Haya (utanma) imandandır

Abdulkuddus Yalçın
Hayâ yani utanma duygusu, bir değişiklik ve kırılma halidir ki, insana kınandığı ve ayıplan¬dığı çirkin bir işten dolayı arız olur. Hayâsı tam olanlar, çirkin ve hoşa gitmeyen her iş ve hareketten, bayağı ve adi sözden kaçınırlar. İnsandan bu güzel haslet kalktığı zaman insan her fenalığı yapa¬bilecek duruma gelir ve ...
Yezid bin Talha bin Rükane`den (radiyallahu anh) rivayet edilmiştir. Dedi ki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Her dinin bir ahlakı vardır. İslam`ın ahlakı da hayâdır." (İmam Malik: Muvatta, Beyhaki: Şuab-ul iman)

Ebu Ömer el Kurtubi Muvatta üzerine yazdığı "et Temhid" ve "el İstizkar" adlı iki şerhinde hadisin tamamını şöyle zikretmiştir: Muaz bin Cebel (radiyallahu anh)’den rivayet edilmiştir ki Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Her dinin bir ahlakı vardır. İslam`ın ahlakı da hayâdır. Hayâsı olmayanın imanı yoktur."

Hayâ yani utanma duygusu, bir değişiklik ve kırılma halidir ki, insana kınandığı ve ayıplan¬dığı çirkin bir işten dolayı arız olur. Hayâsı tam olanlar, çirkin ve hoşa gitmeyen her iş ve hareketten, bayağı ve adi sözden kaçınırlar. İnsandan bu güzel haslet kalktığı zaman insan her fenalığı yapa¬bilecek duruma gelir ve kimseden çekinmeden pervasızca çeşitli rezaletler işler. Bu nedenle İmrân bin Husayn (radiyallahu anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayânın tamamı hayırdır” buyurdu (Müslim.)

İmam Nevevî (rahimehullah) der ki:

“Âlimler hayânın ne olduğunu şöyle anlatırlar: Hayâ insanı her türlü kötülükten alıkoyan bir huydur. İnsanın kimlere karşı ne gibi görevleri varsa, bu görevleri aksatmamasını sağlar. Bize gelen rivayete göre Ebü’l-Kasım Cüneyd-i Bağdâdî (rahimehullah) şöyle demiştir: "Hayâ, Mevlâ’nın sayısız nimetlerini görme ve bu nimetler karşısında ne kadar kusurlu olduğunu fark etme hâlidir." (Feth-ül Bari)

İbn-u Kayyım da şöyle demiştir:

"Hayâ", "Hayat"tan alınmıştır. Yağmura da "Hayâ" denir çünkü toprak, bitkiler ve canlılar onunla hayat buluyor. Dünya ve ahiretin hayatı da bu hayâ iledir. İçinde hayâ bulunmayan kimse dünyada ölü, ahirette de bedbahttır. Hayânın azlığı ile gayretsizlik arasında bir uyum vardır. Her biri diğerini ısrarla ister. İsyan ettiğinde Allah (celle celaluh) `tan utanan kimse onunla karşılaştığında cezalandırmasından da utanır. Allah Teâlâ`nın isyanından utanmayan cezasından da utanmaz. (Münavi)

Zerkani, Hadis-i şerifte geçen "Her dinin bir ahlakı vardır." Cümlesini şöyle açıklamıştır: "Yani her dinde bir çeşit seciye, huy teşri edilmiş ve bu dinin mensuplarına özgü bir ahlak kılınmıştır."

O halde Müslümanların ahlakı hayâdır. Hayâ Müslümanlara has bir huy, bir karakterdir. Hayâ ile İslam arasında, hayâ ile iman arasında kuvvetli bir bağ bulunmaktadır.

Yukarıda zikrettiğimiz hadis-i şerif ve bu konuda varid olan diğer hadisler ve ulemanın beyanatı bu gerçeği açıkça ifade etmektedir.

Muaz bin Cebel`den (radiyallahu anh) rivayet edilmiştir; Dedi ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "İslam`ı iki hasletle süsleyin" buyurdu. Biz: "O iki haslet nedir?" dedik. "Hayâ ve yalnız Allah için müsamaha göstermektir." buyurdu.

Ebu Hureyre`den (radiyallahu anh) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hayâ imandandır. Ümmetimin en hayâlısı Osman`dır" (İbn Asakir/Camiu-s Sağir) diğer bir rivayette de “İman yetmiş (veya altmış) küsur şubedir, Hayâ da imanın şubelerinden biridir.” (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn-u Mâce)

İbn-i Ömer (radiyallahu anhümâ)’den de rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, utangaç kardeşine bu huyunu terk etmesini söyleyen Medineli bir Müslüman’ın yanından geçerken ona: “Onu kendi haline bırak; zira hayâ imandandır” buyurdu. (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn-u Mâce.)

"Hayâ yaratılıştan da gelebilir, sonradan da edinilebilir. Ancak bunu dine uygun kullanmak çaba, bilgi ve niyeti gerektirir. İşte bu sebeple imandan olur. Ayrıca taati yapmaya, günahtan kaçınmaya yönlendirdiği için de imandandır. Hem hayâ bir bakıma geri kalan iman şubelerini yapmaya sevk eden bir etkendir. Çünkü hayâlı kişi dünya ve ahirette rezil olmaktan korkarak Allah`ın emirlerini tutar, yasaklarından sakınır. (Feth-ul bari)

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanı gerçek mü’min yapacak özelliklerden biri olan hayâyı, önemi sebebiyle zikretmekte ve utanma duygusunun, iman ağacının vazgeçilmez bir dalı olduğunu açıklamaktadır. Şu halde mü’min, başkalarının yanında yapılması ayıp olan davranışlardan kaçınmalıdır. İnsana utanç veren hareketleri başkaları yaptığı zaman bundan rahatsızlık duymalıdır.

Münavi der ki: "Hayâ imandandır." Zira hayâ insandaki aklın ilk olarak ortaya çıkan emarelerindendir. İman da aklın son mertebesidir. Bir kimsede aklın birinci mertebesi olmadan son mertebesinin olması mümkün değildir. Bu nedenle hayâsı olmayanın imanının da olmayacağı kesindir. Bunu Rağıb zikretmiştir".

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin “Hayâ imandandır” sözüyle anlatmak istediği şudur: İman insanı fena davranışlardan nasıl alıkoyuyorsa, utanma duygusu da tıpkı iman gibi insanın fenalık yapmasına fırsat vermez, onu kötülüklerden vazgeçirir. İnsana insanlığını hatırlatır. Onun herhangi bir hayvan olmadığını, aklına eseni yapamayacağını hissettirir. İşte bu nevi telkinlerle hayâ imanı besleyip olgunlaştırır. Böyle olunca da hayâ insana ancak hayır kazandırır ve onun tamamının hayır olduğu ortaya çıkar.

İslâm dininin Allah tarafından gön¬derilen ve Peygamber elçiliği ile insanlara tebliğ edilen hak din olduğuna inanıp da onun yasaklarını işlemekten utanç duymak, muhakkak ki iman eseridir ve imanla ilgilidir. Bu emir ve yasakların hak olduğuna İnanma¬yanlar din işlerinde hayâ etmezler. Onun için insanın iradesiyle kazanılan hayâ, imandan bir daldır, imanla ilgilidir.

Hakkını koruyamayacak kadar hayâ sahibi olan bir kimseyi dahi hayâdan arınmaya teşvik yoktur. Hayâ baki kalmak suretiyle meşru yoldan hak aramalıdır. Utanma sebebiyle mahrumiyet çekenlerin manevî mükâ¬fatları büyüktür. Bununla beraber dinin helâl veya mubah saydığı yollar¬dan hareket etmemek ve bunlarda bile utangaç olmak makbul hareket değildir. Din adabına uygun olan utanma güzel haslettir.

Özel telkinlerle düşünce yapısı bozulmayan kimseler insanların gözü önünde meselâ mahrem yerlerini açmaktan utanıp kaçınırlar. Utanma duygusunu büsbütün yitirmeyen kimseler hayâsızca davranışlardan kaçındığı gibi, dindar kimseler de dinin haram saydığı günahlardan uzak dururlar. Netice itibariyle insanlar bir yandan utanma duygusu, öte yandan Allah’tan korkma hissi sayesinde, kendilerine yakışmayan davranışlardan kaçınırlar.

Bu güzel duygu günümüzde maalesef bazı telkinlerle zayıflatılmaktadır. Açılıp saçılmak, utanma duygusunun bir yana atılması çağdaş olmanın bir gereği gibi gösterilmektedir. Bu gibi telkinleri yapıp yanlış yönlendirmeleri yapanlar, insanlıktan ve İslam`dan uzaklaştırmaya çalışmakta ve insana en büyük fenalığı yapmaktadırlar.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`in hayâsı

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’ şöyle anlatıyor:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem odasında perdesinin arkasındaki bakire kızdan daha utangaçtı. Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu yüzüne bakınca anlardık. (Buhârî, Müslim, İbni Mâce)

Bilindiği gibi İslâm terbiyesiyle yetişmiş bir kız, erginlik çağına girdikten sonra, çocukluk devresini artık geride bıraktığı düşüncesiyle sözüne, davranışına, giyim kuşamına çeki düzen verir. Mahrem olmayanlara karşı vücut şeklini, tenini, yüzünü, hatta burnunu, saçının bir telini ve evde giydiği elbisesini bile göstermekten hayâ eder. Böylece onun hareketlerine daha bir incelik, zarafet ve ölçü hâkim olur. İşte Allah’ın Resulü üstün edep ve hayâ duygusu itibariyle bir genç kızdan daha mükemmeldi. Onun bu üstün edebi, Allah’a veya insanlara ait bir hak çiğnendiğinde, olayın ayıp veya çirkin oluşuna bakmadan derhal müdahale etmesine engel teşkil etmezdi.

Birbirlerinin yanında çıplak yıkanmaktan çekinmeyen, hatta Kâbe’yi çırılçıplak tavaf eden Arapların bu hayâsız davranışlarından nefret ederdi. O zamanlar Arabistan’da hamam yoktu. Fakat İran ve benzeri ülkelere gidip gelen tüccarlardan oralardaki hamamlarda çıplak yıkanıldığını duymuştu. Ashabına bu hâlin çirkinliğini anlattı. Oraları fethedeceklerini haber verdikten sonra, hamama gittiklerinde vücutlarını örtmelerini tembih etti.

İnsanın utanması şu üç şeye karşı olur:

1— İnsanın Allah`tan utanması ki, Allah`ın emirlerine sarılması ve ya¬saklarından kaçınmasıdır. Allah`tan hayâ etmeyen yasaklarını çiğner, emir¬lerine karşı laubali olur.

2— Bir kimsenin diğer insanlardan hayâ etmesi: İnsanlardan utanma¬yan, insanların ayıp ve çirkin gördüğü şeyleri de yapar, aldırış etmez. İn¬sanlardan da utanmalıdır ki, fena söz ve hareketlerde bulunmasın.

3— İnsanın kendi nefsinden utanması: İnsanın kendi yaşına ve haline bakarak yalnız başına bulunduğu zaman kötülüklerden sakınmasıdır. Bu olgun kimselerde bulunan bir haldir. Bir kimsede bu üç şekil üzere hayâ bulununca, işte o kemale ermiş demektir. Cenab-ı Hak bizi onlardan eylesin. Âmin!

Hadislerden Öğrendiklerimiz

1. Hayâ Peygamber Efendimiz’in en belirgin özelliklerinden biriydi.

2. Hayâ ile iman arasında kopması mümkün olmayan bir bağ vardır.

3. Hayâ dediğimiz utanma duygusu, insanı, mü’minin şahsiyetine yakışmayan fena davranışlardan alıkoyar.

4. Temiz, asil ve duygulu tabiatları sebebiyle utanma duygusu en fazla hanımlarda güzeldir.

5. Bir mü’minin yapması gereken bütün hareketler, doğrudan doğruya imanla ilgilidir.

6. Utanma duygusu bir kişilik za’fı değil, imanı yüceltip kemâle erdiren vazgeçilemez bir özelliktir.

Abdulkuddus Yalçın / İnzar Dergisi – Haziran 2014



 
18-06-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.