parmaklarla) taş atmayı kerih görürdü. Ayrıca onunla ne düşman kırılıp geçirilir, ne de av avlanır. Ama o göz çıkarabilir, diş kırabilir" dedi. Bundan sonra onu yine böyle taş atarken gördü. Bunun üzerine ona şöyle dedi: Sana, bunu Resulüllahın yasakladığını haber vermedim mi? Yine görüyorum ki böyle taş atıyorsun! Vallahi seninle ebediyen konuşmayacağım!" dedi. (Darimi)

Sahabe-i kiram, Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin yapmış olduğu fiillere, O, kendisine uyulmasını menetmediği sürece tabi olur ve sebep araştırmazlardı. Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem, önceleri altın yüzük kullanıyordu. Bir gün yüzüğünü çıkarıp attı ve "Bundan böyle bunu hiç takmayacağım" dedi. Bunun üzerine tüm Ashab parmaklarındaki altın yüzükleri çıkarıp attılar. (Buhari, 84)

Sahabe, Peygamberimizin sünnetine "O bir Peygamberdir, bizden farklıdır, biz kendi işimize bakalım" yorumu ile değil, "Onun bütün hareketlerinin bize bakan bir yönü vardır, biz Onu örnek almalıyız" şeklinde anlıyordu. Resulüllahın sünneti onların yaşam tarzını belirlemiş, hayatlarının her safhasını ihata etmiştir. Bu sebeple sünnetler arasında herhangi bir ayrıma gitmeden tümüne aynı sadakatle ittiba etmişlerdir.

İbni Sirin anlatıyor: Abdullah İbni Ömer (r.a.) Müzdelife ile Arafat arasında bulunan Mezemin boğazına gelince devesini çöktürdü, biz de çöktürdük. Arkadaşımla ben: "Her halde namaz kılmak istiyor" dedik. Onun devesinin yularını tutan kölesi; "Hayır, namaz kılmayacak. Peygamberimizin burada inip, defi hacet yaptığını hatırladığı için o da defi hacet yapacak.” Dedi. (Et-Terğib ve`Tterhib, 1/47)

Bir gün bir müşrik Selman-ı Fârisî`ye biraz da alaylı bir eda ile şöyle dedi: "Görüyorum ki, dostunuz Muhammed, size her şeyi, ama her şeyi, hatta helâya nasıl oturacağınızı bile öğretiyor?" Hz. Selman, gayet ciddî bir eda ile: "Evet, gerçekten de öyle." diye onu tasdik ettikten sonra Hz. Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selam`in tuvalet adabıyla ilgili tavsiyelerini sıraladı. (Müslim)

Hulasa Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir mürebbi ve muallim olarak ümmetine her konuyu öğretmiş, İslam`ın izzet ve vakarına uygun her hareket tarzını pratikte de göstermiştir. O, Allah`tan almış olduğu ulvi terbiyeyle en küçük ayrıntıyı bile tam bir ciddiyet ve sorumluluk bilinciyle ashabını terbiye etmiştir.

"Allah (c.c), ümmi bir ümmete kendi içlerinden onlara bir Peygamber gönderendir. Ki, bu Peygamber onlara Allah`ın ayetlerini okur, onları tezkiye eder, onlara Kitab`ı ve hikmeti öğretir. Şüphesiz onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Cuma: 2)

İşte Allah (c.c.), bizlere Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin, ashabını eğitme metodunu (talim ve terbiye müfredatını) böyle açıklıyor. Önce Allah`ın Kitabını düz okutmak, sonra onları kötülüklerden arındırmak, sonra kitabı, ilmi öğretmek ve en son hikmeti (yaptığı her şeyi, söyleyeceği her sözü yerinde ve zamanında yapmayı) öğretmek.

İşte sahabe nesli, böyle bir tornadan geçerek nebevi eğitimden geçtikten ve risalet mektebinden mezun olduktan sonra, bütün insanlığa medeniyet öğretmeni oldular. Medine kürsüsünden aldıkları bu talim ve terbiyeyle İslam davasını önce kendi hayatlarında yaşayıp tatbik ettiler, sonra da onu bütün insanlığa ulaştırmak için dünyanın dört bir yanına yaydılar.

Daha önce cahil idiler. "apaçık bir sapıklık içindeydiler." Hz. Cafer`in ifadesiyle "Hak hukuk tanımaz, temizlik nedir bilmez idiler. Ama o yüce Peygamber aleyhi’s-salatu ve’s-selame uyarak ondan talim aldıktan sonra ufuklara yüceldiler. Yokluktan yoksulluktan varlığa, kölelikten efendiliğe yükseldiler. İşte bu cümleden olarak Bilaller, Habbaplar, Selmanlar, Süheybler, Ammarlar ve daha niceleri...

Evet, onlar bu dava sayesinde aziz oldular, dava da onlarla izzet buldu, yayıldı ve hâkim oldu. Kısa bir süre zarfında Bizans ve Fars imparatorluklarını yerle yeksan ederek büyük fetihler gerçekleştirdi. Gittikleri her yerde insanlığı adaletle tanıştırdılar, huzur ve barış götürdüler. Bütün bunların sırrı, Allah`ın kitabına ve Resulüllahın sünnetine bağlılık, itaat ve teslimiyet idi.

Onlar, davayı iyi kavramış derslerini iyi çalışmışlardı. Öğrendiklerini harfiyen uyguluyorlardı. Çünkü ders hocaları böyle ferman buyurmuştu: "Kendimden sonra size iki şeyi emanet bırakıyorum. Onlara bağlı kaldığınız müddetçe yolunuzu şaşırmayacaksınız. Bunlar, Allah`ın kitabı ve Resulünün sünnetidir." (muttefekunaleyh)

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Mart 2016 (138. Sayı)
 
12-03-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.