Hz. Musa (AS)`In Kıssasından Dersler Ve İbretler - 15

Mehmet Zülküf Yel
Peygamberlik kulluğun zirvesi ise, o halde insan, kulluğu nispetinde değerlidir. Değerin ve şerefin sırrı buradadır. Mü`minlerin hayata dair değerlendirmesi işte bu çerçevede olmalıdır. Çevremizdeki insanları değerlendirme ölçümüz bu olmalıdır. Biz de eğer kişiliğimize değer katmak istiyorsak, kulluğumuzu güzelleştirmeliyiz.
1) Hz. Musa (AS)`ın kıssasını anlatan ayetlerde Hz. Musa (AS)`ın peygamberliğinin yanı sıra, kulluğuna vurgu vardır. Her peygamber ve onların izlerini takip eden salih zatlar, daima hayatlarında kulluk vurgusunu ön plana çıkarmışlardır. Peygamberlik, beşer için en yüksek makam olduğu halde, kullukla beraber zikredilmiş ve kullukla beraber gerçek anlamını bulmuştur. Peygamberlik kulluktan ayrı düşünülemeyeceği gibi, aynı zamanda peygamberliğin kulluğun zirvesi olduğunu unutmamak gerekir. O halde şan ve şeref ile bezenmiş bir kişilik yerine, salt bir kulluk gıpta edilen bir makam olmalıdır. Allah`a kul olmak en büyük makamdır. Hayatta insanları da bu ölçü ile değerlendirmek lazımdır. Peygamberlik kulluğun zirvesi ise, o halde insan, kulluğu nispetinde değerlidir. Değerin ve şerefin sırrı buradadır. Mü`minlerin hayata dair değerlendirmesi işte bu çerçevede olmalıdır. Çevremizdeki insanları değerlendirme ölçümüz bu olmalıdır. Biz de eğer kişiliğimize değer katmak istiyorsak, kulluğumuzu güzelleştirmeliyiz.


"Kur`ân`da Musa`yı da an; Şüphesiz ki o, ihlaslı bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi." (19: 51)


2) Hz. Adem`den günümüze imanın sembol ve ispatları, onu sosyal hayatta görünür kılmıştır. Bu semboller, hem ispat hem de düşüncenin somutlaşması ve hayata rengini vermesidir. Özellikle namaz gibi dini semboller, ilk insandan beri var olagelmiştir. Dini ritüeller, inancın ispatıdır. Bir inanç sistemine göre dünyanın kurulması için o inanç siteminin ilkelerinin hayata egemen olması lazımdır. Birey ve toplumların hangi düşünce ekseninde olduğu ve hayatı nasıl okudukları böylelikle anlaşılır. Pratikte meyve veren bir inanç, sağlam bir inançtır. Amellerin kalitesi, inanç ve imanın kalitesini ortaya koyar.

Diğer peygamberlerde olduğu gibi Hz. Musa`nın risaletinde de imanın yanı sıra hemen amel vardır. Bu da iman ve amel bütünlüğünü gösterir. Amelden yoksun bir iman, zayıf bir imandır. Zaten eğer güçlü olsaydı bunun meyvesi olurdu. O halde her mü`min hem ispat hem de teşvik bağlamında, bireysel ve sosyal düzlemlerde başta temel dini yükümlülükler olmak üzere, İslami sembolleri hayatta görünür hale getirmekle sorumludur. Hele namaz, Müslüman ile kâfiri birbirinden ayıran temel bir semboldür. "Şüphesiz ben Allah`ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl." (20: 14 )


3) Bir gün kıyamet kopacak ve herkes kendi elleri ile doldurduğu hesap defteri ile yüzleşecektir.
O gün defteri sağdan verilenler, bahtiyardırlar; defteri soldan verilenler ise esefle büyük bir nedamet duyacaklardır. O gün Allah`ın rahmetinden başka sığınacak herhangi bir yer yoktur. Bu dünyada heva ve hevesleri peşinde koşanlar ve şatafatlı bir hayat yaşayanlar, Allah`ın mülkünde Allah`a asi olanlar, o gün dehşetten gözleri dışarıya fırlayacaktır. Hakikat bu iken, hiçbir Müslüman kâfirlere ve zalimlere asla meyletmemelidir. Bu dünyada kâfir ve zalimlerin sahip oldukları, onların hasretini daha da artıracaktır. İmtihan gereği onlara verilen nimetler ve onlara tanınan mühlet, asla mü`minleri onlara meylettirmemelidir. Cehennem ateşinin yakıtı olacak olan münkirlere meyletmenin, azaba yakınlaşma sebebi olduğu unutulmamalıdır.

Şu fani dünyanın bir gün son bulacağı, asıl olanın ebedi mekân olduğu asla unutulmamalıdır. Fani olan her şey toza toprağa karışacağı gibi bu dünyaya ait olan süs ve meta da toza toprağa karışacaktır. Toza toprağa karışacak ve fena bulacak olan şeyler için Allah`ın yolunu terk edenlere yazıklar olsun. "Sakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun." (20: 15-16)


4) Allah Azze ve Celle, kendi yolunda mücahede eden kullarını farklı şekillerde destekler, kendine dayanan kullarını asla yalnız bırakmaz. Allah(CC), peygamberleri mucizeler ve diğer gaybi yardımları ile desteklemiştir. Diğer kullarını da kendi katından yardımlarla desteklemiştir. Allah`ın vaadi haktır. Önemli olan o yardımın gelmesi için gereken sebepleri hazırlamaktır, o yardıma layık olabilmektir. Hz. Musa (AS), Allah`ın (CC) lütfetmiş olduğu mucizelere çokça mazhar olmuştur. Allah Azze ve Celle, Hz. Musa (AS)`ı maddi ve manevi nimetlerle desteklemiştir. Sünnetullah`ta asla bir değişiklik olmaz. Tarih boyunca Allah`ın (CC) yardımına mazhar olan mü`minler, hangi şartlarda bu nimetlere nail olmuşlarsa, biz de bu şartları taşıdığımız zaman Allah`ın (CC) sünneti tecelli edecektir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. İslam davetçileri ve mücahitleri, mücadelenin çetinleştiği merhalelerde, bu şaşmaz kaideyi hatırlamalı ve gereğini yapmaya çalışmalıdır. Allah kendi yoluna yürüyen kullarını asla yalnız bırakmaz.

"Allah: "Ey Musa! onu (yere) bırak" dedi."
"Musa da onu bıraktı, bir de ne görsün! o bir yılan olmuş koşuyor."
"Bir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın."
"Bunları sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık." (20:19-23)



5) Allah`ın daveti, yeryüzü zalimlerinin azgınlıklarını sona erdirmek için kendilerine tebliğ edilmiştir. İslam davetçileri bu konuda ön saftadırlar. İslam davetçileri, ıslahtan birinci derecede sorumludurlar. İslam davetçilerinin davet konusunda fikri ve psikolojik olarak kendilerini davet eylemine hazırlamaları lazımdır. Davet eylemi, hem hikmet, hem kabiliyet hem de büyük bir cesaret gerektirir. Her şeyden evvel davet eyleminin başarılı olması için Allah Azze ve Cele`ye dayanmak gerekir. Davet işinde kalbi sükûnet, fesahat ve belagat son derece önemlidir. İslam tebliğcileri bu özelliklerle donanmaya çalışmalıdır. Davet oluşumuna öncülük edenler, bu konuda kendilerini yeterli görmüyorlarsa, fesahat sahibi insanları sözcü olarak seçebilirler. Müslümanların birlikteliği rahmet ve Allah`ın rahmetinin bir vesilesidir. Aynı zamanda başarının da anahtarıdır. Davet eylemi ekip halinde yapılırsa, davetin başarılı olma ihtimali daha fazladır. Özellikle sözcülük kurumu ihdas edilmelidir. Özellikle Hz. Musa (AS)`ın kıssasında bu konuda İslami hareket liderlerine çok güzel bir ders vardır.

"Firavun`a git, çünkü o hakikaten azdı."
"Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver"
"İşimi kolaylaştır,"
"Dilimden düğümü çöz"
"Ki, sözümü iyi anlasınlar."
"Bir de bana ailemden bir vezir ver."
"Kardeşim Harun`u (ver)."
"Onunla arkamı kuvvetlendir."
"(Elçilik) işimde onu bana ortak et." (20: 24-32)



6) Allah`ın (CC) geçmişte mü`minlere yapmış olduğu yardımları hatırlamak, mü`minleri karşılaşacağı zorluklar karşısında motive eder. İslam davetçisi, hem kendisi için bunu bir eğitim metodu olarak kullanmalı ve özellikle mücadelenin çetinleştiği anlarda bunu bir tefekkür programı çerçevesinde icra etmelidir; hem de bir davet metodu olarak kullanarak Allah`ın yardımının geçmişteki somut tecellilerini hatırlatmalıdır. Kur`an`da bu metodun kullanıldığı ayetler vardır. Yine hadisi şeriflere müracaat ettiğimizde "sizden önceki kavimlerden öyle mü`minler vardı ki" denilip aktarılan sahneler, hem o dönemki hem de daha sonra gelen mü`minleri iman ve sabır konusunda motive etmiştir.

"And olsun biz, sana diğer bir defa daha ihsan etmiştik"
"Hani bir vakit ilham edilmesi gereken (ancak ilham ile bilinebilen) şu ilhamı annene verdik:
"Onu (Musa`yı) tabut içine koy da denize bırak. Deniz de onu sahile atsın. Onu hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın." Bir de benim gözetimim altında yetiştirilmen için, üzerine katımdan bir sevgi bırakmıştım." (Ey Musa!)


"Hani kız kardeşin (Firavun`un sarayına) giderek: "Ona bakacak birini size buluvereyim mi? diyordu. Böylece seni tekrar annene verdik ki, gözü aydın olsun da kederlenmesin. Hem sen, bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık. Seni çeşitli musibetlerle imtihan ettik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra ey Musa! Belli bir çağa (peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa) geldin." (20: 37-40 )


7) Davetin temel esası hikmettir. Hikmet ve yumuşak söz, kalpleri yumuşatır, vicdanları harekete geçirir. Bu itibarla davet eyleminde insanoğlunun fıtratına hitap edecek olan noktaları iyi tespit edip davet eyleminde bunları dikkate almak gerekir. Çoğu zaman hidayetten nasibi olanlara bu üslup tesir ederken, bazen de kalbi kaskatı kesilenler bu metot karşısında azgınlıklarını artırırlar. Allah`a dayanarak ve tesirini Allah`tan dileyerek, metanet ve cesaret ile hikmet zemininde davet eylemine girişmek gerekir. Bize düşen usül ve kaidelerine uyarak davet eylemini hikmet zemininde gerçekleştirmektir. Netice ise Allah`a aittir. Biz seferden sorumluyuz, zafer ve netice ise Allah`ın takdiridir.




Allah (CC), firavun gibi bir azgına karşı bile yumuşak söz ile davet eylemini emretmişse, diğer insanlara karşı bu metot elbette daha münasip düşer. O halde Allah Azze ve Celle`nin davet konusunda Hz. Musa`ya bu emri, İslam davetçilerinin davet üslubunun eksenini oluşturur.


"Firavun`a gidin, çünkü o gerçekten azdı."
"Varın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler yahut korkar."
"(Musa ile Harun) "Rabbimiz! Onun bize kötülük yapmasından veya azgınlığını artırmasından korkarız" dediler."
"Allah buyurdu ki: "Korkmayın, zira ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm." (20: 43-46)



8) Davet metodu olarak, Allah`ın insanlara lütfettiği nimetleri hatırlatarak onları Allah`ın dinine davet etmek tesirli bir yoldur. İnsanoğlu, fıtrat itibariyle kendisine iyilik yapanları unutmaz. Bir insan, aklını, izanını ve vicdanını yitirmemiş ise, kendisinde bunca nimetler bahşeden Allah Azze ve Celle karşısında secdeye kapanması ve iman etmesi lazımdır. Aklı ve kalp gözü hidayete kör olmayanlar, elbette tefekkür edecek ve sahip olduğu nimetlerin nereden geldiğini anlamaya çalışacaktır. Selim bir kalp ve duru bir akılla yapılan bir muhakeme kişiyi Rabbine ulaştırır. Böyle bir metot, insanların düşünce ve tefekkür kanallarını açar. Zaten, fıtrat üzere olan her kişilik, hikmet çerçevesinde yapılan davet eylemi ile karşılaşırsa icabette bulunur.


"Firavun: "Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?" dedi."
"Musa: "Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir." dedi."
"Firavun : "Öyleyse geçmiş asırlar (daki insanlar)ın durumu nedir?" dedi."
"Musa dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz."



"Yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indiren O`dur." İşte biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık."
"Hem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın. Akıl sahipleri için bunda nice ibretler vardır!"
"Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız." (20: 49-55)



9) İslam davetçilerinin görevi hakkı tebliğ etmektir. Bu davet karşısında muhataplar daveti kabul ya da ret edebilirler. Delillerin açıklığına rağmen hidayete icabet etmeyebilirler. Hidayet bir nasip işidir. İnkârcıların İslam davetine icabet etmemeleri ikna olmamalarından ya da konunun müphem olmasından kaynaklanmamaktadır. Onlar, gözlerini hakka kapattıklarından dolayı kalpleri hidayet ile buluşmamaktadır. Burada İslam davetçileri ye`se kapılmamalıdırlar. Davet eylemi, bir sorumluluktur. Önemli olan, bu sorumluluğumuzu hikmet çerçevesinde ifa etmektir. Davetimizin muhatabı, daveti kabul ettiği gibi ret de edebilir.

"And olsun ki, biz, Firavun`a mucizelerimizin hepsini gösterdik. Böyle iken o yine onları yalan sayıp kabulden çekindi." (20: 56)


10) Tarih boyunca, muannidlerin derdi, hiçbir zaman hak ve hakikati aramak olmamıştır. Onların hak ile ilgili herhangi bir kaygıları yoktur. Kendileri bir uçurumun kenarında oldukları ve her şeyleri eğri olduğu için düz olan her şeye düşmandırlar. Bu yüzden, denge ve adaleti öneren risalete daima düşman olmuşlardır. Hakka teslim olmamalarını da daima kamuoyuna çarpıtarak lanse etmişlerdir. İslam ve Müslümanlarla savaşan zalimler, daima bu savaşlarını başka gerekçelerle perdelemişlerdir. Tarih boyunca ve günümüzde Müslümanları mahkûm ederek bu savaşı yürütmeye çalışmışlardır. Hakka ve hakikate karşı manipülasyon silahına başvurmak, tarih boyunca inkarcıların temel karakteri olmuştur.

"(Firavun Musa`ya şöyle) dedi: "Ey Musa! Sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize?" (20: 57)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Ekim  2017 (157. Sayı)

 


 
20-10-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.