Hz. Peygamber (s.a.v) ve Avrupa

Mehmet Göktaş
Tarih boyunca Avrupa’nın başına Hz. Muhammed Aleyhisselam’dan daha büyük bela gelmemiştir. Tabi, bizim açımızdan bakıldığında, Hz. Muhammed Aleyhisselam’dan daha büyük bir fırsat, daha büyük bir nasip, daha büyük bir hidayet imkânı gelmemiştir, doğru olan budur.
Tarih boyunca Avrupa’nın başına Hz. Muhammed Aleyhisselam’dan daha büyük bela gelmemiştir. Tabi, bizim açımızdan bakıldığında, Hz. Muhammed Aleyhisselam’dan daha büyük bir fırsat, daha büyük bir nasip, daha büyük bir hidayet imkânı gelmemiştir, doğru olan budur.

Neyse, biz onların gözüyle bir değerlendirme yapalım da İslâm’a ve onun Peygamberine olan düşmanlıklarının sebebini biraz anlamaya çalışalım.

Evet, Avrupa, Roma, Bizans ne derseniz deyin Hz. Muhammed Aleyhisselam gibi hem büyük hem de sürekli bir rakiple karşılaşmamıştır.

Düşünebiliyor musunuz? Kendileri dünyanın süper gücü iken hiç adını sanını duymadıkları basit bir çölden birileri çıkıp geliyor ve her taraftan kendilerini kuşatıveriyor. Bu kişi henüz hayattayken bizzat Mute ve Tebük seferleri düzenliyor. En verimli toprakları olan Suriye’yi ellerinden alıyor. Kendisi vefat ettikten bir müddet sonra onun ashabı ta İstanbul’a kadar geliyor.

Gerçekten Avrupa neye uğradığını şaşırıveriyor. Bu da yetmiyor, çok kısa bir müddet içerisinde Kuzey Afrika sahillerine, oradan İspanya’ya ve Fransa’nın dağlarına varıyorlar. Akdeniz’den Sicilya ve Marsilya’ya varıyorlar.

Bizans’ı doğudan da sürüp ta İstanbul’a hapsediyorlar, ardından orasını ellerinden alıyorlar,  Bizans imparatorluğunu bitiriyorlar. Kuzeyden Kafkaslardan, Kırım’dan Macaristan, Romanya’ya hâkim oluyorlar.

Sonunda varıp Viyana kapılarına dayanıyorlar.

Avrupa şunu biliyor ki bu işin merkezinde bir şahıs var; Hz. Muhammed (s.a.v)… Ona düşman olmasın da kime düşman olsun?

Bizim bugün şahit olduğumuz düşmanlıkların kökeninde işte bu tarihi gerçek vardır ve bu devam edip gidecektir.

Fakat bu arada Avrupa kendi insanına bir açıklama yapmak durumundadır. Acaba Hz. Peygamber Aleyhisselam ile muhatap olduğu günden bu yana kendi insanına onu nasıl tanıtmış, onun kim olduğunu söylemiş acaba?

“O Allah’ın son peygamberidir, İncil’de müjdelenen, bizi hidayete erdirecek olan, yeryüzünün beklediği son resul” diyecek değiller ya.

Peki ne demiş acaba, Avrupa’daki birazcık da olsa tarafsız araştırıcılardan birisi olan Montgomery Watt’ın Monoloğdan  Diyaloğa isimli çalışmasından ve diğer bazı Hıristiyan kaynaklardan kısa bir özet sunalım:

Avrupa insanı Hz. Muhammed (s.a.v) ismini ilk duyduğunda onun Hıristiyanlığın sapık bir mezhebi olan Arianizm’e mensup, ondan etkilenen eski bir kardinal olduğunu iddia etmiştir.

Arianizm, Arius (250-336) yıllarında yaşayan tevhidi düşünceye sahip bir Hıristiyan’dır. Teslis inancını reddeden, İsa Aleyhisselam’ın sadece bir resul olduğuna inanan, özellikle Kuzey Afrika’daki Hıristiyanların kendisine tabi olduğu güçlü bir liderdir. Kendi ilke ve inançlarının geçerli olması için meşhur İznik Konsülünde çok ciddi mücadele vermiş fakat teslis taraftarları galip gelmiştir. Buna rağmen Arius bulunduğu bölgede etkinliğini sürdürmüş, kendisine karşı savaş açılmasına rağmen hiçbir şey yapamamışlardır. Yani başta Fas, Tunus, Cezayir ve içerde Habeşistan Arius’un inancı üzerine, yani tevhidi düşünce üzerinde devam etmişlerdir.

Peki bu Ariusçular daha sonra ne olmuşlar, neredeler? Ne olacak, Peygamber Aleyhisselam’ın daveti kendilerine ulaşır ulaşmaz tereddütsüz Müslüman olmuşlardır. Onun için Hıristiyan dünyası ilk etapta Peygamber Aleyhisselam’ı Arius mezhebinin yeni bir kolu olarak görmüşler ve o şekilde göstermişlerdir.

Daha sonra gelenler başka başka iftiralar atmışlar. Düşmanlıklarını daha da katılaştırmışlar, nihayetinde yıllarca sürecek olan Haçlı Seferlerini başlatmışlardır. Haçlı Seferleri bugün kendilerinin büyük çoğunluğu tarafından da itiraf edildiği gibi insanlık için bir yüz karası olmuştur. Takdir-i ilahiye bakınız ki Haçlı seferleri sebebiyle Hıristiyan dünyası İslâm’ı ve dolayısıyla Peygamber Aleyhisselam’ı daha da yakinen tanıma imkânı bulmuş ve bu anlamda bir dönüm noktası olmuştur.

Çünkü Fransa’nın Clermont şehrinde toplanan ilk haçlı sürülerini Papa Urban şu şekilde galeyana getiriyordu:

-Ey Hıristiyan âlemi! İsa Mesih ve Meryem’in doğup büyüdüğü, hayat sürdüğü mukaddes Kudüs şu anda putperest kafirlerin işgali altındadır..

Putperestlerin işgalindeki Kudüs’ü kurtarmaya gelen haçlı sürüleri uzun süren savaşlar esnasında bu insanların hiç de putperest olmadıklarını görmüş, niceleri Müslüman olmuş, olmayanlar da şaşkınlıkla geri dönmüştür.

Hıristiyanlığın İslâm’a ve onun Peygamberine (s.a.v) olan düşmanlıkları devam etse de kanaat ve düşüncelerinde bir takım değişiklikler olmuştur.

Geç de olsa bir kısım aydınlar tarafından Kur’an tercümeleri yapılmaya başlanmış, İslâm âlimlerinin, felsefecilerin kitapları Hıristiyan okullarında okutulmuştur.

İşin bu yönü çok geniştir ve bu konuda sayısız eserler vardır.

Biz yine Avrupa’nın Hz. Muhammed (s.a.v) düşmanlığına dönelim. Onları anlamaya çalışıyoruz, arka planı bu şekilde gördükten sonra yaptıklarını fazla yadırgamıyoruz.

Avrupa tarihi boyunca doğudan gelen birçok belalarla karşı karşıya gelmiş olsa da, İslâm’la olduğu muhataplığı gibi hiçbir şeyle muhatap olmamış, işin garibi bundan sonra da olmayacaktır.

Hem artık sınırlarının ötesinde değil İslâm ve onun Peygamberi. Kendi yaşadıkları ülkelerinde, şehirlerinde sabahleyin dışarı çıktıklarında mutlaka onlarla karşı karşıyadırlar. Avrupa’da müslümansız bir toprak yoktur artık.

Onlar için Müslümansız bir dünya artık hayaldir. Akşam evlerine çekilip kapılarını kapattıklarında da bundan kurtulamayacaklar. Çünkü bu defa ekranlarda da hep onları göreceklerdir.

Peki, bu iş nereye varacak? Bu düşmanlık böyle sürüp gidecek mi? Elbette sürdürecekler olacaktır hep. Halkı Müslüman olan ülkelerde bile Hz. Muhammed Aleyhisselam düşmanlığı olduğuna göre.

Fakat biz inanıyoruz ki Avrupa’nın önemli bir kısmı, akıllı insanları bir gün şu çağrıyı duyacaklar ve başlarını önlerine eğeceklerdir inşallah:

“Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerden çoğunu açıklayan, çoğundan da vaz geçen resûlümüz geldi size.. Ayrıca size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap da gelmiştir. Allah o kitapla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onun izniyle karanlıklardan aydınlıklara çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder.” (5/15,16)

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Kasım 2015 (134. Sayı)

 
24-11-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.