Hikmet Kâseleri - 2

Abdulhakim Sonkaya
Acayip, bir şeyi sıra dışı görüp ona hayret etmektir. Acayip; insanın mevcut kapasite ve standardına göre anlayamadığı ve alışık olmadığı şeydir
ACAYİP VE UCUB

Acayip, bir şeyi sıra dışı görüp ona hayret etmektir. Acayip; insanın mevcut kapasite ve standardına göre anlayamadığı ve alışık olmadığı şeydir. Aynı kökten gelen “ucub” da insanın kendini beğenmesidir. Müslümanlar ucub korkusundan acayip şeylerden mahrum durumdadır. Çünkü insan kendisine veya başkasına ait bir esere, bir üretime hayretini ve şaşkınlığını belli ettiğinde bu durum insanlar tarafından bir tür “ucub” yani kendini beğenmişlik olarak telakki edilir. Bu da acayip şeylerin ortaya çıkmasına engel olur. Oysa Kur’an’ın bir ismi “acep-acayip” tir. Çükü Kur’an-ı Kerim insanları hayretler içinde bırakır. Onlar için acayiplikleri ortaya koyar. Cinler, “biz acayip bir Kur’an işittik…”(Cin:1) dediler. Çok ilginç varlıklar olan cinler bile Kur’an’a “acayip” ismini verdiler. Yani Kur’an-ı Kerim onlara dahi çok acayip geldi. Ama Müslümanlar bu acayiplikleri müşahede etmekten ve itiraf etmekten çekiniyor. Bu acayipliği ortaya koymanın ve bunu ifade etmenin bir tür “ucub-kendini beğenme” olacağını zannediyor. Bu da Müslümanların Kur’an-ı Kerim’in acayipliklerine karşı hem mahrum hem de cimri olmalarına sebep oluyor.

ALLAH YOLUNDA ÖLMEK-ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLMEK

Kim Allah yolunda çalışır O’nun dini uğrunda mücadele ederse ve bu hal üzere ölürse Allah yolunda ölmüş olur. Kim Allah rızası için çalışır, İslam’ın mukaddesatını savunurken öldürülürse o da Allah yolunda öldürülmüş olur.

Allah yolunda öldürülmek insanın elinde değildir. Ama Allah yolunda ölmek insanın gayret ve ameline bağlıdır.

Nice büyük âlim ve zat yaptığı büyük çalışmalarla Allah yolunda öldürülmemiştir ama Allah yolunda ölmüştür. Bu duruma dikkat etmek gerekir.

HABLULLAH

Hablullah, Allah’ın ipi diye ifade ediliyor ama aslında “Allah’ın halatı” manasındadır. Öyle ya insana güven gelsin diye Hak Teâlâ insan için sarkıttığı kurtarma aracına “ip” değil “halat” ismini vermiştir ki insan gönül rahatlığıyla buna tutunsun. Fakat oruçta imsak için “fecirden beyaz ip siyah ipten belli oluncaya kadar yiyin…” buyrulmuştur. Neden burada halat değil de ip zikredilmişti? Çünkü ip hassasiyeti ve inceliği ifade eder. Buna göre kurtarma aracı olarak geçtiğinde ip, halat olarak zikredilir ki insan paniklemesin, tereddüt etmeden halatı rahatça görüp güven içinde ona tutunuversin. Buna karşılık hassasiyet ve hikmet gereken yerlerde bu “ip” olarak zikredilmiştir.

HAZRET-İ HUZUR

Huzur, insanın içindeki gönül rahatlığıdır. Bu da hazretle alakalıdır. Hazret, insanın dileği ve hazır olmasını istediği ruh ve manadır. Onun için ashap ve büyük zatlar için “hazreti…” ifadesi kullanılır. Bu ifadeyle bunların ruhlarının insana huzur ve himmet vermesi amaçlanır.

İnsanın huzuru hazırlıklı olmasına ve bir hazretten feyiz almasına bağlıdır. İnsan hazret-i huzura yani huzurun hazır olup gelmesine şiddetle muhtaçtır. Mutluluğun sırlarından birisi de budur.

ASANLA VUR ASANI BIRAK

Allah (cc) bazı ayetlerde “asanla vur” (Bakara:60) bazı ayetlerde de “Asanı bırak” (Araf: 117) buyurmuştur. Örneğin sihirbazlara karşı “asanı bırak” buyururken denize ve taşa “asanı vur” diye buyurmuştur. Demek ki asayı yerine göre kullanmak gerekir. Taş serttir. Deniz buhranlıdır. Asa orada vurulur. Ama sihirbazlara karşı sadece bırakmakla yetinmek gerekir. Zira burada hücceti göstermek yeterlidir. Buna mukabil taşlaşmış hallerde hücceti sultanla göstermek gerekir. 

ALLAH’IN ELİ YUMRUK DEĞİL

Yahudiler, "Allah`ın eli yumruktur" dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah`ın elleri açıktır, dilediği gibi verir…”(Maide:64). Hak Teâlâ iki elinin açık olduğunu buyurarak hakikatte bize şunu demeye getiriyor, benim iki elim de açıktır. Onlar yumruk değildir. Açılmış olan elden korkmayın. Zira o el rahmetin, bağışın, cömertliğin ve şefkatin elidir. O el sizi okşamak, sizi bağışlamak ve size vermek için sonuna ve de sonsuza kadar açıktır. Ama siz o eli yumruk olarak hayal ediyorsunuz. Haşa o elin tutuk olduğunu söylüyorsunuz. Bu sizin kendiniz hakkında zannınızdır.

DÜZELTME HAREKETİ VE DÜZ ETME HAREKETİ

Tesviye; hem düzeltme ve eşitleme hem de düz etme manasındadır. Allah (cc) “yaratır ve tesviye der”(A’la:2).

Hayatta düz etme değil düzeltme esas olmalıdır. Fakat düzeltme mümkün olmadığında, zemin çok bozuk olduğunda burada düz etme bir seçenek olarak her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

Hayatta mutlak manada müsavat yani tesviye hayatı düzeltmez, düz eder. Oysa biz biliyoruz ki dünyada dağlar da var düzlükler de. Demek ki düz etmek değil düzeltmek esastır. 

Hayatta mutlak tesviye olduğunda herkes müsavi-eşit olur. Bu da her şeyin dümdüz olduğu anlamına gelir. Bu da düzeltme değil düz etme hareketidir.

YATAY VE DİKEY İSTİKAMET

Sırat-ı müstakim” dosdoğru yol demektir. Yol yatay istikameti ifade eder. Yatay istikamet insanı muradına erdirir. Ama bir de dikey istikamet vardır ki bu da insanı yüceltir.

Yatay istikamet elifin yatay, dikey istikamet ise dikey halidir. Elif yatay olduğunda istikametli bir yol, dikey olduğunda ise miraçtır. Buna göre insan yatay olarak istikamet ederken dikey olarak istikametini bulur.

NEDEN “PEYGAMBERİN(SAV) MİLADI” DEĞİL DE “PEYGAMBERİN (SAV) SİYRETİ” ?   

Normalde doğum için “milat” tabiri kullanıldığı halde Ümmet-i Muhammed, peygamberinin doğumu için özellikle bu ifadeyi kullanmaz. Bunun yerine benzer anlamı olan “siyret-i nebeviye” tabirini kullanır. Yani ümmet, Peygamber (sav) için “Peygamberin Miladı” tabirini kullanmayı uygun görmemiştir. İyi ama neden?

Milat; vasıfsız ve doğal bir doğumu ifade eder. Bu daha çok biyolojik bir hadisedir. Milattan sonra doğan kişinin asli siyretine yani suretine uygun bir gelişme seyri izleyeceği açık ve kesin değildir. Bunun doğumundan sonra nasıl bir durumda olacağı, nasıl bir seyir izleyeceği ancak sonradan anlaşılır. Buna karşılık siyret; sahibinin bir süreç içinde kemale ermesini bir vizyon ve hedef sahibi olmasını ifade eder. Buna uygun bir tekâmül seyri izlemesini anlatır.

Milat, bir doğumdur. Sonraki seyri meçhuldür. Kemale erebileceği gibi nakıs da olabilir. Siyrette ise prematüre olma ihtimali yoktur. Buna karşılık milatta bu durum ihtimal dışı değildir. Yani bir insan doğduktan sonra da yapı olarak istenen gelişim seviyesinde olmayabilir. Ama siyret için bunun tamama ermesi beklenir.

PEYGAMBERE SEYİRCİ OLMAK DEĞİL ONU SEYİR İLE İZLEMEK

Siyret ile seyir aynı köktendir. Bu nedenle Allah(c.c): “Yeryüzünde niye gezmiyor, seyretmiyorlar ki (efelem yesiru), akıllanmalarına sebep olacak kalpleri, işitmelerini sağlayacak kulakları olsun. Unutulmamalıdır, gözler kör olmaz; ama sinelerdeki kalpler körelir” (Hacc:46) buyurur. Ayette basiretle, ibretle yapılan yolculuk “Seyr” olarak isimlendirilmiştir. O halde mü’min, daima seyir halindedir. Hayatında durağanlığa ve atalete yer yoktur. Onun seyri kendi siretiyle (doğumuyla) başlar. Peygamberinin siyretiyle (doğumuyla) mana ve kıymet kazanır. Yine Nebinin siyeriyle (sünnet) sonsuza uzanır. Her seyir bir siyret (doğum), her siyret bir seyirdir, yolculuktur.

Peygamber (s.a.v)’in siyretini takip etmek onu adeta seyretmek ve onu seyir ile takip etmektir. Ona seyirci olmak için değil ona nazar edip örnek almak için Peygamberin siyreti idrak edilir.

Bazıları adeta Peygambere seyircidir. Onu seyir ile takip etmez. Şimdi siyret-i nebeviye mevsimini böyle anlamak ve bu amaçla ihya etmek gerekir.

PEYGAMBERİN ADETA SURETİNE BÜRÜNMEK

Allah(c.c): “Musa’ya asanı bırak.” buyurdu. O’nu bırakınca yılan oluverdi. Bunun üzerine Allah(c.c): “Onu tut ve korkma. Biz onu, önceki siyretine-aslına döndüreceğiz” (Taha:19-21) buyurdu

Siyreti nebeviyi idrak etmek, onu anlamaktır. Onu anlamak da siyretini yani şeklini ve şemailini kazanmaktır. Adeta onun suretine bürünmektir. İlk suretine kavuştuktan sonra insanlara da ilk suretlerini kazandırmaktır. Siyret sırrına vakıf olmayan kimse hiçbir şeyi asıl suretine çeviremez. Eğer siyreti anlarsa yılanı bile eline alsa onun elinde asaya dönüşür.

PEYGAMBERE SALAT, ONSUZ KENDİNİ SOĞUK HİSSETMEKTİR

Salat, genel manada dua demektir. Özel de ise beş vakit farz namazıdır. Bunun yanında Allah (CC) “peygambere salat edin” buyurmuştur.

Salatın bir manası da ateşe yaslanmaktır. Peygambere salat etmek onun sevgisini ve sıcaklığını hissetmektir. Ona karşı haşa soğukluktan kurtulmaktır. Bu nedenle Peygamber (sav),“Cimri, yanında adım anıldığı halde bana salât getirmeyen kimsedir.” Tirmizî, Daavât, 101) buyurmuştur. Gerçekten cimri kimse tatsızdır ve insanlarla soğuk bir kimsedir. Vefasızdır. Takdir etmeyi ve şükretmeyi unutur. 

Peygambere (sav) salat getirmeyen kimse soğuktur. İçten ve samimi değildir. Bu da onun her haline yansır. Hayatından lezzet almaz, itibar kazanmaz. Her daim soğuk ve titrek kimsedir. Her şeyden nem kapar. Daima endişe ve huzursuzluk içindedir.

PEYGAMBERE SALAT ETMEYENİN KUYRUĞU UZAR

Salatın bir manası da kuyruk sokumudur. Allah (cc) insanı şerefli kılarak onu kuyruksuz yaratmıştır. Fakat o kuyruğun yerini de bırakmış ki insan bu fazlın kıymetini bilsin. İşte salat insana bunu hatırlatır. Yani insanın kuyruksuz olmasına karşı Allaha ve peygamberine karşı bir minnet ve şükran borcudur. İnsan Allah için salat-namaz kılmalı, peygambere salat etmelidir. Ancak böyle o kuyruktan kurtulur. Bu nedenle Kur’an-ı kerimde geçen günah anlamındaki “zenb” lafzının bir anlamı da kuyruktur. İnsan günahlarından kurtularak Azad olur. Kendisine yük ve bağ olan şeylerden kurtularak hafifler. Buna göre günahkâr insan kuyruğundan kurtulamayan insandır. Bu da insana zillet ve rezalettir.

Peygambere salat etmeyen kimsenin insan olma onuru zarar görür. Adeta kuyruğu uzar. Bu nedenle peygamber (sav)  "Ben yanında zikredildiğim zaman bana salât okumayan kimsenin de burnu sürtülsün!" (Tirmizi, Da`avat 110)  buyurmuştur. Çünkü salat etmediğinden rezil olarak adeta kuyruğu uzar.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
 
17-04-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.