Hikmet Kâseleri - 4

Abdulhakim Sonkaya
Ay manasında olan “şehr” ile “şöhret” aynı köktendir. Hak Teâlâ Ramazanı ay ile birlikte zikretmiştir. Ramazan ay-şehr olmadan zikredilmez. Çünkü Ramazan meşhurdur. Ay görününce başlar. Yani Ramazan için ayın meşhur olması şarttır.
Şehr-i Ramazan Şöhret-i Ramazan

“O Ramazan ayı ki, Kur’an onda indirildi. Furkan ve hidayet rehberi ve beyyineler halinde bulunan bir aydır bu.  Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin…” (Bakara:185)

Ay manasında olan “şehr” ile “şöhret” aynı köktendir. Hak Teâlâ Ramazanı ay ile birlikte zikretmiştir. Ramazan ay-şehr olmadan zikredilmez. Çünkü Ramazan meşhurdur. Ay görününce başlar. Yani Ramazan için ayın meşhur olması şarttır.

Peygamber (sav) “kim şöhret elbisesini giyerse Allah ona zillet elbisesini giydirir.” Buyurmuştur. Demek ki şöhret Ramazan olmadan insanı rezil eder. İnsan şöhret buldukça kendisini Ramazan ile yakar. Kendisini terbiye der. Oysa Ramazan ile şöhret birbirlerinin zıddıdır. Çünkü biri ortaya çıkarır. Biri ise yakar. İşte insanın şöhreti Ramazan ile olunca mana ve değer kazanır. Ramazandan ayrı şöhret bulmak isteyen ay olmak isteyen kimse rezil olur.

Furkan ayı Ramazan 

Furkan, Kur’an-ı Kerim’in isimlerindendir. Hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirinden ayırdettiği için bu ismi almıştır. Fakat söz konusu ismin bunun ötesinde manaları da olmalıdır. Çünkü hayatta farklılık hem olumlu hem de olumsuz yönler ihtiva etmektedir. Bazen farkı görmek, adaletin gereğidir. Bazen de fark oluşturmak ayrımcılıktır. Farkı ortadan kaldırmak bazen adalet, bazen zulümdür. Bu nedenle Kur’an hem fark oluşturur hem de gerektiğinde farkı ortadan kaldırır. Nitekim Kur’an bu manadadır. 

Ramazan, Furkan ayıdır. Kim itaatkâr, kim asi bu ayda fark edilir. Öte yandan zengin-fakir, elit-avam herkes bu ayda aynı imtihana tabidir. Bu da farkın ortadan kalkmasıdır. Bu nedenle “..İnsanlar için hidayet olan, hidayeti ve Furkan’ı açıklayan Kur’an, Ramazan ayında indirildi…” (Bakara-185)

Ramazan, hem fark etme hem de farkı kaldırma ayıdır.  Zengin fakiri fark edecek ama onunla arasında bir fark olmadığını da fark edecektir. Yoksul kimsenin sırtı bükülmüş olarak toprağa yapışıp kaldığından ve bu nedenle yerin üstünde varlığı pek fark edilmediğinden ona fakir denilmiştir. Peygamberin(sav): “Fakirlik nerdeyse küfür olacaktı” Hadisine dikkat çekmek gerekir. Demek ki fakir öyle silik görülecek ki nerdeyse varlığı inkâr edilecek. Çünkü küfür, bir şeyi örtmek, varlığını gizlemektir. Bu manada Ramazan, varlığı neredeyse inkâr edilecek seviyeye gelen fakirleri fark ettirir. Fıtr Sadakası herkesi fıtratına, asıl tabiatına döndürür. İnsanın üzerindeki örtüyü, gaflet, cehalet ve fakirlik örtüsünü kaldırır. Ramazan, insanın fıtratını yani varlığını ortaya çıkarır. Zengin olan, vermek suretiyle varlığını ortaya koyar. Fakir olan da fark edilmek suretiyle varlığı ortaya çıkar.

Kur’an ayı Ramazan

“O Ramazan ayı ki, Kur’an onda indirildi…” (Bakara:185). Fıtratın en acayip yönlerinden birisi de insanın aynı anda ve şiddetle hem aşkı hem de özgürlüğü talep etmesidir. Aşk ve özgürlük insan için vazgeçilmez iki taleptir. Daha acayibi ise aşk ve özgürlüğün birbirlerinin zıttı olmasıdır. Yani böylece insan birbirine zıt olan iki şeye taliptir. Çünkü aşkta; caziplik yani çekim gücü, özgürlükte ise bu çekim alanından kendini kurtarma gayreti vardır. Böylece ilginç bir şekilde insan aşka ulaştığında özgürlüğü; özgürlüğe ulaşınca da bu sefer aşkı talep eder. Çünkü her aşkın nihayeti özgürlük, her özgürlüğün sonu aşktır. Bu nedenle Allah’ın (cc) Kitabının bir ismi Kur’an, bir ismi de Furkan’dır. Kur’an; birleştiren cem eden anlamındadır. (Kıyame:17) Furkan ise ayıran, fark koyandır. Yani Kur’an ile Furkan mana itibariyle birbirinin zıddıdır.

Ramazan aynı anda hem Kur’an hem de Furkan ayıdır. Sözlük olarak Kur’an Furkan’ın zıddı bir manaya sahiptir. Zira Furkan fark ortaya koyarken Kur’an birleştirir ve bitiştirir. Bu nedenle Ramazanda eşlere yaklaşmak emir formuyla gelmiştir. “Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız, size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi bağışladı. Şimdi onlara yaklaşın ve Allah`ın sizler için yazdığını isteyin” (Bakara:187) buyurulur ki bu, zahiren bu bir emirdir. . Çünkü ramazan ayı gündüz Furkan, gece Kur’an’dır. Kur’an da birliktir. Birleşmektir. Birbirinin karinesi olmaktır. İnsan Ramazanda gündüz Furkan, gece Kur’andır. Gündüz özgür gece âşıktır. 

Hidayet ayı Ramazan

“O Ramazan ayı ki, Kur’an onda indirildi. Furkan ve hidayet rehberi ve beyyineler halinde bulunan bir aydır bu…” (Bakara:185) Hidayet doğru yolu bulmaktır. Gündüz vakti manasına da gelir. Hediye de aynı köktendir. Geline de “hediye” denilmiştir. Ramazanda insan gündüzün oruçluyken hidayetini, geceleyin de hediyesini bulur.

Bey(y)in-e ayı Ramazan

“…Furkan ve hidayet rehberi ve beyyineler halinde bulunan bir aydır bu…”(Bakara:185) Beyyine, açık delil ve hüccet demektir. “Beyin” de oradan gelir. İnsan bazen arada kalır. Beyni karışır. Gelgitler yaşar. İnsan aşk ve özgürlük arasında gidip gelir. Bu nedenle kesin olan boşamaya “bain talak” denilmiştir. Çünkü arada aşk ve muhabbet bitmiş, beyinlerinde hiç kulp ve bağ kalmamıştır. Aşktan azade olma hali vardır. İşte Hak Teâlâ Ramazanda hidayetten ve Furkan’dan Bey(y)ine vererek insana özgürlüğü bahşediyor. Bu nedenle hadiste “sizden evlenmeye güç yetirmeyen oruç tutsun” buyrulmuştur.  Çünkü oruç ona bir bey(y)ine, özgürlüğe yol ve delil oluyor. Beyninden ve kalbinden takıntıları silip atıyor. Aşkın firak acısını özgürlüğün haz ve lezzetine dönüştürüyor. Hicran acısını özleme ve visale dönüştürüyor. Ramazan Furkan ayıdır. Furkan da firakla, ayrılıkla alakalıdır. Ramazanda özgürlük temel ilkedir. Çünkü oruç tutan kimse özgürlüğün tadını alıyor. Özgür insan kendi değerini ve kıymetini daha çok biliyor. Âşık insan kendini ihmal ediyor. Kendine nazar etmiyor. Dışarıya odaklanıyor. Nefsini bilmiyor. Oysa nefsini bilen rabbini bilir. Rabbini bilen ona hayran ve âşık olur.  İşte Ramazanda Hak Teâlâ’nın acayip hükmü böyle işliyor. Gündüz adeta insanı bain talakla aşkından ayırıyor. Onu azat edip kendine hayran olmasını, kendine âşık olmasını, kendini müşahede etmesini murat ediyor. Ramazanın en acayip yönlerinden birisidir bu. Ramazanın namus-u ekberidir. Büyük sırrıdır. 

Ramazana seyirci değil şahit olmak gerekir

Ramazana şahit olunur seyirci olunmaz. Bu nedenle seyir halinde olan yolcuya oruç farz değildir. Çünkü şahitlik için sağlıklı, sıhhatli ve istikrarlı olmak gerekir. Seferi olanın, hasta olanın şahitliği kabul edilmez. Bu nedenle bunlara Ramazanda oruç tutmama izni verilmiştir. Sefer hazarın, misafir de hazırın zıddıdır. Ramazanda ruhu ve kalbiyle hazır olmayan kimse Ramazana şahit değildir demektir. Dolayısıyla hazır değildir. Ne o Ramazanın hazırıdır ne de Ramazan onun hazırıdır.  İnsan “hazret” olmak istiyorsa ramazanda sefer halinde, seyir halinde olmayacaktır. Ruhuyla bedeniyle hazır ve şahit olacaktır.

Hasta kimse Ramazanı karşılama güç ve kabiliyetine sahip değildir. Hak Teâlâ, “oruç benimdir” buyurmuştur. O halde oruç hastaların işi değildir. Ramazan hastaların, marazın değil sıhhatin vasfıdır. Bu nedenle Peygamber (sav) “oruç tutun sıhhat bulursunuz” buyurmuştur. Hali sahih, bedeni sıhhatli olmayan kimsenin oruç tutması anlamsızdır.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Haziran 2016 (141. Sayı)
 
06-06-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.