Hüzünlü bir anı

Sadullah Aydın

Zindan yıllarımdaydı. Zindan arkadaşlarım tarafından çok sevilen, sayılan, herkesin danıştığı, pir-i fani, yaşlı bir amca vardı. Neden zindana atıldığını şimdi hatırlamıyorum.
Zindan yıllarımdaydı. Zindan arkadaşlarım tarafından çok sevilen, sayılan, herkesin danıştığı, pir-i fani, yaşlı bir amca vardı. Neden zindana atıldığını şimdi hatırlamıyorum. Ama karıncayı bile incitmeyecek bir tipti. Gece gündüz namaz kılıyor, oruç tutuyor, dudaklarından zikir eksik olmuyordu. Hepimizin ona büyük bir saygısı vardı.

Ahmet’ti yaşlı amcanın adı. Her zaman hüzünlüydü. Nurlu yüzünü kaplayan beyaz sakalları hep derin bir hüzünle gölgeli gibiydi. Aradan uzun yıllar geçti lakin şimdi bile onun o halini hatırlayınca bir hüzün sarar içimi.

Ahmet Amcanın sohbetine doyum olmazdı. Gerçi âlim değildi ama âlimlerle çok oturup kalkmıştı. Ne zaman fırsat bulsak Ahmet Amcanın etrafını sarar İslami sohbetlere dalardık. Ki zindanda sohbet fırsatı çok olurdu.

O günü hiç unutmam. Çünkü hatırladıkça bir yumruk boğazıma düğümlenir, ağlama isteği doğar içime. Yine Ahmet Amcanın etrafında oturmuş sohbet ediyorduk. Yanılmıyorsam o gün Şeyh Said Hazretlerinin şehadet yıldönümüydü. Konu Şeyh Said’ten açıldı. Ahmet Amcanın Şeyh Said kıyamı esnasında asker olduğunu duymuştum. Daha önce askerlik anılarını ondan duymak istemiş ama olumsuz cevap almıştık. O günleri anlatmaktan hiç hoşlanmıyordu. O günlerden konu açılınca kalkıp giderdi.

Konu Şeyh Said’ten açılınca Ahmet Amca kalkıp gitmek istedi. Onu oturtmak istedik lakin kızgın bakışlarıyla karşılaşınca gitmesine ses çıkarmadık. Gece vaktiydi. Ahmet amca doğruca yatağına gitti. Yorganı başına çekti. Uyumadığını biliyorduk. Çünkü yorganın altında sanki hıçkırık sesi geliyordu. Ağlıyor gibiydi.

Çok geçmeden Ahmet Amcayı unuttuk. Sohbetimiz koyulaşmıştı. Konudan konuya atlıyor, hoş vakit geçiriyorduk. Birden Ahmet Amcanın öfkeli sesiyle yerimizden sıçradık.

Ahmet Amca yatağından çıkmış kızgın bir tavırla bize doğru geliyordu. Hepimiz şaşkındık. Adeta donmuştuk. Onu hiç bu halde görmemiştik. Ahmet Amca yanımıza gelince önündeki ilk kişinin yakasını tutup sarstı. Öfke ve acı karışımı bir sesle haykırdı.

— Çabuk tükür yüzüme haydi!

Yakasından tutulan zindan arkadaşımız geri geri giderek:

— Estağfurullah Ahmet Amca! diye kekeledi.

Ahmet Amca daha çok yakasını silkeledi:

— Yüzüme tükür diyorum sana! Diye bağırdı.

Sonra karşılık beklemeden bana yöneldi. Aynı şeyi bana da yaptı. Sırayla yakamızı tutuyor. Öfkeyle, acıyla ve yalvararak bizden kendisine tükürmemizi istiyordu. Başımızın tacı Ahmet Amcaya nasıl tükürürdük biz. Onu sakinleştirmek pek kolay olmadı. Sonunda yoruldu. Bir kenara çekilip hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Sessizce, ağlayan Ahmet Amcanın etrafını sardık. Hepimiz duygulanmış, gözlerimiz dolmuştu. Bize önemli şeyler anlatacağını hissetmiştik.

Neden sonra Ahmet Amca başını kaldırdı. Yakıcı bakışları kahrediciydi. Kalbindeki derin acıyı dışarı yansıtıyordu. Ahmet Amcayı bu kadar üzen olayı çok merak etmiştik. Ahmet Amcanın ağlamaklı sesi koğuş odasında yavaşça yankılanırken hepimiz pür dikkat kesildik.

— Askerlik yıllarım Şeyh Said Hazretlerinin kıyamına denk gelmişti, diye başladı anlatmaya Ahmet Amca. Şeyh Said Hazretlerinin milisleri Diyarbakır’ı muhasara altına almışlardı. Ben o zaman Diyarbakır’da askerdim. Hükümet zor durumdaydı. Diyarbakır kıyamcıların eline düşmek üzereydi. Mücahitlerden yüzlercesi Diyarbakır surlarından içeri sızmış, askerlerimizle çatışıyordu. Halk da onlara yardım ediyordu. Bazı mahalleler kıyam yanlısı milislerin kontrolüne geçmişti. Biz milislerle çatışırken yukardan bir emir geldi. Bizzat Mürsel Paşadan gelmişti emir. Şeyh Said taraftarı milislerin kıyafetlerini giyip şehri yağmalamamız, kadınlara sarkıntılık yapmamız isteniyordu. Biz bir grup asker kıyamcıların geleneksel kıyafetlerine büründük. Tekbirlerle Diyarbakır sokaklarına daldık. Bir taraftan tekbir getiriyor, öbür taraftan önümüze gelen dükkânı yağmalıyor, gördüğümüz kadına sarkıntılık yapıyorduk.

Ahmet Amca acı içinde yutkundu. Anlatırken işkence görüyor gibiydi. Göğsü nefretle kabarıyor, ne yapacağını bilemiyordu.

— Günlerce şehri yağmaladık. Yağmalamadığımız yer kalmadı. Öyle ki şehirde Şeyh Said’in milislerinin her yeri yağmaladığı, kadınlara sarkıntılık yaptığı söylentisi yerli halk arasında da yayıldı. O gün mübarek kıyama verdiğimiz zararı hiç kimse vermedi.

Ahmet Amca ağlayarak:

— Şimdi söyleyin, dedi. Yüzüne tükürülmeyi hak ediyor muyum, etmiyor muyum?

Ahmet Amcanın o günkü üzüntüsü kalbimi dağlamaya devam ediyor. Nice temiz fıtratlı Ahmet amcaları kullanıp şeytani düzenlerini devam ettirmeye çalışan şer güçler dün neyse bugün de aynı kirli metotları uygulamaya devam ediyor.

Dün İslam’ın aziz evladı, Kürdistan’ın İmam Hüseyn’i Şeyh Said’i karalamak, kıyamının önünü almak için yapmadıkları çirkinlik, söylemedikleri yalan ve iftira kalmadı. İslam’ın aziz evladını Müslüman halkın gözünden düşürmek için içerde Kürt kavmiyetçisi, İngiliz ajanı ilan ettiler. Dışarıda, Batılı dostlarının yanında ise Şeriatçı, İslamcı olduğunu söylediler.

Bugün de Şeyh Said’in evlatlarının, onun yolundan giden İslami camianın önünü kesmek için hiçbir çirkeflikten kaçınmıyorlar. Yalan ve iftirada atalarını bile geride bırakan bir performans sergiliyorlar. Düşmanın oyun ve hilelerini bilmek için tarih bilincine vakıf olmalı her Müslüman. Ahmet Amcanın anlattıkları bugün de birçok yerde uygulanmaya devam ediliyor çünkü.

Sadullah Aydın / İnzar Dergisi – Temmuz 2015 (130. Sayı)
 


 
22-07-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.