Hayatını Namaz ve Cihada Adamış Bir Önder Kafkas Kartalı İmam Şamil -2-

İbrahim Dağılma
Şeyh Şâmil, bir tarafta Kafkasya`nın selâmeti ve bu uğurda Ruslarla kanının son damlasına kadar mücadeleye karar vermiş insanlar, bir tarafta da incitilmesi büyük günahlardan olan ana gibi iki müthiş ateş arasında kaldı. Senelerdir, İslâm düşmanı olan Ruslarla mücadele etmişti. Hatta vücudunda yara almadık yeri kalmamış gibiydi. Bu uğurda eşi, kızı, oğlu, amcası ve binlerce Müslüman şehit olmamış mıydı? Bu sebeple düşmanla anlaşmaya kalkanlar için kânunlar konulmuş, onlara şiddetli cezalar verileceği bildirilmişti.
Şeyh Şâmil, gençleri İslamî bir bilinçle eğitir ve onları mücadeleci birer asker gibi yetiştirirdi. Köylerdeki tüm çocukların Kur`an-ı Kerim dersi almalarını tavsiye eder ve bunun uygulanması için uğraşırdı. Büyüklerin de tefsir, hadis, fıkıh gibi dinî ilimlerin yanı sıra fen bilimlerinde yetişmesi için çabalardı. Müslüman bir birey ve toplumun ahlaki olgunluğu Kur`an eğitimine bağlıdır. Kur`an eğitimi almamış bir birey ve toplum ruhsuz beden gibidir. 90`lı yıllarda yaşadığımız coğrafyada Müslüman camianın camilerde ısrarla Kur`an dersi vermesi ve hâkim güçlerin de bunu engellemeye çalıştığı gün gibi ortadadır. Dini bilgisi olmayan ve Kur`an tedrisinden geçmemiş cahiller, küfrün ve zulmün tuzağına düşmekten ve onların elinde Müslümanların arasına sızmış bir işbirlikçi olmaktan çoğunlukla kurtulamazlar. Şeyh Şamil de böylelerinin Ruslara aldanacağını, vatanını koruyamayacağını, böylece hem dünyada esaret altında kalacağını, hem de ahirette acı azaplara duçar olacağını buyururdu. Bu sebeple, emri altındaki her köy, kasaba ve şehirde medreseler açtırır, hem din, hem de fen ilimlerinin okutulması için uğraşırdı. Kendisi bizzat bu derslere katılır, talebelerine ders verirdi. Başarılı talebelerine mükâfatlar dağıtırdı. Medresede okutulan dersler yanında, silâh kullanmak, kılıç çekmek, ok atmak, ata binmek gibi konularda eğitimler yaptırır, savaş ânında her biri birer komutan olacak şekilde yetiştirirdi.

Şeyh Şâmil, hem milletinin, askerinin devlet reisi, kumandanı hem de hocası ve imamı idi. Bu sebeple Kafkasyalı Müslümanlar, onu canları gibi sever, her emrine şartsız itaat ederdi. Çocuklarını, Allah`ın dostlarını sevecek, düşmanlarından da nefret edecek şekilde yetiştirirlerdi. Onlar için Rusları sevmek, onlara boyun eğip emirlerine girmek kadar tehlikeli bir şey olamazdı. Her çocuğa, İmam Şâmil`in ve diğer âlimlerin muhabbeti, Ruslara olan düşmanlık anlatılırdı. “الحب للله و البغض فی الله” (Sevgi Allah için ve nefret Allah için) kaidesi imanın asıl sebebi, şartı olarak anlatılırdı.

Ahulgoh müdafaası

İmanın hem nur hem kuvvet olduğu ve hakikî imanı elde eden bir adamın kâinata meydan okuyabileceği sırrından gafil olan Çar, Şamil`in generaliyle kendisine gönderdiği cevapları karşısında şaşırır ve öfkelenir. Şamil`in kurduğu tuzağa düşmemesi, mücadelesini ve halkını birkaç dünyalığa değiştirmemesi karşısında Çar kırmızı görmüş boğalara döner. Bunun üzerine Çar Kafkasya`ya modern silah ve bol cephane ile donatılmış üç ordu gönderir. 1838 ve 1839 yıllarında Şamil`in liderliğindeki Kafkasyalılarla Ruslar arasında müthiş muharebeler cereyan eder. Şamil bütün Kuzey Kafkasya`yı dolaşarak, camilerde, meydanlarda halkı cihada davet eder. Kafkasya`nın yiğit ve cengâver evlatları bu davete büyük bir iştiyakla koşarlar. 1839 senesinde Şamil`in kumandasında on bin muharip bulunmaktaydı. Bunlar hiç umulmadık anda Çar ordularının tepesine yıldırım gibi iniyorlardı. 30 Mayıs 1839`da General Grabe kumandasındaki Ruslarla Şamil`in kumandasındaki Kafkasyalılar arasında müthiş muharebe olur. Şamil`in kuvveti beş bin kişi, buna mukabil Ruslar otuz bin kişidir. Silah ve teçhizat durumu ise kıyas kabul edilmeyecek derecede Rusların lehinedir.

İman eden kişi bilir ki zafer ve yenilgi nicelikle değil nitelikle ilgilidir. Zafer`in elde edilmesinde ‘kararlılık, sabır, direniş ve itaat` çok önemlidir. Bazen de zafer ve yenilgi imtihanın bir cilvesi olarak taraflar arasında nöbetleşe olur. Şu ayetler de bize bu dersi verdikleri için Şeyh Şamil ve onun gibi İslam davasının öncü liderleri bu bilinçle hareket ederler, etmek zorundalar:

“De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah`ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.” (Tevbe Suresi, 52)

“Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke`nin göbeğinde ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan çeken O`dur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Fetih Suresi, 24)

“…Bugün bizim Câlût`a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah`a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah`ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara: 249)

Şamil kuvvetleriyle birlikte ustalıkla çekilmiş ve Ahulgoh kalesine girmiştir. Yetişen Rus orduları kaleyi muhasara etmiştir. Muhasara aylarca devam eder. Kalede yiyecek ve içecek kalmamıştır. Cephane bitmek üzeredir. Şamil Rusların teklifi üzerine, ahalinin canlarına dokunulmayarak kaleden serbestçe çıkıp gitmesine karşılık oğlu Cemaleddin`i rehin verir. Fakat Ruslar, sözünde durmazlar.

Hakkı bilmeyen için her zaman pragmatik bir yaklaşım öndedir. Hedefine ulaşmak için her yolu meşru sayar. Bu uğurda yalan atmak, sözünden caymak, hile yapmak çok normaldir. “Onlar ki, söz verip antlaştıktan sonra Allah`a verdikleri sözü bozarlar. Allah`ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayanlar onlardır.” (Bakara: 27) ayetinde de görüldüğü gibi kâfir, facir, müşriklerin sözlerine güven olmaz. Belki de bu ve benzeri aldatmalarındandır ki, şu söz darb-ı mesel olmuştur: “Ayıdan post Rus`tan dost olmaz…”

Cemaleddin`i rehin alan Ruslar kaleyi daha sıkı bir ateş altına alırlar. Kalenin duvarları şiddetli top atışlarının tesiriyle tahrip olur. Müthiş top ateşi altında kale bedenleri tahrip olur. Şeyh Şamil`in zevcesi ile iki yaşındaki yavrusu Mehmed Said de bu şiddetli top atışları sonucu şehit olur.

Ne hazin ve acı bir durumdur! Hangi baba, eş buna dayanır? Bir yandan acımasız bir düşmanın elinde rehin bir evlat bir yandan şehit olan zevce ile diğer bir evlat… Dava, hak olunca; yol istikameti bulunca, kulluk Allah`a yapılınca en büyük hedef, en yüce amaç ‘fitne ve fesadın kaldırılması ve din Allah için oluncaya kadar mücadele etmek olur.` Haliyle can, mal, evlat, ticaret, eş, aşiret Allah`a adanan yolda bir engel, köstek olmaktan çıkar ve Allah`ı razı etmede sadece birer vesile olur. Şeyh Şamil de bu bilinçteydi. Seçtiği yolun bir imtihan yolu olduğunu, bela ve musibetlerle sınanacağını biliyordu…

Ruslar, 28 Ağustos 1839`da kaleye yeniden hücum ederler, boğaz boğaza bir mücadele olur. Şeyh Şamil ve askerleri son bir gayretle vuruşmaya devam ederler. Kalede bulunan kadınlar ise düşman eline geçmektense iffet ve namuslarını korumak adına ölmeyi tercih ederek kendilerini uçuruma atarlar.

Kalede taş üstünde taş kalmamıştır. Ayakta kalan bir avuç Müslüman ise son gücünü ortaya koyar. Düşmanın yoğun saldırıları karşısında tutunmanın mümkün olmadığını gören Şeyh Şamil adamlarına çekilmelerini söyler. Kendisi de yaralı vaziyette, yine kendisi gibi yaralanmış sekiz yaşındaki oğlu Gazi Muhammed`i sırtına bağlayıp dik kayalara tırmanarak düşmanın arasından kurtulmaya muvaffak olur.

Düşman şehitler arasında Şeyh Şamil`i ararken o bir çobanla Rus kumandanına şu mektubu gönderir:

“General! Çarına haber ver ki, Kafkasya`nın bağrında daha binlerce Ahulgoh var ve on binlerce surlar ve kuleler başlarını Rablerine kaldırıp ecelini susayanları bekliyor. Silahlarınızın vücudumda açtığı üç yarayı şifalı Dağıstan otlarından kendi ellerimle yaptığım ilaçlarla şimdiden iyi ettim ve harbe hazırlandım. Kalbimde açtığınız evlât, ayal ve hemşireme ait dört yaranın hiç hükmü yoktur. Geri kalan evlât ve ayalimi de şimdiden vatan ve Cenâb-ı Allah`a kurban adadım.

Size ve Çarınıza her şeyi bol bol vereceğiz. Fakat vatanın hürriyet ve şerefini asla!..

Ahulgoh`ta aldığınız kanlı ders kâfi gelmediyse, zengin çarınızın ordularını ve hazinelerini ortaya dökerek tekrar geliniz. Askerlik şerefini lekeleyerek yalan söyleyiniz, vaadlerinizi inkâr ediniz, ormanlarımızı kundaklayınız, ekinlerimizi yakınız, meyve ağaçlarımızı, bahçelerimizi kavurunuz. Bütün bunlar Kafkas`ın ezelî hürriyet ve istiklâl aşkını körüklemekten başka hiç bir şeye yaramayacaktır.

Çarlar ölecektir, Petro`larınız ve Katerina`larmız gibi Nikola da gözleri arkasında gidecektir. Fakat Kafkasya mutlaka kurtulacak hür ve mesut olacaktır. Allah, hak ve vatan uğrunda çarpışanların yardımcısı olsun.”

Ahulgoh`un düşmesinden sonra Şamil dağ bayır dolaşarak yeniden ordu kurmaya gider ve 1840`ta teşkilatlı bir ordu kurar. Altı bin kişilik ordunun 2500`ü piyade, 3000`i süvari, 500`ü de muhafız kıtasından oluşmaktaydı. Bu orduda sadece 12 top bulunmaktaydı. Şamil ordu karargâhını Dargo`ya kurar ve orduyu Ahverdili Muhammed, Şuayip Molla, Hacı Murat ve Tilit`li Murtaza Ali kumandasında dört kola ayırır. Diğer taraftan Rus ordusu, 50 binden fazla asker ve topçu kuvveti bakımından da Şamil`in ordusundan yirmi misli fazlaydı.

Zaferi teçhizat ve sayı çokluğuna bağlayanlar için muhakkak bu korkunç bir manzaradır ve böyle bir orduya karşı koymak bile bile ölüme gitmek türünden bir deliliktir. Zaferi ve yenilgiyi Allah`a, sabır, direniş ve kararlılığa bağlayanlar ise bilirler ki “Allah`ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara: 249)

Şamil ve beraberindeki bir avuç Kafkaslı Müslüman bu bilinçle zaferden zafere koştular yıllarca ve Rus ordularına var oldukları müddetçe unutamayacakları yenilgiler tattırdılar. Yirmi yıl önce Osetya, Çeçenistan, Abazya`da Cevher Dudayev, Şamil Basayev, Hattab gibi yiğitlerin şanlı cihadı da bu iman ve bilincin semeresiydi.

Müthiş harp taktikleri uygulayan Şamil, merkezdeki kuvvetlerin idaresini eline alarak dört bir tarafa yetişiyor, düşmanı şaşırtıyordu. 1843`teki Birinci Dargo muharebesinde Rus ordusu perişan edilir ve büyük miktarda esir ve cephane ganimet olarak alınır. Çar Nikola`nın hazırlattığı 4 yeni ordu da peş peşe bozguna uğratılır.

Şamil`in kumandasındaki Kafkasyalılar, şu şiir dizelerine yansımış ruhla destan yazmaktaydı:

“İslam`ın küfür ile bitmeyen kavgasına,

Kendisini adamış, tarih yazan bir adam.

Bir avuç Müslüman`la, Kafkasya dağlarında,

Her taşa, her tepeye, cihat yazan bir adam.

Volga nehrinden hırçın, Kafkas dağından ulu,

İmanından güç alır, o dağların çocuğu.

Eğmez kâfire boyun, yalnız Allah`ın kulu.

Hece hece alnına, şehit yazan bir adam.

Gökteki şahin gibi, süzülür ovalara.

Düşmanını sindirir, çıkar sarp kayalara.

Rus ordusu tedirgin, görülmemiş bir bela.

Cihadının adını “ŞAMİL” yazan bir adam”

Rus kuvvetleri hep hezimete uğradı. Yenileri birbirini takip etti. Çar Birinci Nikola, bu hezimetlerden sonra, bütün Kafkasya`yı fethetmek, Şeyh Şâmil`i ele geçirip bütün Müslümanlara kötü günler yaşatmak maksadıyla, ordularının en seçkin generallerini bu işte vazifelendirdi. Napolyon`u dahi mağlup eden bu meşhur generaller; Fraytag, Svarts, Klugenav, Argutinski idi. Kalelere bıraktıkları ihtiyat kuvvetleriyle birlikte elli bini bulan bu seçme ordu, dört koldan harekete geçti. Netice yine Rus ordularının hezimeti ve bir avuç Müslümanın zaferi idi.

Şeyh Şâmil`in, bu kadar kısa sürede, harp tarihinde ender rastlanan bir zaferi kazanması ile Avaristan baştanbaşa düşman çizmelerinden temizlendi. Rusların yirmi beş müstahkem mevkii zapt ve tahrip edildi. İki binden ziyade Rus askeri esir alınıp, binlercesi öldürüldü. En mühimi, yenilmez sanılan Rus ordularını çok az bir Müslüman`ın iman gücü ile nasıl perişan ettiğine Rus Çarı dahi hayretle şahit oldu. Rus kaynakları 1843 senesinde yapılan bu harplerin neticesi hakkında şöyle demektedir:

“Şâmil, Avaristan`da taş üstünde taş bırakmadı. Unsokul, Balakan, Moksok, Ahalçi, Tsanah, Hassat, Gergebil, Burunduk, Hunzah, Nizovaye, Ziran, Gimri gibi en önemli üslerimizi, mevzilerimizi kâmilen ele geçirip temelinden tahrip etti. Rusya`ya çok pahalıya mal olan bu Avaristan muharebelerinde yaptığımız müthiş masrafları, verdiğimiz korkunç insan ve malzeme zayiatını hesap edecek olursak, bu savaşın Kafkasya`da yaptıklarımızın en kanlı ve zararlısı olduğu meydana çıkar.”

Bu savaşlar neticesinde Kafkasya`da yaşayan Müslümanların maneviyatı yükseldi. Ruslara karşı müthiş bir direniş başladı. Şeyh Şâmil`e karşı olan güvenleri çoğaldı. Canla başla ona yardıma karar verdiler. Bu savaş, Çar Birinci Nikola`nın gururunu kırdığı gibi, plânlarını da alt üst etti. Napolyon`a karşı galip gelen meşhur Rus generalleri, iki kolorduya yakın büyük bir kuvvet ile Avaristan`a saldırdıkları hâlde, Şeyh Şâmil`in bir avuç ordusu karşısında tutunamamışlar, felce uğramışlardı.

Çar Nikola, bu hezimetten sonra da, Şeyh Şâmil`in karşısına General Vorontsof`u çıkardı. Onu Kafkas Orduları Başkumandanlığına getirerek;

“Bütün ordularım bu uğurda feda olsun. Hazinelerimin bütün kapıları Kafkasya için ardına kadar açıktır. İstediğin her şeyi bol bol alabilirsin. Bunun karşılığında sizden Şeyh Şâmil`i ölü veya diri olarak ele geçirmenizi ve Dargo denilen yuvasını kasıp kavurarak çiğnemenizi istiyorum” dedi.

General Vorontsof, Kafkasya`yı bir uçtan bir uca işgal etmek için altmış bin kişilik bir kuvvetle harekete geçti. Şeyh Şâmil`in yok denecek kadar az sayıdaki askeri karşısında perişan olup şaşkına döndü. 30 Ağustos 1843 günü yapılan hücumla Unsokul kalesi 3 Eylül 1843`te de Satanah kalesi ele geçirilir. Allah`a adanmış bir ömrün ve onun komutasındaki mücahitlerin zaferleri birbirini takip eder. Hossat zapt edilir. 9 Kasım 1843`te Gergebil Ruslardan geri alınır. Şeyh Şamil, şeyhi Gazi Muhammed`in mezarını Rus askerlerine çiğnetmemiştir.

General Vorontsof, bir buçuk ay içinde elindeki bütün cephanelerini, güllelerini İmam Şâmil`in yaptırdığı sahte istihkâmlara, boş siperlere günlerce atarak bitirdi. Hakiki muharebelere daha girişemeden cephanesiz kalır. Geriden gelen mühimmat ve askerin yiyeceğini, erzakları Şeyh Şâmil`in yaptığı baskınla kaybeder. Şeyh Şâmil`in iki ay süren çok maharetli ve kanlı yıpratma muharebeleri karşısında mevcudunun büyük bir kısmını ve üç generalini kaybeder.

1 Ağustos 1845`te Dargo`yu saran Rus orduları perişan edilir. Mağrur General Vorontsof Dargo`da müthiş bozguna uğrar ve büyük miktarda cephane bırakarak kaçar.

Şeyh Şâmil, yeni bir gazâ için hazırlanmaya başlamıştır. Şeyh Şamil, her an ordusuna, Rusların Müslümanlara yaptıkları katliamları, ettikleri işkenceleri ve zulümleri anlatıyordu. Dini yayabilmek için şehit olmaktan ve şehitliğin Cennet`teki derecesini haber veriyordu. Peygamber efendimizden ve Eshâb-ı kirâmdan misaller getiriyor, onların rahat yüzü görmediklerini, İslam`ı yaymak için diyar diyar dolaştıklarını, çok az bir kuvvetle pek büyük düşman sürülerine galip geldiklerini anlatıyordu. Halk heyecanla dinliyor, o anlattıkça Allah`u Teâlânın düşmanı olan Ruslara karşı halkın nefreti artıyordu. Şeyh Şamille baş edemeyeceğini anlayan Rus kumandan Prens Vorontsof tüyler ürpertici bir icraata girişir ve Ağustos 1845`te Çeçenistan ormanlarını yakar.

Zalimin mantığı her zaman aynıdır. O hangi asır, hangi mekân ve hangi ırktan olsa da katletmek, yıkmak, yakmak, viraneye çevirmekten anlar. Bir avuç menfaat için gözünü bürüyen hırsın ona yaptırmayacağı vahşet yoktur. Ayetin diliyle “ (O) İş başına geçtiğinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için didinir. Allah da bozgunculuğu sevmez.” (Bakara: 205)

Ruslar harp meydanlarında devamlı yenilince ova köylerinde mezalime başladılar. Rus ordularının vahşice ve kudurmuşçasına üzerlerine geldiğini gören Çeçen`ler kadın ve çocukları kurtarmak için Ruslarla anlaşma yapmak isterler. Fakat bunun için İmam Şamil`in reyini almaları gerekmektedir. Ne var ki, bu hususta İmam Şamil`in zerre kadar taviz vermediğini ve düşmandan yüz çevirmeyi idamla cezalandırdığını bilmektedirler. Neticede kura ile iki kişi tespit edip Şamil`e gönderirler. Bu elçiler önce İmam Şamil`in anasını ziyaret ederek, Şamil`in muvafakati için aracı olmasını rica edip yalvarırlar. Şamil`in anası yalvarmalara dayanamayıp oğluna aracı olmak amacıyla gider. Annesi, Şeyh Şâmil`i yanına çağırır. Annesinin en küçük arzusunu kendisine büyük bir emir telakki eden muhterem İmam, annesinin yanına gitti. Biraz önce dinlediği vahşetten gözleri yaşla dolan heybetli ana, oğluna:

“Evlâdım! Uzak Çeçen köylerinde Rusların yaptığı anlatılmaz işkenceleri ve öldürülen yiğitlerin haberini öğrendim. Kendilerini müdafaa edemeyen bu köylüleri boş yere kırdırmasan ve Ruslarla belirli bir müddet için mütareke yapsan olmaz mı?” deyiverdi. Bu sözleri anasından duyan İmam Şamil, beyninden vurulmuşa döner ve derin üzüntü duyar. Hele hele aracı olarak gelen dünya ahiret saadetinin vesilelerinden biri olan, Cennet ayakları altına serilmiş olan ve incitilmesi yolunda kendisine ‘Öf!` bile denilmesi İlahi buyrukla men edilen kişi Şamil`in annesi olunca deyim yerindeyse Şeyh Şamil can evinden vurulur.

Şeyh Şâmil, bir tarafta Kafkasya`nın selâmeti ve bu uğurda Ruslarla kanının son damlasına kadar mücadeleye karar vermiş insanlar, bir tarafta da incitilmesi büyük günahlardan olan ana gibi iki müthiş ateş arasında kaldı. Senelerdir, İslâm düşmanı olan Ruslarla mücadele etmişti. Hatta vücudunda yara almadık yeri kalmamış gibiydi. Bu uğurda eşi, kızı, oğlu, amcası ve binlerce Müslüman şehit olmamış mıydı? Bu sebeple düşmanla anlaşmaya kalkanlar için kânunlar konulmuş, onlara şiddetli cezalar verileceği bildirilmişti. Şeyh Şâmil`in bu istek karşısında bir anda sararıp gül gibi solduğunu gören ana, oğlunun kalbine feci bir hançer sapladığını anlayarak yaptığına pişman oldu ve:

“Dilim tutulsaydı da oğluma böyle bir şefaatte bulunmasaydım. Müslümanların kâfirlere boyun eğmesi gibi büyük bir günâhı işletmeye sebep olmak ne kötü. Elbette oğlum bunu kabul etmeyecektir. Ya Rabbi! Bu işin halledilmesi için oğluma yardım eyle, beni de affettiklerinin arasına al!” dedi. Sonra kimsenin yüzüne bakamadan evine girdi. İmam Şâmil ise güç durumlarda namaza durur, günlerce yemeden içmeden o işin halledilmesi için Allah`u Teâlâ`ya yalvarırdı. Yine öyle yaparak mescide halvete çekilen Şeyh Şâmil, gözyaşları arasında namaza durdu. Kur`an-ı Kerim okudu. Allah`u Teâlâ`dan yardım diledi…

(Önümüzdeki sayı devam edecektir.)

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Mart 2017 (150. Sayı)
 


 
20-03-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.