Hikmet Kâseleri - 11

Abdulhakim Sonkaya
mücadele edenler hep galiptir. Galibiyet sadece mücadele sahasında savaş meydanında olmaz. Bir de sözünü geçirme durumuna da galibiyet denir. “…Sözlerinde galip gelen müminler: "Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız." dediler(Kehf:21). Demek ki galibiyet sözünü kabul ettirebilmektir. İkna edebilmektir. Eğer galibiyet sadece susturmaksa bu sözü bastırmaktır.
Fethe ve zafere dair bazı kavramların hikmetlerini inşallah kâselere dolduracağız

CİHAT

Bir amaca ve maksada ulaşmak için ortaya konulan gayret ve çabaya verilen addır. Istılah olarak daha çok Allah yolunda çarpışmaya taalluk eder.

Cihat, insanın takat ve enerjisidir.

Cihat, sert zemin ve sütün yağının çıkarılmasıdır. Bu manada insanın güzel ve kutsal amaç uğruna göstereceği gayret kendisini arındırır. Özünü ortaya çıkarır. Bu da ona güzel bir semere olur.

Cihat özel bir ruh ve aşkla ortaya konulan kutsal mücadeledir.

MÜCAHİT VE MÜÇTEHİT

“Onlar ki sadece cehd sahibidir”(tevbe:79) buyrulur. Demek ki cihad iman ehlinin kendilerinde özel bir güç ve enerji görmektir. Bu durumda insanın cehd ve gayreti neye yönelirse ondan yağ elde eder. Bu nedenle ilimde yeni ufuklar ve çözümler keşfedenlere “müçtehit” denir. Görüldüğü üzere mücahid ve müçtehit aynı kelimenin türevleridir.

Mücahide karşı bir rakip vardır. Onu etkisiz hale getirmek esastır. Ancak müçtehit kendini etkili hale getirmek için gayret eder.

Mücahit zafer, müçtehit ise fetih peşindedir.

Mücahit zorla açarken, müçtehit ise güzelce fetheder.

Mücahit düğümleri keserken müçtehit ise düğümleri çözer.

Mücahit yol açarken müçtehit ise ufuk açar.

Mücahit de galebe duygusu müçtehit de ise elde etme gayreti daha ağır basar.

Mücahit de galebe müçtehit de ise başarı duygusu baskındır.

Mücahit yola getirirken müçtehit ise yolu gösterir.

KALEM VE OK

Yazma aletine kalem denilir. Ama aynı zamanda ‘ok’a da “kalem” (Ali İmran:44) denilmiştir. Çünkü İkisi de yontularak ve uçları sivriltilerek işlevsel hale gelir. İkisi de belirleyici ve isabet edici vasıflara sahiptir. İkisinin de ucu sivridir. Ancak şu farkla ki yazı aleti olan kalem ilmi; ok manasındaki kalem ise gücü temsil eder. Kalem; hem oktur, hem yazma aletidir. Çünkü ikisi de dikte ettirir. Birisi ilim ve hikmetle diğeri ise güce dayanarak satır satır hükmünü dikte ettirir.

Allah (cc): “Nun, kaleme ve yazdıklarına ant olsun”(Kalem:1-3) buyurur. Kalem, satır satır yazar. Bu satır; ilimin satırı olabileceği gibi, gücün satırı yani hükmü de olabilir. Ayeti kerimede geçen “nun” hem mürekkep hokkası hem de kılıcın keskin ağzı manasındadır. Hatta devasa yaratık anlamındadır. (Enbiya:87)  Gerçekten kalem batılı caydırır. Ürkütür. En sonunda da yutup yok eder. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim’de kalem ilk anlamıyla yazı aletidir. Diğer manası da oktur. HARP
İlginçtir harp ile mihrap aynı kökten gelir. Mihrap, hem savaşı bilen adam hem de imamın mescitteki makamı anlamına gelir.

Müslümanlar harp ve mihrap dengesine sahip olmak zorundadır. Hem dert ve sorumluluk sahibi olacaklar, mücadele sahibi olacaklar hem de ruh ve serinlik sahibi olacaklardır.

GAZA-GAZİ

Gaza; belirli ve doğru bir hedef için düşmana karşı sefere çıkmaktır. Ey iman edenler! Sizler, yeryüzünde sefere veya gazaya çıkan kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyen inkârcılar gibi olmayın…” (Ali İmran:156) buyrulur. Kutsal ve mübarek bir amacı olan, bunun için gayret eden hedefini tayin ederek sefere çıkan herkes haddi zatında gazidir. Bunların amacı yok. Yerlerinde duruyorlar. Bunlar gaza değil taziye ehlidir. Kendilerine bir teselli ve uğraş arayanlardır. Ya taziyeye giderler ya da taziyelerine gidilir. Gazi olmayanın taziyesi olmuyor mu? Taziye teselli demektir. Gazinin amacı var. Teselliye ihtiyacı yok. 

SİLAH

Silah, savaş alet ve edevatıdır. Silah, açık kapatma manasındadır. Allah  - Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. Nisa 102

NEFER

Askere “nefer” adı da verilir ki bu da nefreti ve ürkmeyi ifade eder. Yani eğer asker tebessüm ederek gülen liderlerin emrinde olmazsa insanların nefretine ve ürkmesine sebep olur. Dikkat etmek gerekir, nefer sadece zalimleri ve suçluları ürkütsün.

Nefreti fıkıhla dengeleyecek, fıkhı neferleriyle müdafaa edecek bir sistem Ümmet içindeki her türlü sorunu çözmeye fazlasıyla kadirdir.

SAFF

Düzgün bir şekilde saff olabilmek için evvela” istikamet ve hizanın” olması gerekir. İstikamet, saffın yönünü; hiza ise çizgisini tayin eder. Saffın istikameti hangi yönde olacak ve saff, nasıl bir hizada olacak. İstikamet hedefi ve amacı, hiza ise birliği, kardeşliği ve eşitliği temsil eder. Hiza; takva hariç şekil olarak, zahiri olarak saftakilerin aynı mertebede olduğunu ifade eder. Safta kesinlikle boşluğun ve eğriliğin olmaması gerekir. İşte hiza ve istikamet bunu sağlıyor. Çünkü hizadaki eğrilik gayrılığı, gayrılık da ayrılığı getirir. Bu nedenle Peygamber (sav); “saflarınızı göğüsleriniz aynı hizada olacak şekilde kurun. Sakın saf düzenini bozmayın. Unutmayın ki safta aykırı şekilde durursanız kalpleriniz de aykırı olur” buyurmuştur.

Allah (cc), “saf olarak dizilmiş halde uğrunda savaşanları sevdiğini” buyurur. Burada saff, düzeni ve disiplini ifade eder. Eğer saf halinde mücadele edilmezse başıboşluk ortaya çıkar. Hiza ve istikamet kaybolur. Hedefler ve stratejiler farklılaşmaya başlar. Müslümanların gücü kaybolur. Toplum kaosa sürüklenir.

GALEBE

Galebe, bir mücadele sonucunda rakibini yenmektir. Mümin için mağlubiyet yoktur. ”…Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona pek büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa:74) buyrulur. Dikkat edilirse ayette “öldürülürse” geçiyor “mağlup olursa” geçmiyor. Oysa galibiyetin zıddı mağlubiyettir. Demek ki Hak için haklı mücadele edenler hep galiptir.

SÖZ DE GALİP SÖZDE GALİP

Galibiyet sadece mücadele sahasında savaş meydanında olmaz. Bir de sözünü geçirme durumuna da galibiyet denir. “…Sözlerinde galip gelen müminler: "Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız." dediler(Kehf:21). Demek ki galibiyet sözünü kabul ettirebilmektir. İkna edebilmektir. Eğer galibiyet sadece susturmaksa bu sözü bastırmaktır.

Eğer galip bu vasıflarda ise söz de galiptir. Aksi takdirde sözde galiptir.

SESİN GALİBİYETİ

Asıl sözün ve hükmün geçmesidir. Bazıları sadece seslerini kaldırarak galip olmak ister. İnkâr edenler: "Bu Kur’an-ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki Galip gelirsiniz" dediler. (Fussilet:26) demek ki sesi çok çıkan değil sözü itibar gören kimse hakikatte galiptir. Sesin çok yükselmesi sözün zayıf ve anlamsız halidir.

BOYNU KALINLARIN GALİBİYETİ

Galibiyetin bir anlamı da “boynu kalın olmaktır.” Hakkın galibiyeti boyunduruktan kurtarmak içindir. Eğer galibiyet boyunduruktan kurtarmıyor bilakis boynu kalınlaştırıyorsa bu haddi zatında bir mağlubiyettir. Unutmamak gerekir ki boynu kalın kimse ya daha iyi kölelik yapar ya da başkalarını ezer.

GALİBİYET VE SABIR

Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa iki yüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler. (Enfal:65). Sabır, basirettir. Basiret de sonucu görmektir. Nankörlerin basireti olmadığı için sonucu göremezler dolayısıyla sabredemezler bu da onları yenilgiye uğratır. Bir müminin basireti olmalıdır ki sabrı olsun. Zira sabır ile basiret harfleri aynı dizilişleri farklı kelimelerdir.

GALİBİYETTE GALİBA

Galibiyet kararlı ve umutlu bir mücadelenin sonucudur. Ancak Galibiyetten türeyen “galiba” ihtimali ve zannetmeyi ifade eder. Bu da mücadeleyi zaafa uğratır. Hedefi belirsizleştirir. Oysa galibiyet için yapılan mücadelede “galiba” mevzu bahis değildir olmamalıdır.

AZGINLIK MAĞLUBİYETİ

“Derler ki: Rabbimiz! Eşkıyalığımız-azgınlığımız bize galip geldi; biz, sapıklar topluluğu idik.” (Müminun:106). İnsan kendi kendinin rakibidir. Kendi kendisiyle de mücadele halindedir. Bazen kendine yenilir. Kendini kaybeder. Bu durumda Hakka dönmeli haklı olmak için tekrar kendine dönmelidir.

MUTSUZLUK MAĞLUBİYETİ

“Derler ki: Rabbimiz! Şekavet-Mutsuzluğumuz bize galip geldi; kendilerini kaybetmişler topluluğu idik.” (Müminun:106). Ayette geçen şekavet mutsuzluk anlamındadır. İnsan Said-mutlu olmayınca şakidir. Mutsuzdur.

İnsan mutlu olduğu sürece galiptir. Mutsuzluk da ona hâkim olduğunda sözü hep galiba olur. Her şeyden şüphe eder. İnsan kendini bulamayınca mutluluğu bulamaz.

MEŞAKKATE MAĞLUP OLMAK

“Derler ki: Rabbimiz! Meşakkatimiz-zorluk bize galip geldi; biz,  kayıplar topluluğu idik.” (Müminun:106). Meşakkat zorluk demektir. İnsan zorlukları ve engelleri gözünde büyütmemeli, İşin hakikatini basiretiyle müşahede etmelidir. İnsan gözünde her zaman zorluğu gördüğünde peşinen ve hükmen mağluptur.

MAĞLUBİYET İTİRAFI

“Rabbine: "Ben Mağlubum yardım et!" diye yalvardı” (Kamer:10) bazen mücadelede ısrar etmemek gerekir. İnsan acziyetini ve zayıflığını Allaha arz ederek mağlubiyet itirafında bulunmalıdır. Bazen mağlubiyeti itiraf etmemek daha güzel ve daha hayırlı atılımlara, parlak galibiyetlere engel olur. Mağlubiyeti itiraf edenlere Allah’ın yardımı ve nusreti çok hızlı bir şekilde yetişir. Ama bu itirafta bulunmak için gerektiği kadar, gerektiği şekilde sabır ve sebat göstermek gerekir. Hatırlatmak gerekir ki bu itiraf Hz. Nuh’un itirafıdır. Onun da ne kadar uzun ve meşakkatli bir yol izlediği herkesin malumudur.

NAMAĞLUP

Hak, namağluptur. Haklı olan mağlup olmaz. Her daim galip olan taraftır, galip taraftadır.

ZAFER

Galibiyet anlamındaki “zafer” aynı zamanda “tırnak ve pençe” manasındadır.

Zafer ile pençenin birbiriyle ne gibi bir ilgisi olabilir?

Zaferde pençe ve tırnak asıl amildir. Bunlar da gücü ve heybeti ifade eder. Pençeyi ve tırnağı kullanmak caydırıcıdır. Avlanma işinde pençe kullanılır. Bu nedenle aslanın avını yakalaması zaferdir ama buna fetih denilebilir mi? Sonra bir şekilde tırnakları ve pençesi zayıflayan kimsenin zafer elde etme şansı kalır mı? Elbette hayır. Pençe gönülleri açamaz. Bunun için başka unsurlar lazımdır. O da Hakkın gönüllere nakşedilmesidir. Yani zafer bir av, fetih ise gönül çalmaktır.

FETİH

Fetih; kapalı olanı açmak, birbirine karışmış olanı ayırmak ve adilce yargılamak gibi manalara gelir. Allah’ın (cc) güzel isimlerinden birisi de bütün bu manaları ve daha fazlasını taşıyan El-Fettahtır. Fakat yine ilginçtir bu İsmi celil, mutlaka “El-Âlim” ismi cemiliyle birlikte zikredilmiştir. Burada çok latif bir çıkarım vardır ki o da gerçek manada fethin ancak ilimle tahakkuk edeceği hususudur. Gerçekten de ilim dışında insanın kalbini ve zihnini açacak bir vasıta yoktur. Binaenaleyh güce dayalı açılımlar “fetih” olarak nitelendirilemez.

Fetih, ilimle olur. Hem yargıca hem askeri komutana hem de davetçiye “fatih” denilmiştir. Her birisi kendi cihetinden görevini ifa ederek fethe katkıda bulunur. İslam, fetih için bir yerin yönetiminin ele geçirilmesinin yanında toplumun gönlünün fethedilmiş olmasını da öngörür. Bu nedenle İslam’ı kabul etmeyenler cizye ile cezalandırılmıştır. Cizye, kalplerini İslam’a açmamaları sebebiyle yetişkinlerden alınan ceza niteliğinde bir tür vergidir. Eğer gaye toprak olsaydı cizyeye gerek kalmazdı. İslam, kendi hükümlerinin tatbikatı için yönetimi ve toprağı değil, toplumu dikkate alır. Şayet toplum İslami değilse bir yerin idaresi ele geçirilse dahi o yer “İslam yurdu” niteliğini kazanmaz. Bunun için İslami bir toplumun varlığı şarttır. Yani İslam gönüllere yerleşmedikçe fetih tamamlanmış olmaz. Bu nedenle İslam’ın fetih anlayışı “fert-toplum” odaklıdır. İslam’a göre toplum devlet için değil, devlet toplum içindir....

FETİH SİFTAHI

Uzun zamandır ümmet fetihte siftah etmiyor. “İstiftah-siftah” daha çok esnaf arasında yapılan ilk satış için kullanılır. Bu noktada ilgili kimse artık fethin geldiğini, kendisi için rızık kapısının açıldığını müşahede ederek moral bulur. Dikkat etmek lazım siftah için dükkânın fetholunmuş(açılmış) olması gerekir. İşe koyulmadan siftah olmaz. Bu, baştaki ayetin bir cihetten tatbikidir. Bu güzel adeti daha derin anlayarak uygulama sahasını genişletmek gerekir. İçindeki fethi yaparak işe koyulan kimse mutlaka fetihle tanışır. Karşısındaki zorbalar(cabbar) hezimete uğrar. Cabbar, Allah’ın güzel ismidir. İnsanlar için kullanıldığında ise zorbalık manasındadır. Çünkü her şeyi ve herkesi ancak O, hükmüne mecbur eder.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Ocak 2017 (148. Sayı)
 
12-01-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.