Hikmet Kaseleri - 22

Abdulhakim Sonkaya
Muzarinin harekesinin zamme olması eldekinin iyi değerlendirilmesi gerektiğine dair latif bir mesajdır. Yani bu noktada her şey zammedir. Ona göre fetih olacak şeyler yapın demektir. Muzari fiilinin harekesi merfudur-zammedir. Zam, eklemek ve ziyadeleştirmek demektir. Zam fiyat artışı anlamında kullanıldığı için mevcut çağrışımı iyi değildir. Fakat gerçekte zam ilave bir şeyi eklemektir. İşte bu nedenle muzari fiilinin son harekesi zammedir. Yani bu fiilde zam vardır ilaveler vardır onu ortaya çıkarın on alın demektir.
MÜNAFIKLARIN REFORM GÜCÜ

Münafıklar “biz ancak ıslah edicileriz”(Bakara:11) dediler. Aslında bir anlamda doğru söylüyorlar. Çünkü sürekli düşüncelerini revize etmek, ıslah etmek zorunda kalıyorlar. Bu manada ıslahatçıdırlar. Düşünce ve inançlarını sürekli revize etme yoluna gidiyorlar. Sabit ve tutarlı bir düşünce sistemleri olmadığı için sürekli bunu değiştirmek zorunda kalıyorlar. Bu nedenle reformist manada ıslahatçıdırlar. Buna mukabil İslam ıslah edicidir, değişmez ve dosdoğru kıstastır. Bu nedenle her şartta ve her anda vaziyeti ıslah etme güç ve kabiliyetine sahiptir. İslam asla ıslaha tabi olmaz ama kendisi ıslah eder. Münafıkların ıslah kabiliyetine karşı sulh etme rolünü oynamadan onlara karşı yenilikler ortaya koymadan onların esnek ve elastiki görüşlerine karşı mücadele temek son derece zordur.

MÜCEDDİT

Şüphe yok ki Allah her yüzyılın başında bu ümmetin dini durumlarını onlara yenilemek için birisini gönderecektir." (Ebu Davud) hadisinde buyrulduğu gibi her zaman İslam`ın mücedditleri olmalıdır ve nitekim de vardır. Müceddit tecdit etme meşruiyetini cetlerinin hayırlı mirasına sahip çıkmaktan alır. Mirası reddederek başlayan bir tecdit teşebbüsü derhal toplumda meşruiyet ve itibar sorunuyla karşı karşıya kalır. Çünkü toplum cetlerinden mutlak kopuşu, sıfırlanma olarak kabul eder. Bu nedenle tecdit, ecdadın hayırlı mirasına sahip çıkmakla başlamalıdır. İşte bu, tecdidin ihya boyutudur. Öte yandan tecdit, ecdadın mirasını aynı bırakmayı ifade etmez. Aksi takdirde bu da “miras yedilik” olur. Buna göre tecdidi, sıfırdan başlamak olarak anlamak “reddi miras” bunu aynı bırakıp mirasa bir şey eklememek de “mirasyedilik” olur. İkisi de netice itibariyle mirasın düşmanıdır.

NE MİRASYEDİ NE DE REDDİ MİRAS

Biz usulümüzde kesinlikle ihya ve tecdidi birlikte esas almalıyız. Ne “reddi mirasçı” ne de “mirasyedi” olmalıyız. Çünkü Allah (CC) “siz mirası yiyip bitiriyorsunuz”(Fecr:19) buyurur. Bu mirasyediliktir ve Allah (CC) bunu hoş görmemektedir. Bu nedenle dikkat etmek gerekir. Mirasa sahip çıkmak adına ona bir şey eklememek aslında onu yiyip bitirmektir. Çünkü artmayan şey muhakkak azalır ve azalan şey eninde sonunda biter. Aynı şekilde mirası reddetmek zaten peşinen onu bitirmektir. Yani netice itibariyle her iki tavrın sonu mirası bitirmeye çıkar.

TECDİT ETMEYEN CİDDİYETİNİ YİTİRİR

Bir işe kararlıkla girişmeye ciddiyet denir. Ciddiyet duygusu da ancak yeni bir şeyi yani bir cedidi ortaya koymak amacıyla olur. Cedit-yeni olmayan şeye karşı kural olarak ciddiyet zayıf olur. İlgi görmez, insanlara haz ve izzet vermez. Muhafazakârlık mevcut değerleri korumayı esas almalıdır. Ama yenilik olmadan mevcudu muhafaza etmek zordur.

CİDDE ŞEHRİ MEKKE`NİN DENİZ KAPISIDIR

Mekke`nin denize açılan kapısı mahiyetinde olan şehre Cidde ismi verilmiştir. Bu da Mekke`nin denize açılarak her daim yeniliğe cedit şeylere açık olduğunu ifade ediyor. Cidde şehri Mekke`nin kapalı havza olmayı kabul etmediğini ifade ediyor. Bu nedenle denize açılan kapısı da ciddiyetten türeme Cidde ismini almıştır. Cidde neden özellikle bu ismi almıştır? Bu hem ecdadı hem cedidi ifade ediyor. Hem denize hem karaya bağlantılıdır.

YENİ OLANDAN ŞÜPHE ETMEK YENİDEN ŞÜPHE ETMEKTİR

“…Doğrusu, onlar yeni oluşumdan şüphe içindedirler.”(Kaf:15). Yeni şeylerden yenilikten şüphe etmek bir tür mevcut olandan başkasını kabul etmemektir. Bu da statiğe ve acizliğe sebep olur. Yeni olandan şüphe etmek yeniden ve tekrar şüphe etmektir. Bu da üreticiliğe gelişmeye zarar verir.

GENETİK VE MİRAS

İslam hukuku mirası en geniş ve en adil şekilde dağıtan sisteme sahiptir. İnsan çocuklarına neyi miras bırakacağını önemser. İster ki çocuklarına çok şey miras bıraksın. Fakat genelde bunu maddi yönden düşünür. Oysa insan çocuklarının olumsuz ırsi yapısını olumlu yönde değiştirecek ve de dönüştürecek bir miras bırakmalıdır. Bu nedenle Allah (CC) “biz kitabı miras olarak verdik” buyurur. Demek ki en kıymetli miras kitaptır. Kur`an`dır. Çünkü miras bırakılan mal iris-genetiği olumlu yönde etkilemez. Hatta olumsuz yönde etkileyebilir buna mukabil Kur`an insanın genetiğini en güzel şekilde tesis eder.

GELECEK GECMİŞTEN GELİR

Düşünce/fikir bir caddeye benzer. Onun geçmişten, geleceğe doğru uzanması gerekir. Geçmiş olmayınca gelecek de olmaz. Çünkü her an sıfırdan başlamış olur.

KIBLE İSTİKBALE DOĞRUDUR

Müslümanların pusulası kıbledir. Kıble hem ikbale hem de makable yani hem geçmişe hem de geleceğe şamildir. Çünkü kıble lafzı zıt bir mana ifade eder. Aynı anda hem ön hem de arka manasına gelir. Buna göre ikbal gelecek kabldir. Buna göre biz yüzümüzü kıbleye çevirirken aynı anda geçmiş ile geleceği birleştiriyoruz. Kıblede bütün zaman, boyut, yön birleşir.

Müslümanlar bu şekilde dengeyi sağlamak zorundadır. Hem geçmişi hem de geleceği birlikte ele alarak geçmişten geleceğe düşünce, usul, hikmet, fıkıh ve her alanda istikbali sağlam bir müktesebata sahip olmalıdır.

ESFELİ SELEFİN

Selef ile esfel aynı harflere sahiptir. Ancak biri dikey uzaklığı diğeri ise yatay uzaklığı ifade eder. Makul manasıyla selef kavramı yatay bir çizgi üzerinde geçmişe giderek geçmişin Salihlerini geçmişten geleceğe bir değer olarak sahiplenmeyi ifade ediyor. Geçmişe doğru bu yatay uzantı sağlıklı ve makul olduğunda geleceği geçmişe mahkûm etmediğinde vefa ve sadakat açısından örneklik açısından miras zenginliği açısından son derce isabetli bir tavırdır. Ancak selef geleceğe ket vuran bir araç haline geldiğinde selef üzerinden insanlara baskı uygulandığında tecdide engel olarak kullanıldığında bu esfel bir tavra dönüşür. Yatay uzaklık dikey bir hal alarak insanlara itici bir hal alır.

GEÇMİŞTEN GELEN İMAMLIK

İmam önde olan demektir. İmam, emam yani ön lafzından geliyor. Lafız olarak imam tamamen gelecekle alakalı bir kavramdır. Buna rağmen biz geçmişte olan selef âlimlerine “imam” deriz. Yani onları geçmişten alıp öncü yaparız. İmam Ebu Hanife, İmam Şafii deriz. İmam Malik, İmam Cafer-i Sadık deriz. Oysa bunlar daha önceden gelen selef alimleridir. Lakin bunların yeri ve konumu her zaman öndedir. İşte bu bir usuldür. Geçmişin mirası geleceğe imam oluyor. Bu dengeye dikkat etmek çok önemlidir.

MAZİNİN İMZASI

İmza, alınmış olan kararı ve bu kararın tatbikini ifade eder. İmza şimdiki zamanda atılır. Mazi olur ama etkisi istikbale dairdir.

Her mazi insanın hayatında bir imza, her imza mazide alınmış bir karardır. İyi olsun kötü olsun geçmişte alınmış her kararın, o kararın uygulamasının gelecekte etkisi vardır. Alınan her karar maziye mahkum olduğu ve artık o karar insan iradesinden çıktığı için en sonuna konulan işarete “imza” denilmiştir. İmza mazide kalır ama etkisi iyi-kötü mutlaka insanın önüne çıkar. Bu nedenle hadiste mealen “sadaka vermek mal sahibinin attığı bir imzadır” buyrulur.

MAZİNİN HAREKESİ

Mazi fiili bir gramer kaidesi olarak fetha üzere mebnidir. Neden başka bir hareke değil de özellikle fetha? Çünkü fetha fetih ile aynı köktendir ve bir şeyin açıklanmış, netleşmiş ve kesinleşmiş olmasını ifade eder. Mazi fiili geçmişe taalluk ettiğinden net ve kesin bir yargıyı ifade etmektedir. Mazi fiilinin muhtevasında zamana bağlı olarak artık değişecek veya açıklığa kavuşacak bir durum söz konusu değildir. Bu nedenle sonu daima fetha üzere mebnidir. Örneğin Zeyd Amr`ı vurdu” denildiğinde bu fiil açık ve kesin olarak gerçekleşmiş bir durumdur. Zamana bağlı olarak bunun değişecek bir durumu kalmamıştır. Geçmiş fethedilmiş açılmış olduğundan üretim yenilik ancak geleceğe yönelik olur. bu nedenle geçmişten alınan şey temel için gereklidir. Yoksa yenilik ve lezzet ifade etmez. Bu şekilde insanın geçmişini bir tecrübe ve deneyim alanı, geleceğini de bir fetih kulvarı olarak görmesi gerekir.

MUZARİNİN ZAMMI

Muzarinin harekesinin zamme olması eldekinin iyi değerlendirilmesi gerektiğine dair latif bir mesajdır. Yani bu noktada her şey zammedir. Ona göre fetih olacak şeyler yapın demektir. Muzari fiilinin harekesi merfudur-zammedir. Zam, eklemek ve ziyadeleştirmek demektir. Zam fiyat artışı anlamında kullanıldığı için mevcut çağrışımı iyi değildir. Fakat gerçekte zam ilave bir şeyi eklemektir. İşte bu nedenle muzari fiilinin son harekesi zammedir. Yani bu fiilde zam vardır ilaveler vardır onu ortaya çıkarın on alın demektir. Bu şekilde sadece maziye takılıp kalan hayatına bir şey ilave edemez. Sadece var olanı korur ve ihya eder. Her bir güzel ve faydalı ilave de tecdit eder.

Muzari fiilinin harekesi zammedir. Yani hayatınıza zam yapın değerini artırın sürekli ilave şeyler yapın. Sahip olduklarınızın fiyatlarına sürekli zam yaparak zamana karşı değersizleşmesine engel olun. İşte ümmet içinde bazı kimseler eldeki mirasa zam yapılmasına izin vermiyor.

AKSİ DEĞİL ALTERNATİF OLMAK

İnsan halife olarak yaratıldığı için muhalefeti sever. Fakat dikkat etmesi gereken önemli bir husus vardır. İnsan sırf muhalefet ederek aksilik etmemelidir. Bir alternatif bir seçenek ortaya koymalıdır. Müslüman alternatif olacak şekilde davranmalıdır. Sırf Aksilik etmek alternatif ortaya koyamamak bir Müslümanı itici yapar. Toplumdan soyutlanmasına sebep olur.

İNSAN HALİFE Mİ MUHALİF Mİ?

İnsan halifedir. Dolayısıyla muhaliftir. Ama neye muhalif neye halife olacağını iyi ayarlamalıdır. Müslüman kötüye ve kötülüğe muhalif iyiye ve iyiliğe halifedir. Marufu sahiplenir münkere muhalefet eder. İşte bu şekilde iş tam ve tamam olur.

Abdulhakim Sonkaya | İnzar Dergisi | Aralık 2017 | 159. Sayı
 


 
14-12-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.