Hikmet Kaseleri - 19

Abdulhakim Sonkaya
İnsan hacda “Lebbeyk” diyerek buraya gelmek ve burada ikamet etmek için her türlü mahrumiyete katlanacağını ilan eder. Lebbeyk de “Lübb”ten gelir. Lübb; hem bir şeyin özü, ortası, hası hem de “çağrıya icabet etmek” manasındadır. Hacceden kimse “Lebbeyk” dediğinde aslında şunu demeye getirir: “Ya Rabbi senin çağrına icabet ettim, Senin için buraya geldim. Beni Lübb olarak geri gönder.
HACCIN AMELİ HAREKETLERİ

TELBİYE

Hacda “Lebbeyk!” nidasına “Telbiye” denir. Neden hacda “Lebbeyk!” diye nidada bulunulur?

İnsan hacda “Lebbeyk” diyerek buraya gelmek ve burada ikamet etmek için her türlü mahrumiyete katlanacağını ilan eder. Lebbeyk de “Lübb”ten gelir. Lübb; hem bir şeyin özü, ortası, hası hem de “çağrıya icabet etmek” manasındadır. Hacceden kimse “Lebbeyk” dediğinde aslında şunu demeye getirir: “Ya Rabbi senin çağrına icabet ettim, Senin için buraya geldim. Beni Lübb olarak geri gönder. Öz olmuş, özelleşmiş, has olmuş olarak gönder. Senin için buraya geldim. Sen de beni kendine ait olarak geri gönder. Ben ‘Lebbeyk` diyerek buraya geldiğimde Senin için geldim ve ben bununla yetinmek istemiyorum. Artık her türlü yükümden kurtulmuş, üzerimdeki yükleri ve sıkıntıları atmış olarak Sana ait olmak istiyorum.” Lübb olmak; kabuğundan sıyrılarak öze varmaktır. Mahrumiyetten mevcudiyete, haramdan hürriyete ermektir.

Haccın bulunduğu mekân haram, korunmuş ve mahrum olmalıdır ki bu vecibenin ifası sırasında insana tesir edecek, ona kabuk olacak hiç bir şey söz konusu olmasın. Aksi takdirde insanın “Lübb olması” süreci sekteye girer.

Lebbeyk nidası hem çağrıya icabet etmek hem de öz olmaktır. Bunu tekrar tekrar söyleyen kimse kabuğundan kurtularak kendi kendisinden kurtulmayı umar. Bu da onun kendi kendisinin ortağı olmaktan kurtulmasıdır. Bu nedenle “Lebbeyk” nidasından sonra “Senin hiçbir şerikin yoktur ey Allah`ım” nidası tekrarlanır. Çünkü öz olmak özü gürlüktür özgürlüktür. Artık her şeyi kabuksuz görmektir. Marifete ererek her şeyi ve herkesi özüyle müşahede etmektir. Yani “Lebbeyk” haccın bütün sırlarını, amaçlarını ve hedeflerini içinde taşıyan bir tılsımdır. Bu nedenle Lebbeyk denilen yerin haram olması, mahrum olması gerekir ki oraya gelen “Lübb-öz” haline gelsin, Lebîb olsun. Akıl, hikmet, marifet ve hitabet sahibi olsun.

TAVAF

Dünyada tavaf etme şeklinde bir ibadeti olan tek Din İslam`dır. Bilindiği üzere Hacc`da Kâbe tavaf edilir. Ayrıca Kur`an-ı Kerim, Müslümanların birbirlerini ziyaret edip birbirlerine hizmet etmelerine de “tavaf” adını verir. (Nur:58)

Tavaf; hayalet, bir şeyin etrafında dönmek ve taşmak gibi manalara da gelir. Bu nedenle tufan ve taife de aynı kökten gelir. Çünkü aynı yere sürekli akan su sonunda taşarak tufana dönüşür. Bir hedef doğrultusunda birbirleri etrafında koordineli bir şekilde dönen, bütünleşen bir gruba da “taife” denilmiştir.

TAYFALARIN TAVAFI

Gemide türlü işlerde çalıştırılan sefer işçilerine tayfa denilir ki bu da tavaftan gelir. Bunlara neden bu isim verilmiştir? Çünkü geminin bir yörüngesi vardır. Bir feleği vardır. O da tavaf eder yani. Bu nedenle gemide hizmet edenlere tayfa denir. Bunlar geminin sağlıklı bir şekilde seyretmesine yani rotasında tavaf etmesine izin verdikleri için bu ismi almışlardır. Eğer tayfalar beraber ve koordineli hareket etmezlerse gemi feleğini şaşar. Rotasından çıkarak meçhule gider.

HAYALETLERİN TAVAFI

Neden tavaf aynı anda hem “ziyaret” hem de “hayalet ve kâbus” manasına gelir. Çünkü insan bir hedef ve amaç doğrultusunda kendisini odakladığında kendini aşabilme noktasına gelir. Bu durumda insanda bir taşma hali oluşur. Bu da maddi olarak gözle görünmez olduğundan ancak “hayalet” olarak ifade edilmiştir. Müslümanlar birbirlerine yardım etmek ve hizmet etmek istediklerinde bunu halis bir amaç ve niyetle yaptıklarında kendilerini aşmış olurlar. Taşkın hale gelirler. Bu da karşılarında olanlar açısından bir hayalet ve kâbus olarak görünmelerine yol açar. En sonunda da fark edilmeden ve beklenmedik bir şekilde tufan olup her tarafı etkileri altına alırlar. Hayalet tayfa olurlar.

TAİFELERİN TAVAFI

Tavaf etme mucizesine sahip olan Müslümanlar ne kadar taife ve fırkalara bölünürse bölünsünler sonuçta aynı yöne doğru akıyorlar. Her taifenin bir akım oluşturma kapasitesi var. Bütün bunlar aynı noktada tavafta birleşerek adeta tufan oluştururlar.

Müslümanlar tavaf etme mucizesine sahiptir. Tavaf edecekleri özgür bir evleri var. Yani dışarda ve açıkta kalmaları söz konusu değildir. Müslümanlar tayfa tayfa olsalar bile heybetleri kaybolmuyor. Çünkü tavaf etmenin sırrıyla Hak Teâlâ her taifeye hayalet misali bir heybet ve etki vermiştir.

TAVAF DAİRESELDİR

Tavaf, dairesel bir harekettir. Bir merkez etrafında dönmektir. Dairesel hareket özgürlüğü kısıtlar. bir merkez etrafında dönmek, insanın kaçmasını önler. Dairesel hareket feleğinde dönmektir. Feleğini şaşırmamaktır. Nizam ve düzendir.

MERKEZKAÇ TAVAFI

Merkezkaç kuvveti bir merkez çevresindeki dönme hareketinde, cismi merkeze doğru çeken kuvvete merkezcil kuvvet, bunun ters yönünde ve eşit şiddette cismi merkezden uzaklaştırmaya çalışan kuvvete de merkezkaç kuvveti adı verilir. Kâbe etrafında dönen insan bazen hep orada kalmak bazen de merkezden kaçmak ister. Dairesel hareketten doğrusal harekete geçmek ister. Özgürlüğünü talep eder. İşte bu da sa`ydir.

SA`Y

Sa`y mesaidir. Çizgisel ve doğrusal bir hareket tarzıdır. Tavaftan sonra sa`y vardır. Mesai vardır. İnsan yorulma ve emek sarf etme pahasına da olsa mesaiyi sever. Özgürlüğü sever. Bu nedenle hacda sa`y vardır. Bu, tavafın aşkından sonra yapılan özgür bir mesaidir. Ama sa`y de safa ile Merve arasındadır.

Sa`y safa ile Merve arasında olur. “Gerçekten Safa ile Merve Allah`ın alâmetlerindendir”(Bakara:158) buyrulur. Merve müennestir. Merve kıvılcım saçan parlak kaygan taşlar manasındadır. Ayrıca Merve mürüvvetle de alakalıdır. Mürüvvet, mertlik ve erdemlik demektir. Safa düz ve sert kayalık zemin demektir. Bir daha dünyanın toprağına kanmaması gerektiğini ifade eder. Ayrıca “safa” bulanıklık manasındaki “kederin” zıddıdır.

Sa`yın yani mesainin bir ucunda ateş çıkaran bir kıvılcım, bir ucunda da safa yani kederden bulanıklıktan kurtulma vardır. Burada yine aşk ve özgürlük dengesi vardır. Ama burada hareket düzdür. Yuvarlak değildir. Bu da insana farklı bir haz değişik bir tat veriyor.

VAKFE

Vakfe: "durmak, ayakta dikilmek, şüphe, duraksama, yaya sarılan kiriş" gibi anlamlara gelen vakfe, dinî bir kavram olarak, hac yapan kimselerin, belirli vakitte Arafat ve Müzdelife`de durmasını ifade eder.

“Durmak” manasına gelen “vakfe”, tecvit ilminde: “Nefesle birlikte sesin kesilmesine” denir. Vakf, kelimenin sonunda yapılır. Kelime ortasında kesinlikle yapılamaz. Demek ki bazen insanın soluklanması nefeslenmesi gerekir ki kıraat tam olsun. Mahreçler, sesler, harfler tam olsun. İşte hayat böyledir. Vakfe olmadığında soluklanma olmadığında her şey gözden kaçar. İnsan gördüğüne vakıf olamaz. Nefesini dengeleyemediği için nefis şeylerin farkına varmaz. Vakfe durmak değildir. Dinlenmektir. Nefesini güçlendirmektir. Tefekkürle nazar etmektir.

Kıraatte vakfe nefes tazelemektir. Aldığı nefis güzellikleri içinde tutup yenilerini istemektir.

Bu manada hacda Arafat`ta vakfe aslında statik değil dinamik bir haldir. Nefes kesen iç ve dış güzelliklere karşı soluklanmaktır.

FEYİZ

Allah (cc) “Arafat`tan feyizle indiğinizde…”(Bakara:198) buyurur. Buna göre haccın bir hareketi de feyizdir.

Cehennemdekiler, cennettekilere: "Bize sudan Feyiz verin..." diye seslenirler. (Araf:50). Feyiz, suyun çoğalarak taşmasıdır. Buna ilaveten feyiz, sahip olduğu hayır ve bereketin insanın dışına taşmasıdır.

Feyiz, ruh ve mananın ihracıdır. Birileri feyiz alır, birileri bu feyzi talep eder. İnsanlar ancak nefs cehenneminde olduklarında feyize ihtiyaç duyar. Bu nedenle Cehennemdekiler, cennettekilere: "Bize size verilen sudan Feyiz verin..." diye seslenirler. (Araf:50).

Hacılar Arafat`ta vakfeden feyiz alır. İçlerindeki ateşi serinletecek cennetten bir feyiz alırlar. Bu feyiz sayesinde hem kendilerine hem de başkalarına serin ve selam olurlar.

ZİKİR VE ŞUUR

“…Arafat`tan indiğiniz zaman Meş`ar-i Haramda (Müzdelife`de) Allah`ı zikredin…” (Bakara:198) buyrulur. Meş`ar şuurun olduğu mekândır. Arafat`ta marifet elde edildikten sonra şimdi burada şuur ve bilinç elde edilir. Arafat`taki vakfe gündüz, buradaki vakfe ise gecedir. Gece burada geçirilir. Çünkü vakfe vukuftur. Görmeyi gerektirir. Marifet ehli göz ehlidir. Onlar temaşa eder. Gördüklerinden haz alır, mana çıkarırlar. Çünkü burası şuur yeridir. Şuur da görünenden soyut olmalıdır. Ön yargıdan uzak olmalıdır. İnsanın kendi âleminde sadece kendini müşahede ederek Hakkın marifetini kendinde görerek zikreder. Burada zikir sadece hatırlama değil anmaktır. Hakkın minnetine karşı şükranlarını dile getirmektir. Burada insan tefekkür eder. Şuur ve bilinç sahibi olur.

TAŞLAMA

Şeytanın taşlanması sırasında atılan küçük taşlara “cemre” adı verilir. Kelime manasıyla cemre aynı zamanda “kor ateş” demektir. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Cemrelerle şeytanı taşlayan hacı adayları bu şekilde içlerinde ateş ve su dengesini sağlamış olurlar. Ateş onlara serin ve selam olur. Orada bulunan makamı İbrahim`e yükselmiş olurlar.

Taşlama, bazen dolaylı olarak söylenen hafif sözdür. Şeytan taşlamaya gelmez onu hakikaten taşlamak gerekir. İnsan cemrelerle şeytanı recmederek onun cürmünden korunmuş olur. Şeytanı kendi ateşiyle defeder. Cürmüyle onu yakar. Ona ancak cürmün kadar yer yakarsın denilmiş oluyor.

Büyük şeytan büyük haccın yani büyük hedefin, nihai hedefin önündeki engeldir. Küçük şeytan ise küçük haccın umrenin önündeki engeldir. Buna göre Allah`ın halifesi ve kulu olarak insanın hem nihai ve büyük hedefleri olacak hem de dünyaya yenilik getirecek kısa vadeli hedefleri olacaktır. Bu nedenle hem büyük hem de küçük şeytan taşlanır. Ayrıca orta şeytan da taşlanır. Böylece şeytanın hem büyük hem de küçük hedeflerin önünden çekilmesi sağlanır. Orta şeytan da bu ikisi arasında gidip gelir. İnsanı sadece birine mahkûm eder. İnsanın içine vesvese koyarak ikilem içinde bırakır.

TIRAŞ

Tıraş saçların kesilmesi veya kısaltılmasıdır. Saç, şaardır. Yani meşarın bir anlamı da saçların kesildiği yerdir. Şaar saçtır ve şuurla alakalıdır. İnsanın şuuru saçları gibi tel teldir. Hacda saçını tıraş ederek yeni, taze ve canlı bir şuur istediğini ifade etmiş olur.

KURBAN

“Ta ki kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar; Allah`ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O`nun adını ansınlar. Siz de onlardan yiyin, yoksulu, fakiri de doyurun.” (Hac:28) - Kurban yakın olmak akraba olmaktır. Bütün bu ameli hareketlerin sonunda insan muradına akraba olur. Muradının akrebi değil akrabası olur. Artık muradıyla akrabadır. “Müsabaka edenler var ya işte onlar mukarrebtir.”(Vakıa:10-11) yani hedeflerine ve muratlarına Akraba olmuşlardır. Çünkü yarışmanın-koşmanın sonu hedefine ve muradına akraba olmaktır. Yakın olmaktır. İşte bunun bir nişanı ve kutlaması mahiyetinde kurban kesilir. Bundan fakire ve yoksula yedirilerek bunun üzerinden onlarla bir tür akrabalık kurulmuş olur.

Abdulhakim Sonkaya | İnzar Dergisi – Eylül 2017 (156. Sayı)
 


 
21-09-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.