Her Şey Kürdistan İçin

Sadullah Aydın

Beş kişilik çete karayoluna yakın bir köyde gece yarısına kadar saklandı. Çete başı palabıyıklı, kötü bakışlı bir adamdı. Kırk yaşlarındaydı. Konuşma ve tavırlarından eğitimli olduğu anlaşılıyordu. Köyde saklandıkları evde köylü gençleri toplamış, geç saatlere kadar örgüt propagandası yapmıştı.
Beş kişilik çete karayoluna yakın bir köyde gece yarısına kadar saklandı.

Çete başı palabıyıklı, kötü bakışlı bir adamdı. Kırk yaşlarındaydı.  Konuşma ve tavırlarından eğitimli olduğu anlaşılıyordu. Köyde saklandıkları evde köylü gençleri toplamış, geç saatlere kadar örgüt propagandası yapmıştı. Gerçi köylü gençler adamın konuştuklarından pek bir şey anlamamış, sadece adamın sık sık tekrarladığı her şey Kürdistan için, yurtsever halkımız, dinci faşistler gibi cümleler akıllarında kalmıştı. Çete reisi Marks’ın Des Kapital’inden alıntılarla konuşmasına başlamış, komünal toplumun gereğinden, afyon olan dinin Kürt halkının arasından mutlaka kaldırılmasından, özgürlüğün önündeki gereksiz ahlaki değerlerden bahsetmişti.

Saat gece 22.00 olunca reisin emriyle çete elemanları yüzlerine maske taktı. Gizlice köyden çıkıp yakınlardaki karayolunu örten çalılıklarda saklandı. Adamların sırt çantalarında molotof ve bomba, ellerinde de keleşler vardı.

Uzaktan yük dolu bir tırın ışıkları görününce çeteciler hızla yolun ortasına atıldı. Silahlarını tır sürücüsüne doğrulttular. Tırı süren genç sürücü eşkıyayı karşısında görünce panik içinde firene asıldı. Çeteciler küfürler savurarak sürücüyü aşağı indirdiler. Çete reisi:

— Yere yat! Diye bağırdı. Kıpırdarsan seni delik deşik ederim!

Zavallı şoför tüm bedeni zangır zangır titreyerek yere yattı. Eşkıyalar adamı üstünkörü aradıktan sonra silahlarını ona doğrulttular. Çetecilerin reisi, korkudan sapsarı kesilen şoföre nereli olduğunu söyledi. 

Tır sürücüsü:

— Vallahi buralıyım! Dedi. Kürdüm… Çalıştığım firma da Kürt… Irak Kürdistan’ına zeytin götürüyorum.

Eşkıya reisi Irak Kürdistan’ı lafını duyunca yüzünü ekşitti.

— Demek faşist TC rejiminin işbirlikçisi Barzani yönetimine katkı sağlıyorsunuz ha?

Sonra yanında duran, yüzleri maskeli adamlarına döndü:

— Şu araca birkaç molotof atın. Hainlerle işbirliği neymiş görsünler.

Çetecilerin tırını yüküyle beraber yakmak için bahane aradığını anlayan sürücü genç gözyaşları içinde adamlara yalvarmaya başladı.

— Vallahi hain değilim, ben de sizin gibi Kürdüm! Lütfen bana acıyın. Yoksul bir adamım. Ailemi geçindirmek için yaz kış bu yollardayım. Arabamı yakarsanız hem işimden olurum hem de ödeyemeyeceğim bir borcun altına girerim. Çünkü tırı yüküyle beraber bana zimmetlediler.  Allah aşkına acıyın bana!

Çeteciler zavallı sürücünün gözyaşları arasındaki yalvarışlarını hiç dinlemediler. Reis silahını ona doğrultmaya devam ederken diğerleri tırı yaktılar. Sürücünün çaresiz bakışları arasında tır alev aldı. Kısa bir süre içinde araç alev topuna döndü.

Zeytin dolu tırın cayır cayır yanmasını bir müddet duygusuz gözlerle seyreden çeteciler bu arada sürücüye duygusal bir nutuk atmayı da unutmadılar.

Yaptıkları her şeyin Kürt halkının iyiliği için olduğunu, Kürdistan’ın kurtuluşu için hayatlarını hiçe sayan yurtsever savaşçılara yardımcı olmaları gerektiğini söyleyen reis, Kürdistan düşmanlarının cezasız kalmayacağını, Kürt halkını mutlaka faşistlerden, feodallerden, gerici dincilerden kurtaracaklarını kendinden emin bir dille haykırdı.

Reis, heyecan dolu nutkunu bitirdikten sonra zavallı şoförü alevler içinde kaybolmuş aracının yanında, çölün ortasında bırakıp hızla olay yerinden uzaklaştılar. Üzüntü ve korkudan deliye dönmüş genç şoför, eşkiyalar uzaklaşır uzaklaşmaz yerinden fırladı.  Ne yapacağını bilmez bir halde yanan arabasının etrafında dört dönmeye başladı.

Çete reisi nutuk çekerken korkudan başını sallayıp onu onaylayan zavallı adam, onların uzaklaştıklarından iyice emin olduktan sonra yanan arabasına içi yanarak bakıp bedduaları sıralamaya başladı.

— Allah sizin belanızı versin. Her şey Kürdistan içinmiş! Kürt halkını kurtaracaklarmış! Yurtseverlermiş! Ben ne yaptım size? Ne suçum vardı? Ben de sizin gibi Kürt değil miyim? Kürt halkına zarar vererek, evlerini, arabalarını, dükkânlarını ateşe vererek, kaldırımlarını sökerek mi onları kurtaracaksınız? Kürt şehirlerini yakıp yağmalayarak, barajlarını, fabrikalarını bombalayarak, yoksulluklarına yoksulluk katarak mı onları kurtaracaksınız?

Çaresiz sürücü yanan arabasına kahrolmuş bir yüzle bakarak tekrar, acı içinde ağlamaya başlamıştı. Patronlara ne cevap verecek, bu yükün altında nasıl kalkacak, çocuklarına bundan sonra nasıl bakacaktı?

Neden sonra kendine gelen sürücü karakolu olaydan haberdar etmek için çare aramaya başladı. Daha önce aynı yoldan sık sık geçtiği için yakınlardaki köyü hatırladı. Eşkıyanın gündüz saklandığı köyü… Çeteciler arama sırasında sürücünün cep telefonuna el koydukları için köye gitmekten başka çare yoktu.

Tır sürücüsü yanan arabasını oracıkta bırakarak köye doğru koşmaya başladı. Köye yaklaşınca her taraftan duyulan köpek seslerinden ürktü. Korkuyla durakladı. Ayrıca köyde onu neyin beklediğini de bilmiyordu. Ya köyde eşkıyayla karşılaşsa… Lakin asker veya polise haber vermezse suçlu konuma düşebilir, hapse bile atılabilirdi.

Genç sürücü sonunda cesaretini toplayıp köye girdi. Bir iki kapıyı çalıp ürkek ürkek sorduktan sonra muhtarın evini buldu. Köy muhtarı sürücüden olayı duyunca çok üzüldü. Hemen telefona sarılıp ilçe karakolunu aradı. Önce karşıdan hiçbir cevap gelmedi. Israrla telefonu çalmaya devam ettiler.

Sonunda telefonun öbür ucunda sert, buyurgan bir ses yükseldi.

— Ne var? Ne istiyorsunuz? Gece vakti de sizden kurtulamayacak mıyız?

Muhtar kendini tanıtarak ürkek bir sesle:

— Komutanım, köyümüzün yakınlarında yol kesen teröristler bir tırı yakmışlar, dedi. Şoför şu an yanımda…

Karakol komutanı olduğu anlaşılan asker pis bir küfür savurarak:

— Bana ne lan sizin tırınızdan, mırınızdan! Diye bağırdı. Hepinizin canı cehenneme! Hepiniz aynı yolun yolcususunuz!   Yiyin bir birinizi… Canımızı yerde bulmadık! Bir daha aramayın. Sabah olunca gelir bakarız.

Sonra da telefonu ikinci bir küfrün eşliğinde kapattı. Muhtarla zavallı şoför bir birlerine bakakaldılar. Her ikisi de acı ve umutsuzluk içinde yutkundular. Muhtar fısıltılı bir sesle konuştu.

— Bu gece burada kal. Yarın yine karakolu ararız…

Genç sürücü sessizce başını sallarken gözleri dolu dolu olan muhtar:

— Zavallı, kimsesi olmayan Kürt halkı, iki ateş arasında kalan mazlum halkım! Kim gelip seni kurtaracak, kim? Diye mırıldandı.

Sadullah Aydın / İnzar Dergisi – Eylül 2015 (132. Sayı)
 


 
13-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.