Hz. Peygamber’i Kavramak mı Sevmek mi?

Abdulkadir Turan
Farkında mıyız? Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’i kavramak ile sevmek karşı karşıya getiriliyor. Onun, salallahu aleyhi ve sellem, kavranması ile sevilmesi iki zıt hâlmiş gibi tanımlanıp kavranmasının tercih edilmesi öneriliyor.
Farkında mıyız? Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’i kavramak ile sevmek karşı karşıya getiriliyor. Onun, salallahu aleyhi ve sellem, kavranması ile sevilmesi iki zıt hâlmiş gibi tanımlanıp kavranmasının tercih edilmesi öneriliyor.  Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’in kavranması ile ilgili girişimler önemsenirken Onun, salallahu aleyhi ve sellem, sevilmesi ile ilgili girişimler açıktan söylenemese de ayıplanıyor. Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’i anlamaktan söz edenler “aklı başında”; Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’i sevmekten söz edenler ise bir “meczup” gibi görülüyor.

Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’i kavramaktan söz edenlerin ameli sünnete uymasa da söyledikleri ilmin içinde değerlendirilebiliyor. Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’i sevmekten söz edenler ise amelleri nasıl olursa olsun cahil sınıfı içinde görülmek isteniyor.

Bu, İslamî olan değildir; çağın zihniyetidir.

Zihniyet, bir döneme hükmeden anlayıştır. Zihniyet, kimi dönemlerde öylesine güçlenir ki akidenin dahi önüne geçer. Kimi insanların akidesi, inancı, geleneği ve düşüncesi ile çelişse bile onlar, hüküm verirken ona dayanmaya başlar. Bu, çağa yenilme hâlidir. Çağın karşısında imanın etkisizleşmesi, çağın rüzgârına direnemeyip ona kapılması hâlidir.

Bu çağın zihniyeti aklı yüceltiyor, duyguyu küçümsüyor; aklı kutsuyor; duyguyu dışlıyor, kavramayı değerli, sevmeyi anlamsız görüyor.

İslam, mükemmelliğini zıtları buluşturmaktan alır; zıtları uyum içinde tutmaktan alır. Kaldı ki kavramak ve sevmek iki zıt hâl değildir; çoğu zaman birbirlerini tamamlayan durumlardır. Kavramak sevgiyi besleyebilir; sevgi de kavramayı... Mükemmel olanı kavradıkça ona duyulan sevgi artar, sevdikçe onunla ilgili kavrayış artar.

Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’i kavramak ile sevmek birbirinden ayrılamaz. Allah’ın ve Resul’ünün, Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem ile ilgili bizden istediği sadece kavramak değil, onunla birlikte sevmektir.

Resulullah salallahu aleyhi ve sellem’i kavradığı hâlde sevmemek küfürdür; Onu (salallahu aleyhi ve sellem) kavramadan bile sevmek ise (özellikle ilme istidadı olmayan için) fazilettir. Onu (salallahu aleyhi ve sellem) kavradığı hâlde sevmeyen Müslüman değildir, bu kişinin aklî etkinliğinin bir karşılığı yoktur. Onu (salallahu aleyhi ve sellem) hakkıyla kavramadığı hâlde Hatemül Enbiya olduğunu bilerek Onu (salallahu aleyhi ve sellem) seven ve Onun (salallahu aleyhi ve sellem) sünnetine tabi olan, tabi olduğu ölçüde mükâfatını alır. Bu yaklaşım, kavrayışı küçümsemez, kavrayışı dışlamaz. Ama kavrayışı sevmenin karşısına koymaz, sevmeyi anlamsızlaştırmaz.

Bir bedevi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:
"Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sordu.
Efendimiz: “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu.
"Allah ve Resulünün sevgisini" dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber:
“O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu. (Müslim)

Yüce Allah buyuruyor:
“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından önce gelir.” (Ahzab 6)  

Seyyid Kutup (Allah rahmet eylesin), bu ayet-i kerimeyi açıklarken,

“Bu önceliklilik mü`minlerin duygularını da kapsıyor. Çünkü Hz. Peygamberin şahsı onlara kendilerinden daha sevgili olur. Onu bırakıp kendilerini tercih etmezler. Kalplerinde hiçbir kişi ya da hiçbir şey Hz. Peygamberden ileri olamaz.” ardından Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’i nefsinden çok sevmenin yüce bir makam olduğunu, ilgili hadislere de yer vererek ifade eder.

Rasulullah salallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

“Sizden biriniz beni annesinden-babasından, çoluk-çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.” (Buharî)

 Hz. Ömer radiyallah anh  “Ya Resulallah, Allah`a and olsun ki, kendimin dışında seni her şeyden çok seviyorum" dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz salallahu aleyhi ve sellem "Hayır ya Ömer, beni kendinden daha çok sevmedikçe olmaz" buyurmuştur. Ardından Hz. Ömer: "Ya Resulallah, Allah`a and olsun ki, seni kendim dâhil her şeyden çok seviyorum" dedi, Peygamberimiz salallahu aleyhi ve sellem de "Şimdi oldu ya Ömer" buyurdu.*

İman kavramak ise o kavrayışın tadı ancak sevmek ile alınır. Rasulullah salallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

“Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Resulünü, (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.” (Buhari)

Sahabe Allah tamamından razı olsun, Rasulullah salallahu aleyhi ve sellem’i sevmiş, sevgisini şiirle de beyan etmiştir. Abdullah b. Revâha, şöyle buyuruyor: 

Sende hayır olduğunu anladım, bilirim onu ben
Allah bilir ki, yanıltmadı beni gözler
Peygambersin sen ve kim mahrum kalırsa şefaatinden
Hesap günü, küçük düşürmüş olur onu kader
Sabit kılsın Allah, sana verdiği güzelliği
Musa’ya verdiği sebat gibi ve onlara verdiği zafer gibi bir zafer

Hassan bin Sabit de Rasulullah salallahu aleyhi ve sellem’in ahirete irtihali üzerine

Nesi var gözümün uyumamakta
Yaşarmaktan köşelerine ilaç sürülmüş sanki
Oturabilir miyim senden sonra Medine’de aralarında
Vay halime! Keşke doğmamış olsaydım ben
Bir araya getir bizi ve Peygamberimizi ya Rab!
Çekemeyenlerin gözlerini kamaştıran cennette
Firdevs cennetinde ve onu bize nasip kıl
Ey celal sahibi yüce ve ulu Allah’ım!
diye buyurmuş.

Sahabenin bu hâlinden Müslümanlar arasında Peygamber salallahu aleyhi ve sellem’i övmekten oluşan Na’t denen, özel bir şiir türü doğmuş. Na’t yazmak, her şair için adeta bir zorunluluk olmuş.

Melayê Cizîrî,
Ger xeberdar i ji sirra “kuntû kenzen” guh bider
Da bi sed tewri beyan kit menaye lewlake ruh

(Ben gizli bir hazine idim…’’ şeklindeki kudsi hadisten haberin varsa dinle

Ruh, “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım’’ hadisinin manasını yüz şekil ve usul ile açıklasın sana)

Erwahê muqeddes şebê qedran te dixwazin
Nûra te ye misbah di qindîlê Herem da

(Mukaddes ruhlar Kadir Gecelerinde hep seni arzular
Ya resulallah! Haremin kandilindeki çıra senin nurundur)

Melayê Cizîrî de bununla ilgili şöyle der:
Mîm metle’ê şemsa ehed ayine sifet kir
Lami’ji ‘Ereb berqê li fexxarê‘Ecem da

(Mim (Hz. Muhammed) ehediyet güneşinin doğuş yeridir ayna gibi
Arabistan’da parladı şimşekler misali Arap olmayan ülkelerin topraklarını aydınlattı)
der.

Yunus Emre, alabildiğine saf bir dille,

Arayı arayı bulsam izini,
İzinin tozuna sürsem yüzünü.
Hak nasip eylese görsem yüzünü
Ya Muahammed! canım arzular Seni
Bir mübârek sefer olsa da gitsem
Ka`be yollarında kumlara batsam
Hûb cemâlün bir kez düşde seyr itsem
Yâ Muhammed cânum arzûlar seni

Derken Fuzulî ünlü “Su” na’tını yazmış.

Okumuş kesimin büyük şairlerinden Şeyh Galip,

Sultanı-ı rüsul şah-ı mümeccedsin Efendim
Bi-çarelere devlet-i sermedsin Efendim
Divan-ı ilahide ser-amedsin Efendim
Menşur-i “ le’emrük”le müeyyedsin Efendim
Hakk’dan bize sultan-ı müeyyedsin Efendim

Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin Efendim
Hakk’dan bize Sultan-ı müeyyedsin Efendim
Derken halka seslenen şairlerden Şeyyad Hamza,
Senin aşkın kamu derde, devadır Ya Resulallah!
Senin katında hacetler revadır Ya Resulallah!
 Diyerek sevgisini beyan etmiş.

Ve Yaman Dede, Kayserili Rum bir avukat İslam’ın yasaklandığı, Müslüman olanın kahredildiği bir ortamda, 1941’de İstanbul’da İslam’la şereflenmiş, Resulullah salallahu aleyhi ve sellem’e sevgisini şu sözlerle ilan etmiştir:

Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Rasulallah
Nasıl bilmem bu nirâna dayandım yâ Rasulallah
Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ Rasulallah
Cemâlinle ferahnâk et ki, yandım yâ Rasulallah

Yanan kalbe devasın Sen, bulunmaz bir şifâsın Sen
Bulunmaz bir sehâsın Sen, dilersen rûnümâsın Sen
Habib-i Kibriyâsın Sen, Muhammed Mustafa’sın Sen,
Cemâlinle ferahnâk et ki, yandım yâ Rasulallah...

İslam olmak için akıl gerekli ama İslam akıl dini değildir. İslam, Allah’ın dinidir. Allah adildir. Adalet, dengedir. İslam, akıl ve duygunun buluştuğu bir denge hâlidir. Müslüman çağın zihniyetine uymaz. Çağın zihniyeti İslam’a karşı oluşmuşsa ona “La” der. Çağın zihniyetini İslam’a göre inşa etmek için çaba harcar.

Çağ, muhabbeti bitirdi. İslam, muhabbeti inşa eder. Allah’a muhabbet... Allah’ın Resulüne  (salallahu aleyhi ve sellem) muhabbet... Allah ve Resulünün muhabbet duyduğuna muhabbet...

*Ahzab Suresi’nin 6’ıncı ayet-i kerimesi tefsir edilirken özellikle bu vakaya yer verilir.

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi / Nisan 2016 (139. Sayı)
 
06-04-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.