Hicaz’a hürmeti muhafaza etmek

Abdulkadir Turan
Her tür mekâna hürmetin unutulduğu, yüce Allah’ın hâkimiyetine karşı hâkimiyet ilan eden beşerin Allah’ın dininin bütün mukaddesatlarıyla alay etme cüretinde bulunduğu bir çağda, Beytü’l-Haram’ın ve Ravza-i Mutahhara’nın bulunduğu Hicaz’ı hürmetsizlikten muhafaza etmek, çağın Müslümanlarının zihnini meşgul eden bir problemdir.
 “Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. ” ( Al-i İmran 97)

"İbrahim şöyle dedi: Ey Rabbim, bu beldeyi emniyetli kıl!" (Bakara 126)

 "Biz Kâbe’yi insanlar için bir toplantı ve emniyet yeri yaptık." (Bakara 125)

 "Biz onları, nezdimizde bir rızık olarak, her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği emin ve mukaddes (harem) bir yere yerleştirmedik mi?" (Kasas 57)

"Çevrelerinde, insanlar kaçırılıp zulmedilirken, bizim Mekke`yi mukaddes ve emin bir belde yaptığımızı görmediler mi?" (Ankebût 67)

Her tür mekâna hürmetin unutulduğu, yüce Allah’ın hâkimiyetine karşı hâkimiyet ilan eden beşerin Allah’ın dininin bütün mukaddesatlarıyla alay etme cüretinde bulunduğu bir çağda, Beytü’l-Haram’ın ve Ravza-i Mutahhara’nın bulunduğu Hicaz’ı hürmetsizlikten muhafaza etmek, çağın Müslümanlarının zihnini meşgul eden bir problemdir.

Hz. Resul sallahü aleyhi ve sellem’in dünyaya teşrif ettikleri, çocukluklarını, gençliklerini yaşadıkları, Allah’ın dinini insanlığa duyurdukları o mekânlar ümmet için sadece bir hatıra değildir. Hz. Resul sallalahü aleyhi ve sellem’in ayağının bastığı mekânlar, ümmetin muhafaza edeceği antik bir değer değildir. Hz. Resul sallalahü aleyhi ve sellem’in tertemiz Ravza’larının bulunduğu o mekânlar, insanın seyahat ihtiyacını karşılamak üzere uğrayacağı öylesine yerler de değildir.

Hicaz, iki mukaddes mescidin bulunduğu yerdir. O mescidlere çevreleriyle birlikte,  “İki Harem” anlamında, Harameyn denmiştir: Mekke Harem’i ve Medine Haremi.  Sınır noktaları ihram giyme noktaları (mikat) olan harem, "Mekke Haremi" veya "Harem-i Şerif"tir. Mekke hareminin sınırlarını Cebrâil aleyhisellam, Hz. İbrahim`e göstermiş; Rasûlullah sallallahü aleyhi ve selem de aynı sınırları yenilemiştir. Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve selem, Mekke fethedildiği zaman şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz burası Allah`ın gökleri ve yeri yarattığı günde haram kıldığı bir beldedir. Burası kıyamet gününe kadar Allah`ın haram kılmasıyla haramdır." (Buhârî)

Mekke-i Mükerreme’de Kâbe (Beyt-i Harâm) ve çevresi (Mescid-i Harâm), harem bölgesinin merkezini oluşturur.

Bununla birlikte Medine Haremi de vardır.

Resul salallahü aleyhi ve selem buyuruyor: 

"Medine Ayr`dan Sevr`e kadar haremdir." (Buharî)

“Rasûlullah sallallahü aleyhi ve selem, Medine’nin doğu ve batısındaki kara taşlık arasındaki alanları harem kıldı." (Buhârî)

Hicaz, mekânsal anlamda İslam’ın kalbidir. Orası, necis ayaklardan korunmuştur. Necis ayaktan kasıt, gayr-i müslimin ayağıdır. Hicazın gayr-ı müslim ayaklarından korunmasının açık bir anlamı vardır: Hicaz, sadece Müslümanlara aittir. Orada sadece İslam’ın hükmü geçerlidir. Oranın idaresi bütün müştemilatı ile Müslümanlara aittir. Gayr-ı müslimler, doğrudan veya dolaylı olarak Hicaz’ın idaresi üzerinde söz sahibi olamazlar.

Hicaz’ın gayr-ı müslim tahakküm ve tasallutundan korunması dile getirildikten sonra ifade edilmesi gereken husus, Hicaz’ın İslam’ın  müşterek mukaddesatı olduğudur. Bu müşterek mukaddesatla müşterek ilişkinin sürdürülmesi, müşterek idareden çok daha önemlidir. Müşterek ilişkiden kasıt, rengi, etnik yapısı, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun, “Ben Müslümanım” diyen herkesin Hicaz’a girebilmesi ve orada ibadetini icra edebilmesidir.

Ümmet, yüzyıllar boyunca bu müşterek ilişkiyi ihtimamla muhafaza etmiştir. İslam tarihinin hiçbir aşamasında Hicaz, farklı mezheplere kapatılmamış, farklı meşreplerin orada bulunmalarına engel olunmamıştır.

Ne var ki Hicaz’a girebilmek Hicaz’la müşterek ilişkinin muhafazası için yeterli değildir. “Ben Müslümanım” diyen herkesin orada kendi mezhep ve meşrebince ibadetini icra edebilmesi gerekir. Ümmet, tarih boyunca orada Müslümanların ibadetlerini icra biçimlerine açıkça müdahale etmemiştir. Buna rağmen, Hicaz hiçbir zaman Kur’an ve Sünnete açıkça aykırı davranışların sergilendiği bir mekâna dönüşmemiştir.

Hicaz, en sahipsiz kaldığı günlerde bile İlahi bir muhafaza ile batıl adetlerden korunmuştur. Hiçbir topluluk, Ka’be’ye İslam’ın yüklediği anlamdan başka bir anlam yüklememiştir, Arafat’ın taşları hiçbir zaman putlaşmamıştır. Hz. Resul sallahü aleyhi ve sellem’in Ravza-ı Mutahhara’sı hiçbir zaman, haşa, bir tapınma nesnesine dönüşmemiştir.

Orada Müsülmanların birbirinden ayrıntıda farklılaşan bulunma biçimleri vardır. Buna hürmet göstermek Hicaz’a hürmettendir. Buna mani olmak, Hicaz’ın ümmetin müştereki olduğu ilkesine hürmetsizliktir.

Müslümanların büyük bir kısmı Mekke ve Medine’de sahabenin kabirlerini görmek istiyor. O kabirler, son döneme kadar ziyaret edilebiliyordu. Kimse, onları bir tapınma nesnesine dönüştürmemişti. Bugün onlar yerle bir edilmiş. Ravza’nın yanı başında sahabenin kabirlerinin yerle bir edildiğini görmek, ümmetin büyük çoğunluğunu sarsıyor, ümmeti üzüyor. Bu sarsıntıya, bu üzüntüye yol açanlar, bu mukaddes mekâna hürmetsizlik etmişlerdir. Bu mukaddes mekânın müşterek değer olduğu gerçeğine hürmetsizlik etmişlerdir.

Hicaz’la ilgili hürmetsizliklerin bütün olarak izalesi, ümmetin en büyük arzularındandır. Mü’minler, orada İslam’ın sağladığı hürriyeti yaşamak, İslam’ın haramlarına riayet etmek, İslam’ın mubah kıldığını yaşamak istiyorlar.

Mü’minler, hür bir Ka’be’de, hür kullar olmak istiyorlar. Mü’minler, Resulullah salallahü aleyhi ve sellem’in huzuruna İslam’ın uygun gördüğü bir hürriyetle çıkmak istiyorlar. Oranın bütün tadını almak, o tatla kendilerindeki acı tadı bertaraf etmek istiyorlar.

Mü’minler orada, bütün hürriyetleriyle Hz. Resul salallahü aleyhi vesellem’in manevi huzurunda bulunarak günahlarından, kuşkularından, eksiklerinden arınmak istiyorlar.

Mü’minler orada, bütün hürriyetleriyle Hz. Resul salallahü aleyhi vesellem’in manevi huzurunda geleceğe dair söz vermek istiyorlar.

 Mü’minler orada, bütün hürriyetleriyle, Hz. Resul salallahü aleyhi vesellem bizzat karşılarındaymışçasına ibadet etmek, kendilerini Hz. Resul salallahü aleyhi vesellem’in denetimine tabi kılmak istiyorlar.

Buna mani olmak kimin haddine…

Buna bir meşrep gereği inanmak, başkalarına mani olmaya sebep olamaz. Zira açık bir ihlal olmadığı sürece orada her Müminin inandığı gibi bulunması, orayla müşterek ilişki hakkının bir gereğidir. Buna mani olmak, bu hakkın ihlali anlamına gelir. Bu, Hicaz’a da Allah’ın beytinin ve O’nun pâk Resul’unün Mescid’inin ziyaretçilerine hürmetsizliktir. Bu, o mukaddes mekânın Müslümanların bütününe ait olduğu hakikatine karşı durmaktır.

Lakin bir hürmetsizliğin izalesi, başka bir hürmetsizliğe yol açmamalıdır. İslam alabildiğine güçlü iken Ka’be-i Şerif’in ve Mescid-i Nebevî’nin iktidar tartışmalarına konu olması, İslam’a öylesine zarar verdi ki sonraki dönemde İslamî yönetimler, Hicaz’da bazı aksaklıklar görseler dahi bunu bir savaş konusu yapmaktan uzak durdular, oradaki aksaklıkların tabii bir hâl içinde düzelmesini beklediler ve Allah’ın yardımıyla o aksaklıklar tabii hâl içinde izale oldu. 

Bugün ümmet, alabildiğine zayıf… Küfür, Müslümanları ilk günden bu yana aynı mekânda buluşturan Hacca halel gelmesi, Hicaz’ın muhteremliğinin zarar görmesi için fırsat kolluyor. Oraya idareci olarak tayin ettiklerini ümmetin sabrını zorlamaları için zorluyor.

Küfür ister ki orası Allah’a kullukla değil, orada dökülen Müslüman kanıyla anılsın. Orası, emin diyar olmaktan çıksın, oraya giden mü’min kendini asla güvende hissetmesin.

Küfür ister ki bizi birleştiren bir Ka’be’miz olmasın, küfür ister ki bizim kalplerimizi birbirimize karşı yumuşatan bir Ravza-ı Mutahhara’mız olmasın… Küfür ister ki orada meşrepleri farklı olanlar omuz omuza vermesin. Küfür ister ki orada birlikte dua etmeyelim. Küfür ister ki orada birlikte tekbir ve tehlil getirmeyelim. Küfür ister ki orada toplanmayalım. Küfür ister ki orada toplanmışsak birbirimize hakaret edelim, birimizin hakkını yiyelim, birbirimizin ayrıntıda farklılığımız için bir birimizle kavga edelim. Küfür ister ki orası emin belde olmasın… Orada Hz. Resul salallahü aleyhi ve sellem’in hatıratı unutulsun. Küfür ister ki orası İslam’ın kurtuluşu değil, musibeti olsun…

Son yıllarda kaç kaza yaşandı oralarda. Kaç mü’min, şu veya bu sebepten katloldu. Kimi zaman kasıtlı cinayet, kimi zaman tedbirsizlik cinayeti…

Bunların tamamında orayı ümmet adına değil, müşterek küfür adına (uluslararası yapı namına) idare eden idarecilerin sorumluluğu söz konusudur.

Ümmet onları biliyor ama onların oradan izalesi tabii bir hâli gerektiriyor. Yaklaşık son 1300 yıldaki gibi tabii bir hâl… Bu hâli, müfsit Batınî Karamatiler dışında kimse ihlal etmedi. Batini Karamatiler, oraya hükmetmek için her tür hürmeti ayaklar altına aldılar.

O zındık Karamatilerin dışında yüzyıllar boyunca kimse, bir kez daha mukaddes mekânların hürmetini ihlal etmeye cesaret edemedi. Ama batılın Batı adına hükmettiği bu çağda Hicaz’ın yönetimi Batı’nın adamlarına kalınca son kırk yılda neredeyse her yıl orada istenmeyen bir hâl gerçekleşti. Kimi bu hâle zorladı, kimi ise fütursuzca bu hâl içinde kan döktü.

İlk kez bu yıl ise bir karanlık güç, Ravza-i Mutahhara’nın yanı başında kan döktü. Bu ümmet için adeta bir son çağrıdır.

Ümmet, kendine gelmezse Ravz-ı Muttahara bile iktidar çatışmalarının, küfür oyunlarının bir mekânı haline getirilecek.

Kim buna çanak tutarsa, kim bu siyasetin içinde olursa küfrün oyuncağıdır. Oradaki idareye rağmen mü’minlerin davranışlarında bir denge vardır. Küfür bu dengeyi bozmak istiyor, kim bu dengenin bozulmasına aracı olursa küfre hizmet etmiştir.

"(Ey Nebi! İnsanları) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz ki senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir." (Nahl 125)

" Kim Mescid-i Haram`da zulmü ile haktan uzaklaşmaya yeltenirse, biz, ona da ağır bir azap tattıracağız." (Hacc 25).

"Evimle minberimin arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de cennet bahçelerinin üzerindedir (Ahmet b. Hanbel, II, 36, 45I, 534; V, 41). Diğer bir hadis de "Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir." (Ahmet b. Hanbel, II, 236)

"Üç mescitten başka bir yere (ibadet etmek için) özel olarak yolculuk yapılmaz: Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve Benim mescidim." (Buhari, Fedaılü`s-Salat 1, 6).

Rabbim, Harameyn’de hürmet içinde bulunmayı nasip eylesin…

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Ağustos 2016 (143. Sayı)
 
07-08-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.