Hikmet Kâseleri - 9

Abdulhakim Sonkaya

Tilavetin bir manası da ihtiyaç duymak ve helalini aramaktır. İnsan Kur’an ile helalini bulur. Helali anlar. Düğümlü ve zor meseleleri halleder. Kur’an’a yaklaşmanın bir ismi tilavettir ve tilavetten bunları anlamak gerekir.
KUR’AN’A YAKLAŞMA ADABI

KUR’AN’A OLUMLU YAKLAŞIMLAR


TİLAVET

“O kitap verdiklerimiz onu hakkıyla tilavet ederler”(Bakara:121) buyrulur. Tilavet uymak, ihtiyaç duymak ve tabi olmak manasındadır. Bu nedenle yavrunun annesine uymasına da tilavet denilmiştir. Nasıl ki yavru anneye muhtaçsa hep onun arkasında gitmek zorundaysa onun rahmet ve şefkatine muhtaçsa aynı şekilde insan dahi bir anne gibi Kur’an’a tabi olacak, ondan sütünü alacak, kendini onun kollarına atacaktır. Bu nedenle Allah (cc) Kur’an’ın ayetlerine “kitabın anası”(Âli İmran:7) ismini vermiştir.

Tilavetin bir manası da ihtiyaç duymak ve helalini aramaktır. İnsan Kur’an ile helalini bulur. Helali anlar. Düğümlü ve zor meseleleri halleder. Kur’an’a yaklaşmanın bir ismi tilavettir ve tilavetten bunları anlamak gerekir.

KIRAAT

“Kur’an okunduğu zaman, hemen susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nail olursunuz.” (Araf:204) buyrulur. Kıraat okumaktır. Ama bir manası da hamilelik ve hayızdır. Menopozun zıddıdır. Bunun gibi insan Kur’an okumadığı zaman erkek olarak hiçbir şeyin hamili olmaz. Kuruyup gider. Kur’an okumayan, Kur’an’ı kıraat etmeyen kadın ise adeta adetten kesilir. Annelik duygusunu yaşamaktan mahrum olur.

Boşanan kadınların bekleme süresi üç kuru’ dır. Bu da Türkçedeki kuru kelimesiyle alakalıdır. Üç kıraat temizlik halidir. Bunun gibi Kur’an’ı okuyan kadın üç kıraatle ya talakı-boşanmayı kesinleştirerek özgürlüğünü elde eder ve aşkını arar ya da talak vuku bulmaz aşkına döner. Hâsılı Kur’an kadın için iddetin kemalidir. Bunun sonucunda ya özgürlüğünü elde eder ya da aşkını yakalar.

Kıraat insanı kurumaktan kurtarır. Çünkü Kur’an ab-ı hayattır. Kıraat olmadan insan kurur. Canlılığını, nemini yitirir. Kıraat olmadan insan sıskadır çelimsiz ve zayıftır. Duygusuz ve hayırsızdır.

TERTİL

“Kur’an’ı tertil ile oku” (Müzemmil:4) buyrulur. Tertil zerk etmek yavaş yavaş okumak ve içini açmak demektir. Tertil küçük ama öldürücü bir zehiri olan bir tür tırtıl ismidir. Bunun gibi Kur’an’ın şifasını damarlara zerk etmek gerekir ki o zehri etkisiz kılsın.

Tertil ve tırtıl aynı köktendir. Peygamber (sav) bir hadisinde; “Benim için tırtıl, sülükten daha sevimlidir” buyurmuştur.  Tırtıl, bir kurtçuktur. Yumurtadan çıkan kelebeğin ilk halidir. Sağa-sola hareket edebilmektedir. Tırtıl da bir sağa, bir sola kıvrılarak hareket etmek suretiyle yol alabiliyor. Tırtıl asalak değildir. Bir yere takılmadan, yapışmadan ve en az iki tarafa kıvrılarak hareket edebiliyor. Bu hareketi ağır da olsa bir mesafe almasını sağlıyor. Tırtıl, çok hafif olan kelebeğin ilk halidir. İşte bunun gibi Kur’an tertil ile ipeksi bir okunuşla, ipek dokur gibi okunmalıdır.

TEDBİR

“Onlar Kur`an`ı tedebbür etmiyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?” (Muhammed:24) buyrulur. Tedebbür, tedbirden gelir. Tedbir de önün zıddı olarak arka manasındaki dübürden gelir. Tedbir daha çok arka tarafla alakalıdır. Zira insan ön konusunda daha emindir. Ama arkasını sağlama almak ister. Kur’an’ı arkasına atan kimsenin tedbiri zayıftır. Kendisini tehlikeye atmış olmaktadır. Ama her kim arkasını Kur’an’a yaslarsa emin olur. Bu nedenle Kur’an’ı arkaya atmamak lazım bilakis arkayı Kur’an’a atmak gerekir.

Kur’an’a yaslanan insanın ön tarafı kıbleye döner. Kıble öpücük demektir. Arkasını Kur’an’a dayanan kimseye her şey yüz verir. Her şey adeta onu kıble edinir. Kur’an’a tedebbür eden kimsenin gömleği dünyaya ve kötülüğe yüz vermediği için arkadan yırtılır. İstikbali sağlam ikbali parlak olur.

TANASSUT

“Kur’an okunduğu zaman, hemen susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nail olursunuz.” (Araf:204) buyrulur.

Tanassut susup dinlemek ve susturmaktır. Çünkü Kur’an okunduğu zaman söylenen her söz lağv yani mülgadır. Yani batıldır. Dil manasına gelen “lügat” aslında “boş söz ve laf” anlamındadır. Bu nedenle Allah (cc), lağv yemininden dolayı insanları sorumlu tutmamış, ancak akdedilen yeminlerden dolayı sorumlu tutmuştur.(Bakara:225). Lağv ağız alışkanlığıyla sürekli yapılan yemindir. Bu yemin sadece lügatte dilde olan ve netice itibariyle mülga olan, hükümsüz olan bir yemindir. Bunun gibi Kur’an’ın yanında yapılan her söz mülgadır. Batıldır. Herkes kendi lügatini, dilini değerli görebilir. Ama bilinsin ki, her lügat Kur’an’ın yanında mülgadır. Hükümsüz ve manasızdır. Sadece Kur’an’ı dinler ve onun ruhuyla ve nuruyla kendini bereketlendirir. Lağv ve lügat saçmalama potansiyeline sahiptir. Kalple bağını kopardığı an anlamını, ciddiyetini ve hükmünü yitirir.

Kur’an karşısında susmayan kimsenin konuştu dil ve lügat ne olursa olsun lağvdır. Batıldır. Mülgadır. “İnkâr edenler: "Bu Kur`ân-ı dinlemeyin, okunurken gürültü-Lağv yapın, belki üstün gelirsiniz" dediler”(Fussilet:26). Bu şekilde lügatlarıyla lağv ederek Kur’an’ı susturacaklarını zannedenler kendileri mülga olurlar.

İSTİMA

“Kur’an okunduğu zaman, hemen susup onu dinleyin-istima edin, umulur ki, rahmete nail olursunuz.” (Araf:204) buyrulur.

“Onunla mükemmel gör ve mükemmel işit”(Kehf:26) buyrulur. Buradaki “Onunla” zamiri hem Allaha hem de Kur’an’a döner. Buna göre Kur’an işitildikçe insan işitmiş olur. Aksi takdirde insan sağırdır.

BASAR-BASİRET

“Onunla mükemmel gör ve mükemmel işit”(Kehf:26) buyrulur. Buradaki “Onunla” zamiri hem Allaha hem de Kur’an’a döner. Buna göre Kur’an görüldükçe insan görmüş olur. Aksi takdirde insan kördür.

“De ki: İşte benim yolum budur; basiret üzere Allah`a davet ediyorum” (Yusuf:108) buyrulur. Basar eril, Basiret ise dişildir. Bu şekilde Kur’an’a karşı gözünü açan kimse zıtlıkları görür. Mükemmel bir bakışa sahip olur.

TEMAS

“Ona temizlenenlerden başkası temas edemez.” (Vakıa:79 ) buyrulur. Temas dokunmaktan çok daha geniş ve derin bir mana ifade eder. Zira temas nikâh ve birleşme manasındadır. Bunun gibi ayeti kerime Kur’an’a yaklaşmak isteyen kimsenin adeta onunla nikâhlanmak ve aşkını ifade etmek için yaklaşması gerektiğini buyurmaktadır.

Müşrikler necistir. Tahir değildir. Çünkü müşrikin kararı yoktur. Vefa ve ahdi yoktur. Bu nedenle Kur’an’a yaklaşan kimse evvela sadık olacaktır. Kur’an’dan başka hiçbir kaynağa âşık olmaması gerekir. Kalbiyle, bedeniyle hadesten ve necasetten, maddi ve manevi kirlerden arınacaktır.

Kadına yaklaşmaya ve birleşmeye de temas denir. Meryem dedi ki “bana hiçbir beşer temas etmemiştir”

TASARRUF

“Biz bu Kur’an’da her misali tasarruf ettik.” (İsra:41) buyrulur. Kıymetli madeni, özellikle altını sarf eden, onun sıfır yani bir şey olup olmadığını ortaya koyan kimseye “sarraf” denilir. Sarraf, kıymeti takdir ederek emtianın değeri sıfır mı değil mi ortaya çıkarır.

“Rüzgârları yönlendirmesinde-tasarrufunda aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır(Casiye:5)” buyrulur. Bunun gibi Kur’an’ın ruhunun ve mesajının sarrafı olan kimse ilahi hikmeti bilir. Dünyada rüzgârın hangi yönde eseceğini öngörür. Hangi rüzgâr nerden esiyor, nasıl bir mesaj taşıyor bunu birbirinden ayırt edenler ve buna göre vaziyet alanlar vardır. İşte bunlara biz “rüzgâr sarrafı” diyoruz.

Sarf iç içe olan kıymetleri bilip bunları ortaya çıkarandır. Bu nedenle para bozdurma işine sarraflık denir. Kuran ayetleri iç içe geçmiş kıymet ve manaları olan hükümler ve de hikmetlerdir. İşte sarraf kimse Kur’an’ın hazinelerinden mana ve güzellikleri çıkararak herkese, nasibine ve konumuna göre bunları verir.

Tasarruf evirip çevirmektir. İnsanı tahmininden daha güzel bir yöne doğru onu yönlendirmektir. Tasarruf altını gümüşle satmaktır. Yani daha değerli olanı daha değersiz ama daha çok olan bir şeyle değiştirmeye de tasarruf denir. Bunun gibi Kur’an’ı Kerim insana en değerlisini verir. İnsanı sarraf yapar. İnsanı hem kendisinin hem de başkasının sarrafı yapar.

TELAKKİ

“Şüphesiz ki sen bu Kur’an’ı hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından telakki etmektesin.” (Neml:6) buyrulur. Telakki bir şeyi güzel bir şekilde almak, ince anlayış, karşılaşma ve buluşma anlamındadır.

Telakki aynı zamanda kadının hamile kalmasıdır. Visaldir. Bunu gibi Kur’an’a aşk ve kavuşma duygusuyla yaklaşmak gerekir. Kur’an insana telakkidir. İdrak ve manadır.

KUR’AN TAKİBİ

“O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.” (Kıyame:18) Kur’an okunurken onun hattının takip edilmesi gerekir. Hat hem yazı hem de yoldur. Kur’an’ı hem hat hem de yol olarak takip etmek gerekir.


İSTİÂZE

“Şimdi Kur’an okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah`a sığın.” (Nahl:98) buyrulur. İstiâze sığınmak manasındadır. Ancak bunun yanında istiâzenin başka anlamları da vardır. Henüz yeni doğmuş ve annesinin himayesine ve bakımına muhtaç olan ceylana da “muavize” denir. Bunun yanında ağaçların arasına sıkışmış ve ulaşılamayan nebata da “”muavize” denir. Bunun gibi insan Kur’an okuduğunda euzu çekecek. Böylece anneye muhtaç yavru gibi kendisini Kur’an’ın kucağına atacak ki recmedici şeytanın şerrinden emin olsun. Recm taşlamaktır. Recim olarak şeytan hem recmedilir hem de recmeder. Yani bu konuda şeytan hem fail hem mefuldür. İnsan Kur’an okuduğunda Allaha sığınacak ki taşlanmaktan korunsun. Yanlış düşünce ve kuruntulardan muhafaza olsun. Kur’an okunduğunda şeytan insanın zihninde şecereler oluşturur. Bu şecereler kötü bir şekilde insanın zihninde dallarını birbirine dolandırarak meyve alınmasını engellemeye çalışır.

KİTABA VAR-KİTAP VER

“O kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin âlimleri onu oğullarını tanır gibi tanırlar.” (Bakara:146) buyrulur. İta hem vermek hem de varmaktır. Biz kitabı verilenleriz. Fakat aynı zamanda ona varanlarız. Onu özleyip ona kavuşma duygusuna sahip olanlarız. Biz sadece kitabı verilmekle kendi aslımız ve soyumuz olarak görürüz. Biz ona varırız o da bize kalbini verir.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Kasım 2016 (146. Sayı)
 
20-11-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.