Hikmet Kaseleri - 16

Abdulhakim Sonkaya
İnsanın bedeninin büyük bir bölümü sudan müteşekkildir. Onun tabiatı, ahlakı suyunun mahiyetini doğrudan etkiler. Eğer insan, adilse suyu mutedildir; gerektiğinde serin, gerektiğinde sıcaktır. En vasat ve en mutedil tabiat Müslüman kimsenin tabiatıdır. Ahlakı yüce olduğu için Müslüman`ın kimyası sağlam ve dengeli bir terkibe sahiptir.
ESMA-İ NAR

Cehennemin Kur`an-ı Kerimde geçen farklı isimleri vardır. Bunların her biri insanın zaafının ve meylinin bir yönünü temsil eder.

CAHİM

Cahim`in bir anlamı düşük yerdir. İnsan kendi kıymetini bilmedi mi düşük yere iner. Bu nedenle insanın cahimden korunabilmesi için kendi takvimini, izzetini kendisine tevcih edilen emanetin kıymetini bilmesi gerekir.

Cahim, kızarmış ve kanlanmış olan gözlerin de ismidir. Bu da ayrı bir manadır. Siyahı siyah, beyazı beyaz olunca gözler güzeldir. Fakat gözün kanlanması hem basireti etkiler hem de insanın cemalinde bir sorundur.
İnsanın gözü neden kanlanır?

Belli başlı sebepler şunlardır:

-Göz kuruluğu: Göz kuruluğu gözün cilalanmamasından kaynaklanır. Gözün cilası onun nurlanmasıdır. Göz nuru güzelliklere sahip olmak, bunları müşahede etmek ve bunların olması için azim sahibi olmaktır.

-Gözyaşı kanalının tıkanıklığı: gözyaşı rahmettir. “Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz…”(Necm:60) buyrulur. Ekilen Toprağa yağmur gerekir. Yoksa nasıl yeşersin. Yağmurun yağması için de göğün önce kapanıp hüzünlenmesi sonra da gözyaşı dökmesi gerekir. Aksi takdirde sadece güneş yakar sadece yağmur boğar. Her zaman gülmek kalbi öldürür.

Gözyaşı kanalı kuruyan kimse gaddardır. Gözleri kanlanmıştır. Gözünü kan bürümüştür. Kinli ve öfkelidir. Her kötülüğü yapacak hâle gelmiştir. O kini o öfkeyi söndürecek damlalar da gelmeyince o ateş nasıl sönsün. O kötülüğü o kiri temizleyecek damlalar gelmeyince nasıl arınsın. Bu nedenle Peygamber (sav)"Allah korkusu ile gözünden yaş akan mümini, Hak Teâlâ ateşten koruduğu gibi, ateşi de onun nurundan korur." [İbni Mace] ``Allah`ın, himayesinden başka hiçbir himayenin bulunmadığı kıyamette, himayesine aldığı yedi kimseden biri de, yalnız iken Allah`ı anıp gözünden yaş akan kimsedir.``[Buhari)buyurmuştur. İşte bu şekilde gözyaşları hem arındırır ve cilalar hem de söndürür.

Cehennemin bir ismi cahimdir.

İnsan kendi izzetinin farkında olursa

Hak Teâlâ gibi rahmeti kendisine ilke edinirse

Gözlerini Kur`an`ın nuruyla cilalarsa

cahimden korunur.

CEHENNEM

Cehennem en çok bu isimle zikredilmiştir. Cehennem çok derin kuyu demektir. Derinlik dikey uzaklıktır. İnsan daima yükselmeyi, aziz olmayı esas almalıdır. Süfli şeylere tamah eden herkes dibe vurur. Dibe vurulan yer de cehennemdir.

İnsan derinlikteyken iman, umut ve tövbe ile her zaman yüzeye çıkar. Bir el gelir onu çıkarır.

Cehennem dipsiz kuyudur. Belirsiz ve şüpheli şeylerden uzak durmak gerekir. Basiret sahibi, nur ehli kimselerden olmak gerekir.

Dibe vurmak kaybedecek bir şeyi kalmamaktır. Bu da insana tekrar ruh ve enerji verebilir. Onu umutlandırabilir. Bu nedenle cehennem umut sahiplerinin değil karamsarların müblislerin mekânıdır(En`am:44). Demek ki dünyada dibe vurduğunda kendini kötü gören herkes aslında bir tür cehennem hali yaşıyor.

Cehennem atıl kuyuya düşmektir. Kuyuda su vardır. cehennem ise ateştir. Bu ilginç bir durumdur. “Nice bomboş atıl kalmış kuyular…”(Hacc:45). Salih ameli olmayan insan, içine akan suyu tutmayan o kuyu gibidir. İçine ne kadar su aksa da bu su kuyuda bulunan boşluklardan akarak yerin içinde kaybolur. Bu nedenle içi serinlemez, ateşi dinmez.

Su tutmayan kuyudan hayır ve bereket çıkmaz. O kuyudan kimseye fayda gelmez. Böyle kuyulara ancak çöp ve leş atılır. İşte cehennem kendini dibe vurduktan sonra tekrar canlanmamaktır. Bu sefer o yakıcılığı hissederek canlanır. Cehennem dipsiz bir kuyudur. Kuyuda da esasen su olur. Ama o kuyu dibe vurmanın yakıcılığını hissettirirse o zaman ateş olur cehennem olur.

HAMİM

Cehennemin bir ismi de Hamimdir ki Humma hamam bununla aynı köktendir. Hemim ise hem kaynar su (Hacc:19) hem de sıcak ve samimi dost manasındadır.(Şuara:101). Buna göre hemim; aynı anda birbirine zıt iki manaya gelmektedir. Bunun hemame yani güvercinle alakası acaba nedir?

Ateşli hastalığa da humma denir. Hak Teâlâ insanı ünsiyet kursun, samimi olsun diye onu insan olarak yaratmıştır. Buna göre insan dost canlısı hamim olmalıdır. O zaman bu sıcaklık ona sevgi ve muhabbet olur. Aksi takdirde hamim kaynar su olur. Aynı şekilde insan temizlensin diye hamama gider. Lakin haddini ve hududunu bilmezse bu ona humma olur. Sıcaklık ona ateş olur sıtma olur.

İnsanın bedeninin büyük bir bölümü sudan müteşekkildir. Onun tabiatı, ahlakı suyunun mahiyetini doğrudan etkiler. Eğer insan, adilse suyu mutedildir; gerektiğinde serin, gerektiğinde sıcaktır. En vasat ve en mutedil tabiat Müslüman kimsenin tabiatıdır. Ahlakı yüce olduğu için Müslüman`ın kimyası sağlam ve dengeli bir terkibe sahiptir. Nerde suyunu ısıtacağını nerede serinleteceğini gayet iyi bilir. Müslüman, hemimdir; bazen dost manasında hemim, bazen de kaynar su manasında hemim. Yani ekseriya güvercin, bazen şahin.

Güvercin, hemamedir. Daha çok dost manasındaki hemimi çağrıştırır. Hemame görüntüsüyle ve tabiatıyla sevgiyi ve sevecenliği temsil eder. Hemame; zariftir, aşkın sembolüdür. Fakat aşk aynı zamanda özgürlüğü gerektirir. Bu nedenle her hemamenin yani güvercinin içinde bir şahin vardır. Yani hemim içinde hamim.

Peygamber Efendimiz(sav) hicret ederken mağaranın kapısında güvercin yuva kurdu. Bu, cahillere bir mesajdı ve şunu demeye getiriyordu; “Bana sevgiyle, imanla yaklaşırsanız ben size hemim bir dostum. Ben âşık olabileceğiniz biriyim ve lakin kin ve nefretle bana yaklaşırsanız yine Ben size hemim olurum ama bu sefer sizi yakan bir hemim olurum. Ben her durumda hemim`im. İnsanları yakarım; ya âşkımla ya heybetimle. Kim, hangisini isterse bende onu bulur. Ben de onu veririm.”

Güvercin, yani hemame, Hatemülenbiya`nın(sav) çok latif bir mesajıdır. Güvercin görünmek, Müslümanların heybetinden bir şey eksiltmez. Hatta Güvercin görünmek esastır. Çünkü bu, Müslümanlara bir dokunulmazlık sağlar. İz kaybettirir. Onların önünde set olup, onları görünmez kılar. İşte hamimin sırrı budur.

HAMİYE

Ateşin bir ismi de çok sıcak olan, kuşatan anlamında “hâmiye” dir. (Karia:11). Hamiyet; bir şeyi hararetle himaye etmektir. Çünkü hamiyet aynı anda hem hararet hem de koruma anlamına gelir. Bu nedenle hararetin hâkim olmadığı koruma refleksine “hamiyet” denmez. Buna göre insanın hamiyeti güzel şeylere olursa kendisini cehennemden himaye eder. aksi takdirde hamiyet onun anası olur. Onu kuşatır.

Hamiyet hararetten, hararet de cehaletten gelir. Ayrıca cehaletin bir manası da sıcaklıktır. Çünkü cehalet, bilgisizliğin değil, hilmin zıddıdır. Hilm de sakin olmak, öfkeyle ve hararetin tesiriyle hareket etmemektir. Yani serinkanlı olmaktır. Bu nedenle akla da “hilm” denilmiştir(Tur:32). Çünkü aklın-hilmin sağlıklı bir şekilde değerlendirmelerde bulunması, serinkanlılıkla tefekkür etmesi için halim olması gerekir. Bu nedenle hamiyet cehaletten gelir, hilmsizlikten kaynaklanır. Bu nedenle cahiliyenin hamiyeti vardır. Müşrikler, Peygamber (SAV)`e ve ashabına karşı hamiyet göstererek Kâbe`yi tavaf etmelerine mani olmuşlardı. Bu da Müslümanların gücüne gitmişti. “O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, cahiliyet hamiyetini yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva kelimesi üzerinde durdurdu...”(Fetih:26) Ayeti kerime, Hudeybiye günü Müslümanlarla müşriklerin o anki farklı ruh hallerini haber veriyor. Bu da iki kelimede ortaya çıkıyor: Takva ve hamiyet. İşte en güçlü himaye takvanın himaye etmesidir. Cahiliye hamiyeti korumaz kışkırtır ve başıboş hale getirir. Takva; koruma anlamındadır. Fakat hamiyetten farklıdır. Takvada koruma, sağlam fikrî ve hissî temellere dayanır.

Takva, hem kendini hem de karşıdakini korumayı esas alır. Takva bir savunma refleksi değil, tam bir savunma mekanizmasıdır.

Takva, sadece ilaç değil, aynı zamanda koruyucu bir tedbirdir. “Bir dirhem takva (koruyucu önlem), bir kantar ilaçtan daha hayırlıdır” diye bir darb-ı mesel vardır. Buna göre takvada önceden tedbirli olmak, önlem almak çok önemliyken hamiyette böyle bir durum yoktur. Çünkü hamiyet ani bir reflekstir. Tabii burada “anilik” göreceli bir durumdur. Bazen uzun süre devam edebilir.

HAVİYE

Cehennemin bir ismi de haviyedir. “kimin tartıları hafif ise onun anası haviyedir”(Karia:9) ayeti bunu buyurur. İnsanın kimliğine “hüviyet” adı verilir. Hüviyet; derin uçurum, boşluk gibi anlamlara gelmektedir ve hava ile aynı köktendir. Hatta hüviyet ile cehennemin bir adı olan “haviye” bile aynı köktendir. Hakikaten hüviyetin bazen boş ve dipsiz bir zemine dayanabildiği, havadan şeyleri esas aldığı düşünülecek olursa bunun ilgisi, kolayca anlaşılabilir. Buna göre; içi dolu olmayan, bir ağırlık ifade etmeyen bir hüviyet, insanı haviyeye(cehenneme) sürükleyebilir.

İnsanın hüviyeti ağırlığına göre şekillenir. Hafif ve havadan olan, içi boş olan hüviyet sahibine bir kıymet ve ağırlık kazandırmaz ve de onun muvazenede yer almasını sağlamaz. Bu nedenle Allah (cc); “kimin tartıları hafif ise onun anası haviyedir”(Karia:9) buyurur. Yani amel ve sıfat insanın hüviyetini, hüviyeti de onun konumunu belirler.

Hevaya dayalı bir hüviyet, zannedildiğinin aksine insana ve topluma muvazenede bir ağırlık kazandırmaz. Güçlü ve itibarlı bir hüviyete sahip olmadan ne insan ne de onun mensup olduğu toplum, uluslararası muvazenede söz sahibi olur. Hatta varlığı söz konusu olmaz. Mesele illaki bir hüviyet sahibi olma meselesi değildir. Bu, hüviyetin içinin neyle dolacağı meselesidir. Heva ve havayla mı yoksa mana ve kıymetle mi? İnsanlar, içi boş söz ve düşüncelerle hüviyet sahibi olarak muvazenede ağırlık sahibi olabileceklerini zannederler.

İçi boş, hevaya dayalı bir hüviyet mizanda ve muvazenede ağırlık teşkil etmez. Çünkü Allah (cc); “kimin tartıları hafif gelirse onun vatanı uçurumdur, cehennemdir”(Karia:6-7) buyurur. Bu ayetin mefhumu sadece ahirete değil, dünyaya da taalluk eder. Buna göre hevaya dayalı bir hüviyetin hâkim olduğu bir vatan; cehennemdir, uçurumdur. Bir vatanda Hak bir hüviyet hâkim değilse o vatan boşluktadır, temelsizdir ve uluslararası muvazenede gerçek bir ağırlığa sahip olması mümkün değildir.

HUTAMA

Cehennemin bir ismi hutamadır. “Hutame`nin ne olduğunu bilir misin? O, kalplerin içine işleyecek, Allah`ın tutuşturulmuş bir ateşidir. (Hümeze:5-7)

“hutama” da keyfi muamelede bulunan, yediği halde doymak bilmeyen, ölçüsüz güç kullanan kırıp döken kimse manasındadır.

Nihayet karınca vadisine geldiklerinde bir karınca, ‘Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi kırmasın-hutama etmesin` dedi.(Neml:18).

Karınca kendi topluluğuna “sizi kırmasın” dedi. Oysa burada zahiren uygun olan karıncanın; “sizi ezmesin” demesiydi. Zira kırılmak sert ve katı eşya için söz konusu olan bir durumdur. Canlılar ise ancak ezilir, kırılmaz. Buna rağmen karınca neden “sizi ezecek” yerine “sizi kıracak” dedi.

Ayette geçen “yahtimu” kelimesi, ezmek anlamında değil, bütün vecihleriyle sert bir cisimle kırmak, parçalamak manasındadır. Aynı kökten olan “hutama” da keyfi muamelede bulunan, yediği halde doymak bilmeyen, ölçüsüz güç kullanan kimse manasındadır.

Karınca, ezilmekten değil, kırılmaktan korktu. Farkında olmadan ezilmek bu kadar büyük bir sorumluluk ifade etmez. Ama “kırmak” öyle değildir. Bunun yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkiyle, idarede sivil-asker dengesiyle alakalı yönleri vardır. Çünkü kırılma, doğrudan kalbi etkiler. Bu sözüyle karınca, kendi topluluğunun Süleyman(as)`ın idaresine karşı kırılması tehlikesine dikkati çekti. Gerçekten idareci adil olmadığı zaman idare edilenin kalbini kırar. Hakkı unutan yönetici “hutama” olur. Keyfi muamelede bulunmaya, aşırı güç kullanmaya, halkın parasını çarçur etmeye başlar.

SAİYR

Cehennemin bir ismi de sairdir. Sair, bir şeyin ederi ve pahası demektir. Normalde insan çok aziz ve kıymetlidir. Ona paha biçilmez. Fakat kendi kıymetini düşürdü mü kendini fiyatladı mı ona saiyr hak olur. Eğer kendini Hakkın halifesi olarak görür ona göre davranırsa o zaman paha biçilemez olur. Böylece sair cehennemden kurtulur. Demek ki insan kendini fiyatlamayacak. Kendini pazara düşürmeyecek. Yoksa cehennem ona saiyr olur. Onun pahası olur. Orada acı bir şekilde kendi pahasını görür.

SAKAR

Cehennemin bir ismi de sakardır(Müddessir:26). Sakar aynı zamanda şahinin-doğanın bir ismidir. İnsan bir şahin ve doğan gibi aziz, bir hamame-güvercin gibi ince ve zarif olacak. Tabi bu yerine göre olmalıdır. İnsan nasıl ki yerinde hamim olduğu güvercin olduğu zaman bu ona nezaket ve letafet oluyorsa aynı şekilde yerinde ve zamanında sakar-şahin olduğunda da bu ona izzet ve şeref oluyor. İnsan haddini aştığında sakarlığı cehennemde biter. Sakar hafif yaramazlıklardır. İnsan sakardır. Aslında tevbeyle bütün günahları sakar hükmündedir. Affedilir. Ama insan haddini aşar tevbeyi unutursa o zaman günahları büyür ve onu cehenneme sürükler.

“Onu sakara yaslayacağız. Onu ne geri kor ne de bırakır. İnsana susamıştır” (Müddessir:28-29). Sakar insana susamıştır. Eğer insan insanlığının beşeri vasfının hakkını verirse sakar hep ona susamış olarak kalır aksi takdirde insanı içine alır. “sakara sizi meslek yapan nedir diye sordular? Dediler ki namaz kılanlardan değildik. Miskine yediriyor da değildik. Eğlenenlerle birlikte eğlenir dururduk”Müdessir:42-47) işte bunlar dünyada sakarlık hükmünü aştığı için ahirette insanı sakara girdirir.

NAR

Cehennemin bir ismi de nardır. Nar da ateştir. Nar ile Nur aynı köktendir. ‘Nar`daki farklı harf eliftir. O da ülfettir. Sevgidir. Buna göre yerinde ve kıvamında sevgi insanın nar ile ülfet kurmasını sağlar. Böylece ahirette ateş azabından affolunur. İnsan nur ile narı dengelemelidir. Nur ilimdir. Nar ise âşktır. Bunlar insan da dengesiz oldu mu insan ya yanar ya da donar. Bunun dengelenmesi gerekir.

Nar, ateş Nur ise ışıktır. İlginçtir, ateş müennes-dişil, nur ise eril-müzekkerdir. Buna göre ateşte nur zayıftır. Nurda ise hararet yoktur. Onun için nar ile nur birbiriyle dengelenmelidir. Ateş olmazsa hayat buz keser. Nur olmazsa âlem karanlığa gömülür.

Acı, en güçlü histir. Hiçbir his acı kadar kendisini güçlü hissettirmez. Hak Teâlâ kendisine karşı gafil olanları en güçlü hisle kendisine getirir. Allah`ı sevenlere Onu tesbih edenlere o Nar âşka dönüşür. Bu nedenle “O, kalplerin içine işleyecek, Allah`ın tutuşturulmuş bir ateşidir.” (Hümeze:6 -7). Demek ki o ateş Allah`ındır. Allah da kulundan aşkı ister. Kendisine karşı gafil olamamasını ister. O ateş Allah`ındır. Âşık olana muhabbetin, gafil olana azabın ateşidir. Allah (cc) gayurdur. Gayret sahibidir. Kendisinden gayrısını kabul etmez. Bu nedenle kim bu gayreti anlar ve Ona âşık olursa bu ateş âşka dönüşür. Kim gafil olursa bu ateş onu uyandırır.

Abdulhakim Sonkaya | İnzar Dergisi – Haziran 2017 (153. Sayı)
 


 
21-06-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.