Hikmet Kaseleri - 23

Abdulhakim Sonkaya
“Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza buğz ve kin sokmak ve sizi Allah`ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (Maide: 90-91) Ayette geçen “buğz” kin ve düşmanlık demektir ve de muhabbetin zıddıdır. Habbe ve muhabbet aynı kökten gelir. Habbe, muhabbetle büyür, ürün verir. Muhabbet bizatihi bir üründür. “De ki Allah`ı seviyorsanız bana uyun ki Allah sizi sevsin/sevdirsin” (Al-i İmran-31) buyrulur.
KUMAR VE PİYANGO

Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.

Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah`ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi? (MAİDE: 90-91)

KUMAR

“Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı.” (Kamer:1) buyrulur. Kamer, maddi olarak yarılmışsa bir de bunun zihinlerde, beşerin aklında oluşturduğu med-cezirlere dikkat etmek gerekir. Kameri(ayı) yarılan ferdin-toplumun hem zihni hem de duyguları parçalanmıştır. Ayın yarılması bölünmüş-parçalanmış düşünce yapısına, çelişkili ve dalgalı(gel-git) duygu durumuna ve onların akıbetlerine işaret eder.

Zihinleri ve duyguları bölünmüş kimseler hiç bir çözüm getiremez. Çünkü onların kamerlerinin bir parçası batıda öteki parçası doğudadır. Ya ifrat ya da tefrit içindedirler. Zihinleri de duyguları da karışıktır. Bu nedenle düşüncelerinin tatbikatı yoktur, mutabakat nedir bilmezler. İşleri şikak, halleri meşakkattir. Bölünmüş zihinlerinin bir tarafına meyletmek zorunda kalırlar ve her durumda yanlış yaparlar. Sonunda iş, kameri bölünmemiş kimselere kalır. Onlar ki İslami toplumun üzerinde adeta kumar oynayarak onu maceraya sürüklemez, zihinleri bölünmüş cahillerin ve hainlerin kumarına alet olmasına izin vermezler.

İşte kumar, kamer lafzından türemedir. Çünkü aslanın avını kamerli-aylı gecede avlamasına da kumar denir. Kadına karşı yapılan her türlü aldatmalara da kumar denir. Kumar mutabakat olmadan cebren ve hileyle tek taraflı olarak kendi nefsi için bir şeyler elde etmektir. Görüldüğü üzere kumar canı, namusu, malı, düşünceyi doğrudan tehdit ediyor. Bu nedenle Kur`an kumarı yasaklamıştır.

MEYSİR

Kumarın bir ismi meysir`dir. Ayette geçen meysir aslında kolay ve rahat manasındadır. Peki, Kur`an-ı Kerim`de neden kumara böyle bir isim verilmiştir? Çünkü kumar insanları kolaycılığa alıştırıyor.

“Allah muhakkak ki size kolaylık ister zorluk istemez.”(Bakara:185) buyrulur. Ayette geçen kolay da “yüsr” olarak geçiyor ki bu da kumar için kullanılan meysir ismiyle aynı köktendir. Allah (CC) kullarına kolay olanı ister ama kolaycılığa kaçmalarını istemez. Çünkü kolaycılık tembelliktir. Sabırsızlıktır. Tevekkülden uzaklaşmaktır. Açıkgözlüktür.

Kumarı kumar yapan ondaki kaybetme riski değildir. Asıl sorun kumardaki kazancın tarafların mutsuzluğu ve hırsı üzerine bina edilmesidir. Kumarın kin ve düşmanlığa yol açmasıdır. Bu nedenle ayette “Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah`ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (Maide:91) buyruluyor. Kumardaki tedavül iktisadi olarak son derece bozuktur. Çünkü kumarda temel maksat kazanmak değil kızdırmak ve kinlendirmektir. Bu nedenle kumarın maksat boyutu son derece kötüdür. Maksadı kötü olan hiçbir faaliyet de iktisadi değildir. Hayırlı ve bereketli değildir.

KUMARIN SAĞI YOK SOLU VAR

Kumar anlamındaki meysir aynı zamanda sol el demektir. Neden sol elle özdeştir? Çünkü kumarda almak da vermek de sol elle oluyor. Alınan sağ-lam elle alınmıyor, verilen sağ-lam elle verilmiyor. Veren onu gönülsüz ve kerhen verdiği için sol elle vermiş oluyor bereketsiz olduğu için alan da onu sol elle almış oluyor. Dolayısıyla aldığından hiçbir hayır ve bereket görmüyor.

EZLAM

Ezlam fal okudur. Buna göre ok ve kalem ya kura ya da kumar aracıdır. Eğer onu kullanan el temiz ise hak ve hakiki bir kaynaktan besleniyorsa doğruya isabet eder. Böylece hak olanı tespit, hakkı olanı teslim eder. Kalem, nefsin elinde kumar ve fal okudur. Hakkı olmayanı, hak olmayanı ortaya çıkarma aracıdır. Çünkü onun beslendiği kaynak şüphelidir, cehalet yüklüdür. Zulümatta (karanlık) hareket eden, burada hükmünü veren mutlaka zulüm yapar. Çünkü onun hükmü şüphelidir. Kalemini tahmin aracı olarak kullanan kimse kalemini fal ve kumar oku-kalemi olarak kullanmıştır. Dolayısıyla bu yolla verdiği hükmün hükmü yoktur ve hem de attığı ok nihayetinde gelip kendisine isabet eder.

Hz. Zekeriya(as) kalemini çekti. Hz. Meryem`i himayesine aldı. Güya Onu himayelerine almak isteyenler ise sonradan Hz. Meryem`e iftira attı. Hakları olmayanı kurayla alamayınca bu defa kalemleriyle kumar oynadılar. Dikkat etmek lazım, Hakkın elindeki kalem, Meryem`i himaye ederken, Ona terbiye verirken, nefsin elindeki kalem Meryem`in iffetini karalamaya çalışır. Kalem, Kur`an`ın aracı olabilir ama kumarın ve falın vasıtası olmamalıdır.

Hz. Zekeriya (as) Hz. Meryem`i himayesine almak için kurayı kabul etti. Ama diğerleri kumar oynadı. Çünkü Meryem onlara teslim edilecek değildi. Herkes bir şekilde kalemini ortaya koymaktadır. Kimisi Hakkı anlatmak, hakkı olanı sahiplenmek için kimisi de adeta kumar oynamak, falcılık yapmak için kalemini oynatır. Bu nedenle bazı kalemler ikna edici, aydınlatıcı olurken bazıları karartıcı ve karalayıcıdır. Bu, kalemin hangi elde olduğuna bağlı bir durumdur.

İşte fal oku bu nedenle şeytanın amelidir.

ENSAB YA NASİP

Ensap putlar, “ya nasip” ise piyangodur.

İnsanlar putlara “ya nasip” diye tapınır. Çünkü bunların hakikati yoktur. Bunun gibi piyango da ya nasip zihniyetiyle oynanır. Piyangonun sloganı olan “Ya çıkarsa” bunun başka bir ifadesidir.

Nasip pay, nisap ise belirli bir oran demektir. Nasip, kazandığından ve hak ettiğinden daha az veya daha çok aldığı paydır. Ayette “herkese ancak hak ettiğinden bir nasip vardır”(Nisa:32) buyrulur. Yani insanın kazandığı ile nasibi aynı olmayabilir.

Motivasyon(Nasb): Bir fiil ve amelin tabiri caizse kurulumu çok önemlidir. Buna “nasb” denilmektedir. “Boşaldın mı yeniden kurul”(İnşirah: 7) ayeti bunu beyan ediyor. İşte ya nasip oyununda motivasyon ve kurulum yoktur. Bunun için ortaya konulan emek, para iktisadi değildir. Bu nedenle kumarla kazanılan paranın sonu hüsrandır.

Oran(nisap): Devamlı ve azimli bir gayret sonucunda, ekonomik faaliyette hatırı sayılır bir nisaba sahiptir. Artık onun bir karşılığı vardır. Unutmamak gerekir ki zekâtın bile bir nisabı vardır. Ancak nisaba ulaşan malın zekâtı çıkar. Allah (cc), “Onlar ki zekât nisabına ulaşmak için çalışırlar”(Müminün:4) buyurur. Demek ki nisaba ulaşmak için çalışmak esastır. Ancak bu noktadan sonra insanları tezkiye etme pozisyonu doğar. Oysa piyangoda, kumarda nisap miktarı yoktur. Ne kadar alırsa bırakamaz. Ne kadar kaybederse de pes etmez.

Pay(nasip): Allah (cc), “Herkese ancak hak ettiğinden bir pay vardır”(Nisa:32) buyurur. Ayette nasibin bazen sadece hak edilenin bir kısmı olduğu buyruluyor. Demek ki nasip tamamen takdire bağlıdır. Tabi imtihan gereği tersi de mümkündür. Bazen nasip hak edilenin üstünde olabilir. İşte piyango ve kumarda nasip olması gereken yer ve şekilde değil başka şekilde aranıyor. Bu da insanı nasipsiz kılıyor.

ALAN MEMNUN VEREN MEMNUN OLMALI

“Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza buğz ve kin sokmak ve sizi Allah`ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (Maide: 90-91)

Ayette geçen “buğz” kin ve düşmanlık demektir ve de muhabbetin zıddıdır. Habbe ve muhabbet aynı kökten gelir. Habbe, muhabbetle büyür, ürün verir. Muhabbet bizatihi bir üründür. “De ki Allah`ı seviyorsanız bana uyun ki Allah sizi sevsin/sevdirsin” (Al-i İmran-31) buyrulur. Ayette geçen “yuhbibkum” size hem ürün hem de sevgi verecektir, manasındadır. Demek ki sevgi bir üründür. Eğer usulü dairesinde alan ve veren memnun olursa o ilişki nemalanır hayır ve bereket olur.

“Allah yolunda mallarını infak edenlerin durumu, her birinde yüz habbe(dane) olmak üzere yedi başak veren o habbenin durumuna benzer.” Demek ki, muhabbetle, ihlasla yapılan işin sonunda mutlaka habbe vardır, ürün vardır. Bu her şeyde böyle olduğu gibi, ekonomide de böyledir. Sevgi mutlak bir değerdir. İktisadi bir kıymettir. Su testisine de daneye de “habbe” ismi verilir, mümin ve halis bir kalbin ürünüdür. Kumarda ise sadece kin ve nefret vardır. Muhabbet yoktur. Bu nedenle alınan şeyin hayrı ve bereketi olmuyor. Hızla eriyip yok oluyor.

İslam iktisadi faaliyete alanın da verenin de memnun olmasını, bu tür faaliyetlerde “kazan kazan” ilkesinin hâkim olmasını istiyor. Bu da ancak muhabbetle olur. Kumarda ise muhabbet söz konusu değildir. Bilakis kin ve düşmanlık vardır. Nefret vardır.

Abdulhakim Sonkaya | İnzar Dergisi | Ocak 2018 | 160. Sayı
 


 
23-01-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.