Hikmet Kâseleri - 10

Abdulhakim Sonkaya

İnsanın yaratılış serüvenine dair… Allah (cc) meleklerin insana secde etmesini emrederek melekleri insanın melekeleri yapmıştır. Her insanın meleği ona meleke, her melekesi de bir melektir.
İnsanın yaratılış serüvenine dair…

MELEKLERİN İNSANA SECDESİ

Allah (cc) meleklerin insana secde etmesini emrederek melekleri insanın melekeleri yapmıştır. Her insanın meleği ona meleke, her melekesi de bir melektir. Ancak bunun için meleklerin kendisine yaptıkları secdenin kıymetini bilmesi gerekir. İnsan halife olarak bir taraftan halka-yaratılana karşı görevini ifa ederken öte taraftan Hakka-Yaratana secde ederek buna layık olduğunu göstermelidir. Aksi takdirde kendi içinde çelişkiler yaşar. Kendi kendisini boyunduruk altına alır. Keleklerin kendisine yaptıkları secdeye nankörlük ederek melekelerini köreltir.

SECDE VE CESET

Secde ile cesed harfleri yer değiştirmiş kelimelerdir. Buna göre secdeyi bilmeyen kimse güçsüz ve takatsızdır. Bu kimsenin meleği ona kırgındır. Çünkü o melek insana hakka secde etsin diye secde etmiştir. Melekleri ve melekeleri olmayan kimse bir cesettir.

MELEKLER İNSAN MELEKEDİR

İnsanın melekeleri-melekleri aynı istikamette yer alır. Hep aynı cihete yönelir. Onların yönü bellidir. İnsan onlarla aynı yön ve istikamette olduğunda onlar insanın muhafızı ve şahididir. Onlarla zıt yön ve istikamette olduğunda ise melek-melekeler onun rakibidir. İnsanın iç çatışma yaşamasının sebebi budur. Gerçekten insanın meleği ve melekeleri her halde onun rakipleridir. Ya muhafaza ve murakabe ya da hasım manasında rakipleridir. Hakikatte ikisi de insana yarar. Eğer insan aynı yön ve cihette olursa meleğin desteğini arkasında görür. Eğer aynı yön ve istikamette değilse meleğin rekabetiyle karşı karşıya kalır. Burada insanın yapması gereken meleğinin farkında olması ona inanmasıdır. Eğer meleğine inanmazsa gerçek manada hiçbir melekeye sahip olamaz.

ŞEYTAN

Şeytan, yararak veya nüfuz ederek yayılmak manasındadır. Gerçekten şeytanın nüfuzuna ve yayılmacılığına karşı insanın sağlam bir savunma sistemine sahip olması gerekir. Yoksa şeytan kolayca insanın hava sahasına girer. Şeytanın nüfuz ve yayılmacılığına karşı en sağlam koruma kalkanı Kur’an ayetlerinin bir yıldız gibi yol gösterici ve şeytanlara kovucu yapılmasıdır.

Kur’an ayetlerinin her biri yıldızdır. Bunları zihnine ufkuna yerleştirerek şeytanların kendi âleminde üs kurmalarına engel olmalıdır. Aksi takdirde şeytan kendisini işgal eder.(Mücadele:19)

İBLİS

İblis, umudunu kesen ve umutsuzluğa iten demektir. Eğer biz umutlu olursak o bizden umudunu keser. Ama eğer umutsuz olursak o bizden umutlanır. Biz güzellik ve hayır konusunda ne kadar umutlu olursak şeytan o derece umutsuzluğa kapılır. Vaziyet bu olduğuna göre insan ne hayır ne de günah durumunda umutsuzluğa kapılmamalıdır. Günahların en kötüsü insanı umutsuzluğa itendir. Şeytan en çok bu tür günahları sever. Çünkü bunlar onun iblis vasfına hitap eder.

ÂDEM GİBİ ADAM

Adam, Âdemden türemedir. Âdem birçok manaya gelir. Âdem hem karışık olan hem de uyumlu manasındadır. Âdem topraktan yaratılmıştır. Ona su, ateş ve hava temas etmiştir. İçinde farklı renkler ve farklı türler vardır. Hem beyaz hem de siyah manasındadır. Hem et hem de deri anlamındadır. Ekmeğe katıktır.

Âdemin bir anlamı “muvafakat eden” demektir. Muvafakat, uygunluk ve uyumluluk manasındadır. Buna göre bir işte, bir meselede muvaffak olmak isteyen kimse evvela tuttuğu işin, edindiği hedefin hakka-doğruya mutabık olmasına dikkat etmelidir.

Âdem her rengi bünyesinde ihtiva eder. Yerin yüzeyinden yaratılmıştır. Rengini karşıdakinin rengine göre alır. Hem de karşıdakine rengini verir. Bütün renkler Hakk’ındır. Madem öyle Âdem olan herkesi adam eder. Sonra da Âdem yapar.

Âdem deridir. Ama aynı zamanda lehimdir. Ettir. Ekmeğe katıktır. Besindir.

Âdem tabakhanede vurula vurula kızarmış ve nihayet temizlenmiş deridir. Adam dediğin arınmak için çileye katlanır. Öfkeden değil aşkından dolayı kızarır. Yüzündeki kan öfkenin değil aşkın ve canlılığın nişanıdır. Adem bazen celal, heybet ve vakar sahibi olmaktır.

Âdem ürkek ceylan demektir. Bazen adam olmak edepli ve hayâlı olmaktır. Ürkek olmaktır. Bazen ehil ve evcil olmaktır. Adam âdemden gelir. Adam doğulmaz adam olunur. Bu nedenle Âdem doğmamıştır. İnşa edilmiştir. Süreç içinde yaratılmıştır.

Âdem bütün isimleri bilir. İsimleri de tümden bilir. Âdem her adamın içinde olduğu gibi her adamın içi de Âdemdir.

BEŞERİN İNSANI, İNSANININ BEŞERİ

Hani Rabbin meleklere, "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım” demişti (Sad:71) Buna göre İnsan beşerdir. Kur’an-ı Kerim müjdeye “beşaret” ismini vermiştir ki bu da beşerden gelir. Güzel haber beşerin yüzünde ve teninde güzel bir iz bıraktığı ve bu da yüzüne yansıdığı için beşarete bu isim verilmiştir. Bu bağlamda Peygamberimizin bir ismi de Beşir’dir. Beşeriyetin yüzünü güldürecek, ona övgü olacak yol, nizamı göstermiştir.

Allah (cc) insanı beşer olarak yaratmıştır ki yüzleri güldürsün. Hem Halife hem de beşer olarak insanın en önemli görevi beşeriyetin yüzünü güldürmektir. Yüzü gülmeyen yüz güldürmeyen insan Allah’ın emrettiği secdeye layık olamamıştır.

İnsan beşer olmalıdır ki müjde versin Beşir olsun. Fakat aynı zamanda beşer de insan olmalıdır. Kendisiyle, halkla barışık olmalıdır. Hem Hakk ile hem de Halk ile ünsiyeti ve ülfeti sağlamalıdır. Aksi takdirde insan yüzü asık bir beşer, beşer içe kapanık bir insan olur.

Âdem mutabakat manasındadır. Tabaka; ne eksiği ne fazlası olan iki şeyin birbirine tam bir uyum içinde olmasıdır. Allah (cc), yedi tabaka gök yaratmıştır. Bu, insana turu geçerek tabakadan tabakaya geçmesi yönünde bir vizyondur. Adam dediğin sadece mücadeleyi değil aynı zamanda mutabakat sağlamayı bilir. Unutmamak gerekir ki Mutabakat bir üst tabakaya çıkarır.

HALİFE VE MUHALİF

Allah (cc) insanı yeryüzün halifesi olarak yaratmış ve meleklerin ona secde etmesini buyurmuştur. Bütün melekler secde etmiş fakat Şeytan insana secde etmekten imtina etmiştir. Bununla yetinmemiş bir de insana arkadan yaklaşacağını söylemiştir. Ayette “arka” lafzı “halef” diye geçmektedir. Halef, halife ve muhalif de aynı köktendir. Buna göre şeytan insana arkadan yaklaşarak onun halife olmasını önlüyor. Aksine onun muhalif olmasını sağlıyor. Halef ve halife öndekine tabidir. Oysa muhalif olduğunda farklı bir rota çizer. İşte şeytanın insana arkadan yaklaşması onun insanın halefi olması, insanın müktesebatına sahip çıkması çabasıdır. Eğer insan istikamet üzere olursa şeytan dahi onun arkasından gelmek zorunda kalır. Yeter ki insan Hakk’a muhalif olmasın. Çünkü muhalif olduğunda Hakkıyla halifelik vazifesini icra etmemiş olur. Bu durumda ona arkadan yaklaşan şeytan onun halefi olur.

“Muhalifler Rasulullah’a karşı tavırlarıyla sevindiler”(Tevbe:81) buyrulur. Bunlar halife değil muhaliftir. İnsan Allah’a ve Resulüne halife olmalıdır. Onların adına onların yolunda gitmelidir. Onlara muhalefet etmemelidir. Zira bu manada bir muhalefet insanı halifelik derecesinden boyunduruk derekesine indirir. 

HALİFE VE HALİFET

Allah (cc) insanı halife yaratmıştır. Herkesin hafızasında halife lafzı müzekker yani eril olarak yer alıyor ama hakikat böyle değildir. Evet, yanlış duymadınız Arapça dil kurallarına göre Halife lafzı kadınsı bir lafızdır. Bu da halifelikte dişil bir boyutun olması gerektiği mesajını veriyor. Zira ancak bu şekilde halifeliğin bünyesinde ihtiva ettiği ihtilaf ve muhalefet potansiyeli kontrol altında tutulabilir. Yani halifelik salt erkeklerin işi değildir. Böyle olduğunda çekişme, savaş alır başını gider. Bunda müennesliğin(dişiliğin) var olması gerekir ki bu boyut dengelensin. Çünkü Hak Teâlâ kadınlar için “onlar kavgadan ve husumetten çekinir”(Zuhruf:18) buyurur. İşte halifelikte böyle bir sır vardır. İnsan kendini halife görüyor ama bu lafızda rahmeti, selameti, ülfeti ve sükûneti ifade eden dişilik boyutunu unutuyor. Erkek toplumu bunu zihninden ve hafızasından öyle bir silmiş ki halife lafzının müennes olduğunu lügat kitaplarından bile silip atmıştır. Böyle olduğu için halifeliğin çekişme, mücadele, acımasızlık ve ihtilaf boyutu kalmıştır. O halde çare Kur’an’da geçtiği şekli ile halife(t) olmaktır. Bu lafzın sonunda bulunan ve kadınlığı, ümm ve ümmeti ifade eden o yuvarlak (ة-t) harfini yeniden fark etmektir. 

YARIM SECDE

Allah (cc) yarattığı beşerden eşini yaratmadan önce meleklere secde etmelerini emretti. Böylece secde aynı anda hem erkeğe hem de kadına oldu. Buna göre kâmil secde insan olarak birlikte kadına ve erkeğe yapılmıştır. Bunlar birleşince kâmil secde sahibi olurlar. Kamil meleke sahibi olurlar. Yoksa kadın olsun erkek olsun tek başına bunlara yapılan secde yarım secdedir. Tam secde ancak bunların birlikteliğinedir. Bu nedenle Peygamber (sav). “Evlenin dininiz kâmil olsun” buyurmuştur.

RUH VE NEFHA

Allah (cc), ruhunu ona üflemek suretiyle insanı yaratmıştır. Çünkü Nefha ve Nefes arasında ciddi bir fark vardır.

Ruh, ilahi nefhadan(üfleme) kaynaklanır. Nefs ise nefesten gelir. İnsanın tabiatı, karakteri, duruşu, elhasıl her bir şeyi nefese veya nefhaya göre şekillenir.

İnsan ilahi nefhayı taşır. Bu da onun ne kadar özel ve aziz olduğunu gösterir.

ÇAMURUN SIRRI

İnsan ateşte pişirilmiş çamurdan-cıvık çamurdan yaratılmıştır. Burada dikkat edilirse insanın tabiatında su, hava, toprak ve ateş unsuru aynı anda yer alır. Su, ruhtur. Bu dört unsur insanda aynı anda dengeli ve canlı bir şekilde yer aldığında insan kâmil olur. Su ve ateş birbirini dengeler. İnsanın tabiatında çamur esastır. Çamurda da su ve toprağın birlikteliği söz konusudur. Bu birliktelik insanı latif, halim ve şefkatli kılar. Ateşin buna temas etmesi insanın şevk ve samimiyetini, sıcak duygularını ortaya çıkarır. Fakat bunun için o ateşin, sadece suyu ısıtması gerekir. Bu durumda hamiyet olur. Hamilik olur. İnsan hamim bir dost olur. Çünkü hamim; “hem sıcak su hem de sıcak dost” anlamındadır.

Çamur havada kurur. Hava-riyh insanın gücü ve havasıdır. İnsan havasını nefsinin nefesiyle değil Allah’a itaat ederek elde eder;  “Allah`a ve Resul’üne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve havanız gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”(Enfal:46) ayeti bunu ifade buyuruyor. Zira ayette geçen “hava-riyh” güç ve kuvvet manasındadır.

İNSANIN DÖRT UNSURU

İnsanın tabiatı su, ateş ve toprak terkibinden ibaret olarak tescil edilmiştir. Bu durumdaki bir insan müsecceldir, insanı kâmildir. Demek ki insanın müseccel olması su, hava, ateş ve toprak unsurlarının uyumlu ve devamlı bir terkip halinde bünyesinde yer almasına bağlıdır. Kur’an-ı Kerim’de insanın hem topraktan(Hacc:5) hem cıvık çamurdan(Müminün:12) hem de ateşte pişirilen çamurdan(Rahman:14) yaratılmış olduğunun zikredilmesinin hikmeti budur. Bunlar insanda devamlı var olan hallerdir. Yani insan bu merhalelerden gelip geçmiş değildir. Nitekim insanın dengeli veya dengesiz olması buna göre tezahür eder.

İnsan, havasının kesilmesine, çamurunun ateşinin suyunu kurutmasına, suyunun da ateşini söndürmesine izin vermemelidir. Suyu, ateşini söndürdüğünde insan soğur. Şevk ve özlem duygusuna hasret kalır. Dost canlısı değildir. Sönük ve soğuk bir halet-i ruhiyeye sahiptir. Asosyaldir. İçine kapanıktır. Kendi âleminde hapistir.

Öte yandan ateşi suyunu kuruttuğunda insan acımasızdır. Sevgi ve şefkatten mahrumdur. Zebanidir. Durulmaya ve sakinliğe hasrettir. Alevin babası Ebu Lehep’tir. Gözünü ateş bürümüştür. Taş kalplidir. Havası olmadığında da cansız ve ruhsuzdur.

İNSANIN SİCİLİ

Siccil-Sicil, ateşte pişirilerek taşlaşmış olan çamurdur(Fil:4). Yani ateşinin suyunu kurutması sonucunda insanın sadece ateş ve topraktan ibaret kalmış olmasıdır. Bu da sicil bozukluğudur. Mürekkep dört unsur arasındaki dengenin değişmesidir. Bu nedenle bu sicil bozukluğu, siccil taşı olarak ona geri döner. Suyun letafetinden mahrum kalana çamur taşlaşmış olarak isabet eder.

İNSANIN TEMİZLİĞİ

İnsan kokuşmuş çamurdan(hamain mesnun) yaratılmıştır(Hicr:26) Bu nedenle kokuşmuşluktan kurtulması için “Maun gayri Âsin-rengi, tadı ve kokusu sağlıklı” olan suyla yıkanması ve bundan içmesi gerekir. Su her türlü pisliği izale eder, insana hayat verir. Temizlik imandandır. Su, imanla temizlenmenin nişanıdır. Ancak buradaki temizlik taharet mefhumu ile olmalıdır. Zira suyu rastgele kullanmak her zaman gerçek ve kâmil tahareti ve de temizliği sağlamaz. Bunun için temizliğin usul ve esasına riayet etmek gerekir.

YAPIŞKAN ÇAMUR

İnsan yapışkan ve cıvık çamurdan(lazip) yaratılmıştır(Saffat:11) Bu durum insanın her ortama ve zor şartlara uyum sağlaması içindir. Fakat insanın fıtratı batıl ve kötü şeylere uyum sağlamaz. Bundan rahatsızlık ve tiksinti duyar. Yeter ki insan bunun farkında olsun. İnsan yapışkan çamurdan yaratılmıştır. Bu nedenle inandığı ve sevdiği şey yapışır. Yapışkan gibi tabiri insan için kullanılır.

TINLAYAN ÇAMUR

Allah(cc) insanı dokunulduğunda tınlayan kuru bir çamurdan yaratmıştır(Rahman:14). Bu da insanın tabiatına yansımıştır. İnsan sesini duyurmayı, ses çıkarmayı sever. Fakat bazen insan kalıbına öyle bir oturur ki hiç tınlamaz. İnsanın bu vasfı onun fark edilme duygusudur. Haksızlığa ve mutsuzluğa karşı ses çıkarma vasfıdır. Onun sanat ruhudur. Üreticilik kabiliyetidir.

İNSANIN SANAT RUHU

İnsan, yerden olan(toprak-beden) ile gökten inenin(su-ruh) bileşimidir. Bu yapısına uygun olarak insanın yaptıklarında su ve toprak dengeli bir şekilde ve hem de bir arada olursa o zaman ortaya koyduğu eser “sanat” vasfına haiz olur. Böyle olduğunda sanat, su gibi hayatı yeşertir, güzelleştirir. İnsanı rahatlatır ve coşturur. İsa’nın(as) çamurdan yaptığı kuş heykeli ruh olmadan uçar mı?

Sanatta su boyutu eksik kalırsa ortaya konulan şey nefsin ürünü olur. O takdirde bu, kuru ve kokuşmuş bir topraktan başka bir şey değildir. Kendisine ruh üfürülmeden önce Hz. Âdem(as) kokuşmuş bir çamurdu. Kimsenin ona secdesi ve saygısı yoktu. Ama ne zaman ona ruh üflendi bütün melekler ona secde ediverdi. Şimdi kendilerinde ruh olmadığı, yaptıkları da kuru bir çamur olduğu halde cahil bazı kimseler kendilerini sanatçı diye takdim ederek yaptıklarına kıymet verilmesini,  saygı gösterilmesini istiyor. Daha da ileri giderek bunu yapmayanları “cahil” ve “sanat düşmanı” olarak nitelendiriyor. Efendiler! Biz ancak ruh olan şeyleri takdir ederiz. Ancak su ile karışan toprağın ürün verebileceğini biliyoruz. Bize secde eden meleklerden aldık bu edebi. Eğer çamuru takdir edersek çamura saplanırız.

GÜNEŞLERİ ÇAMURDA BATAN KİMSELER

Zülkarneyn doğuya varınca güneşin insanlar üzerinde engelsiz bir şekilde doğduğunu gördü (Kehf:90). Batıya vardığında ise güneşin çamurun (maddenin ve nefsin) içinde battığını gördü (Kehf:86). demek ki bazılarının güneşi çamurun içinde kaybolur. Bunlar ilahi ruhu takdir etmekten ve  kıymetlendirmekten aciz kimselerdir. Sadece kendilerini maddeden ibaret bilirler. Heykel yaparak sanat icra ettiklerini zannederler. Bunun takdir edilmesini beklerler. Melekler, ruhu üflenince Âdeme secde ettiler.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi - Aralık 2016 (147. Sayı)
 
16-12-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.