Hicretin enerjiye dönüşmesi

Mehmet Göktaş
Sadece hicretin değil, hicretin ardından ve önünden gelen bütün amellerin daha sonra enerjiye dönüştüğünü ve bunun ciddi bir güç olduğunu fark edeceksiniz.
Sadece hicretin değil, hicretin ardından ve önünden gelen bütün amellerin daha sonra enerjiye dönüştüğünü ve bunun ciddi bir güç olduğunu fark edeceksiniz.

Eğer bir yerde hicret varsa, yani bir yerde inancı için yurdunu terk etme varsa veya sürülüp çıkarılma varsa, bir yerde bu muhacirlere kucak açanlar varsa, aşını ekmeğini paylaşma varsa orada çok şey var demektir.

Bizler Rabbimizden her zaman afiyet ve huzur isteriz, bela istemeyiz, güçlük istemeyiz, savaş istemeyiz. Fakat Bütün bunlar bizim isteğimizin dışında gelir bizi bulursa o zaman bize düşen sabretmektir, geri adım atmamak, isyana benzer davranışlar göstermemektir.

Çekildiğimiz bu sınavları kazandığımız zaman geriye dönüp baktığımızda bütün bunların birer gurur vesilesi olduğunu, insan için, hele bir Müslüman için şeref olduğunu görürüz.

İnsanların hayat hikâyelerini dinlerken, özellikle onların başından geçenleri, uğradıkları bela ve musibetleri öğrendikçe ve bu arada bizim bu anlamda hiç bir özelliğimiz yoksa çok basit bir kişi olduğumuzu kabulleniriz.

Hayatımızın bir bölümünde hicretimiz yoksa, Allah için yerimizi yurdumuzu terk etmemişsek, Allah yolunda benzer sıkıntılar çekmemişsek, hiç olmazsa Allah için hicret edenlere kucak açmamışsak, yani Ensar olmamışsak, söyleyin Allah aşkına biz kimiz, biz neyiz?
Başta da söylediğimiz gibi, Allah’tan her zaman afiyet istemeliyiz, belalardan hep O’na sığınmalıyız. Fakat sabredilerek kazanılmış bütün bela ve musibetlerin her birinin insanın omuzunda bir rütbe olduğunu görürüz

Bir insan düşünün, anlatılacak hiç bir şeyi yok, ne kıtlık görmüş ne açlık görmüş, ne bir çile çekmiş, ne bir hastalık geçirmiş, ne bir ameliyat geçirmiş, ne bir yakınını kaybetmiş... Böyle birisi başkalarına ne verebilir?

Eğer bir toplum içerisinde başından çok işler geçen birileri varsa iyi bilin ki onlar o toplumun güvenceleridir, o toplumun tecrübeli kılavuzlarıdır, o toplum için enerji kaynağıdırlar.
O halde bir yerde savaş varsa, bir yerde bir âfet varsa, benzer durumlar varsa bunu baştan sona olumsuz kötü bir durum, bir felaket olarak görmek çok yanlıştır.

Eğer birileri yerinden yurdundan göç etmek durumunda kalıyorsa iyi bilelim ki birileri için de sevap kapıları açılıyor, Allah Teâla birilerine Ensar olma fırsatı veriyor demektir.

Düşünün bir kere, Rabbimiz şu Suriyeli kardeşlerimiz vesilesi ile bizlere neler kazandırdı. Her birimiz yokluktan, fakirlikten, borçluluktan, eşyalarımızın azlığından şikâyet edip duruyorduk. Suriyeliler gelince evlerimizde ne kadar fazla eşya olduğunu gördük.

Onların sığındıkları o ilk zamanları hatırlıyorum; her birimizin evinden ne kadar kanepe, ne kadar çekyat ve sandalye, ne kadar yorgan ve battaniye, ne kadar mutfak malzemesi çıkmıştı öyle değil mi? Bunların hiç birisini daha önce görmüyorduk, Rabbim gösteriverdi. Rabbim evimizdeki ölü eşyaları enerjiye dönüştürüverdi.

Bela ve musibet zannettiğimiz her şeyde enerjiler gizlidir, yeter ki açığa çıkarmasını bilelim.
Siz bir de Allah yolunda doğrudan bedel ödeyenlerin, ömürlerini, gençliklerini tamamen Rablerine adayanların topluma kazandırdıkları enerjiyi düşünebiliyor musunuz?

Bir beldede Allah için hicret ederek muhacir sevabı, onlara kucak açarak Ensar sevabı almanın yanı sıra asıl o anda açığa çıkan enerjiden söz ediyorum. Her şeyden önce böyle bir toplumda kendisine güven duygusu, risk alabilme yeteneği ortaya çıkmaktadır. Bir topluluk eğer bunlardan mahrumsa, çok acınacak bir durumda demektir.

Rabbim Müslümanları bu enerjiden mahrum eylemesin. Rabbim Müslümanları rızası için bedel ödemekten mahrum eylemesin!

Etrafınıza şöyle bir bakın; eğer böyle insanları görebiliyorsanız geleceğiniz adına sevinin. Bunun zıddı söylemek istemiyorum.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Ekim 2016 (145. Sayı)
 
16-10-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.