Hayatını Namaz ve Cihada Adamış Bir Önder Kafkas Kartalı İmam Şamil -4-

İbrahim Dağılma
Şeyh Şamil, ilmi, ameli ve cihad pratiğiyle “Âlimler, peygamberlerin varisleridir.” Hadisinin bir yansımasıydı hayatının her karesinde. Moskof kâfirine kan kusturan uzun soluklu bir mücadelenin ardından düşmanın tüm gücüyle Kafkasya`ya çöreklenmesi üzerine İmam Şamil, bir avuç Müslümanın yarınki nesiller adına ayakta kalması için ateşkes denilen baldıran zehrini içmek zorunda kalmıştı.
Şeyh Şamil, ilmi, ameli ve cihad pratiğiyle “Âlimler, peygamberlerin varisleridir.” Hadisinin bir yansımasıydı hayatının her karesinde. Moskof kâfirine kan kusturan uzun soluklu bir mücadelenin ardından düşmanın tüm gücüyle Kafkasya`ya çöreklenmesi üzerine İmam Şamil, bir avuç Müslümanın yarınki nesiller adına ayakta kalması için ateşkes denilen baldıran zehrini içmek zorunda kalmıştı.

Şeyh Şamil, şimdi kutsal topraklara varmak için Osmanlı payitahtında Sultan Abdulaziz`in misafiriydi. İmam Şamil son günlerini mübarek beldelerde, Resulullah (a.s.v.) makberinin bulunduğu Medine`de geçirmek istemektedir. Rusya`dan ayrılırken geri dönmesi şart koşulmuş ve bunun için oğlu Muhammed Şefiî rehin alınmıştır.

Şeyh Şamil, İstanbul`a geldiği gün, yer yerinden oynamış, halk sahil yoluna dökülmüştü. Rus vapuru Dolmabahçe Sarayı önüne demirlediğinde, Sultan Abdülaziz`in saltanat kayıkları, İmam Şâmil ve aile efradını saraya getirdiler. Abdülaziz Hân, onu sarayın kapısında karşılayıp, büyük bir hürmetle:

“Babam kabrinden kalksaydı ancak bu kadar sevinebilirdim.” diyerek, çok iltifatlarda bulundu. Sarayda hâl hatır sohbetleri arasında Sultan Abdülaziz, her türlü emrine hazır olduğunu ona bildirdi. Bunun üzerine Şeyh Şâmil:

“Padişahım! Hayatımın şu son günlerini aşkıyla yandığım sevgili Peygamberimin huzur-ı şeriflerinde geçirmek istiyorum. Bunun teminini zât-ı âlinizden istirham ediyorum.” dedi. Bu arzuyu büyük bir itina ile yerine getirmek için Rus sefirini saraya çağırttı.

Sultan Abdülaziz İmam Şamil`in son günlerini mübarek beldelerde geçirmesine müsaade etmesi için Rus Çarına aracılıkta bulunur ve bu talep kabul edilir; çünkü İmam Şamil, Rusların elinde esirdi. Durumu sefire anlatıp, Çar`a bildirmesini emreder. Rus Çarı İkinci Aleksandr kabul edip, Şeyh Şâmil`in Rusya`ya geri dönmemesini bildirdi. Bu duruma fazlasıyla memnun olan Şeyh Şâmil, İstanbul`da kısa bir müddet kaldı. Başta Sultan Abdülaziz`in ve İstanbulluların gösterdiği yakın alâkaya, misafirperverliğe hayran oldu.

Şeyh Şamil, bu güzel alaka ve yoğun ilginin farkındadır; ama o insanlığın cazibe merkezi, kulluğun kalbi, evlerin en şereflisi olan Beytullah`a ulaşma isteğine hiçbir şeyi değişmeme niyetindedir. Bir an önce Hicaz`a gitme isteğini pâdişâha bildirir. Sultan Abdülazîz, onun için en mükemmel vapurunu hazırlatır. Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan`ın kendisine tahsis ettiği vapur ile yola koyulur. Vapurun uğradığı her yerde, halk büyük bir şevk ve coşkuyla Şeyh Şamil`i karşılıyor, Onun gibi aziz, mümtaz, lider, mücahid birisinin duasını almak yarışına giriyorlardı.

Vapur, Mısır`a vardığında, Hidiv İsmâil Paşa, Onu şânına lâyık bir şekilde karşılar. O sırada İsmâil Paşa`nın yanında, "Her kimin yanında Allah`ın Resulü olursa, aslanlar ondan korkar, inlerinde karşılaşsalar onunla." Sözünün sahibi ve uygulayıcısı, Cezayir`i Fransız istilâsından kurtarmak için gayret gösteren âlim, mücâhid Emir Abdülkâdir de misâfir olarak bulunuyordu. Ümmetin iki yiğit ve izzetli öncüsü, halkını düşman işgalinden kurtarmak için canını, malını ortaya koyan iki kahraman âlim, Kâhire`de bir ay kadar İsmail Paşa`nın misafiri olurlar. Burada birçok ilmi konuda istişare eder ve ümmetin sorunlarını konuşurlar. İsmail Paşa, bir ayın sonunda Şeyh Şamil`le İskenderiye`ye kadar giderek onu Cidde`ye uğurladı.

Peygamberimizin ve Kâbe`nin hasretiyle yanan Şeyh Şâmil`in heyecanı, haram topraklara yaklaştıkça artıyordu. Niye artmasın ki; mü`min için Mekke ve Medine bir aşk merkezidir, sevgi gösterisidir, biat tazelemektir, maşuka bende olmaktır. Öyle ki, özüne ulaşmak gibidir, benliğin zincirlerinden kurtularak biz deryasına sonsuz güzelliği yakalama adına dâhil olmaktır Haremeyn yolculuğu. Şeyh Şamil de bu duygular içinde mecrasına akıyordu.

Mekke emiri Şerif Abdullah, Şeyh Şâmil`i çok seviyordu. Onu büyük bir itibarla karşıladı. Hicaz`da, Onun büyük bir âlim ve kahraman olduğunu işiten Hicazlılar, Onu görmeye can atıyor, Ona ilgi ve hürmet gösteriyordu. Hac sırasında Şeyh Şamil`in orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüz bin Müslüman, namını işittikleri bu şanlı mücahidi görmek, elini öpüp, duasını almak isterler, lâkin ister istemez izdiham meydana gelir. İdareciler Şeyh Şamil`i Kâbe`nin damına çıkarırlar. Bir müddet orada duran İmam Şamil`i hacılar doyasıya seyrederler.

Şeyh Şâmil, büyük bir itina ile azami titizlik göstererek haccını yaptı. Artık, Resulullah aleyhissalat vesselam`a kavuşma vaktiydi. Ömrünü O`nun sünnet-i seniyyesini yaymak için uğraştığı, bu uğurda ölümü göze aldığı, sevgili, muhterem, mübarek Peygamberi, iki cihanın efendisi Muhammed aleyhisselâmın huzur-ı şeriflerine gitmek için, nurlu Medine yollarına düştü. Her an aşkıyla yandığı efendisine yaklaşıyor, şimdiye kadar içinde kopan fırtınalar her geçen saniye daha da şiddetleniyordu. Medine-i Münevvere görünmeye başladığında oldukça heyecanlanan Şeyh Şâmil, toprağa kapanarak, hocası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin şu şiirini terennüm etmeye başlar:

Server-i âlem sana âşık olup da, yanarım!
Her nerede olsam o güzel cemâlin ararım.


Kâbe kavseyn tahtının sultânı sen, ben hiçim.
Misâfirinim dememi saygısızlık sayarım.


Her şey cihânda senin şerefine yaratıldı,
Rahmetin bana da yağsa, o ân olur bahârım.


Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler dirilttin,
Sonsuz merhametine, sığınıp, kapın çaldım.


İyilik kaynağısın dermanlar deryâsısın!
Bir damla lütfet bana, derde devâsız kaldım.


Herkes gelir Mekke`ye, Kâbe, Safâ, Merve`ye,
Ben ise senin için, dağlar tepeler aştım.


Saâdet tâcı giydirildi, rüyâda başıma,
Ayağın toprağı serpildi yüzüme sanırım.


Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
Şiirlerin arasından, şu beyti seçtim aldım:


“Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
Bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.”


Ey günahlılar sığınağı, sana sığınmaya geldim!
Çok kabahatler işledim, sana yalvarmaya geldim!


Karanlık yerlere saptım, bataklıklara saplandım,
Doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim.


Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
Uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim.


Derdlilere tabîbsin, ben ise gönül hastası,
Kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim.


Cömerdlerin kapısına, bir şey götürmek hatâdır.
Basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim.


Günahlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
Bu yükden ve siyâhlıkdan, tamâm kurtulmağa geldim.


Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
Gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim.


Kapına yüz sürebilsem, ey cânımdan azîz cânân
Su ile olmayan işler, hâsıl olur o topraktan.”


Peygamber efendimize olan aşkının çokluğundan ve O`na kavuşmanın heyecanından dolayı Şeyh Şamil, ağlıyor ve gözyaşı sicim sicim sakalına akıyordu. Şeyh Şâmil, edep ve hürmetle sürünerek Resûlullah`ın manevi huzur-ı şeriflerine çıkar. Başta Medine muhafızı Hâfız Paşa, seyyidler, dünyanın dört bucağından gelmiş hacılar, Onu heyecanla takip ediyordu. Kabr-i saadetlerinin kıble tarafına geçip, mübarek ayakuçlarından Resûlullah`a, gönlünün en derin köşelerinden coşup gelen vecd ile:

“Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Resûlallah!

Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Habîballah!”

Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Seyyidel evvelîne vel-âhirîn!”

Diyerek selâm verince, rivayetlere göre Resûlullah`ın, selâmına mukabelesi ile şereflendi. Orada bulunanların şahit olduğu bu hâdiseden sonra Şeyh Şâmil, uzun müddet dua edip gözyaşı dökerek hasretini giderdi, gönlündeki fırtınaları dindirdi.

Şeyh Şâmil, Medine günlerinde son derece takatten düşer, çektiği büyük ızdırap artık tahammül edilmez bir hal alır ve hastalanarak yatağa düşer. Kısa süren bu hastalığında aile fertleri, beraberinde gelip kendisine hizmet edenlerle ve ziyaretine gelenlerle vedalaşır. Sultan Abdülaziz`e, Rus Çar`ında rehin bıraktığı çocuklarının kurtarılmasını, Devlet-i aliyye-i Osmâniye`de vazife verilmesini bildiren bir mektup yazdırır.

Şeyh Şamil, bugün dahi tüm Müslümanların kalbinde yaşıyor. Onun başlattığı mücadele hala Çeçen ve Dağıstan Müslümanlarının eliyle devam ediyor. 1990`larda başlayan yeniden özgürlük mücadelesindeki 23 yıl, sanki Şamil`in dönemindeki gibi benzer etaplarla devam ediyor. Müslümanların birliğini bozan Rus yanlısı hainler türedi ve Müslümanlara en büyük engel olarak duruyorlar. Bu hainlerin güdümünde hareket eden bazı din adamları gayr-i Müslimlere karşı cihadın gereksizliğini anlatıyor. Aynı şekilde hainler, Müslümanlara karşı Rusların yanında ve hatta önünde yer alarak savaşıyor.

Şeyh Şamil`in takipçileri ve torunları halen Kafkasya`da her gün öldürülüyor. Bugün Şeyh Şamil`i anarken Onun yolunu devam ettiren ve İslam`ın yükselişi için Kafkasya`da şehid olan tüm mücahitlere ve onların ardından kalanlara dua isteyen Çeçen halkı, tüm Müslümanların yardımını bekliyor. "Allah, kâfirler istese de istemese de nurunu tamamlayacaktır." ayetini hatırlatan Çeçen halkı, "Şamiller yaşıyor ve hep yaşayacaklar." diyerek, tarih boyu verdikleri mücadelenin sonlanmayacağını vurguluyorlar.

Bütün hayatını ülkesinin bağımsızlığına ve orada şeriat ahkâmının hâkim olmasına adayan, askeri dehasını ve Kafkaslı mücahitlerin neler yapabileceğini bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, tıpkı İzzetin El Kassam gibi adını “büyük bir gerilla lideri” olarak tarihe yazdıran İmam Şamil, yanıbaşında okunan Kur`ân-ı kerîm tilâvetleri arasında 4 Şubat 1871(H.1287)`de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar. Cennet-ül-Bakî` Kabristanlığına defnedilir.

Allah, ona rahmet eylesin!
 

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Mayıs 2017 (152. Sayı)
 


 
20-05-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.