Hikmet Kâseleri - 7

Abdulhakim Sonkaya

Matematiksel ve geometrik olarak her şeklin bir manası ve hükmü vardır. Fakat eğitim ve terbiye açısından meselenin izahı farklıdır. Bu şekillerin her birinin terbiye sahasında özel bir manası vardır.
EĞİTİM GEOMETRİSİ

Matematiksel ve geometrik olarak her şeklin bir manası ve hükmü vardır. Fakat eğitim ve terbiye açısından meselenin izahı farklıdır. Bu şekillerin her birinin terbiye sahasında özel bir manası vardır.

Küp

Küp, Kâbe’mizin siluetidir. İnsanın altı yönünü ifade eder. Eğitimde insanın altı yönünün korunması esastır. Eğitimin amacı çocukların altı yönden de muhafaza altına alınması ve bu yönlerini müdafaa edecek donanıma sahip olmalarının sağlanmasıdır. Altı yönü sağlam ve mamur olan bir insan sağlam bir külçe olur. Toplum binasının imarında temel yapı taşı olur.

Küp, Kâbe’dir. İnsanın ön-arka, sağ-sol, alt-üst olmak üzere altı cihetinin de birbirine eşit olmasıdır. Böylece her yöne uyum sağlar. Kendisine yönelen kimselere de dengeli ve simetrik bir şekil verir.

Kare

Kare, kenarları eşit olan yapıdır. Bu da herkesin köşe tutan bir konumda ve makamda olmasını ifade eder. Peygamber (sav)’in buyurduğu “kul, kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe gerçekten iman etmiş olmaz” hadisinin bir ifadesidir. Burada eğitim ve terbiye kişiyi idealist yapar ama bencil yapmaz. Sadece kendisi konum sahibi olsun diye değil, kardeşinin de konum sahibi olmasını, aynı statüde olmasını ifade eder. Kare, bireysel ve yarışmacı eğitim sistemini değil grup psikolojisinin, kardeşlik ve dayanışma ruhunun pekişmesini sağlar.

Karede insan bir köşe tutmak ister fakat başkalarının da köşe sahibi olmalarını ister. Bundan bir rahatsızlık duymaz. O zaman bu kimse karekök olur.

Dikdörtgen

Hikmette Dikdörtgen “dört dörtlük iş, ikili münasebetle kemale erer” ifadesiyle tanımını bulmuştur.

Dikdörtgen de ikili bir yapı, bir dostluk ilişkisi söz konusudur buna göre eğitim talibe, bu manada da bir yetenek ve donanım kazandırmalıdır. Dostluk ve sadakati ifade eder.

Açı

Açı, göz şekline benzer. Bu nedenle insanların meselelere farklı bakış ve değerlendirmelerine “bakış açısı” adı verilir. Her insanın farklı bakış açısı vardır. Fakat bu, hakikatin tek olduğu gerçeğini değiştirmez. Öğrencilere farklı bakış açıları kazandırmak gerekir. Ama bunun kaosa ve düşünce karmaşasına sebep olmaması gerekir. Herkesin farklı noktaları görüp bunların bir bütün oluşturmaları için farklı bakış açılarının olması gerekir.

Düzlem

Düzlem, sağlam zemini, ayağın yere sağlam basmasını, istikrar ve istikameti ifade eder. Ekinin, kültürün verimli olabilmesi sürekli bir gelişim olması için düzlemin içinde tümseklerin olmaması gerekir. Tümsekler insanın takıntıları, zaafları ve korkularıdır.

Sağlam ve sağlıklı eğitim, insanın sağlam bir düzlemde hareket etmesini sağlam bir zemine sahip olmasını hedefler.

Daire

Daire, devre, idare, bütün bu kelimeler aynı kökten gelir. İnsanların dairesel bir düzen içinde hareket etmelerini istediği ve bunun sağlanmasına yönelik bir düzen, bir disiplin oluşturduğu için yönetime “idare” denilmiştir.

İnsanlar idare tekniğini ilahi nizamdan almıştır. Çünkü kâinatta her şey bir dairede (yörünge), bir merkeze bağlı olarak dairesel şekilde dönüp durmaktadır. Bunun gibi idarenin daireleri, her dairenin bir idare edeni yani müdürü vardır.

Daire; disiplini, itaati ve sadakati ifade eder. Eğitim dairesel bir şekle dayanır. Öğrencilere aile, toplum ve ümmet sevgisi aşılanmalı bunların mutluluğu ve sevinci için gayret sarf edilmelidir.

Küre

Tarih felsefesinde “Tarih tekerrürden ibarettir” diye bir düşünce vardır. Biz burada tekerrürü “dönüş” manasında anlamalıyız. Hakikaten tarih, Ümmet için muhteşem dönüşlere, tekrar sahneye çıkmalara şahit olmuştur. Zaman zaman Ümmet geri çekilme durumları yaşamıştır. Fakat mutlaka tekrar geri dönmüştür. Ona nispetle muhakkak tarih tekerrür etmiştir.

Küre, dünyanın sahip olduğu şekildir. Bu nedenle dünyada hayat küreseldir. Küre, tekrardan türeme bir lafızdır. Buna göre talip, hayatta girişimci ve mükerrir olmalıdır. Yani asla pes etmemelidir.

Küre, öğrenciye küresel değerlerin ve her yerde geçerli kuralların öğretilmesidir. Ona firarı değil tekrarı ve azmi öğretir.

ÖĞRENCİ Mİ TALİP Mİ?

İlim tahsilinde öğrenci mi yoksa talip mi olmak gerekir? Bu önemli bir meseledir. Kişi hangisine göre kendisini motive ederse rolü ve yönü buna göre tayin olur.

Öğrenci, bilgiyi alması ve öğrenmesi varsayılan kimsedir. “Öğrenci” vasfına sahip olan kişinin ilme ve bilgiye karşı isteği ve arzusu tam ve net değildir. Oysa “Talip olan” kimse de talep duygusu son derece net ve kesindir.

Öğrenci en iyi ihtimalle öğrenme eğilimindedir. Öğrenci açısından öğretmen bir araçtır, vasıtadır. Adeta bir nakilcidir. Oysa talip, bilgiyi aldığı kişiyi üstat olarak görür. Talip bilgiyi sıkı sıkıya üstada bağlar. Bu da talebe ile üstat arasında bir muhabbetin ve takdirin oluşmasını sağlar. Buna karşılık öğrenci-öğretmen arasında böyle bir rabıtanın olması istisnaidir.

Talip, sadece bilgiyi değil aynı zamanda marifeti de öğrenir. Çünkü talepte bir arzu ve edep vardır, terbiye vardır. Aldığına değer vermek vardır. Bu da arada marifetin, adabın oluşmasını sağlar.

MAARİF BAKANLIĞI

Eskiden Milli Eğitimin ismi “Maarif” idi. Maarif de marifetten gelir. Marifet de talebe-üstat ilişkisinin sağlam ve anlamlı olmasını sağlar. Oysa öğrenci-öğretmen ilişkisi yüzeyseldir, maddidir. Belli bir zaman ve mekâna hastır. Bu ilişkide fayda ve çıkar esası vardır.  Oysa maarifte-marifette talip ile üstat arasında o ana ve mekâna has bir ilişki yok, güçlü ve sağlam bir bağ ve de rabıta vardır. Sırf bilgi transferi marifet değildir. Eğitimin Marifet ve maarif olabilmesi için ilmi verenin buna layık ve ehil olması, öğrenenin de bunu verene karşı derin bir sevgi ve muhabbet beslemesi gerekir. Öğrenci mefhumu marifetten yoksundur. Çünkü öğrenci öğrenme esaslıdır. Kendince lazım gördüğünü ve dilediğini alır. Bu da eğitimde arz-talep ilişkisini bozar.

TERBİYE VE EĞİTİM

Terbiye, hem bedenî hem de ruhî olarak insanı besleyip büyütmektir. Rab ve terbiye aynı köktendir. Eğitim ise daha çok maddi gelişimi, antrenman ve egzersizi ifade eder. Eğitim tek başına terbiyenin boşluğunu dolduramaz. Zira eğitimin rabbani bir boyutu olmalıdır ki bu da ancak terbiye ile kazanılır.

Rab Allah’tır. Terbiye Onun adıyla olur. Sırf maddi ve bedensel eğitim insanı büyütmez. Belki fizikî olarak onu güçlendirir. Belki ona bilgi ve beceri kazandırır ama terbiye bütün bunlardan ayrı bir şeydir. Terbiye aynı zamanda insanın büyümesidir.

HARF

Harf, cümlenin yapı taşıdır. Harfler bir araya gelerek cümleyi meydana getirir. Cümlenin tek harften oluşması mümkün değildir. Mana, güzellik ve kemal cümle ile ortaya çıkar.

Tahrif, harflerin yerinin değiştirilmesi suretiyle cümlenin manasının bozulmasıdır. Cümlenin harflerinin eksik bırakılması manayı bozar ve bu da bir tahriftir.

Bir yargıyı, bir manayı ifade eden harf ve kelime dizisine cümle denilmiştir. İslam’ın her bir emri, her bir hikmeti harf ve kelime hükmündedir. Bunlar bir araya geldiğinde İslam cümlesi tamamlanır. Cümle İslam ortaya çıkar. Bir harf,  bir kelime manayı ortaya çıkarmaya kâfi değildir. Bu nedenle İslam’ı bir yönden ibaret bilenler, onu sadece bir cihetten anlamaya çalışanlar onu tüm olarak, cümle olarak anlayamaz. Binaenaleyh bunların İslam’ı tam manasıyla anlamaları, onunla tatmin olmaları, onun ilmini tahsil etmeleri mümkün değildir.

CÜMLE

Güzellik cümlede saklı olduğu için güzelliğe “cemal” ismi verilmiştir. Yani bir şeyin güzelliğini ancak bütün (cümle) ortaya çıkarır. Bu nedenle tüm yönleriyle (cümleten) güzel olana “cemil” denilir.

Öğrencilere cümle cemal öğretilmelidir. Cemal cümle cümle öğretilmelidir.

DERSİ ANLAMAK

Ders; resmin veya şeklin silinmesi, esen rüzgârın var olan izi yok etmesidir.

Ders; bir şeyi ezip geçmektir, silindirdir.

Ders, ekini öğüten biçerdöverdir.

Ders; kitap okumak, ders almaktır.

Ders; elbisenin eskimesi, günahların artması, insanın uyuz olmasıdır.

İlginçtir, ders kelimesi doğrudan bütün bu manalara gelir.

 HZ. İDRİSTEN DERS

Hz. İdris (AS), ders üzerinde sabrettiği ve verdiği derslerle hakikatleri elbise yaptığı için dersten türeme kendisine “İdris” ismi verilmiştir. Bu nedenle İdris (AS), Kur’an’da sabrıyla övülmüştür. Çünkü ders, sabır ve azim işidir. Ama daha önce hak ve adalet işidir.

FEN BİLİMLERİ

Lügat olarak fen, yürüyüşte-meslekte farklı yol ve tarzların ortaya konması, vahşi eşeğin kaçarken farklı şekillerde koşması, ağacın dalları gibi manalara gelir. Kavram olarak ise fen, teorik ilmi verilerin tatbikata dökülmesiyle hâsıl olan ve kesin neticelere ulaşmayı sağlayan tekniğe, alet ve edevata taalluk eder. Genellikle fen, İslami ilimlerin dengeleyicisi olarak anlaşılmıştır ama bu, doğru değildir. Çünkü İslam, öncelikle hayatı anlamlandırmayı ve kıymetlendirmeyi hedef edinirken fen ise yaşamın pratik ve kolay olması için yardımcı olur. Bu bağlamda eskiden üniversiteye “Darulfünun” denilirdi.
Fen kelimesinin türevi olan efnan Kur’an-ı Kerimde geçmektedir ve kelime, çeşitli ağaçlar, çeşitli meyveler manasındadır. (Rahman:48) demek ki fen, hem ürünün hem de ürünün alındığı kaynağın farklı farklı olmasını ifade eder. Buna göre fen; faydayı, güzelliği, kolaylığı ve lezzeti temin etme tekniği ve de sanatıdır. Bu, fennin dengeli ve müspet manasıdır. Öte yandan fen; boş, manasız ve ölçüsüz işlere de taalluk edebilir. Bu, fenni kullanma amacına ve edebine bağlı bir durumdur. Mahir ve usta bir sanatçıya “fennan” denildiği gibi kaçarken farklı şekillerde koşan vahşi eşeğe de “fennan” denilir. Demek ki, ürün vermeyen, ölçüsüz ve estetikten mahrum her türlü hareket sanat değil, şovmenliktir. Bir yerde ilgi çekmek, her yapılan işte nefsi ve şehveti tatmin etmek ön planda ise acaba burası hangi manada darulfünundur. Vahşi eşeğin hareketine de “fen” denildiğine göre dikkat etmek gerekir.

SOSYAL BİLİMLER

Sosyal; toplumsal, içtimai olandır. İslam, toplumun fertleri arasındaki zihinsel ve duygusal birliği, uyumu ve dayanışmayı sağlayacak, aradaki ilişkiyi mayalandıracak her türlü argumana sahiptir. Kur’an, insana beşer adını vermiştir. Beşer ten manasındadır. Müjdeye beşaret adı verilmiştir. İslam insana beşer ismini vererek onun Beşir-müjdeleyici olmasını sosyal olmasını murat etmiştir. Peygamberin “Beşir” ismi onun sosyal yönüne ve mesajına en somut örnektir.

Sosyal olmak beşeri olarak güçlü ve uyumlu olmak Beşir sıfatına sahip olmayı gerektirir. Her Müslüman peygamberin bu sıfatından nasiplenerek sosyal bilimlerde söz sahibi olur.

KİTABE VE KİTAP

Kitap ve kitabe aynı köktendir. Kitabe yazılı sabit ve doğru ilke demektir. Okullarda okutulan ders kitaplarının kitabeleri nerden alınacak? Doğruluklarının ve faydalarının sağlaması nasıl yapılacak? Bu önemlidir. Kur’an-ı Kerimin bir ismi de kitaptır. Ayetleri de kitabedir. “O resul ki onlara içinde dosdoğru kitabeler olan sayfaları okumaktadır”(Beyyine:2-3). Buyrulur.

Kitap ve mektup aynı kökten gelmektedir. Mektup yazılmış olan demektir. Bunun ilkeli olup olmaması önemli değildir. Her yazılı olan şey mektuptur. Okullarda sipariş üzere yazılan eserler bir tür mektuplardır. Kitap değildir. Çünkü kitap olabilmeleri için içlerinde kitabelerin, değişmez ve sarsılmaz ilkelerin olması gerekir.

İLKOKUL

İlk başlangıçtır. Burada ilk başlangıcı değil başı ifade etmelidir. İlk eğer baştan güzelse baş olur. Eğer baştan güzel değilse boşa gider. İlk ilke de olabilir. İlkel de kalabilir. Evvel Hak Teâlâ’dır. İlkokul-ilköğretim ilk olmalı ilkel olamamalıdır. Bir şeyin dayanağı evvel olan hakka dayanırsa o ilktir. Aksi takdirde o ilkeldir.

İlkokul insanın fıtratının ilk olana bağlanmasını amaçlamalıdır. Aksi takdirde ilkokul, ilkelokul olur. İlk gibi görünür ama aslında ilkeldir.

ALFABE

Aslında alfabe “elif ba” demektir. Elif sevgidir. Ülfettir. Kur’an’ın ilk ayeti de elifle başlar. Deme ki alfabe bu manada olmalı böyle bir ruh ile başlamalıdır. Alfabe elifle başlarsa çocuklar ilk andan itibaren telifi yani derleyip toplamayı öğrenmiş olur.

Ülfetin bir manası da sıcaklıktır. Elif en sıcak harftir. Çünkü manası ve şekliyle insanı sarar. İnsanı ayakta karşılar. Saygılı ve edeplidir. Eğer alfabe elifin ruh ve manasıyla başlarsa çocuklar müellif olur. Hem okula ısınırlar hem de toluma ısınırlar. Böylece çocuklar Müellif olarak hem kitabeleri hem de insanları derlemeyi öğrenirler.
OKUMA YAZMA

Allah’ın ilk emri okudur. Okuma, yazmadan önce gelir. Yazıya “kitabe” okunan esere “kitap” denir. Demek ki insan kâinatı, kitabı okurken aslında kâtip oluyor. Aynı zamanda yazmayı da öğrenmiş oluyor.

ORTAOKUL- ÜNİVERSİTESİ

Orta, vasat olan şeydir. Öğrenciye ifrat ve tefritten uzak bir terbiyenin verilmesidir. Öğrenci hayatı boyunca vasat olmalıdır. Orta olmalıdır. Çünkü İslam ümmeti vasat ümmettir. Bu nedenle üniversite bile ortaokul olmalıdır.

Ortaokul sadece zaman anlamında ve formalite olarak eğitim derecesine verilen bir isim değil her aşamada var olması gereken bir sıfattır.

Ortanın-vasatın ne olduğunu bilmeyen, dengeyi kavramayan, Vasat ümmet olmanın mefhumunu idrak etmeyen bir üniversite öğrencisi yüksek tahsil yaptığını düşünebilir ama o yine ortaokulda tahsil görüp buradan mezun olmaya ihtiyaç duyabilir.

Bugün üniversiteden çok orta eğitime ve orta eğitimine ihtiyaç vardır. Tahsil seviyesi ne olursa olsun herkes orta eğitim görmek zorundadır. Yoksa yükseköğrenim gördüğünü zannederken kendini ortanın çok altında buluverir.

Nice kimse vardır ki üniversiteyi bitirmiş ama ortaokul mezunu değildir. Çünkü ortayı ortalamayı vasat olanı bilmemektedir. Yine nice kimse vardır ki ortaokul mezunudur ama yüksek tahsillidir. Çünkü vasat olanı ideal olanı bilmektedir.

SAHİFE

Üzerinde yazı bulunan kâğıt ve deri gibi şeylere, içme aracı olan kâseye, yeme aracı olan tepsiye “sahife” adı verilir. Yani “sahife” hem üzerinde yazılan zemin hem de su içilen, yemek yenilen kaptır.(Zuhruf:71).

Yazılı sahife ile su ve yemek sahifesinin aynı kökten olması fevkalade ilginçtir. Hakk Teâlâ temiz ve ikramlı bir yemeğin vasfını, “Tertemiz sahifeler” (Beyyine: 3) ve “Şerefli ve yüce sayfalar”(Abese: 13-14.) şeklinde ilmin sahifelerine de vermiştir. Yeme-içme kabı ile yazı aracının vasıfları aynıdır.

Öyle ya sahifelerdeki bilgi kalp ve ruha, sahifelerdeki yemek de bedene besindir. İkisinin de temiz olması, lezzetli ve besleyici olması esastır. Hatta ikisinin kerim ve iyi ellerde olması şarttır. Böyle olduğu takdirde besleyici ve lezzetli olarak hem bedene hem de kalbe tatmin sağlarlar.

Eğer sahifelerdeki yazılı bilgi hakikati ve hikmeti ifade ediyor, onu emin ve temiz eller yazıyorsa o bilgi ruha ve kalbe besindir, lezzet ve mutluluktur. Nasıl ki sahifelerdeki(kaplardaki) yemek temiz ve besinli olduğunda insana güç ve enerji veriyor, hastalıklara ve mikroplara karşı onun bağışıklık sistemini güçlendiriyorsa aynı şekilde sahifelerdeki temiz ve doğru bilgi de insana ruh verir, mutluluk verir. Onu besleyerek zararlı bilgilere, vesveselere ve şüphelere karşı onun bağışıklık sistemini güçlendirir.

Sahifelerdeki yemek, temiz ve helal olmalıdır. Aksi takdirde bu yemek, bedene illettir. Onu zayıf düşürür. Aynı şekilde sahifelerdeki bilgi batıl olursa, nefse ve hevaya hizmet ediyorsa ruha ve kalbe maraz olur. Bu nedenle Allah (cc): “O size, içinde insanı ayağa kaldıran doğru ilkelerin bulunduğu tertemiz sayfalar okur”(Beyyine:2-3) buyurur.

SİLGİ

Silgi; yanlışı, çirkini, eğriyi silip daha güzelini ortaya koymak için kullanılan bir araçtır. Silgi, Allah’ın El-Afuv-affedici isminin somut bir tecellisidir. Zira affetmek iz bırakmadan silmektir. Çocuk silgiyi nasıl kullanacağını iyi bilmelidir. Bunun hikmetini öğrenmelidir. Sadece okulda değil hayatta da gerektiğinde nasıl sayfalarını temizleyeceğini öğrenmelidir. İnsan okuldan sonra da hayatının her aşamasında silgi mefhumunu iyi bilmelidir. Zira insan sadece okulda değil hayatının her aşamasında yeni sayfalar, temiz ve beyaz sayfalar açma ihtiyacını görebilir. Böyle yapmak istediğinde azmini ve imanını harekete geçirerek her zaman yeni bir başlangıç yapmalıdır.

Silgi bir tevbe ve yeni başlangıç kültürüdür. Bu da sadece okulda değil hayatın her aşamasında lazım olan bir davranış biçimidir. Silgi, mahvetmek için değil hatayı imha etmek içindir. Silginin bir ismi de imha eden anlamında mahidir. Çocuk neyi nasıl sileceğini iyi bilmezse işi mahvedebilir. Oysa onun çirkinlikleri imha etmesi gerekir.

AÇACAK

Açacak, kalemi ve oku sivriltmektir. Kalemin de okun da ucu sivri olmak zorundadır. Ama bunu insanları incitmek için değil batılı iptal etmek için kullanmalıdır. Batıl balondur. Patlatmak için ona sivri bir şeyi batırmak gerekebilir. Bu ya sivri bir kalem ya da bir oktur. İnsanın azmi ve imanı onun için kaleminin ve okunun açacağıdır. Çünkü hayatın şartları, sabırsızlık, bıkkınlık uçları köreltir. Bunların yeniden yontulması gerekir. İnsan sadece öğrenciyken değil hayatının her aşamasında bir el tarafından doğru ve düzgün bir şekilde yontulmaya muhtaçtır yoksa körelip kalır ne yazar ne de çizer.

TAHSİL

Toplam öğrenim süresine ve sonucuna Tahsil adı verilir. Tahsil hâsıladır. Mahsuldür. Tahsilin çok veya az olmasından ziyade hâsıla esas olmalıdır.

 MÜFREDAT

Bireyler bütününe yönelik öğretim programına müfredat adı verilir. Müfredat fertleri eğitmeli onlara toplumun ferdi olma bilincini vermelidir. Müfredat bencilliği bireyselliği teşvik etmemelidir. Ama aynı zamanda müfredat ferdin özgüvenini de yok etmemelidir

DÖRT İŞLEM AHLÂKI

Toplama-Nema

Artıyı ve ziyadeyi ifade eder. Nemada bereket esastır. Sayısal artış her zaman hakiki bir artışı ve nemayı ifade etmeyebilir. Bu nedenle dört işlemin ilki olan toplamada sadece sayısal durum değil aynı zamanda bereket de dikkate alınmalıdır. Zira bir sayının kıymeti ile miktarı farklı olabilir.

Nema, sadece rakamların artısıyla olmaz. Bunun bereketi de olmalıdır.

Çıkarma-Nakıs

İnsanda eksilme, nakıs olma korkusu olmamalıdır. Elinden çıkana üzülmemelidir. Çıkarma çıkarcı zihniyete yol açmamalıdır. İnsan elinden bir şeyin çıkmasını çok takar, bunun korkusunu yaşar, daima artıyı esas alırsa bu çıkarcı bir zihniyete sahip olduğunu gösterir.

İnsan çıkarcı değil çıkarımcı olmalıdır. Olaylardan, eksilerden çıkarım elde ederse, ders ve ibret alırsa o zaman çıkanlar kârı olur. Çıkarcı olmanın zararı gizlidir. İnsan sayıyı artıyor görür ama aslında o azalmadadır. İnsan zararın içindedir. Bundan kurtulmanın yolu çıkışı engellemek değil kuyunun dibindeki sızıntıyı önlemektir.

Çarpma-Darp

Eski ismi darptır. Darphane de buradan türemedir. Darphane, maddenin dövülerek paranın elde edildiği yerdir. Darphane her türlü madeni para yapmaz. Bunun belli kriterleri vardır. Eğer kıymetsiz, kalp bir madenden para darp edilecek olursa o para sahte olur, kalp olur. Bazı madenler darbelere dayanmaz, büzülür, yamulur. Bu nedenle böyle kıymetsiz bir maden kıymetli bir para olup tedavüle çıkmaz, çıkmamalıdır. Bazı madenler de dövüldükçe daha çok şekil alır. Daha çok parlar. İşte bu darbe, ülkede kimin tedavülü hak ettiğini, kimin tedavülden kaldırılması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Bu da işin hayırlı sonuçlarından biridir.

İnsan çarpmada çarpmayı öğrenmelidir. Zira çarpma bir anda rakamı katlandırır. Bu da insana cazip gelir. İnsan elindekinin kat kat artmasını istiyorsa bunun erdemlilikle, infakla, tasaddukla yapmalıdır. Çarpma işlemi ahlâktan ve erdemlilikten soyut işlendiği zaman öğrenciye kötü bir hırs verebilir. Matematik sırf rakamsal ve maddi bir işlem olmamalıdır. Aynı zaman da ahlâkı da olmalıdır.

Bölme-Taksim

Buna kısmet ve taksim adı verilir. Payını vermek kısmet işidir. Parçalamak değil paylaşmak esastır. Her bölme bir adil paylaşım olmayabilir.

Taksim, sınır koyma, birbirinden ayırma, organlarını parçalama gibi hususlarla alakalıdır. Nitekim Allah (CC)şöyle buyurur: “Kur’an’ı uzuvlarına ayırarak parçalayan taksimcilerin üzerine azabı indireceğiz.”  (Hicr:90-91) Burada taksimciler, Kur’an’ın hükümlerini keyiflerine ve hesaplarına göre taksim ile parçalayanlardır.

SAYI VE ADET

Adet sayıdır. Öğrenciler sayı ile uğraşabilir. Sayısalcı olabilir. Ama bundan öte öğrencilerin istidat sahibi olması önemlidir. İstidat yetenek demektir. Nice öğrenci adetle-sayılarla uğraşır. Rakamları sayıcı olur. Ama istidat sahibi olmaz.

Allah (cc) her şeyi bir bir saymıştır(Cin:28). Bize düşen bu sayılarla istidat kazanmaktır. Yoksa sayıların sonu yoktur. Ne kadar sayı bilsek de bunun sonsuzun yanında değeri sıfırdır.

RAKAM

Yılan gibi farklı şekildeki canlılara “rakam” denildiği gibi şifreli bilgilere, gizli kodlara,  maharete de “rakam” denilmektedir. Ashabı Kehf’in bir ismi de ashabı rakimdir.(Kehf:9) Zira bunlar doğru kodları bilir. Toplumda oluşturulan yanlış kodlara kanmamış şifreleri çözerek toplumlarını hakka çağırmışlardır. Rakamları öğretmek önemlidir. Bunlarla hem doğru kodlar oluşturulur hem de yanlış kodlar silinir. Okullarda rakamlar öğrencileri ashabı rakim yapmak için öğretilmelidir. Öyle ki bunlar doğru kodlama yapabilecek yanlış kodlama teşebbüslerine engel olabilecek ve gerektiğinde silebilecektir.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Eylül 2016 (144. Sayı)
 
07-09-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.