Hikmet Kaseleri - 13

Abdulhakim Sonkaya

Salsal, aynı zamanda çivinin inat edip kalıbına girmemesidir. Bu arada vurulan çivinin çıkardığı ses de salsal olarak ifade edilmiştir. Demek ki ses çıkarmanın da birçok türü vardır. İnsan bazen kıyamet kopsa tınlamaz. Bazen de en ufak bir dokunuşta ondan bin ah işitilir.
İNSANIN TIYNETİNDEKİ TINLAMA

“Allah, insanı İftihar eden ses çıkaran bir balçıktan yarattı.”
(Rahman:14)

Ayette geçen “salsal” ses çıkaran manasındadır. İnsanın yapısında ses çıkarma ve gösteriş vardır. Çünkü çamurun “tıynetin” bir “tınlaması” vardır. Çünkü çamur anlamındaki “tıynet” ile ses çıkarma manasındaki “tınlama” aynı köktendir.

Salsal, aynı zamanda çivinin inat edip kalıbına girmemesidir.  Bu arada vurulan çivinin çıkardığı ses de salsal olarak ifade edilmiştir. Demek ki ses çıkarmanın da birçok türü vardır. İnsan bazen kıyamet kopsa tınlamaz. Bazen de en ufak bir dokunuşta ondan bin ah işitilir. İnsanın tıyneti her ikisine de yatkındır. Ama insanın yerine ve notasına göre ses vermesi gerekir. Kur`an`da notalara mevki adı verilir. O halde insanın mevkiine, konumuna, zaman ve zeminine göre uygun sesleri çıkarması gerekir. O zaman güzel nağme oluşur. Hak Teâlâ insanın zamanında ve yerinde çıkardığı güzel seslerden çok hoşlanır. 

“Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah`ı tesbih ettiklerini? Her biri kendi tesbihini ve duasını bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir” (Nur:41)

İşte böyle her şey kendi konumuna ve notasına göre teşbih eder. İnsan da kendine bakıp buna göre bir ses vermelidir. Yeter ki Hakka duyurmak amacıyla bir ses versin.

İnsan çivi gibi inatçı olup darbelere karşı inlememelidir. Bulmalıdır kalıbını. Zira o kalıp onun kalıbıdır. O zaman sesi ve sedası değişir. İnlemekten şükre dönüşür.

SALSAL YILDIRIMIN SESİDİR

İnsan salsal`dan yaratılmıştır. Salsal yıldırımın sesidir. Demek ki kıyamet kopsa tınlamayan insan bazen yıldırım gibi gürler.

Hadiste “Huneyn günü bir salsal işitildi” çokluğu beğenenler, çokluğa aldananlar, savaşta bir tökezleme olunca tınlamadılar. Ama sonra tıyneti sağlam o yüce zatlar meydana inince yıldırım sesleri duyulmaya başladı. Demek ki sırf bir şeyle öğünmek tınlama frekansında bir değişikliğe yol açmıyor. Ama tıyneti sağlam olanlar yıldırım gibi gürleyerek güruhu dağıtır.

AŞKI OLMAYANIN TINLAMASI ZAYIFTIR

Çamur yani tıynet ateşte pişirilince tınlamaya başlar. Ses çıkarır. Ateş, aşk ve şevktir. Hamiyettir. İnsan da bir aşk ve şevk olacak ki tınlasın. Uygun sesler çıkarsın. Gayrete gelsin. Tınlamaz bir karakterde olmasın. Huneyn günü Hz. Abbas`ın seslenmesiyle tıyneti güzel o harika insanlar geri dönüp savaşa tutuşunca Peygamber(sav) “işte şimdi tandır ısındı” buyurmuştur. Yani şimdi o tıynete ateş değdi. Şimdi onun nağmesine can feda. Peygamber (sav) tıynetin-çamurun ateş değmeden tınlamayacağını, ateş olmadan gayrete gelemeyeceğini buyurmuştur. Nitekim fazla geçmedi o kısa tınlama tarihe unutulmaz bir zafer nağmesi olarak geçti. İşte bu iftihar edilecek bir şeydir. İnsan gayretsiz ve boş meydanda iftiharı bırakmalıdır. Meydanlarda kendini gösterdiğinde onunla iftihar edecek vardır.
 
İNSAN İFTİHARLA YARATILMIŞTIR

“Allah, insanı İftihar eden ses çıkaran bir balçıktan yarattı.” (Rahman:14)

Ayette geçen “Fahhar” iftihardan gelir. İftihar da “gösteriş ve övünme” anlamındadır.

Hak Teâlâ insanı iftiharla yaratmıştır. İnsan Allah`ın iftiharıdır. Ama bu iftihar insanın kendini büyük ve ayrı görmesi için değil Hakla ve haklılığıyla iftihar etmesi içindir.

Peygamber (sav) “Ben Âdemoğullarının efendisiyim ama iftihar yoktur” buyurmuştur. Burada peygamber (sav) fazlını ve vasfını anlatmış ama bunu iftihar için şükür amacıyla zikretmiştir. Demek ki insanın yapısında var olan iftihar duygusu Hak adına olmalıdır. O zaman insan Allah`ın iftiharı olur.   Çünkü Allah`ın (cc) kendisi kulunu aziz etmek ister. Kulunun kendi kendine böyle davranmasını sevmez. İnsan nefsinin değil, Allah`ın iftiharı olmaya çalışmalıdır.

MEMESİ BÜYÜK SÜTÜ AZ DEVE

"Hem insanlara karşı avurdunu şişirme ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah, fahur olanları kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez.” (Lokman:18) Buyrulur. Ayette geçen “fahur” iftihardan türemedir. İlginçtir memesi ve cüssesi büyük fakat sütü az olan deveye “fahur” adı verilmiştir. Demek ki Allah(cc) insanın boş meme ile iftihar etmesini sevmez. Bunun yerine insan ortaya bir şeyler koymalıdır. Allah, ona bunun sevincini ve izzetini yaşatır.

Firavunun sütüne kan karıştı. Çünkü onun iftiharı boştu. Adeta iri ama boş memelerle kendini büyük gördü. Bu nedenle sütüne kan karıştı.

TEŞBİHÎ İFTİHAR

“Allah, insanı İftihar eden ses çıkaran bir balçıktan yarattı.” (Rahman:14) Buyrulur. İlginçtir, ayette “kel-fahhar” yani” iftihar gibi” tabiri geçiyor. Neden burada “gibi” teşbih edatı vardır. Çünkü bunun insan için hakikati hem vardır hem de yoktur. Eğer insan bunu kendinden bilmez sözde bırakmazsa o iftiharın teşbih kısmı gider yalın haliyle bir hakikat olur. Aksi takdirde bu iftihar hayalidir sadece şeklidir.

GAM VE AYNA

Gamın aslı ğayndır. Ğayn de bulut ve sis demektir. Ayn da aynadır. İnsanın gönül aynasına kendi aynasına sis, is ve toz bulaştı mı o gönül buğulanır gamlanır. Onu silip parlatmak gerekir. Gam ancak böyle dağılır. Herkes gamın kaynağını dışarıda arar ama aslında gam-ğam kalp aynasının ışıltısının ve parıltısının kaybolmasıdır.

GAMIN GÖLGE OLMASI

“Size gamı-bulutu gölge yaptık, menna ve selvayı indirdik” (Bakara:57) buyrulur. Bazen gam insana gölgedir. Serinliktir. Ondan tatlı bir şey iner. Minnet gelir. Çünkü insan bazen sıcaklığa ve hararete tahammül edemez olunca ona bir gölge gerekir. İşte buna da gamdan türeme “Gamam” denir. İnsan her gamdan sıkılmamalı, onun kendisine gölge olabileceğini de hesaba katmalıdır.

GAMIN ÖDÜL OLMASI

Hani o vakit gamınıza karşılık sizi bir gam ile ödüllendirmişti.”(Ali İmran:153). Gam bazen ödüldür. Çünkü o başka bir gamı örtmektedir. İnsan her gamın böyle olabileceğini hesaba katmalıdır.
SEMANIN GAMI

Semanın gamlanması güzeldir hoştur. İnsan her şeyi ayan beyan görünce tahammül edemez. Bu nedenle Hak Teâlâ gökten hükmünü ve emrini gam örtüsü altında gönderir. İş ki insan o gamın içindekini görsün.

HAZIRÖL

“Birinize ölüm hazır olduğu vakit hayırlı bir vasiyet etsin.” (Bakara:180) hazır gaibin zıddıdır. İnsan ölümü gaip görür. Kayıpmış gibi davranır. İnsan hayatının öyküsünü bilirse ölümün ne zaman kayıp ne zaman hazır olduğunu fark edebilir. Bu nedenle ölüm hazır olduğunda vasiyet etmesi emrediliyor. Demek ki ölümün hazır olduğunu önceden fark etmek mümkündür.

Ölümün hazır olduğunu fark etmek huzuru kaçırmamalıdır. İnsan dünya hayatında misafirdir. Ölüm onu mukim yapar.

Hazar medeniyettir. Çölün zıddıdır. İnsan ölümün hazır olduğunu bildiğinde, bunun hesabını yaptığında aslında medenileşir. Huzura ve sükûna erer.

Vasiyet ahdini bilmektir. İnsan vadesini bilmelidir ki ahdini yerine getirsin.

İnsan, “hazır ol” ve “hazır öl” arasında bir denge sağlamalıdır.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Mart 2017 (150. Sayı)
 
25-03-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.