Hiç Taş Yüzdürülür mü?

Konuk Yazarlar
Mümin, kimden gelirse gelsin batılı kabul edemez, batılı sevemez. Zira mümin kalbi hakkı özümsediği ve içselleştirdiği için ancak hakkın sevdiğini sever onun düşmanlık yaptığına düşmanlık yapar.
Mümin, kimden gelirse gelsin batılı kabul edemez, batılı sevemez. Zira mümin kalbi hakkı özümsediği ve içselleştirdiği için ancak hakkın sevdiğini sever onun düşmanlık yaptığına düşmanlık yapar.

Hak Teâlâ, sevilmeyenin de güzelliklerini gören buğzedilenin de iyiliklerinin görülmesini sağlayan hassas bir ölçü va’zetmiştir. Bu nedenle Allahu Teâlâ insanların en sevimlisi olan Hz. Resulullah sallallahu aleyhi veselleme “Eğer biz ayaklarını sabit kılmasaydık, yavaş yavaş onlara meyleder, fakat bu durumda sana hayatın da ölümün de azabını kat kat tattırır sonra da bize karşı hiçbir yardımcı bulamazdın” buyurarak bu ölçünün kendisine en sevimli olana da uygulanacağını buyurmuştur.

Öte yandan yeryüzünün en azgınlarından olan Firavun için de “umulur ki düşünür ve korkar” buyurarak ona da bir fırsat tanımıştır.

Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin ölçüsü buydu. İnsanlar içerisinde kendisine en yakın olanlara “Allah’a karşı size hiçbir şey yapamam” buyururken, İblis hakkında da; “O yalancı olsa da seni doğruladı.” Buyurmuştur. Böylece bu dengeye ne kadar hassas bir şekilde riayet ettiğini ortaya koymuştur.

Böyle iken bugün ne oldu da biz bu ölçüyü kaybettik. Öyle ki bizden bazıları ufak bir olumlu hareketinden dolayı bir azgını göklere çıkarırken Allah’ın velilerinden bir veli sayılacak birini sıradan bir hatadan dolayı neredeyse yerin dibine geçirecek. Allahu Teâlâ yolunda her türlü fedakârlığı yapmış, bedel ödemiş birini de en ufak hatadan dolayı tekfir edebiliyor.

Bu konuda Sahabe hayatındaki örnekleri sıralarsak bu çok uzun gider. Bu nedenle burada biri Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemden biri de hz. Aişeden olmak üzere iki örnek vermekle yetineceğiz.

Birinci olay Malik bin Dahşem ile ilgilidir. Hadiste Malik bin Dahşem’in münafıklarla iyi ilişkiler kurduğu, onlara öğütler verdiği, bunu gören bazılarının ona karşı önyargıyla Hz. Resulullah sallallahu aleyhi veselleme şikâyette bulundukları aktarılıyor. O esnada Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem namaz kılıyordu. Namazını bitirdikten sonra onlara dönerek; “Malik bin Dahşem’in Allah’ın rızasını arzulayarak lailaheillallah dediğini görmüyor musunuz? Demiştir. Bunun üzerine onu şikâyet edenler “Görüyoruz ya Resulallah! Fakat o münafıklara nasihat ediyor.” Diye karşılık verdiler. Bunun üzerine Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem; “Allah’ın veçhini arzulayarak ‘Lailaheillallah’ diyen herkese Allah (cc) ateşi haram kılmıştır.” Buyurdu.

Bu konu ile ilgili olarak ikinci örnek ise Hatib bin Ebi Belta ile ilgilidir. Buhari ve Müslim’de geçen rivayete göre; Mekke’deki ailesinin korumasız kalmasından endişelenen ve Bedir ashabından olan Hatib bin Ebi Belta Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin Mekke’yi Fethedeceği haberini müşriklere ihbar etmek istedi. Bunun için bir mektup yazarak Mekkeli müşriklere ulaştırması için bir kadına verdi. Allah (cc) bu durumu Cebrail vasıtası ile Peygamberine bildirince Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Hz. Zübeyr ile Hz. Mikdat’ı arkasından gönderiyor. Elhasıl mektup bulunuyor ve bunu yazanın Hatib bin Ebi Belta olduğu anlaşılıyor. Hatib bin Ebi Belta Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin huzuruna getirilince Hz. Ömer; “Ya Resulallah! İzin ver de bu münafığın boynunu vurayım.” deyince Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem; “Bırak onu ey Ömer! Unutma ki Hatib Bedir ehlindendir. Sen Allah (cc)’ın Bedir Ashabına; “Ey Bedir Ehli! Dilediğinizi yapın ben sizi affettim.” Demediğini nereden biliyorsun.” Bu şekilde Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem çok ciddi ve tehlikeli bir casusluk teşebbüsünü örtmüştür.

Hz. Aişe ile ilgili son örneğimize geçmeden önce bu misallerden alınması gereken günümüzde çok muhtaç olduğumuz dersleri şu şekilde sıralayabiliriz.

Birincisi; davada çok uzun geçmişi ve emeği olan kimselerin en ufak bir hatadan dolayı bütün bu yaptıklarının silinmemesi gerektiğidir. Elbette bazı durumlar vardır ki insanın amelini ve geçmişini temelden sarsar fakat bu tamamen saf ve taraf değiştirmek gibi hallerde söz konusu olabilir.

İkincisi bir şekilde gayri Müslimlerle kâfirlerle ilişki kuran onlarla ilişki içinde olan kimselerin kâfirleri dost ve veli edindikleri iddiası ile töhmet altında bırakılmaması gerektiğidir.

Nitekim Hatıb bin Ebi Belta bu yaptıklarını kâfirleri veli edinmek maksadı ile yapmadıklarını ifade etmiştir. Onun zahiren yaptığı çok ciddi ve affedilemeyecek bir suçtu. Elbette kafirler ve düşmanlarla işbirliği yapan, Müslümanlara karşı onların başarısı için çalışan kimse, belli şartlar dahilinde dinden çıktığını söyleyenler var.

Son örneğimiz de Hz. Aişe annemizle ilgilidir. Bilindiği üzere İfk Hadisesinde münafıklar Hz. Aişe’ye iftirada bulunmuşlardı. Buna iştirak eden bazı sahabeler de olmuştu. Bunlardan birisi de Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin şairi Hassan bin Sabit’ti… Bu olaydan sonra Hassan bin Sabit hz. Aişe’nin evine girip çıkıyordu. Kendisine onun İfk Hadisesindeki durumu sorulduğunda Hz. Aişe r.anha; “Evet, ama o Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şairidir. Onu şiiri ile destekliyordu.” buyurmuştur. Görüldüğü üzere Hassan bin Sabit’in İfk hadisesindeki tutumu Hz. Aişe’nin onun iyiliklerini görmesine engel olmamıştır.

Buna göre bize düşen her Müslüman ve her şahsı bir anlık davranışı ile değil, genel amelini göz önünde bulundurarak değerlendirmek ve buna göre kanaat sahibi olmak gerekmektedir. Bu konuda dengesiz olan kimseler hakkında “falanca taşı yüzdürür” diye bir darb-ı mesel vardır. Ama her kes biliyor ki taş yüzdürülemez. O halde dengeli olmak lazım.

Muhammed Hüseyin El –Belluti / İnzar Dergisi – Ocak 2015 (124. Sayı)
 


 
13-01-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.